Son Dakika Haberleri: "2012'de Zor Bir Yıl Olacak"

"2012'de Zor Bir Yıl Olacak"

7 yıl önce

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, üyelik müzakereleri açısından 2011 yılının kolay geçmediğini, ama Fransa'daki cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin AB dönem başkanlığını yürütecek olması dolayısıyla 2012'nin de 2011'i aratabilecek kadar zorluklar barındıran bir yıl olacağını söyledi.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, üyelik müzakereleri açısından 2011 yılının kolay geçmediğini, ama Fransa'daki cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin AB dönem başkanlığını yürütecek olması dolayısıyla 2012'nin de 2011'i aratabilecek kadar zorluklar barındıran bir yıl olacağını söyledi.

Bakan Bağış, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde 2011 yılında yaşanan gelişmeleri ve 2012'den beklentileri Anadolu Ajansı'na değerlendirdi.

Soru: 2011 yılını AB üyelik müzakereleri süreci açısından değerlendirir misiniz-

Cevap: Müzakere süreci ile reform sürecini ayrı tutmamız gerekiyor. Müzakere süreci açısından önümüze konan siyasi engeller nedeniyle 2011'de maalesef fasıl açma konusunda fazla ileriye gidemedik. Ama reformlar konusunda ülkemizde bir seçim yılı olmasına rağmen yıllardır beklenen Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu olmak üzere, çevre ile ilgili, tarımla ilgili, gıda güvenliği ile ilgili bebek mamalarından çocuklarımızın oyuncağına kadar günlük hayatımızı etkileyen birçok konuda önemli adımlar atıldı. Ama 2011'in en önemli reformu bence Anayasa konusunda bir altyapının oluşmasını sağlayacak meclis seçimleriydi. Türkiye'nin gerçekten, o demokrasinin oturmuş olması, halkımızın yüzde 87'sinin sandığa gitmiş olması, kullanılan oyların yüzde 95'inin Meclise yansımış olması ve Meclisteki tüm siyasi partilerin eşit sayıda temsilciyle bir uzlaşı komisyonu kurmuş olması belki de Türkiye'nin demokratikleşmesi ve şeffaflaşması adına yapılmış en önemli çalışmaydı.

Şu anda Meclis Başkanı'mızın çok ciddi ve dirayetli çabaları sonucunda bu komisyon yoğun bir çalışma içerisinde. İnşallah bize yakışan, sivil, şeffaf, bütün vatandaşları eşit şartlarda kucaklayan bir anayasaya kavuşmamız için önemli bir süreç yaşanacak. Tabii bunu eğer başarabilirsek inşallah terör belasından da kurtulmuş olacağız. İnşallah Türkiye'nin AB standartlarında bir anayasaya kavuşması diğer ilgili alanları da etkileyecektir.

Tabii 2011 kolay bir yıl olmadı, ama 2012'nin de 2011'i aratabilecek kadar zorluklar barındıran bir yıl olacağını bekliyoruz. Çünkü 2012 Mayısında Fransa'da bir seçim var. Şimdiden Fransa Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'nin adaylık statüsünü, müzakere sürecini, hatta tarihi gerçekleri çarpıtarak istismar etmeye başladığına hep beraber şahitlik ediyoruz.

Hemen o seçimlerin ardından Temmuz başında takvim gereği, Kıbrıs'ın dönem başkanlığı söz konusu. Maalesef yarım bir devletin üstleneceği bir devlet statüsünde bir dönem başkanlığı ile karşı karşıya kalacağız. Biliyorsunuz aslında Kıbrıs adası AB'ye üye oldu. Ama Türk tarafında, yani KKTC topraklarında AB müktesebatının geçerli olmadığı, askıda olduğu ilan edildi. Bizim arzumuz, gönlümüzden geçen aslında Temmuz'a kadar Kıbrıs'ta iki tarafın eşit bir şekilde temsil edilebileceği bir ortak devletin kurulması ve o ortak devletin dönem başkanlığını üstlenmesi, ama bunun gerçekleşmemesi durumunda bir yarım devletin dönem başkanlığıyla karşı karşıya kalacağız.

O da Türkiye'nin AB sürecinde birtakım engeller ortaya çıkaracaktır. Ama bütün bunlara karşı bizim çok sabırlı ve azimli olmamız gerekir. Çok şükür o da bizde var. Sayın Başbakanımızın talimatıyla diklenmeden dik durma politikasını yürütüyoruz. Bir yandan reformlar konusunda çok ciddi adımlar atıyoruz. Şu anda meclisin gündeminde önemli reform yasalarımız beklemekte. Bunlardan bir tanesi anayasa değişikliği çerçevesinde kabul edilen ombudsmanlık yasası, yani kamu denetçiliği yasası, vatandaşın devletle olan herhangi bir çıkmazını, herhangi bir sorununu mahkemelere başvurmadan cebinden tek kuruş çıkmadan başvurup çözebileceği bir mekanizmanın oluşması. Onun dışında ayrımcılıkla mücadele kurumunun kurulması şu anda meclis gündeminde. Bu da ülkemizdeki farklı gruplara değerlerinden ötürü, inançlarından ötürü, tercihlerinden ötürü ayrımcılık yapılmasını engelleyecek çok önemli bir mekanizmanın oluşmasını sağlayacak. Bir de insan hakları kurumu. Tamamen özerk, tamamen bağımsız bir insan hakları kurumunun kurulması Türkiye'de vatandaşlarımızın insan haklarına yönelik birtakım hassasiyetlerini gözetecek ayrı bir kurumun kurulması çok önemli olacak. Bunlar tabii işin başlangıcı.

-Danimarka dönem başkanlığı-

Soru: Danimarka'nın dönem başkanlığı döneminde yeni bir müzakere faslının açılması mümkün mü-

Cevap: Eğer bizim şartlarımızda açarlarsa biz açma konusunda çok sıcağız. Ama AB'nin içine düşmüş olduğu kriz nedeniyle "bunlardan ne koparabilirsek kardır" yaklaşımı sergileyeceklerse faslın açılması bizim boyumuzu yükseltmez. Yani biz faslın açılmasına endekslemiyoruz, biz kendi reformlarımıza endeksliyoruz. Türkiye'nin Rekabet faslını açmaması için hiçbir sebep yok. Türkiye'nin Eğitim ve Kültür faslını açmaması için hiçbir sebep yok. Enerji faslını açmaması için bir sebep yok. Ama Rekabet faslında falan komisyon yetkilisi Türkiye'deki Serbest Ticaret Bölgelerindeki teşviklerin kaldırılmasını isterken o teşviklerden kat kat daha fazlasını Fransız Hükümeti kendi süt çiftçisine teşvik olarak veriyorsa ben bunda "bir saniye" derim. Veyahut da Eğitim ve Kültür gibi son derece makul bir faslın açılışını sadece Kıbrıs Rum yönetimi şımarık bir tavırla engelliyorsa ve 26 ülke buna seyirci kalıyorsa orada bir yanlışlık olduğunu ben vurgularım.

AB'nin ve üye ülkelerinin ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının yüzde 70'i Türkiye'nin doğusunda, kuzeyinde ve güneyindeyken, yani birileri mobil enerji kaynakları iletim teknolojileri geliştirmedikçe Avrupa'nın o enerji kaynaklarına ulaşabilmesi için Türkiye'ye ihtiyacı varken hala Enerji faslı açılmıyorsa ve bunun tek müsebbibi Kıbrıs Rum yönetimi ise 26 ülke de buna seyirci kalıyorsa orada o zaman bu sorunu Avrupalıların düşünmesi lazım. Artık bu fasılların açılmaması Türkiye'den çok Avrupalıların sorunudur. Çünkü Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihtiyacı, Avrupa'nın Türkiye'ye olan ihtiyacına kıyaslandığı zaman farklı bir gidişat sergilemektedir. Türkiye AB üyesi olmadan da çok AB üyesi ülkeden daha fazla altyapı yatırımı yapabilmiştir, daha fazla tasarruf yapabilmiştir, daha başarılı bir ekonomik gösterge ortaya koyabilmiştir. Biz 2010 yılında yüzde 8,9 büyüdük. 2011 yılında şu andaki ortalamalar yüzde 10 civarında bir büyüme gösteriyor. AB ortalamasının 6-7 katı hızla büyüyoruz. OECD rakamları Türkiye'nin 2020'ye kadar Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olmaya devam edeceğini söylüyor. Aynı OECD 2050 yılında Türkiye'nin Almanya'dan sonra ikinci en büyük ekonomisi olacağını söylüyor. Eğer Almanya Avrupa'nın batmakta olan ülkelerinin borçlarını ödemeye kalkarsa belki en güçlü ekonomisi dahi olabiliriz. Böyle bir potansiyelle Türkiye ilerlerken Türkiye'nin önüne çıkarılan engeller, filan ülkedeki falan siyasetçinin kendi seçim çabaları nedeniyle seçim kaybetme korkusu nedeniyle Türkiye'yi istismar etmeleri bize değil, Avrupa'ya zarar verir. Avrupa halklarının çıkarlarına zarar verir.

2012 yılı belki de bu yönden biraz zorlu olacak, ama 2012 sonrası için de çok farklı bir platformu hazırlayan bir yıl olacak. Ben 2013 sonrasında Türkiye'nin Avrupa'nın parlayan yıldızı olacağına inanıyorum. Çünkü 2013'e girmekle hem Fransa seçimlerini geride bırakmış olacağız, hem Kıbrıs Rum yönetiminin dönem başkanlığı bitmiş olacak, hem Almanya seçimleri artık şekillenmiş olacak, hem ABD'de yeni bir yönetim dünyaya farklı bir bakış sergiliyor olacak ve Türkiye'de de istikrar adına çok önemli bir noktada olacağız. Biz de 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru giderken o yılda önemli birtakım süreçleri yaşayabiliriz düşüncesi içindeyim.

-Vize muafiyeti-

Soru: Vize muafiyeti konusunda 2012 yılı içinde nasıl bir gelişme bekleyebiliriz-

Cevap: İlk adımda vizelerin kolaylaştırılması yolunda birtakım adımların gerçekleşmeye başladığını görüyoruz. İşte AB Komisyonu açıkladı. Artık üye ülkeler farklı farklı belgeler talep edemeyecekler. Hepsinin yeknesak bir belge talep listesi oluştu. Belki ülkemizin farklı coğrafyalarında, bir Karadeniz bölgesinde, bir Akdeniz bölgesinde birer ortak vize ofisinin açılması söz konusu. Artık vatandaşlarımıza kısa süreli vizeler yerine daha uzun süreli, çok giriş çıkışlı vizeler verilmeye başlanacak vize fiyatları düşürülecek, bazı özel firmaların ülkeler adına vize takibi yapması ve vatandaşın vize alma sürecinde yaşadığı sıkıntıların giderilmesi için yetkilendirme olacak. Mesela Alman hükümeti bir ihale açtı yakında, onun şu anda sürecini takip ediyoruz. Amerikalılar AB üyesi olmamakla birlikte bunu bazı özel taşeron firmalar aracılığıyla yürütmeye başladılar. Bütün bu gelişmeler sürerken öte yandan Türkiye'nin nihai hedefi, AB üyesi ülkelerin Türkiye'ye uyguladığı vizelere tamamen son vermektir. O konuda baskımız sürecek. Ama konularınızda haklı olmak yetmiyor, güçlü olmanız lazım. Türkiye'nin ekonomik olarak güçlenmesi bu konularda da elini güçlendirmektedir."

Soru: Terör örgütüne Avrupa ülkelerinin destek verdiği iddiaları sürekli gündeme geliyor, bugün itibariyle bu destek konusunda ne söyleyebilirsiniz-

Cevap: Şu anda AB üyesi birçok ülkenin tutumunu aslında "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diye özetlemek mümkün. Yani "Türkiye'deki terör olayına çok fazla girersek bizim ülkemizin içerisinde yaşayan Türk ve Kürt asıllı insanlar arasında bir çatışma olur, bundan da bizim ülkemizin huzuru kaçar" korkusunu yaşayan maalesef çok AB üyesi ülke var. Ama ümit ediyorum ki 2012'nin başında Ocak ayının ortasında Danimarka yargısı doğru kararı verecektir ve ülkemizdeki kardeşi kardeşe düşürmeye çalışan fitneci yayınlara son verilmesi için Roj TV'yi kapayacaktır. O konudaki kararın 2012'nin Ocak ayında alınmasını bekliyoruz.

Onun dışında diğer ülkelerde maalesef terör örgütü yandaşlarının zorla, tehditle, şantajla para topladıklarını, insanları tehdit ettiklerini biliyoruz. Ona yönelik bazı operasyonların artması beklentilerimiz var. Aynı şekilde PKK'nın sadece bir terör örgütü değil, çok ciddi bir uyuşturucu ve rant şebekesi olduğunu Avrupalı müttefiklerimize vurguluyoruz. Hatta Avrupa'nın şu anda en geniş uyuşturucu ağı PKK'nın elindedir. Evet bizim askerlerimizi, bizim insanlarımızı, bizim öğretmenlerimizi, bizim günahsız yavrularımızı belki mermilerle öldürüyor PKK, ama Avrupa'nın insanlarını da özellikle Avrupa'nın genç nüfusunu da uyuşturucu ile zehirleyerek öldürüyor. Buna Avrupalı müttefiklerimizin de artık dur demesinin vakti gelmiştir.

2012 boyunca da aynı 2011'de, 2010'da, 2009'da olduğu gibi Avrupalı müttefiklerimize PKK'nın aslında onlar için de bir sorun olduğunu, Berlin'in, Paris'in, Amsterdam'ın güvenliğinin Şırnak'ta, Batman'da, Diyarbakır'da başladığını anlatmaya devam edeceğiz. Bıkmadan usanmadan bu konuda politikalarımızı anlatacağız. Bunu yaparken de kendi ülkemizin içindeki demokratik alanı genişleteceğiz. Bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağız. Her bir vatandaşımızın anayasal haklarından sonuna kadar yararlanabilmesinin önünü açacağız.

Soru: Terör örgütüne son birkaç ayda önemli kayıplar verdirildi. Bu süreçte neler değişti ve olumlu neticeler alınmaya başlandı mı-

Cevap: Şu anda herhalde devletin kurumları arasında tarihte görülmediği kadar yakın bir diyalog ve işbirliği var. Artık iletişim konusunda birtakım engelleri aşmış, askeriyle, polisiyle, zabıtasıyla, sahil güvenliğiyle, istihbaratıyla bütün kurumlarımızın tek vücut, tek yumruk büyük bir çaba içerisine girdikleri bir dönemi yaşıyoruz. Sayın Başbakanımızın bütün kurumlarımızdan en büyük beklentimizin, siyasi iradenin en büyük beklentisinin ülkenin çıkarları için yüzde yüz dayanışma olduğunu vurgulamasından sonra gerçekten kurumlarımız bu konuda hassasiyet göstermişlerdir. İnşallah bunun neticesinde daha büyük başarılar da gelecektir.

Soru: KCK operasyonları hakkında eleştiriler var bu konuda ne söylersiniz-

Cevap: Her ülke kendi güvenliğini mekanizmalarıyla korur. Bugün Almanya'da birileri çıksa "biz alternatif devlet kurduk" dese Alman hükümetinin buna sessiz kalacağını mı zannedersiniz- veya Hollanda'da ya da Fransa'da birileri çıksa "Biz artık karar verdik kendi vergimizi kendimiz toplayacağız, kendi kurallarımızı kendimiz koyacağız, kendi yargımızı kendimiz tecelli ettireceğiz, biz burada alternatif bir devlet oluşturuyoruz" dese, o ülkelerin, Hollanda'nın Fransa'nın, İngiltere'nin, Almanya'nın, Belçika'nın buna seyirci kalacağını mı zannedersiniz. Her ülkenin devlet anlayışı orada düzeni koruma üzerine kuruludur. Bu çerçevede Türkiye tabii ki üzerine düşeni yapacaktır.

Türkiye'de erkler ayrımı vardır. Yargı, yürütme ve yasama farklı görev alanlarında farklı amaçlara hizmet etmektedir. Ama ortak paydası da devletin birlik ve beraberliğini korumaktır. O görevlerinde her kurum kendi mesuliyetini yerine getirecektir. Bir yanlış varsa da onun başvurulması gereken düzeltilmesi gereken makamlar da bellidir. Ben KCK operasyonları çerçevesinde her gözaltına alınan suçludur demiyorum. Bir kişi suçu ispat edilene kadar suçsuzdur. Öyle olmalıdır. Ama birtakım savcılarımız hakimlerimizi ikna edecek kadar belgeler, bulgular, deliller ortaya koymuşlar ki bu operasyonlar gerçekleşiyor ve bunun çerçevesinde bu gözaltılar gerçekleşiyor. Onları takip etmek ve yargının bu süreci en hızlı şekilde sonuçlandırması için kendilerine fırsat vermek gerekir diye inanıyorum.

-Ermeni iddiaları-

Soru: Ermeni iddialarının Fransa parlamentosunda kabul edilmesinin ardından Türkiye bazı yaptırım kararları açıkladı. Fransa'nın bu tutumunu devam ettirmesi halinde ne tür yeni tedbirlerin alınması düşünülüyor-

Cevap: Bunu bu aşamada isterseniz Fransız yöneticilerin tahayyül gücüne, hayal gücüne bırakalım. Türkiye'nin bu konudaki yaptırımlarının, daha ilk aşamadaki yaptırımlarının ne olduğundan ikinci aşamanın ne olacağını onlar düşünsünler.

Soru: diğer Avrupa ülkelerinde benzer tasarıların gündeme gelme ihtimali var mı-

Cevap: Çok fazla yok. Çünkü bu tasarının kendisinin bile akla ziyan bir tasarı olduğunu Avrupalı muhataplarım da söylüyorlar. Çünkü bu tasarının tarihi gerçeklerle alakası yok. Tarihi tartışmayı engellemeye yönelik bir tasarıdır bu. İfade özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik bir tasarıdır bu. Bu tasarının metnini iyi incelediğiniz zaman aslında tasarının Fransız ihtilalinin bütün değerlerine karşı bir tasarı olduğunu, Fransız Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine aykırı bir tasarı olduğunu, ama daha da önemlisi Fransa'nın kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Birliği'nin müktesebatına, kurumlarına, kurallarına, işleyiş tarzına aykırı bir tasarı olduğunu görürsünüz. AB üyesi ülkeler de bunu artık taşıyamazlar. Çünkü bu tasarı tamamen ifade özgürlüğünü kısıtlayan, 1915 olayları ile ilgili yeni çıkan bir belgeyi, bulguyu bile bir tarihçinin ortaya koymasını engellemeye kalkan bir tasarıdır. Bunun da akılla izanla mantıkla pek bir bağdaşık noktası yoktur.

-Cumhurbaşkanının görev süresi-

Soru: Cumhurbaşkanının görev süresi ne olacak-

Cevap: Benim şahsi yorumum Sayın Cumhurbaşkanımız, kendisi gibi, mecliste seçilen her cumhurbaşkanı gibi 7 yıllığına seçilmiştir. Ben bir milletvekili olarak Sayın Abdullah Gül'e Cumhurbaşkanı seçilmesi için oy verirken onun 7 yıl görev yapması için oy verdim. Kendisi gibi Meclise seçilen herkes gibi onun da 7 yıl görev yapmak en doğal hakkıdır. 2007 yılında seçilmiştir. 2014 yazında görev süresi dolar. O zaman anayasanın sonradan değişen maddesi gereğince yeni cumhurbaşkanı Meclis tarafından değil, halk tarafından seçilir. Halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı da 7 yıllığına değil, anayasamız gereğince 5 yıllığına seçilir. Beş yılın sonunda da eğer isterse ikinci bir kez aday olabilir.

Ben milletimizin gönlünden geçen cumhurbaşkanını iyi kötü tahmin edebiliyorum. Ama önemli olan Sayın Cumhurbaşkanımızın da Sayın Başbakanımızın da şu anda seçilmiş oldukları görevde ülkenin birlik ve beraberliği için, güçlenmesi, kalkınması için başarılı hizmetler yapabilmesi için fırsat vermektir. Vakti zamanı geldiğinde de Türkiye o demokratik olgunluğu içerisinde seçimini yapar. Sayın Cumhurbaşkanımız, 2014'ün Temmuzuna kadar görevinin başındadır. Sayın Başbakanımız da 2015 Haziranına kadar seçilmiş bir milletvekilidir, ama bu süre içerisindeki farklı gelişmeler çerçevesinde gerekli adımlar atılacaktır diye düşünüyorum.

-Espriler ve eleştiriler-

Soru: Bir eş ve baba olarak 2011 yılı nasıl geçti, 2012 yılından neler bekliyorsunuz-

Cevap: 2011'de maalesef aileme yeteri kadar vakit ayıramadım. Çocuklarım konusunda biraz suçluluk hissine kapılıyorum. Hatta babalar gününde çocuklarıma gidip annenize hediye alın dediğimi hatırlarım. Çünkü maalesef hem annelik hem babalık görevini eşim üstlendi. Ama 2012'de ümit ederim ki biraz daha çok vakit ayırabilirim. Şundan da çok mutluyum: çok anlayışlı bir eşim ve iki çocuğum var. Onlar da bu uzak kalmanın, evden ayrı kalmanın aslında ülkenin çıkarları için gereksinim olduğunun farkındalar ve destek veriyorlar. O yüzden de aileme müteşekkirim.

Soru: Son aylarda özellikle esprilerinizle çok gündeme geldiniz. Twitter'da hakkınızda çok yorumlar yapıldı, bunları nasıl karşılıyorsunuz-

Cevap: Benim aslında yaptığım bir Leonardo esprisi Türkiye'de 43 bin kişinin cebinden tek kuruş para çıkmadan Avrupa'dan eğitim alabileceğini ülkemizde duyurmak adına çok önemliydi. Belki beni biraz eleştirdiler. Ama o espri sayesinde birçok kişi AB fonlarıyla Leonardo da Vinci programı kapsamında her yıl on binlerce insanın Avrupa'da gidip eğitim alabileceğini öğrendi. Ulusal Ajansımızın web sayfasına tıkladı, oradan başvuru formlarını indirdi. Evet, belki biz biraz yıpratıldık, belki biraz eleştirildik, ama o espri sayesinde binlerce insanın bir vizyona kavuşmasına vesile olduk. Esprilerin kötü tarafı yok. Espriler eğer insanların yüzüne gülümse koyabiliyorsa onların dertlerini, streslerini, üzüntülerini bir anlığına bile olsa unutturabiliyorsa varsınlar beni eleştirsinler, yeter ki milletimin yüzü gülsün.

Soru: Üç dönemdir meclistesiniz, tüzüğünüz gereği aday olmayacaksınız, ileriye yönelik hedefleriniz nedir-

Cevap: Tekrar aday olmayacağım. İngilizce bir atasözü vardır, "Tanrıyla şakalaşmak istersen plan yap" derler. Siyaset hiç hesapta olmayan bir şekilde sayın Başbakanımızın bir davetiyle önüme çıktı. Ben de o daveti almaktan onur duyduğum için siyasete girdim. Önümüzdeki dönemde de eminim birtakım farklı fırsatlar olacaktır. Önemli olan şu anda Türk milleti bizi 2015 Haziranına kadar bir göreve seçti. Milletin vekili olmak çok büyük bir onur. Onun hakkını verelim, 2015 geldiği zaman da ondan sonrası için planlarımızı yaparız.

Soru: 2012 mesajınız nedir-

Cevap: 2012 AB için bir toparlanma yılı olacak, ama bu toparlanmanın sancıları olacak. Bu süreçte birbirimize sıkı sıkı sarılmak, daha çok üretmek, daha çok çalışmak durumundayız. Zorlukları aşarız, ama bu zorlukların bizi güçlendirmesi için de vesile olmasını sağlamalıyız. Ülkemizdeki farklılıkları zenginlik olarak görüp birbirimizi değiştirmek yerine olduğumuz gibi kabul edip, sevip sayıp birlikte üretmeye, birlikte ter dökmeye yoğunlaşmalıyız diye düşünüyorum. Bütün vatandaşlarımın yeni yılını kutluyorum. 2012'nin herkese bolluk, sağlık, muhabbet, başarı ve temennilerinin gerçekleşebileceği bir yıl olmasını istiyorum. - İSTANBUL



Adnan Oktar Örgütüne Kazakistan'dan Her Ay 1 Milyon Dolar Geldiği Ortaya Çıktı Ev Hapsinde Bulunan Rahip Brunson'un Koşu Bandı İsteğine Savcılık Onay Verdi

ABD'yi DTÖ'ye Dava Eden Türkiye İçin Rusya'dan Açıklama Geldi: İşbirliği Gelişebilir