Son Dakika Haberleri: Fotoğraf İçin Akıl Hastanesine Yattı, Picasso'yla 3 Gün Geçirdi! İşte Ara Güler'in Unutulmaz Anıları

Fotoğraf İçin Akıl Hastanesine Yattı, Picasso'yla 3 Gün Geçirdi! İşte Ara Güler'in Unutulmaz Anıları

2 ay önce

90 yaşında hayatını kaybeden Ara Güler'in, 4 sene önce İzzet Çapa'ya verdiği röportajda; Atatürk ile tanışmasından, 6-7 Eylül'e; Adnan Menderes'ten, Pablo Picasso'nun evine kadar anılarını anlattı. İşte o röportaj...

1
Dakika 1 gol 1! Ne soracağımı da unuttum. Bari gazetecilik ezberinden gidelim; çocukluğunuzdan başlarsak efendim...
Dakika 1 gol 1! Ne soracağımı da unuttum. Bari gazetecilik ezberinden gidelim; çocukluğunuzdan başlarsak efendim...

Bir yaz günüymüş, 16 Ağustos Perşembe... Anamın sancıları tutmuş ve altıyı çeyrek geçe de ben doğmuşum. O günden bugüne kadar da yaşıyoruz işte.

2
Anne babandan bahsedelim mi biraz?
Anne babandan bahsedelim mi biraz?

Babam aslen Şebinkarahisarlı, annemse İstanbullu. İkisi de Ermeni. Dedemin yalnız Kadıköy'de altı tane evi vardı, o yüzden annemlerin İstanbul'da tam nerede oturduğunu bilmiyorum.
3
Peki ya baba tarafı?
Peki ya baba tarafı?

Baba tarafında kimse yoktu ki! 1915 Ermeni Tehciri sırasında sürüldükten sonra bir daha ailesinden haber alamamış. Kalmış mı adam yetim! Bizimkini yatılı Ermeni mektebine yollamışlar da o yüzden ölmemiş. O mektebe gitmese, bunu da öldüreceklerdi. Büyük facialar vardır bu memlekette! Allah'ın belası bir memleketti, ne zaman ne olacağı da belli değildi.
4
Neyse biz ülkeyi bırakıp babana geri dönelim...
Neyse biz ülkeyi bırakıp babana geri dönelim...

Eczane sahibi zengin bir herifti. Bakma o zamanlar zaten 4, bilemedin 5 eczane vardı İstanbul'da. Ayrıca öyle şimdiki gibi bakkaldan alışveriş eder misali, "Bana bilmem ne ilacını ver" falan yoktu. İlaçlar dükkanın arkasında yapılırdı. Büyük kimyacıydı benimki. Eczacıbaşı'nın kurucusu Süleyman Ferit Bey de sınıf arkadaşıydı.
5
Eczacıbaşı sonradan aldı yürüdü ama...
Eczacıbaşı sonradan aldı yürüdü ama...
Babamın yanında çoluk çocuk gibi kalıyordu aslında. Fakat 1956'da Adnan Menderes, kalkınma fonundan Türk sanayici ve eczacılarına büyük yardımlar etti. İşte ondan sonra Eczacıbaşı da Eczacıbaşı oldu.
6
Nasıl bir ortam vardı evde?
Nasıl bir ortam vardı evde?

O zamanlar buradaki Ermeniler, Fransız aileleri gibi yaşardı. Entelektüel bir yapımız vardı. Her birimiz en az 2-3 lisan konuşurduk. Beni de en iyi mekteplerde okuttular hep.
7
Seni sınıfta oturmuş öğretmeni dinleyen bir çocuk olarak hayal bile edemiyorum Ara Abi. Hakikaten nasıl bir öğrenciydin
Seni sınıfta oturmuş öğretmeni dinleyen bir çocuk olarak hayal bile edemiyorum Ara Abi. Hakikaten nasıl bir öğrenciydin
Nasıl olacağım, haylazın tekiydim. 3 kere sınıfta kaldım. Zaten bana sorarsan, sınıfta kalmayan herif, adam olamaz. Hep bir korku vardır dersleri iyi olan öğrencilerde, o korkudan dolayı da sürekli çalışırlar. Sokaklarda serserilik yapmayayım diye babam ortaokulun sonunda İpek Film'de işe koydu. Sinema şirketlerinin patronu, İsmail Cem'in babası İhsan Bey eczaneden arkadaşıydı.
8
Ne iş yapıyordun film şirketinde?
Ne iş yapıyordun film şirketinde?
Ne yapacağım ulan? Verdikleri her işe koşuyordum. Benden başka orada çalışan herkes sinemacı oldu, ama benim macera yarım kaldı. Yeni bir filmin fragmanını göstermek için onlarca insanı şirkete davet etmişlerdi. Gösterim sırasında odanın kapısını bir açtım, baktım her taraf yanıyor. Ama öyle böyle değil, çok büyük bir yangın çıkmıştı binada. İtfaiyenin damdan en son kurtardığı adam bendim. Anam üzüntüden şeker hastası oldu o gün. Babam da bir daha izin vermedi sinema yapmama.
9
Küçükken Atatürk'le tanıştığın doğru mu?
Küçükken Atatürkle tanıştığın doğru mu?
Florya Köşkü'nün yanındaki halk plajının üstünde evimiz vardı. Atatürk de zaman zaman oraya gelir denize girerdi. Atatürk'ü görmüşümdür. Çünkü hep orada otururdu, çizgili mayosuyla. Öyle barikat falan da yoktu. O geldiğinde biz de bütün veletler toplanırdık. Daha küçüğüz tabii, Atatürk'ün kim olduğunu bilmezdik bile. Arkası kesik bir sandalı vardı. İşte ben o sandalın arkasına takılıp yüzen veletlerden biriydim. Olay bundan ibaret.
10
Gelelim o zaman muhabirlik dönemine...6-7 Eylül döneminde muhabirlik yapıyordun değil mi?
Gelelim o zaman muhabirlik dönemine...6-7 Eylül döneminde muhabirlik yapıyordun değil mi?
Sinema şirketi yanınca, babam beni hikaye yazıyorum diye Yeni İstanbul Gazetesi'nde işe soktu. 1950'de muhabir oldum. Ondan sonra da b*ku yedim; işte bugüne kadar geldim. Tabii, o günleri çok iyi hatırlıyorum. Yıl 1955. "Halk Oyunlarını Yayma ve Yaşatma Kurumu" vardı. Açıkhava Tiyatrosu'nda bir gösteri olacaktı. Benim vazifem de gidip fotoğraf çekmekti. Neyse ben çıktım yola, İstiklal Caddesi'nde yürüyorum. Bir de ne göreyim? Camı çerçeveyi indiriyorlar her yerde.

Ne yaptın peki?

Taksim Sineması'nın karşısında balkonu olan bir kahvehane vardı. Hemen oraya sığındım. Dışarda o ona bağırıyor, camlar kırılıyor, tüm dükkanlar yağmalanıyor; anlayacağın tam bir kaos. Millet dükkanların vitrinlerinden içeri dalıp yeni elbiselerle çıkıyordu. Kocaman herifler 3 paltoyu birden üstlerine giyiyorlardı. Soygun oldu, resmen soygun!
11
Ne yaptın peki?
Ne yaptın peki?
Taksim Sineması'nın karşısında balkonu olan bir kahvehane vardı. Hemen oraya sığındım. Dışarda o ona bağırıyor, camlar kırılıyor, tüm dükkanlar yağmalanıyor; anlayacağın tam bir kaos. Millet dükkanların vitrinlerinden içeri dalıp yeni elbiselerle çıkıyordu. Kocaman herifler 3 paltoyu birden üstlerine giyiyorlardı. Soygun oldu, resmen soygun! Mehmet Cemal'in anasının Gilda diye bir dükkanı var, süs eşyaları satılıyordu. Gittiğimizde, "Cemal Paşa'nın dükkanıdır burası" diye engel olmaya çalışıyorlardı. "Gilda Türk değildir. Gilda ne demek?" diye başladılar yıkmaya. O zihniyet bugün olsa bütün Türkiye yıkılır, bir tane dükkan kalmaz çünkü gavur isminden geçilmiyor.

12
Aklın sizin eczanede kalmıştır...
Aklın sizin eczanede kalmıştır...

6 Eylül öğleden sonra başlayıp 7 Eylül sabahına kadar süren olaylarda 73 kilise, 7 ayazma, 2 manastır, bir fabrika ile 5538 gayrimenkul tahrip edildi, ama bu olayda Beyoğlu'nda tek dokunulmayan dükkan babamın dükkanıdır.
13
Şanslı adammış baban...
Şanslı adammış baban...
Ne şanslısı ulan? Bizim eczaneyi ilk yardım kliniğine çevirmişlerdi de ondan yıkmamışlar. Yaralananların hepsi oradaymış. Bu da işlerine geldiği için dokunmamışlar. Yoksa etraftaki tüm dükkanları talan etmişler. İptidai bir memleketti burası, iptidai!
14
Biraz havayı yumuşatalım... Fotoğrafını çektiğin en güzel kadın kimdi?
 Biraz havayı yumuşatalım... Fotoğrafını çektiğin en güzel kadın kimdi?
Kesinlikle Antonella Rinaldi! Müthiş bir İtalyan hatundu.
15
Sophia Loren'den de mi güzeldi? Sophia'yı da çektin ama değil mi?
Sophia Lorenden de mi güzeldi? Sophiayı da çektin ama değil mi?
Yahu bırak onu bunu, Antonella muazzamdı.
Hem de ne çekmek! 11 kere gittim Cannes Film Festivali'ne. Bir keresinde Sophia, kocası Carlo Ponti'yle gelecekmiş. Otelin önünde müthiş bir kalabalık, her taraf fotoğrafçı kaynıyor. Hiç ipimde değil, ben milyon kere çekmişim Sophia Loren'i... Ben o fotoğrafçıların arasına girmiyorum, lüks muhabirim randevuyla çalışıyorum anladın mı? Neyse "Kim bekler bunları?" deyip asansöre doğru yürüdüm. Arkamdan kim geldi dersin?
16
Bir baktım Sophia ve Carlo da asansöre doğru yürüyor. Hop, ben de otel müşterisi gibi bindim arkalarından. Suratımı tanıyorlar, ama kim olduğumu bilmiyorlar. Gazeteci olduğumu bilseler anında atarlar. Dokuzuncu katta indiler. Takibe devam ettim. Hep birlikte yürüyoruz, zannedersin aynı ailedeniz. Neyse süitlerine geldik, "Oh be patırtıdan kurtulduk" dediler. Makinemi bir kenara bıraktım, bunlarla sohbet etmeye başladım.
Baktım Sophia yatak odasına geçti. Ayakkabılarını çıkarttı rahat etmek için, yatağın üzerine oturdu. Hemen, "Böyle birkaç kare resmini çekeyim mi senin?" dedim; o da, "Çeeek" dedi. Beni hâlâ arkadaşlarından biri zannediyor Fotoğrafları çektim, İstanbul'a yolladım. Rezalete bakar mısın, gazete, "Muhabirimiz Sophia Loren'in yatak odasında" diye manşet yapmış.
17
Her ünlü kolay kolay 'çeek' dememiştir herhalde?
Her ünlü kolay kolay çeek dememiştir herhalde?
Ne kolayı, resim çekmek uğruna akıl hastanesine yattım. Ürdün Kralı Talal akıl hastanesinde yatıyordu. Adamın öyle bir karısı vardi ki, kafayı üşütmemesi işten bile değildi. Tüm dünya basını devrik kralın bir kare fotoğrafını çekmek için yarış halindeydi, ama başaran yoktu. Neyse ben bunun resmini çekmek için hastaneye gittim. Tabii, almıyorlar içeri. Başladım garip garip hareketler yapmaya, 'hastayım' falan demeye. Maksat hastaneye deli olarak girip fotoğraf çekebilmek! Gittiğimin ilk günü bana bir iğne yapmazlar mı feleğim şaştı. Fotoğraf çekmeye teşebbüs edince Talal'ın korumaları, "Bir daha seni görürsek vururuz" dediler. O gece hastaneden kaçtım.
18
İçinde ukte kalmış, fotoğrafını çekemediğin başka kimler var?
İçinde ukte kalmış, fotoğrafını çekemediğin başka kimler var?
Bir tane çok zorlamama rağmen çekemediğim, bir de fırsat olmasına rağmen bile bile çekmediğim var. ire gibi dolanarak dünyanın en cevval tipini yaratmış Charlie Chaplin'i felçli halde çekmek bana yakışmazdı da ondan. Chaplin benim dünyamı kuran, bana vizyonu veren, hayata bakmayı öğreten adam... O zamanlar İsviçre'de bir satoda yaşıyordu.. Karısı da Amerikalı ünlü yazar Eugene O'Neill'in kızı Oona'ydı. Bunların şatosunun önünde 3 gün kar kıyamet demedim bekledim. Sonunda Oona donmamdan korkup, "Konuşursan konuş, ama resim çekme" dedi...Adam yürüyen iskemlede, felçli resimlerini çektirip akıllarda böyle bir imaj bırakmak istemiyordu. Çünkü o da benim gibi elimdeki fotoğraf makinesinin acımasız olduğunu biliyordu.
19
Objektifinden kaçan isim kimdi?
Objektifinden kaçan isim kimdi?
Jean Paul Sartre! Tam ayağının altına alıp dövmelik, şımarık, Fransız Rosif diye bir sekreteri vardı herifin. Gece sokakta görsem de karanlıktra benzetsem şu p*zevengi diye içimden çok geçirdim, ama yapamadım. Aslında kazığı şuradan yiyorsun; Türk olduğun için... Türk gazeteci olduğunu duyduklarında yarı yarıya kaybediyorsun. Bir de o it araya kamış koydu. Sonunda birkaç resmini çektim Sartre'nin, ama kendisiyle konuşma fırsatım olmadı.
Ulan çektim, ama çekene kadar neler çektim, sen gel onu bana sor. Herkes adamı tanımak istiyor, fakat bir o kadar da çekiniyor. Oğlu benim arkadaşımdı. Bir gün yemeğe davet etti, gittim. Masada muhabbet ederken, "Babamla seni bir araya getirmemi istiyorsun, ama o beni hiç sevmez" dedi.
20
Neden sevmezmiş? Peki nasıl kesişti yollarınız?
Neden sevmezmiş? Peki nasıl kesişti yollarınız?
Yahu Picasso kaç çocuğu olduğunu bile bilmezdi. Mahallede atlamış durmuş işte. Antika bir herif...
Fotoğrafçılığını yaptığım Skira Yayınevi, Picasso'nun kitabını basacaktı. Patron da arkadaşım. "Beni yanında götürmezsen senin için ne bir fotoğraf çekerim ne de bir daha seninle konuşurum" dedim. Ev atmosferindeki fotoğrafları çekme görevini yaptım.
21
Tehditle ulaştın Picasso'ya yani...
Tehditle ulaştın Picassoya yani...
Gittim, üç gün evinde kaldım. Bir ara bana dönüp, "Sen benim bu kadar fotoğrafımı çekiyorsun, ben de senin remini çizeyim" demez mi! Düşünsene çağın en büyük ressamı Picasso beni çizecekti, ama herif 90 küsur yaşında ulan. Verdiği sözü beş dakika sonra unutur diye, başladım etrafında boş kağıt aramaya. Her yere baktım, bir temiz sayfa bulamadım. En sonunda çektim kütüphanesinden bir kitap, açtım kapağını, uzattım Picasso'ya. İçimden de, "Nasıl olsa sayfayı yırtıp alırım" diye geçiriyorum. Sözünü unutmadan çizdi mi resmini? Çizdi tabii. İmzasını da attı. Türkiye'de bir tane orjinal Picasso vardır, o da benim evimde. Ulan sonra baktım, kitap da antika. Sayfasını yırtmam imkansız. Onu da öylece alıp, yanımda getirdim.
22
Ressamlarla devam edelim... Salvador Dali desem...
Ressamlarla devam edelim... Salvador Dali desem...
Herif Dali değil, bildiğin deli. O da az uğraştırmadı beni. İlk tanışmamız Paris Meurice Otel'de kaldığı süitte oldu. Kapısını çaldım, içeri girdim. Burun burunayız herifle. Öfkeli gözlerle bana baktı, "Niye fotoğrafımı çekmek istiyorsun?" diye sordu. Benden "Ünlü bir kişisiniz de ondan" cevabını aldıktan sonra şöyle bir baktı, "Peki. 10 dakika poz veririm ve 25 bin dolar isterim" dedi. "Yanımda nakit yok gidip alayım" diye ayrıldım otelden. Parayı bırak, istediğim gibi çekim yapmam için en az bir saat lazım. Neyse biz hem vakit hem de nakit konusunda pazarlığımızı yaptık. Tekrar gittim bunun yanına. Fakat herif yerinde durmuyor, zannedersin makineyle eskrim yapıyor.
23
Neymiş derdi?
Neymiş derdi?
Dali günlük yaşamında da gerçeküstü öğelerin peşinde bir adamdı. Öyle bir hava yaratıyordu işte. Bir ay boyunca böyle uğraştırdı beni, sonunda, "Ya dosdoğru çekeriz fotoğrafları ya da çeker giderim" dedim.

24
Dali'ye resti çektikten sonra ne oldu?
Daliye resti çektikten sonra ne oldu?
Ertesi gün için söz verdi. Bir gittim, bu sefer odada üç Fransız gazeteci var. "Bunların gözü önünde çalışamam" dedim. Onları göndereceğine söz verdi. Bu aldı gazetecileri karşısına, "Katranın kimyasal formülünü bilir misiniz?" diye sordu. Ulan nereden bilsin adamlar? Neyse baktı hiçbirinden ses yok, Dali kendisi verdi formülü. Sonra da "Ben bastonumu bir kazan katranın içine soksam, o baston 25 bin dolar eder. Siz aynısını yapsanız, hepinize aptal derler. Anladınız mı?" dedi. Gazeteciler başlarını sallayınca da, "İyi o zaman gidip yazın ne anladıysanız" diye adamları gönderdi. İşte ben de o gün Salvador Dali'nin fotoğraflarını çektim. Resimlerden birini de imzalattım. Herif ne kullandıysa 24 saat kurumadı attığı imza. Ee haydi artık keselim, yoruldum ulan!

YORUMLAR


Diğer Galeriler

Şiddet İçerikli Cinsel İlişki Partisine Baskın! Ülkede Gündem Konusu Oldu Ultrasonda Şoke Eden Görüntü: Ailesi, Genç Kızı Balıkla İlişkiye Girmekle Suçladı Irak'ın 1986 Yılındaki Halinden Şaşırtan Kareler Kimsenin Yanına Yaklaşamadığı Kabile, ABD'li Turisti İşkenceyle Öldürdü İngiliz Malı Olduğunu Ayağının Altına Yazdırdı