4. İstanbul Forumu - Son Dakika

4. İstanbul Forumu

04.10.2013 13:47
4. İstanbul Forumu, System.String[]

Cumhurbaşkanı Gül: (3) "Gerçek anlamda Suriye halkının tamamının iradesi nedir? Bunu ortaya çıkarabilecek ortamı sağlamak en kritik meseledir. Bununla ilgili muhakkak ki çok ciddi prensiplerin, ilkelerin, gerektiğinde gücün ortaya konması şarttır" "Çünkü bu savaşın, artık bir 'proxy savaşı'na dönüştüğü ortadadır. 'Bunlar P5'in içinde değil' diye bunları sokmazsanız, yok görürseniz, bu savaş yine bir şekilde devam eder" "Vaktiyle Irak ile ilgili olarak 'komşu ülkeler' sürecinin başlamasına öncülük eden biri olarak, bu tür bir yapılanmanın Suriye için geç kalınmış ancak en makul yol olduğu kanaatindeyim" "Birinci Cenevre tamamen taktikti. Tamamen vakit kaybedildi. Şimdi İkinci Cenevre'nin kesinlikle öyle olmaması gerekir" "Onun için hemen acele yapılması çok önemli değil. İyi hazırlıklı gidilmesi çok önemli. İyi hazırlığın yapılması, perde arkası çalışmaları, mutabakatların en iyi şekilde sağlanması gerekir"

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, uluslararası camianın Suriye halkının tamamının özgür iradesinin tecelli edeceği bir siyasi ortamı tesis etmesi gerektiğini kaydederek, "Gerçek anlamda Suriye halkının tamamının iradesi nedir? Bunu ortaya çıkarabilecek ortamı sağlamak en kritik meseledir. Bununla ilgili muhakkak ki çok ciddi prensiplerin, ilkelerin, gerektiğinde gücün ortaya konması şarttır " dedi.

Gül, STRATİM tarafından düzenlenen 4. İstanbul Forumu'nda yaptığı konuşmada, Suriye'de çözümün temel parametrelerinin belli olduğunu, Türkiye de dahil bir çok uluslararası aktörün, bu kadar kan aktıktan, milyonlarca insan mülteci durumuna düştükten ve şehirler yıkıldıktan sonra Suriye'de yeni bir yönetimin olması konusunda mutabık olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bunun yöntemi, Suriye rejimini, üzerinde mutabık kalınacak geçiş sürecine ilişkin hükümlere riayet etmeye zorlayacak yaptırım mekanizmalarına sahip bir çözümün ortaya konulmasıdır. Böylelikle iç savaş sona erdirilecek, Suriye halkının güvenliğini temin edecek ve ülkenin geleceğini Suriye halkının bütün kesimlerini dahil edecek bir çözüm perspektifi ortaya çıkaracaktır. Burada kritik olan uluslararası camianın, Suriye halkının tamamının özgür iradesinin tecelli edeceği bir siyasi ortamı tesis etmesidir. Yoksa göstermelik bir seçimin yapılması değildir. Gerçek anlamda Suriye halkının tamamının iradesi nedir? Bunu ortaya çıkarabilecek ortamı sağlamak en kritik meseledir. Bununla ilgili muhakkak ki çok ciddi prensiplerin, ilkelerin, gerektiğinde gücün ortaya konması şarttır. Ben böyle bir çıkış stratejisinin ancak Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Suriye'nin komşularının samimi şekilde birlikte çalışmasıyla mümkün olacağına inanıyorum. Çünkü bu savaşın, artık bir 'proxy savaşı"na  dönüştüğü ortadadır. 'Bunlar P5'in içinde değil' diye bunları sokmazsanız, yok görürseniz, bu savaş yine bir şekilde devam eder. Vaktiyle Irak ile ilgili olarak 'komşu ülkeler' sürecinin başlamasına öncülük eden biri olarak, bu tür bir yapılanmanın Suriye için geç kalınmış ancak en makul yol olduğu kanaatindeyim."

"Bölgede 'fetret devri' mi başlayacak?"

Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da, herkesin geleceğini etkileyecek gelişmeler karşısında bazı soruların da muhtemel cevaplarının sürekli düşünülmesi gerektiğini aktaran Cumhurbaşkanı Gül, şöyle devam etti:

"Bu süreç sonucunda, 21. yüzyılda, bu bölgede, istikrar, barış ve refahın hüküm sürdüğü bir Rönesans devri mi yoksa bir kısım bölgesel rekabet hesapları uğruna, hangi mezhep veya etnik gruba mensup olursa olsun, milyonlarca insanın yeni ızdıraplara maruz kalacağı bir bölgesel 'fetret devri' mi başlayacaktır? Bölgede etnik, dini veya mezhebi aidiyeti ne olursa olsun herkesin kendini ve geleceğini güvende hissedeceği bir dönemi başlatmak için ne yapılması gerekir? Bu sorulara verilecek cevaplar ve izlenecek harekat tarzı Tunus'ta başlayan ve sonuçları itibarıyla bu bölgeyi ve küresel istikrarı etkileyecek olan büyük dönüşüm sürecinin akıbetinin de belirleyicisi olacaktır."

İki senaryo

Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasında önlerinde iki farklı senaryo olduğuna inandığını ifade ederek, bunları şöyle açıkladı:

"Bu bağlamda önümüzde iki senaryonun olduğuna inanıyorum. Birincisi; her büyük dönüşüm sürecinde olduğu gibi çeşitli iç ve dış faktörlerin devreye girdiği jeopolitik çıkar algılarının ve güç dengesi siyasetin izlendiği senaryolardır. Dahası jeopolitik çıkara dayalı çatışmacı anlayışın bir diğerini öteki ve hasım gören etnik kimlik siyasetiyle birleştirilmesidir ki, bu daha önce de ifade ettiğim gibi İslam dünyasının Avrupa'dakine benzer bir Ortaçağ karanlığına taşınması demektir. Şu anda maalesef böyle bir dönem başlangıcındayız. Herhangi bir ülkenin, mezhebin ve toplumun böyle bir dönemden kazançlı çıkması ise imkan ve ihtimal dahilinde değildir. Neticede sadece kendi kendisini tüketir herkes. Bugün Suriye'de olan nedir? Bir ülke halkıyla bütün potansiyeliyle kendi kendini tüketmektedir, ne olursa olsun, mezhebi, dini, etnik yapısı... Diğer bir ifadeyle medeniyetler çatışmasından daha vahim bir medeniyet içi çatışmaya yol açacak bu senaryo, herkesin kaybedeceği bir felaket senaryosudur.

İkinci senaryo ise mevcut tehlikenin boyutlarını idrak ederek, dar jeopolitik çıkarlara dayanan etnik ve mezhebi kimlik siyasetini reddetmektir. Avrupa'nın bu tarz siyasetin ürünü olan savaş ve çatışmalardan çıkardığı derslerle hayata geçirdiği başarılı ekonomik entegrasyon ve güvenlik mimarileri, hepimizin malumudur."

Siyasi ve dini liderler ile kanaat önderlerine düşen temel sorumluluk

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Orta Doğu'da yaşayan halkların da ortak değerler ve çıkarlar etrafında buluşarak, kendi bölgelerini barış, istikrar ve refah havzasına çevirebileceklerini kaydetti.

Bölgedeki siyasi ve dini liderlere, kanaat önderlerine düşen temel sorumluluğun, akıl ve basiretle hareket ederek, herşeyden önce ülkelerindeki değişim sürecini yönetmek ve öncülük etmek olduğunu vurgulayan Gül, "Kendi iç barışını tahkim etmiş her ülke emin olun bölgesel barışın da en güçlü savunucusu olacaktır. Böyle liderler hak, adalet, sağduyu ve evrensel değerleri temel alan bir anlayışla hareket etmek suretiyle ikinci senaryoyu hakim kılmak için çaba gösterirler" diye konuştu.

Bugüne kadar Orta Doğu'da pek çok ülke ve bu bölgeyle alakalı olan pek çok büyük gücün, Orta Doğu'da savaşa, kriz yönetimine muazzam enerji ve kaynak harcadığını anlatan Gül, bütün bu pahalı ve insani maliyeti yüksek maceralardan alınan sonucun ortada olduğunu söyledi. Gül, artık bölgede barışı planlamının ve barışa yatırım yapmanın zamanın çoktan geldiğini ve geçtiğini dile getirdi.

En kalıcı barış projelerinin savaşların, çatışmaların ve krizlerin en zirve noktalarında ortaya çıktığını kaydeden Gül, "Emin olun samimi barışın planlanması ve finanse edilmesi, kriz yönetiminden de savaştan da çok daha az enerji ve kaynak gerektirecektir. Yeter ki anlayış bu noktada olsun. Barış, demokrasi ve kalkınmanın kol kola ilerlediğiyse hepimizin malumudur. Bölgede gerçek istikrar ve barışın teminatı ancak böyle bir anlayışın hakim olacağı bir düzenin kurulmasıyla mümkün olacaktır" ifadelerini kullandı.

Sorular

Cumhurbaşkanı Gül, toplantıda katılımcıların sorularını da cevapladı.

Bir yabancı konuğun, "İsrail ve Türkiye arasındaki ilişkilerde bir gelişme görüyor musunuz? İki ülke arasındaki yakınlaşmayı sağlamak için ne yapmalı?" sorusuna Gül, şu karşılığı verdi:

"Biliyorsunuz bu konuda, yavaş da olsa bir gelişme var. Bununla ilgili Türkiye'nin temel beklentileri vardı. Bu beklentilerden bazıları hemen karşılanacak gibi olandı yani özür dileme, biliyorsunuz İsrail yaptı. Diğerlerinde de heyetler arasındaki görüşmelerle mesafe alınıyor. Biraz sessiz gidiyor ama heyetler bir araya geliyorlar, konuşuyorlar ve umarım ki bir neticeye ulaşılacaktır."

Suriyeli katılımcıdan Türkiye'ye teşekkür

Cumhurbaşkanı Gül, Suriyeli bir katılımcının "Türkiye hükümetine, pozisyonu için teşekkür ediyorum. Suriye halkı bunu hiçbir zaman unutmayacaktır. Benim sorum, Suriye'deki uzlaşma sürecinde, net olarak, bölge ülkeleri ve uluslarası toplum nasıl bir rol oynamalı?" sorusu üzerine şunları söyledi:

"Bu savaş, çok dar kapsamlı bir savaş değil şu anda biliyorsunuz. Bu savaşın taraflarını destekleyenlere baktığımızda bunun bir 'proxy savaşı'na dönüştüğü kaçınılmaz. Aynı zamanda Soğuk Savaş mentalitesinin de devrede olduğunu görüyoruz. Bu çerçeve içinde ilgili ülkelere baktığımızda BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan ülkeler de var direkt bu işin içinde olan, yeni bu işi direkt takip eden. Bölgeye çok yakın, güçlü yapıları olan ülkeler var. Böyle olunca, önce BM Güvenlik Konseyi'nin kesinlikle bir neticeye varması gerekir. Bir mutabakata varması gerekir. Bu şimdiye kadar gerçekleşmedi. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Rusya'nın niçin burada direndiği... Bana sorarsanız, ben 1,5 sene önce, Rusya ve İran'ın bu işin içinde olmasını açıkça söyledim. Özellikle Libya'daki ilk müdahaleden sonra bazı BM Güvenlik Konseyi üyelerinin, Rusya'yı tamamen, Rusya 'evet' dedikten sonra tamamen saf dışı bırakmış olmalarını herhalde Rusya'nın unutmasını beklemek mümkün değil. Doğru, yanlış bunlar ayrı."

"Sürpriz olmadı"

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, reel bir bakış açısını ortaya koymak istediğini, adımların da ona göre atılması gerektiğini ifade ederek, dolayısıyla bu süreç içinde Rusya'nın takındığı tavrın kendisi için hiç sürpriz olmadığını aktardı.

Gelinen noktada kimyasal silahlarla ilgili bu son anlaşmada, Suriye'de olup bitenlerin uluslararası güvenlik için tehdit olarak sınıflandırılmasının önemine işaret eden Gül, şöyle devam etti:

"Çünkü 7. madde ancak böyle işler. Bundan sonra herhangi bir şekilde çok daha büyük bir insanlık dramı, bir devam eden savaşı daha da büyütecek bir olay olduğunda veyahut herhangi bir şekilde kimyasallarla ilgili dürüst adım atılmadığında yeni bir Güvenlik Konseyi'ne gerek olmadan hareket edilebileceğini tahmin ediyorum. Bu kapı açılmış oldu. Bu açıdan bu önemli bir şey. Birinci Cenevre tamamen taktikti. Tamamen vakit kaybedildi. Şimdi 2. Cenevre'nin kesinlikle öyle olmaması gerekir. Onun için hemen acele yapılması çok önemli değil. İyi hazırlıklı gidilmesi çok önemli. İyi hazırlığın yapılması, perde arkası çalışmaları, mutabakatların en iyi şekilde sağlanması gerekir. Yoksa hazırlıksız şekilde gidip, masanın etrafında, hadi orada münakaşa başlarsa, onların nasıl bittiğini hepimiz biliriz. Uluslararası P5, Güvenlik Konseyi'nin mutabakatı da yetmez. Çünkü bölge ülkelerinin hepsinin kendi algılamaları var, tehdit algılamaları var... Bunları da gözardı ederseniz yine olmaz bu iş. İstikrarsızlık yine sürer. O bakımdan böyle bir katılımla benim önerim buydu. Geçen hafta New York'ta da bunu bir çok platformda söyledim. Bir tarafta Güvenlik Konseyi'nin 5 ülkesi, diğer tarafta bu işin dolaylı olarak içinde olan ülkelerin de bir araya geleceği çok sıkı bir çalışmayla diplomatik sonuç ancak böyle bulunur. Siyasi ve diplomatik sonucun yolunun bu olduğunu söylüyorum."

- İstanbul

4. İstanbul Forumu
4. İstanbul Forumu

- Kaynak: AA

Son Dakika Güncel 4. İstanbul Forumu - Son Dakika


Son Dakika

24'ü futbolcu 34 korona vakası tespit edilen İzmir ekibi Altay'ın maçı ertelendi Koronavirüs salgınının başladığı tarihten bu yana Fransa'da, en yüksek günlük vaka sayısına ulaşıldı Evinde cansız bedeni bulunan gencin şüpheli ölümü polisi harekete geçirdi Kick boksun Türkiye'deki öncülerinden Tarık Solak vefat etti Kaya Çilingiroğlu, maske işini bu defa abarttı! Taktığı kaskla yine gündem oldu Eski kocasını öldürüp tandırda yakan kadın tutuklandı, ifadesinde cinayeti detaylarıyla anlattı Aliyev silah aldıkları ülkeleri tek tek saydı! Türkiye ilk sırada değil Bakan Koca, koronavirüs en çok bulaştığı ortamı ilk kez açıkladı: Evde bulaş oranı daha yüksek