DHA YURT ÖZEL GÜNDEM (TEKRAR) - Son Dakika

DHA YURT ÖZEL GÜNDEM (TEKRAR)

13 gün önce

Domatesin bir kısmında halen hormon kullanılıyor SERALARDA çiçeklerde döllenmeyi doğal yolla sağlayan bombus arılarının en büyük üreticilerinden Koppert Türkiye Genel Müdürü Ali Eroğlu, domates seralarında 320- 350 bin koloniye yakın arı kullanımı gerekirken, 70- 80 bin koloni daha az...

DHA YURT ÖZEL GÜNDEM (TEKRAR), System.String[]

Domatesin bir kısmında halen hormon kullanılıyor

SERALARDA çiçeklerde döllenmeyi doğal yolla sağlayan bombus arılarının en büyük üreticilerinden Koppert Türkiye Genel Müdürü Ali Eroğlu, domates seralarında 320- 350 bin koloniye yakın arı kullanımı gerekirken, 70- 80 bin koloni daha az olduğunu, özellikle ağustos ortası öncesi dikim yapanların bombus arısı yerine hormon da denilen bitki gelişim düzenleyicileri kullandığını açıkladı.

Türkiye'nin en önemli örtü altı üretim merkezi Antalya'da, özellikle kış aylarında başta domates olmak üzere biber, patlıcan, kabak, salatalık gibi birçok ürün serada üretilerek, hem iç pazar, hem de Avrupa ve Rusya başta olmak üzere birçok ülkeye ihraç ediliyor. Antalya ve Türkiye'deki seraların büyük bölümünde, hormon da denilen bitki gelişim düzenleyicisi ilaçlar yerine, 'bombus' denilen arılar kullanılarak, doğal tozlanma ile üretim yapılıyor.

ÜRETİMİ 2000 YILINDA BAŞLADI

Türkiye'deki en büyük bombus arı üreticilerinden Koppert firması Genel Müdürü Ali Eroğlu, hava koşullarının arı kullanımına uygun olmadığı dönemlerde gerçekleştirilen dikimlerde, bazı seralarda hormon kullanımının devam ettiğini açıkladı. Türkiye'de bombus arı uygulamalarının 1997 yılında domates bitkisinde başladığını belirten Ali Eroğlu, 2000 yılı itibarıyla da Tarım Bakanlığı'nın yönlendirmeleri ve koyduğu kurallarla beraber Türkiye'de tüm firmaların ithalatı bırakarak, birçoğu da Antalya'da olmak üzere bombus arı üretimi yaptığını kaydetti.

İHRACATI DA YAPILIYOR

Üretimin sadece Türk pazarı değil çevre ülkelere ihracatla da geliştiğini belirten Ali Eroğlu, "Bombus arıları temel olarak, doğada kendi kendine doğal yollarla tozlanan bitkilerin, kaybolmuş bu kabiliyetlerini serada tozlanma noktasındaki ihtiyacını giderir. Arılar normalde kendini beslemek amacıyla çiçekten çiçeğe dolanıp polen alırken, aslında polenin dişi organa düşmesi ve burada bir çimlenme ve meyve teşekkülünün oluşmasını sağlar. Günümüzde en önemli konulardan biri olan insanların sağlıklı yaşam ve sağlıklı gıdaya ulaşma talepleri doğrultusunda önemli bir katkı sağlar" dedi.

'ARI KİMSAYAL KULLANIMINI AZALTIYOR'

Geçmişte bombus arıları yokken Türkiye'de hormon ya da bitki gelişim düzenleyicileri kullanıldığını hatırlatan Ali Eroğlu, şöyle dedi:

"Bombus arıları, bu hormon ya da bitki gelişim düzenleyicilerini ortadan kaldıran, onların yaptığı işi doğal yollarla ikame eren bir üründür. Burada birinci nokta hormon, yani insan sağlığı ve çevreye zararlı maddenin kullanımının ortadan kalkmış olmasıdır. İkinci faydalı konu arıların seralarda 6-8 hafta çalışma ömrü vardır. Eğer çiçeklenme devam ediyorsa üreticiler bir koloni daha seralarına almak durumundadır. Bu esnada serada oluşabilecek hastalık ve zararlılara karşı çiftçilerin kullanacağı kimyasal ilaçlar da bu arılara uyumlu, onlarla beraber kullanılan, onları öldürmeyen, çalışma performanslarını düşürmeyen kimyasal ilaçlar olmalıdır."

HER DOMATES ÜRETİCİSİ ARI KULLANMIYOR

Arılar nedeniyle kullanılan ilaçların insanlara etkisi açısından daha iyi, müspet sonuçlar oluşturan kimyasallar olduğunu söyleyen Eroğlu, "Çevre ve insan sağlığı açısından arılar Türk tarımı ve örtüaltında hormon kullanımını ortadan kaldırmakta ve bir otokontrol mekanizmasıyla daha uygun kimyasalların kullanımını mecbur kılmaktadır. Türkiye'de yaklaşık 500 bin dekar sera alanına sahibiz. Bunun yaklaşık yüzde 50'si domates. Türkiye'de şu anda 250-270 bin kovan bombus arısı satılıyor. Bunun anlamı şudur, Türkiye'de her domates üreticisi bombus arısı kullanmıyor, ama çoğunluğu kullanıyor" dedi.

ARI KULLANIMI CİDDİ ORANDA ARTTI

22 yılda üreticinin çoğunluğunun, sağlık ve çevre faydaları dışında verim, kalite artışı gibi ekonomik katkıları nedeniyle de bombus arısı kullanımını ciddi oranda artırdığını belirten Eroğlu, Tarım Bakanlığı'nın 2012 yılında örtü altında kullanılan bazı hormon özellikli aktiflerin kullanımını yasakladığını da söyledi. Eroğlu, "Fakat günümüzde halen bu içerikteki birtakım maddelerin pazarda bulunabilirliği, erişebilirliği mümkün. Bu da zaten Türkiye'nin toplam arı kullanım kapasitesini olumsuz etkiler hale gelmektedir" diye konuştu.

ÇOK SICAK DÖNEM DİKİMLERİNDE KULLANILMIYOR

Kimi çiftçilerin bombus arısı kullanmama nedenini de açıklayan Ali Eroğlu, bazı bölgelerde çok sıcak dönemlerde, çok erken ekim-dikimin söz konusu olduğunu kaydetti. Bombus arılarının sera içinde aktif çalışabilmesi için 25-30 dereceler arası bir sıcaklığın optimum olduğunu vurgulayan Eroğlu, "Bunun altına ve üstüne çıkıldığında performansta zayıflama başlar. O sıcak dönemdeki dikimlerde bombusun aktif çalışması veya çalışsa bile teknik olan tozlaşma, döllenmenin gerçek anlamda olabilmesi mümkün değil. Bu dönemde de üreticiler bir başka madde ile bu süreci geçmek gibi bir duruma gidiyor" dedi.

70-80 BİN KOVAN ARI YERİNE HORMON

Bombusun ve bitkinin ihtiyacı olan ısı değerlerinin sağlanamadığı kış döneminde de üreticilerin alternatif metotlar olan bitki gelişim düzenleyici ya da hormon olarak bilinen ürünlere kayabildiğini belirten Eroğlu, "250 bin dekar domates serası var. Bazılarını tek, bazılarını çift dikim olarak hesapladığımızda, 320-350 bin koloniye yakın Türk pazarı var. 250-270 bin civarında satılan kovan var. 70-80 bin kovan daha az satılıyor. Buna tekabül eden alanda üretici, hala tozlanma amaçlı bitki gelişim düzenleyicisi, hormon olarak bilinen maddeleri kullanıma devam ediyor diyebiliriz" diye konuştu.

AĞUSTOS ORTASI ÖNCESİ DİKİMLERE DİKKAT

Hormon ya da bitki gelişim düzenleyici ilaçların kullanıldığı dönemlere ilişkin de bilgi veren Eroğlu, şunları söyledi:

"İklimin bombus ve bitki açısından negatif periyotlar içinde olması. Temmuz başında ekim-dikim yapan bazı bölgeler var. Aslında ideal zaman bombus için ağustos ikinci yarısından sonra olan dikimlerdir. Bitki ilk çiçeği açtığında yaklaşık bir ay sonra dışarıdaki hava ve seradaki hava bombusun aktif çalışabileceği, performansını tam gösterebileceği noktaya geliyor. Ağustos ortası öncesi dikim yapılan seralarda bu zorluk ortaya çıktığından çiftçi bu ürüne yönelmiyor."

BOMBUSA YÜZDE 50 DEVLET DESTEĞİ VAR

Bombus arılarının Türkiye'de ana kullanım alanı örtü altı ve domates olmakla birlikte patlıcan, biber, kavun, karpuz, hatta sert çekirdekli denilen elma, armut, kayısı, kiraz gibi açık alan üretimler ve tohumluk üretimlerde de kullanılabildiğini dile getiren Eroğlu, "Maliyet açısından bir sorunu yok. 160-180 TL arasında koloni. Yarısını zaten Bakanlık hibe destek veriyor. Bu işi zaten bombus arısıyla değil de, gelişim düzenleyicisi ile yapıyor olduğunuzda işçilik ve malzeme denildiğinde bombus arısının da üzerine geliyor. Destek de düşünüldüğünde çok anlamlı olmuyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

----------------------------------

-Arı üretim tesis alandan görüntü

-Arıların görüntüsü

-Arıların beslenmesinden görüntü

-RÖP: Ali Eroğlu

Haber: Mehmet ÇINAR-KAMERA: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA,

Haber Kodu : 200116020

============================

Afyonkarahisar'daki termal tesislerde sömestir yoğunluğu

AFYONKARAHİSAR Zafer Turistik Otelciler Derneği (ZAFTODER) Başkanı Ali Gümüşhan, kentteki termal otellerde sömestir tatili nedeniyle doluluğun yüzde 95'e ulaştığını söyledi.

Türkiye'nin en önemli termal turizm merkezlerinden Afyonkarahisar'daki termal tesislerde kış dolayısıyla yoğunluk yaşanırken, sömestir hazırlıkları ve rezervasyonları da sürüyor. ZAFTODER Başkanı Ali Gümüşhan, yaklaşan sömestir tatili öncesinde otellerdeki son duruma ilişkin bilgi verdi. Gümüşhan, "Afyonkarahisar 2019 yılını gerçekten çok iyi bitirdi, 2020'ye de çok bereketli başladı. Biliyorsunuz kış dönemi olunca tüm misafirlerimiz Afyonkarahisar'ı tercih etmeye başladı. Afyonkarahisar, UNESCO Gastronomi Ağı'na giren 3 şehirden biri olunca ilgi daha fazla arttı. Eğitim öğretime verilen sömestir tatilinde de akla ilk gelen termal oluyor, termal olunca da akla Afyonkarahisar geliyor" dedi.

'REZERVASYONLARIMIZ YÜZDE 95 CİVARINDA'

Sömestir tatili için termal otellerdeki satışlar yılbaşından sonra başladığını ve hızlı şekilde devam ettiğini aktaran Ali Gümüşhan, "Otellerimizdeki doluluk oranı sömestir tatili için yüzde 95 seviyesine ulaştı. Özellikle ilk periyot olarak ifade ettiğimiz ilk 7 günlük süreçte rezervasyonlarımız yüzde 95 civarında. İkinci periyot dediğimiz 7 günlük süreçte yüzde 90- 92 civarında. Hafta sonu tatiliyle birlikte toplam 17 günlük sömestir tatili döneminde doluluğun yüzde 100'e ulaşacağını tahmin ediyoruz. Biz sömestir tatili için arayış içinde olan ve termali seven tüm misafirlerimizin rezervasyon için özellikle bu hafta ve önümüzdeki hafta içinde müracaat etmelerini öneriyoruz. Afyonkarahisar'da çok güzel bir hava var, kar var, soğuk, termal su var ve bu havada gördüğünüz gibi yüzebiliyorsunuz. Afyonkarahisar'da tatil yapmak isteyenler için deniz dışında her şey var. Termal var, gastronomi var, tarih var, gezip görülebilecek çok güzel yerler var. Misafirlerimize önerimiz Afyonkarahisar'a gelsinler, tazelensinler, yenilensinler, dinlenmiş şekilde evlerine dönsünler" diye konuştu.

Rezervasyonların devam ettiği Afyonkarahisar'da kış tatili için gelenlerin yoğunluğu da yaşanıyor. Yeni yılla birlikte karla buluşan termal otellerde soğuk hava ve kara aldırmayan vatandaşlar termal havuzların keyfini çıkarıyor. Soğuk hava ve kara rağmen termal havuzlarda yüzerek stres atan vatandaşlar zaman zaman da havuz kenarındaki karları vücutlarına sürerek iki keyfi bir arada yaşıyor.

'FARKLI BİR DENEYİM OLDU'

Antalya'da yaşayan ve denizle büyüyen yaşındaki Burhan Şakir Akpınar (16) termal suda yüzmenin kendisi için farklı bir deneyim olduğunu söyledi. Akpınar, "Ben Antalya'dan tatil için Afyonkarahisar'a ailemle geldim. Denizde çok yüzdüm ama termal havuzda ilk kez yüzüyorum. Benim için farklı bir deneyim oldu çünkü dışarıda karla oynuyoruz sonra havuza girip yüzüyoruz. Çok güzel ve keyifli oluyor" dedi.

'MÜKEMMEL BİR HAVUZ KEYFİ YAPIYORUZ'

Termal tatil için Rize'den gelen Ercan Doğan (48), termal keyfinin ayrı bir güzellik olduğunu söyledi. Doğan, "Böyle bir kar ortamında, böylesine sıcak ve mükemmel bir havuz keyfi yapıyoruz. Herkese de bu keyfi tavsiye ederim. Güzel ve keyifli bir ortamda güzel zaman geçirdik" diye konuştu.

'YAKLAŞIK 20 YILDIR GELİYORUZ'

Bursa'dan tatil için Afyonkarahisar'a gelen emekli öğretmen Erol Bingöl (67), torunuyla karda termal keyfi yaptığını, çok güzel bir havanın ve lokasyonun olduğunu kaydetti. Bingöl, "Biz daha önce de termalden faydalanmak için gelmiştik ancak bu kez kar yağmış olması bize de farklı bir deneyim yaşattı. Torunum da çok mutlu burada termal keyfi yaşamaktan. Böyle bir ortamı her zaman yakalamak zor. Yaklaşık 20 yıldır geliyoruz ve her zaman güzel burası ancak kar altında termal keyfi ayrı bir güzellik" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

Termal havuzlarda zaman geçiren vatandaşlar (Dış ve iç havuzlar)

RÖP 1: Burhan Şakir Akpınar

RÖP 2: Ercan Doğan

RÖP 3: Erol Bingöl

RÖP 4: Ali Gümüşhan

Haber-Kamera: Mustafa KILINÇ/AFYONKARAHİSAR,

Haber Kodu : 200116058

=======================

Erivan'a gidemeyen Cansu, Hamburg konseri için destek bekliyor

AKDENİZ Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuarı'nda keman eğitimi alan Cansu Sara Takmaz (11), Ermenistan'ın başkenti Erivan'da düzenlenen yarışma sonrası Erivan Devlet Senfoni Orkestrası'nda solist olarak sahne almaya hak kazandı. Maddi sıkıntılar nedeniyle Erivan'a gidemeyen, başka bir yarışma sonrası Almanya'da konser vermeye hak kazanan Cansu, şubat ayında Hamburg'da düzenlenecek konser için sponsor desteği bekliyor.

Antalya'da oturan Meltem ve Sinan Cem Takmaz çiftinin çocuğu Cansu Sara, anaokulunda piyano eğitim almaya başladı. Cansu, öğretmeninin yönlendirmesiyle Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuvarı sınavına girdi. Cansu sınavları kazandıktan sonra öğretmenlerinin değerlendirmesiyle keman çalmaya başladı. Şu an konservatuvarın yarı zamanlı 6'ncı sınıf öğrencisi Cansu, ulusal ve uluslararası yarışmalara katıldı. Cansu, 2017 Mart ayında 'Uluslararası Harmony Yarışması'nda ikincilik, 2017 Nisan ayında 'Uluslararası Genç Yetenekler Yarışması'nda üçüncülük ve en genç yarışmacı ödülü, 2019 Mart ayında '4'üncü Paris International Music Competition Yarışması'nda ikincilik, 2019 Nisan ayında Antalya Devlet Senfoni Orkestrası'yla solist olarak sahneye çıkma fırsatı, 2019 Kasım ayında 'Kamerton- Soloist International Competitionfor Performing Arts Yarışması'nda birincilik ödülü ve Erivan Senfoni Orkestrasıyla solist olarak sahneye çıkma ödüllerini kazandı. Erivan Senfoni Orkestrası'yla sahneye çıkma hakkı elde eden Cansu, maddi imkansızlık nedeniyle Erivan'a gidemedi.

SPONSOR DESTEĞİ BEKLİYOR

Son olarak 2019 Aralık ayında düzenlenen Stage 4 Kids Yarışması'nda 23 ülke ve 71 yarışmacı arasında derece elde eden Cansu, Almanya'nın Hamburg kentinde şubat ayında konser verme hakkı elde etti. Bugüne kadar Almanya'daki kuzenlerinin gönderdiği kemanlarla çalışan ve 5 keman eskiten Cansu, yeni keman alamadığı için öğretmeninin kemanını kullanarak yarışmalara ve Hambug'da vereceği konsere hazırlanıyor. Cansu Sara Takmaz, Hamburg'da düzenlenecek konser için sponsor desteği beklediğini söyledi.

İDOLÜ, HİLARY HAHN

Keman çaldığı sırada şarkının ritmine ayak uydurduğunu ve bunu seyircilere yansıttığını anlatan Cansu, 8 yaşındayken yarışmalara katıldığını, sahneye çıktığı anda bambaşka bir dünyada olduğunu hissettiğini anlattı. Cansu, "Sahnede gözlerimi kapatıyorum ve kendimi müziğin akışına bırakıyorum. İleride çeşitli orkestralarda solist olarak sahne almak ve küçük çocuklara keman öğretmek istediğim için öğretmen olmak istiyorum. İdolüm, ABD'li mekan virtüözü Hilary Hahn. Onun gibi olmak, hatta ondan daha da iyi olmak isterim. Hilary Hahn'la birlikte konser vermeyi de hedefliyorum" diye konuştu.

ÖĞRETMENİNİN KEMANIYLA ÇALIŞIYOR

Meltem Takmaz, kızı Cansu'ya hamile kaldığı andan itibaren anne karnında klasik müzik dinlettiğini, babasının ise ona saz çalıp türkü söylediğini anlattı. Cansu'nun müzikle büyüdüğünü belirten Meltem Takmaz, "Cansu'yla çok gurur duyuyoruz. Her girdiği yarışmada derece elde etti. Yarışmalar yurt dışında olduğu için maddi anlamda zorlanıyoruz. Cansu gelişim çağında olduğu için boyu büyüdü ve yeni keman almamız gerekiyor. Şu an kendi kemanı yok. Öğretmeni Güljahan Babayeva'nın kemanıyla çalışıyor. 5 keman eskitti. Çok minyon olduğu için zor keman buluyoruz" dedi.

'KIZIMLA GURUR DUYUYORUM'

Sinan Cem Takmaz ise "Kızımın başarılarıyla, emekleriyle gurur duyuyorum. Cansu bebekken işten eve geldiğimde onu uyutmak için her seferinde şarkı, türkü söylerdim. Müzikler Cansu'ya huzur verdi. Daha sonra eğitime başladı. Bu tür çocuklarımızın gelişiminde emek ve sabır olmadan, zamanı iyi doğru kullanmadan başarıya imza atamıyorlar. Ama kızım bunları annesi ve öğretmeninin desteğiyle başardı. Elimizden geldiğince ona destek oluyoruz. Onun başarısı bizim için en büyük mutluluk" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

Cansu'nun okuldan gelip eve giriş görüntüsü

Meltem Takmaz'ın kızını karşılama görüntüsü

Cansu'nun odasında müzik açıp ders çalışma görüntüsü

Cansu'nun keman çantasından bal mumunu ve kemanı çıkarma görüntüler

Notalardan ve Cansu'nun keman çalmasından görüntüler

Kemandan detaylar

Ödüllerden ve konser afişlerinden detaylar

Cansu Sara Takmaz'ın röportajı

Cansu'nun anne ve babasına keman çalmasından görüntü

Anne Meltem Takmaz'ın röportajı

Baba Sinan Cem Takmaz'ın röportajı

Haber-Kamera: Aslı DURAN/ANTALYA,

Haber Kodu : 200116021

=========================

Görme engelli Ceyda'nın hayatı müzikle değişti

DENİZLİ'de, doğuştan görme engelli Ceyda Çınar (16), müzik eğitmeni Anıl Zengin tarafından geliştirilen yöntemle gitar çalmayı daha kolay öğrenip, konser verdi. Müziğin, hayatının vazgeçilmez bir parçası olduğunu dile getiren Çınar, "Müzik sosyalleşmeme katkı sağlıyor. Müziği çok seviyorum" dedi.

Merkezefendi ilçesinde oturan Ceyda Çınar, görme engelli olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlarda sosyalleşmekte güçlük çeken Çınar, 6 yıl önce Denizli Görme Engelliler İlkokulu'ndaki bir öğretmeni sayesinde gitarla tanıştı. Notaları öğrenen Çınar'ın içindeki müzik sevgisi giderek arttı. Çevresiyle iletişimini müzik sayesinde güçlendiren Çınar, ailesinin de desteğiyle 3 ay önce özel gitar kursları alarak kendini geliştirmeyi başardı. Görme engelli Ceyda Çınar, gitar çalmayı profesyonel olarak gittiği müzik kursundaki eğitmen Anıl Zengin'in dokunuşlarıyla kendisini geliştirdi. Zengin, görme engelli Çınar'ın daha iyi çalabilmesi için, gitarın sapındaki perde noktalarının arkasına farklı işaretlerle derin çentikler attı. Gitarın sapındaki çentikleri hisseden Çınar, perde aralarını öğrenince, istediği şarkıyı çalabilmeye başladı. Çınar, kurs aldığı müzik evi içinde düzenlenen konserde performansını sergiledi.

'MÜZİK BENİM HAYATIM'

Müziğin hayatının vazgeçilmez bir parçası olduğunu dile getiren Ceyda Çınar, "Müzik sosyalleşmeme katkı sağlıyor. Müziği çok seviyorum. Daha önce evden çıkamıyordum. Ancak müzikle hayatım değişti. Gitar çalmamdaki gayretleri nedeniyle hocalarıma teşekkür ederim. 10 yaşından beri, müzikle uğraşıyorum. Ama gitarı tam olarak 3 ay önce öğrendim. Müzik eğitmenim sayesinde profesyonel olarak çalmaya başladım. Şimdi konser bile veriyorum" dedi.

Müzik eğitmeni Anıl Zengin ise, görme engelli Ceyda Çınar'ın hayatına ufak bir dokunuş yaptığını ifade ederek, "Ceyda hayatına müzikle yön verdi. Kendisi müzikte başarılı olabilecek bir kapasiteye sahip. Bize 3 ay önce gelmişti. Basit akortlarla gitarı çalabiliyordu, ancak tam olarak çalamıyordu. Ben de profesyonel olarak çalabilmesi için gitarın sapında yer alan perde noktalarının arkasına farklı işaretlerle çentikler attım. Böylece eliyle çentikleri hissedip, perde noktalarının yerlerini öğrendi. Gitara hakimiyeti de arttı. Artık istediği şarkıyı çalıp söyleyebiliyor" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Ceyda Çınar'ın konser vermesinden

-Ceyda Çınar'ın konuşmasından

-Müzik eğitmeni Anıl Zengin'in konuşması ve gitarı çendik atmasını anlatması

Haber- Kamera: Ramazan ÇETİN/ DENİZLİ,

Haber Kodu : 200116024

==============================

Manisalı kadınlar saçılacak 7 ton şifalı macunu yapmaya başladı

MANİSA'da, 480'incisi düzenlenecek Mesir Macunu Festivali'nin hazırlıkları sürüyor. Manisalı kadınlar, bu yıl 14- 19 Nisan tarihleri arasında yapılacak festivalde, Sultan Camisi'nin kubbe ve minarelerinden saçılacak 7 ton mesir macununu hazırlamaya başladı.

UNESCO'nun Somut Olmayan Dünya Kültürel Miras Listesi'nde yer alan mesir macununun tanıtıldığı Manisa Mesir Macunu Festivali'nin hazırlıklarına, Manisa'yı, Mesiri Tanıtma ve Turizm Derneği'nin Şehzadeler ilçesindeki atölyesinde başlandı. Atölyede 15 kadın tarafından hazırlanan mesir macunları, tek tek işlendikten sonra kağıtlara sarılıyor. 5 asırlık geleneği sürdüren kadınlar, şifa saçan macunları geleneksel yöntemlerle yapıp, saçıma hazır hale getiriyor. Dernek Başkanı Ufuk Tanık, festivalin Nisan ayında düzenleneceğini belirterek, "21 Mart'ta temsili karma töreni yapılacak. 14 Nisan'da başlayan festival haftası, 19 Nisan'daki saçım finaliyle sonlanacak. Bu yıl yabancı ülkelerden 500'e yakın misafirimiz gelecek. 7 ton mesir saçılacak" dedi.

Saçım gününe kadar günde 8 saatlik çalışmayla 7 ton mesiri üreteceklerini ifade eden kadınlar da çalışmaktan mutlu olduklarını dile getirdi. 7 yıldır mesir macunu yapan evli ve 2 çocuk annesi Selda Kayan (42), şeker ve suyu kaynattıktan sonra macunu 1 gün dinlendirdiklerini, ardından macunun 41 çeşit baharatla buluştuğunu anlattı. Kayan, "Mesir macunları tek tek kesilip ardından paketlenmesi için bizim önümüze geliyor. Şifalı mesir macunlarını 6 renkteki kağıtlarla sarıyoruz. Ardından çuvallarımıza doldurup saçıma hazır hale getiriyoruz" diye konuştu.

15 yıldır mesir macunu yapan evli ve 3 çocuk annesi Fatma Hanım Suna (51) ise, "Her yıl bu aylarda başlıyoruz mesir macunu hazırlamaya. Gerçekten çok zevkli ve heyecanlı. Yorucu olmasına rağmen çok güzel götürüyoruz bu işi. Hele de mesirlerimizin caminin kubbelerinden saçılmasını görmek ayrı bir keyif" dedi.

MESİR MACUNUNUN TARİHÇESİ

Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'in eşi, Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Hafsa Sultan Manisa'da bir ara hastalanır. Hastalığına çare bulunamayan Sultan'ın yaptırdığı Sultan Camisi Medresesi'nin başına getirilen Merkez Efendi, bitki ve baharatların karışımından oluşan bir macun hazırlar. 41 çeşit baharat karıştırılarak hazırlanan bu macunu yiyerek sağlığına kavuşan Hafsa Sultan, hastalara bu macunun verilmesini ister. Halktan gelen isteğin artması üzerine, kağıtlara sardırılan macunun kendi yaptırdığı Sultan Camisi'nin kubbe ve minarelerinde halka saçılmasını buyurur. Halk her yıl, 21 Mart'ta Sultan Camisi'nin önünde kendiliğinden toplanır ve böylece Manisa Mesir Şenlikleri doğmuş olur. 1539'dan bu yana on binlerce insan Sultan Camisi etrafında toplanır, doğanın uyanışının, baharın gelişinin, bereket ve bolluğun başlangıcını, sevincini yaşar.

MESİR MACUNUNUN ÖZELLİKLERİ

Mesir macununun genel özellikleri, hoş lezzeti ve kokusudur. Diğer özellikleri arasında ağrılara, sancılara, soğuk algınlıklarına, hazımsızlıklara, iştahsızlığa ve ağız kokusuna karşı kullanılır. İnanışa göre macundan yiyen kimseyi bir yıl boyunca zehirli hayvanlar sokmaz. Macunu yiyen gelinlik kızlar o yıl içinde evlenir. Çocuğu olmayanların mesir macunundan yerse çocukları olur.

41 ÇEŞİT BAHARAT VAR

Mesir macununun içerisinde şu baharatlar yer alıyor;

Tarçın, karabiber, yeni bahar, karanfil, çöre otu, hardal tohumu, anason, kişniş, zencefil, tarçın çiçeği, zerdeçal, Hindistan cevizi, rezene, kebabiye, sinameki, sarı halile, vanilya, darıfülfül, kakule, havlıcan, zulumba, hıyarşembe, safran, iksir, kimyon, galanga, çam sakızı, mirsafi, meyan balı, şamlı şaşlı, limon kabuğu, kremtartar, zağfiran, udülkahır, çöpçini, eskir, tiryak, ravend, limon tuzu, tekemersini tohumu, günbalı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

Mesir macununun pişirilmesi

Dinlendirilen mesir macunundan görüntü

Mesir macunun kesilmesi

Mesir macunun kadınlar tarafından paketlenmesi

Mesir macunu üretiminde çalışan Selda Kayan ve Fatma Hanım Suna röp.

Manisa'yı Mesir Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık röp.

Genel ve detay görüntüler

Haber- Kamera: Cemil SEVAL/ MANİSA,

Haber Kodu : 200116057

=============================

Gazilik unvanı reddedilen polisin eşi: Hayatımızdan çok şey kaybettik

İZMİR'de, 3 yıl önce adliye binasına düzenlenen terör saldırısında yaralanan ve 11 ay boyunca tedavi gören polis memuru Mehmet Ali Gökçe, gazilik unvanı için gerekli koşulları taşıdığını gösteren sağlık raporunu Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) iletti. Ancak SGK, Gökçe'nin gazilik talebini, şartları yerine getirmediği gerekçesiyle reddetti. Gökçe, gazilik talebini reddeden SGK'ya karşı Ankara 13'üncü İş Mahkemesi'nde dava açtı. Bir çocuk babası Gökçe'nin eşi Esra Gökçe (29), o madalyayı hak ettiklerini, bu gururu yaşamak istediklerini söyleyerek, "Olaydan sonra eşim hiçbir zaman eskisi gibi olamadı. Gülüşlerini kaybetti, biz hayatımızdan çok şey kaybettik. Bunun telafisini istiyoruz" dedi.

İzmir Adliyesi'ne yönelik 5 Ocak 2017'de terör örgütü PKK mensuplarınca düzenlenen saldırının ardından trafik polisi Fethi Sekin ile adliye çalışanı Musa Can şehit oldu. Aynı saldırıda, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şubesi'nde polis memuru olarak görev yapan Mehmet Ali Gökçe (29) de teröristlerin bulunduğu aracın çevik kuvvet polisinin aracına çarpması üzerine, olaya müdahale etmek isterken bomba yüklü aracın patlamasıyla ağır yaralandı. Vücuduna şarapnel parçaları isabet eden, elleri yanan ve 60 gün boyunca hastanede tedavi gören 10 yıllık polis memuru Mehmet Ali Gökçe, 11 ay mesleğinden uzak kaldı. Göreve yeniden başladığında ise elleri titrediği için silahı geri verilmedi. Gökçe, gazilik unvanı alabilmek için SGK'ya başvuruda bulundu. Gazilik şartlarını taşıdığına dair Ege Üniversitesi Hastanesi'nden alınan sağlık raporunu SGK'ya gönderen Gökçe'ye, kurumdan ret cevabı geldi. Patlamada elleri yanan, bu nedenle de derisinde kalan izlerden dolayı kasları tam hareket edemeyen Gökçe'nin, eşi Esra Gökçe, Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği Hastalık Branşlarının Sınıflandırılması ve İskelet Sistemi Hastalıkları C dilimi 24'üncü ve 34'üncü maddeleri kapsamında, eşinin gazilik şartlarını taşıdığını, raporlarının bulunduğunu, buna rağmen SGK'nın gazilik unvanı vermediğini söyledi.

SGK'YA KARŞI GAZİLİK DAVASI AÇTILAR

4 yaşında Kerem adında bir oğullarının olduğunu belirten Esra Gökçe, saldırı sonrası hayatlarının çok değiştiğini söyleyerek şöyle konuştu:

"Eşim o gün işe giderken sanki böyle bir olayın yaşanacağını hissetmiş gibiydi. Oğlumuz 10 aylıktı. Göreve çıkarken, 'Oğlumuz ne zaman emekleyecek. Beni kapıda karşılayacak' dedi. O gün saat 16.00 sıralarında oğlumuz emeklemeye başladı. Ben de heyecanlandım, video çektim ve eşime attım. 15 dakika sonra kardeşim aradı, adliyede patlama olduğunu söyledi. Eşimi aradım, telefonu açtı, 'Ben iyiyim merak etme' dedi. Sonra ambulanstan aradılar, hemen hastaneye gittim. O olaydan sonra hayatımız çok değişti. Eşimin psikolojik sorunları başladı.11 ay boyunca tedavi gördü. Hala devam ediyor tedavileri. Eşim silahsız olarak görev yapıyor ama gazilik verilmedi. Biz idari polislik görevi istiyoruz. Çünkü elleri titriyor. Bu nedenle tam olarak silah kullanamıyor. Bize bu duruma rağmen hala doğu görevi geliyor."

Mehmet Ali Gökçe'nin gazilik madalyasını hak ettiğini, bu gururu yaşamak için o madalyayı takmak istediğini vurgulayan Esra Gökçe, "Eşim o madalyayı takmak istiyor. Orada teröristlerle çatıştı. Bu bizim için çok önemli. Raporlar bulunmasına rağmen SGK gazilik talebini reddetti. Biz de Ankara 13'üncü İş Mahkemesi'nde dava açtık. 31 Ocak'ta duruşma var. Adalete güveniyoruz. Başka yapabileceğimiz bir şey yok" dedi.

'EŞİM GÜLÜŞLERİNİ KAYBETTİ'

Oğlu Kerem'in babasının ellerine ne olduğunu sorduğunu anlatan Gökçe, acılarının telafisini istedi. Gökçe, "Eşimin ellerindeki yanıklar tam olarak iyileşmedi. Ayağındaki problem devam ediyor. Biraz fazla yürüdüğümüz zaman hemen ayağı ağrıyor. En büyük sorun psikolojik. Yaşadıkları onu hala tedirgin ediyor. 4 yaşında oğlum, 'Babamın ellerine ne oldu anne?' diye soruyor. Ben 4 yaşındaki çocuğa nasıl bir açıklama yapabilirim, ne diyebilirim? Eşim oğlumuza yemek verdiğinde yemiyor. Bu durum eşimi de beni de çok üzüyor. Yetkililerin bize gazilik unvanını almamız için yardımcı olmalarını istiyoruz. Burada eşim gerekeni yaptı. Bu olaydan sonra eşim eskisi gibi olmadı. Biz yeni evlenmiştik. Eşim gülüşlerini kaybetti. Elleri yandığı için çok üzgün. Eşim bir süre kabuslar gördü, biz de tedirgin olduk. Biz hayatımızdan çok şey kaybettik. Bunun telafisini istiyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Gökçe çiftinin evinden görüntü

-Esra Gökçe oğluyla ilgilenirken görüntü

-Esra Gökçe ile röp.

-Genel ve detay görüntü

Haber: Umut KARAKOYUN-Kamera: Tekin GÜRBULAK/ İZMİR,

Haber Kodu : 200116028

==============================

Sibel'in doğum günü anısına atkı, bere ve battaniye dağıttılar

İZMİR'de, öğrenciyken evinde yaptığı çorbaları sokakta yaşayan zor durumdaki kişilere dağıtıp, sosyal sorumluluk projesi başlatan Sibel Arslan'ın 2017 yılında 23 yaşındayken kansere yenik düşüp, hayatını kaybetmesinin ardından yakınları, 'Sokak Çorbacıları Yardımlaşma Derneği' adıyla kurdukları grupla, bu hareketi devam ettirdi. Sibel'in başlattığı iyilik hareketini gün geçtikçe büyüten dernek üyeleri, 10 Ocak'ta Sibel'in doğum günü anısına topladıkları battaniye, mont, bere ve atkıları sokakta yaşayan 100 kişiye hediye etti.

Üniversite öğrencisi Sibel Arslan, 'Başka bir dünya mümkün' düşüncesiyle, 2014 yılında evinde yaptığı çorbaları evsizlere dağıtarak bir iyilik hareketi başlattı. 2017 yılında kansere yenik düşüp, hayatını kaybeden Arslan'ın ailesi ve arkadaşları, 'Sokak Çorbacıları Yardımlaşma Derneği'ni kurdu. Her hafta çarşamba ve cumartesi günleri toplanıp gönüllülerle birlikte Alsancak, Konak, Basmane ve otogar bölgelerine dağılan dernek üyeleri, sokakta yaşayan ve maddi durumu iyi olmayan kişilere çorba dağıtımı yapmaya devam etti.

'AMAÇLARI SORUNLARINA ÇÖZÜM BULMAK'

Amaçları, sokakta yaşayanların karnını doyurmak değil, onlara bir kap çorbayla ulaşıp, iletişim kurarak sorunlarına çözüm bulmak olan dernek üyeleri, haftanın iki günü Basmane'deki dernek ofisinde iş bölümü halinde imece usulü hazırladıkları çorbaları termoslara ve karton kaselere doldurup evsizlere ulaştırıyor. Yaklaşık 3 yıldır hiç ara vermeden, yeleklerini giyerek yardımlara devam eden gönüllüler, Sibel'in doğum günü olan 10 Ocak'ta onun anısına bu sefer sokakta yaşayan kişilere, soğuk kış günlerinde üşümemeleri için destekçilerinden topladığı bere, atkı, mont ve battaniyeleri dağıttı. Her dağıtımda yaklaşık 150 kişiye çorba ulaştıran dernek üyeleri, gittikleri bölgelerdeki kişilerin birçoğunu tanıyor, onların kendilerini yalnız hissetmemelerini sağlayıp, yardıma ihtiyaçları olduklarında el uzatabilecekleri kişiler haline geliyor.

'BİR GÜNLÜĞÜNE HEPİMİZ SİBEL OLDUK'

Her hafta yeni kişilerin eklendiği 30 kişilik gönüllü ekibiyle çorba dağıtımına hazırlanan Sokak Çorbacıları Yardımlaşma Derneği Başkanı Ulvi Küçük (27), şunları söyledi:

"Sibel'e yakışır şekilde bir doğum günü kutlamak istedik. O bu dünyada olmasa da onun sayesinde olan şeyleri hem kendimize hem başkalarına da göstererek bunu yaymak istedik. Düzenli olarak çıktığımız rotalarda giysi dağıtımı yaptık. Sokaklarda Sibel yerine bir günlüğüne hepimiz Sibel olduk. Derneğimizin çorba dışında ilk defa bir dağıtımı oldu. Dernekte her şey toplu olarak yapılıyor. Herkesin çorbada tuzu bulunuyor, herkesin eli bir şekilde çorbaya değmiş oluyor. Bizim asıl amacımız burada beraber yaptığımız çorbayı evsizlere ulaştırıp, onlara dokunabilmek. Onların ilerleyen zamanlarda bize güvenip anlattıkları sorunlarında, şikayetlerinde, isteklerinde onlarla ilgilenmek istiyoruz. Sağlık problemi yaşayan bir evsizle ilgilenip, ona refakatçi olmak istiyoruz. Kimlik problemi yaşayan evsizlerimize kimlik çıkartıp, barınmak isteyenlere yardımcı olmak istiyoruz. Kıyafet, hamam gibi öz bakım ihtiyaçlarını da gidermek istiyoruz. Biz her şeyi yolda öğreniyoruz, evsizlerle iletişim kurmayı, derneği çekip çevirmeyi öğreniyoruz. Artık ne yapmak istediğimizi daha iyi biliyor ve kendimize geliştirmeye çalışıyoruz. Onların psikolojisini anlamak ve onlarla sağlıklı iletişim kurma konusunda her gün gelişme gösteriyoruz. Derneğin en güzel özelliği çeşitlilik olması, her kesimden gönüllümüz var."

'EVSİZLERLE SARILIP AĞLADIK'

Kendisi katıldıktan sonra iki kızını da derneğe gönüllü yaptığını anlatan dernek üyelerinden aşçı Seval Güner (50), "Sibel'in doğum gününde uzun süredir hediye almayan bir kadınla denk geldik. Önce sıfır battaniye verdik, üzerine bir kaban hediye ettik. 'Ben uzun süredir hediye almıyorum' dedi ve bana sarılıp ağladı. Çok mutlu oldular, çok duygusal anlar yaşadık. Eve gittiğimde ben de ağladım. Keşke daha fazla imkanımız olsa, yerimiz daha büyük olsa çok iyi olurdu. Belki belediye kadar değil ama bir Sibel kadar elverişli oluruz. Dün Sibel'i hiç tanımamama rağmen 'İyi ki doğmuşsun, iyi ki annen seni dünyaya getirmiş' dedim. Dernektekilerin bir annesi, bir ablası oldum. Elimden geldiğinde, temizlikte, alınacak malzemelerde yardım ediyorum. İşim bittiğinde buraya gelebiliyorum, haftada iki gün buradayım. Burayı ertelemek istemiyorum, dernek üyelerinin hepsi düzgün çocuklar" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

Derneğin giysi dağıtımından görüntüler

Sibel'in mezarından görüntüler

Dernek ofisinde çorba yapımından görüntüler

Çorbaların termoslara ve kaplara konulmasından görüntüler

Otogarda evsizlere çorba dağıtımından görüntüler

Dernek Başkanı Ulvi Küçük'le röp.

Dernek üyesi Seval Güner'le röp.

Haber: Melis KARAKUZULU, Kamera: Ahmet Turhan ALTAY/İZMİR,

Haber Kodu : 200116038

====================================

Edirne'nin Ayasofya'sı 55 yıl sonra ibadete açılıyor

EDİRNE'nin Enez ilçesinde, fetih sonrası Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilen, 1965 yılındaki depremden sonraysa kullanıma kapanan Ayasofya Camii, 55 yılın ardından yeniden ibadete açılacak. Edirne Vakıflar Bölge Müdürü Osman Güneren, "Edirne Enez Ayasofya diğer adıyla Enez Fatih Camii'nde 2016 yılının Eylül ayında restorasyona başladık. 1965 yılındaki depremde bu yapı yıkıldı. Restorasyona başlandığı zaman iki duvarı ayaktaydı, tamamen harabe durumdaydı. Fatih Camii'ni ibadete ve ziyarete açacağız. Burada arkeolojik kalıntıları sergilemek için de peyzaj projesi üzerine çalışıyoruz" dedi.

Edirne'nin Enez ilçesinde, antik çağdan kalan Enez Kalesi içindeki Edirne'nin Ayasofya'sı olarak bilinen Fatih Camii yıllar sonra ibadete açılmaya hazırlanıyor. Enez'de fetih sonrası Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilen, 1965 yılındaki depremden sonraysa kullanıma kapanan Ayasofya Camii, 55 yıl sonra 2020 yılının Ramazan ayında ibadete açılacak. Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nce restore edilen Fatih Camii, 1965 yılında yaşanan deprem sonrası çatısı ve kubbesi çökmesi sonucu ibadete kapatılmıştı. Osmanlı ve Bizans izleri ve kalem işlemelerini günümüze taşıyan Fatih Camii'nde 2016 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarında, çatısı ve kubbeleri aslına uygun şekilde yapılarak sona gelindi. Vakıflar Edirne Bölge Müdürü Osman Güneren, tarihi yapının hem camii hem de müze olarak hizmete açılacağını söyledi.

Edirne Vakıflar Bölge Müdürü Osman Güneren, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Edirne Enez Ayasofya diğer adıyla Enez Fatih Camii'nde 2016 yılının Eylül ayında restorasyona başladık. 1965 yılındaki depremde bu yapı yıkıldı. Restorasyona başlandığı zaman iki duvarı ayaktaydı, tamamen harabe durumdaydı. Geliştirilen restorasyon projeleri doğrultusunda 3 yıldır çalışmalar devam ediyor. Bugüne kadar burada ciddi zemin güçlendirmesi yapıldı, mevcut duvarlarla ilgili enjeksiyon çalışmalarıyla güçlendirme gerçekleştirildi. Daha sonra yapı mevcut haliyle sağlamlaştırıldı ve akabinde de kubbesi, çatısı oluşturuldu. Artık kalem içi uygulamalarına geçeceğiz" dedi.

'ARKEOLOJİK KALINTILARDAN MÜZE AÇACAĞIZ'

Yapılan çalışmalarda kale içinde bulunan arkeolojik kalıntılardan müze açacaklarını söyleyen Güneren, "Arkeolojik sit alanında olan, Enez Kalesi'nin içinde kalan bir yapı, etrafında da arkeolojik kalıntı alanları var. Burada arkeolojik kalıntıları sergilemek için peyzaj projesi üzerinde de çalışıyoruz, cami ile ilgili olmayan kalıntıları da müze olarak açıp bir yaşam alanı oluşturmak istiyoruz" dedi.

'BİZANS VE OSMANLI İŞLEMELERİ MEVCUT'

Tarihi yapının hem Bizans hem de Osmanlı işlemeleri izlerini taşıdığını belirten Güneren, "Yapımız 12'inci yüzyılda yapılmış aslı itibarıyla Ayasofya'dır. Cami 1456 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Enez'i fethiyle kiliseden camiye çevriliyor. Çevrildikten sonra bir minber ve mihrap yapılıyor cami içine, şu andaki mihrabın üzerindeki kalem işçiliği, mihrap yapıldığı zamandan kalma kalem işçiliğidir. Yaklaşık bin yıl öncesi, Bizans döneminden kalma işlemelerin de olduğunu söyleyebiliriz" diye konuştu.

'EĞRİ DUVARI ENJEKSİYON İŞLEMİ İLE ONARILDI"

Güneren, depremden sonra eğrilen duvarlarını yıkmadan enjeksiyon işlemleri ve dondurma çalışması ile restorasyon çalışması yaptıklarını belirterek, "Cami 1965 yılında depremde yıkıldıktan sonra çok ciddi bir erozyona maruz kalıyor ve zaman içinde caminin kale duvarı tarafı bölümünde bir eğilme gerçekleşiyor. Enjeksiyon işlemleri bu yıkılma bölgelerinde ekstra yapıldı. Şu an statik açıdan herhangi bir sorun yok. Şu anki caminin üstüne kubbesi ve çatısı konuldu, böylelikle 1965 ve 2020 yılında oluşan 55 yıllık yıpranmalarda gösterilmiş oldu. Burada antik bir restorasyon gerçekleştirildi. Deprem önce cami ne vaziyette ise restorasyon esnasında bunlar korundu, sadece tarafımızca tamamlamalar gerçekleştirildi. Biz yapıyı nasıl bulduysak öyle koruma ihtiyacı duyduk ve olduğu şekilde dondurduk" dedi.

Güneren, caminin 2020'nin Temmuz ayında iç ve çevre çalışmasıyla tamamlanıp, Enez ve Türkiye turizmine kazandırmak istediklerini ifade etti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Drone ile yukardan

-Kale ve camiden detay

-Osmanlı işlemeleri

-Tarihi cami detay

-Osman Güneren ile röp.

-Bizans döneminde yapılan işlemeler

-Muhabir Ali Can Zeray'ın anonsu

-Eğri duvarları

-Cami direklerinden detay

-Farklı açılardan genel detay görüntüler

Haber-Kamera: Ali Can ZERAY/EDİRNE,

Haber Kodu : 200116025

=================================

Evrenköy halkı, eski ismini geri istiyor

TOKAT'ın Zile ilçesine bağlı Evrenköy sakinleri, 1980 darbesi sonrası aldıkları köylerinin isminin 'Kızılcin' olarak değiştirilmesini istedi. Değişiklik için Valiliğe başvurduklarını belirten köy muhtarı Bekir Keskin, "Darbeci köyü olarak anılmak istemiyoruz" dedi.

Tokat'ın Zile ilçesine bağlı olan 'Kızılcin' beldesinin adı 1980 yılındaki askeri darbenin ardından belediye encümeninin 27 Ekim 1981 tarih ve 315 sayılı kararı ile 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in soyadından esinlenilerek Evrenköy adını aldı. Evrenköy, 2014 yılında nüfusu 2000'in altına düştüğü için belediyelik vasfını kaybederek köye dönüştürüldü. Şimdilerde 1500 nüfusa sahip olan Evrenköy yeniden isim değişikliği istiyor. Köylüler 1981'de değiştirilen 'Kızılcin' isminin aradan geçen 39 yıldan sonra geri verilmesini talep ediyor. Köy muhtarlığı, isimin Kızılcin olarak değiştirilmesi için 2019 yılı Aralık ayında Tokat Valiliği'ne başvuru yaptı.

'DARBECİ KÖYÜYMÜŞ GİBİ HİSSEDİLİYOR

Darbeci köy olarak anılmaktan rahatsızlık duyduklarını belirten Evrenköy Muhtarı Bekir Keskin, köy halkı olarak tekrar eski isimleri 'Kızılcin' ismini kullanmak için Tokat Valiliği'ne resmi başvuru yaptıklarını belirtti. Keskin, "Darbeden sonraki o dönemki belediye başkanımız görevden alındı. Yerine ihtilalin atamış olduğu bir emekli başçavuş getirildi. Başçavuş 7'nci Cumhurbaşkanın isminden esinlenerek köyümüzün ismini Evrenköy olarak değiştirdi. Biz bunu kesinlikle kabullenemiyoruz. Tekrar eski ismimiz olan Kızılcin'i istiyoruz. Şu anda bizim ismimiz Evrenköy geçtiği için toplumda darbeci, darbeci köyüymüş gibi hissediliyor. Biz darbeci köyü olarak anılmak istemiyoruz" dedi.

12 Eylül darbesini yaşayan köy halkından İdris Altuntaş (62) ise, darbe zamanı askerde olduğunu ve çok sıkıntılar yaşadığını belirtti. Döndüğünde belde halkına da sıkıntı yaşadığını gördüğünü belirten Altuntaş, "Evrenköy ismiyle o günleri tekrar yaşıyoruz. O yüzden eski ismimizi geri almayı istiyoruz" diye konuştu.

Valiliğin konuyu İl Genel Meclisi'ne taşıması ve talebin değerlendirilmesi bekleniyor.

Görüntü Dökümü:

-Köyden drone görüntüleri

-Köylmülerin görüntüsü

-Muhtarın konuşmaları

-Köylünün konuşması

Haber-Kamera:  Yaşar Erkan İÇEN/ZİLE(Tokat),

Haber Kodu : 200116040

==================================

Üniversite öğrencilerine, şiddete karşı 'savunma eğitimi'

ORDU'da bıçaklanarak öldürülen balerin Ceren Özdemir (20) cinayetinin ardından, 'Korkusuz Kadınlar, Güvenli Sokaklar' projesini hayata geçiren Kadın Eli Dokunuyordu Derneği'nce açılan kurslarda, üniversiteli kız öğrencilere, savunma eğitimi veriliyor. Ücretsiz verilen kursta, ani saldırılara karşı nasıl müdahale edilmesi gerektiği, teorik ve uygulamalı olarak anlatılıyor.

Ordu Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi 3'üncü sınıf öğrencisi, balerin Ceren Özdemir'in evinin bulunduğu binanın giriş kapısında Özgür Arduç'un bıçaklı saldırısında hayatını kaybetmesinin ardından, kadınların bu tür saldırılar karşısında savunmasız kaldıkları gündeme geldi. Birçok kadın günlük hayatlarında şiddet olaylarına karşı bireysel önlem alırken, Kadın Eli Dokunuyordu Derneği de, şiddet olaylarında kendilerini koruyabilmek amacıyla 'Korkusuz Kadınlar, Güvenli Sokaklar' projesini hayata geçirdi. Ünye ilçesinde faaliyet gösteren dernek, proje kapmasında yer alacak savunma sporu kursları için özel bir salonla protokol imzalayıp, çalışmalara başladı. Projede; özelikle ikinci öğretimde öğrenim görüp, geç saatte üniversiteden çıkan üniversiteli kız öğrenciler ve kadınlara, ücretsiz olarak düzenlenen kurslarda, savunma eğitimi veriliyor. Kursta, ani saldırılara karşı nasıl müdahale edilmesi gerektiği hem teorik hem de uygulamalı bir şekilde anlatılıyor. Eğitimlerin sürdüğü kursa gelenler, uzman çalıştırıcı eşliğinde yakın savunma tekniklerini öğreniyor. Dernek üyeleri, projeyle, şiddet olaylarına önlemin yanı sıra toplumsal bilinç ve farkındalık yaratmayı hedefliyor.

'KADIN HİÇBİR ZAMAN KORKMAMALI'

Projenin hayata geçirilmesine öncülük eden Kadın Eli Dokunuyordu Derneği Başkanı Esra Gerçeker, "Türkiye'yi yasa boğan bir olay yaşadık. Bu olayın ardından bir şeyler yapmak istedik. Toplumsal bilinç ve farkındalık yaratmak istiyoruz. Kadın hiçbir zaman zayıf değildir. Kadın hiçbir zaman korkmamalıdır. Karanlık sokaklar aydınlık olmalıdır. Bunun için de bu projeyi geliştirdikö dedi.

PROJE 1 YIL SÜRECEK

Kadın Eli Dokunuyordu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Kübranur Bozkurt, projenin 1 yıl süreceğini belirterek "İkinci öğretimde okuyan öğrencilerimiz var, bu öğrenciler geç saatlerde okuldan çıkıyor. Bu nedenle bu projeyi hayata geçirdik. Öğrencilere destek olmak istedik. Proje bir yıl sürecek, iki haftalık periyotlarla farklı öğrenci gruplarına ücretsiz olarak savunma dersleri verilecek" dedi.

'KADINA ŞİDDET KANAYAN BİR YARA'

Üniversite öğrencilerine verilecek eğitimleri anlatan salon işletmecisi Derya Özdemir ise kadına yönelik şiddetin kanayan bir yara olduğunu, son dönemde de onlarca kadının hayatını kaybettiğini söyleyerek, "Bu nedenle, Kadın Eli Dokunuyordu Derneği ile birlikte böyle güzel bir projeye imza attık. Projeyle ne kadar kadına ulaşabilirsek bizim için o kadar iyi olacak. Kendini savunmasıyla ilgili teknikler öğretmeye çalışacağız" diye konuştu.

'BU PROJE BİZİM İÇİN FIRSAT'

Kursa katılan Semiha Kuşçu da projenin hayata geçmesinden duyduğu memnuiyeti dile getirerek, "Projeyi gördüğüm zaman çok sevindim ve heyecanlandım. Bizim için fırsat ve bunun değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kadınların artık kendi ayakları üzerinde durması gerekir" ifadelerinde bulundu.

Ordu Üniversitesi Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Nedim Dikmen ise projenin hayata geçirilmesine katkısı olanlara teşekkür etti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Savunma eğitiminden detaylar

-Kadın Eli Dokunuyordu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Kübranur Bozkurt ile röportaj

-Fitnes Salonu İşletmecisi Derya Özdemir ile röportaj

-Ordu Üniversitesi Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Nedim Dikmen ile röportaj

-Kursa katılan Semiha Kuşçu ile röportaj

-Kursa katılanlardan detaylar

Haber-Kamera: Turgut DAĞDEVİREN/ÜNYE (Ordu),

Haber Kodu : 200116041

===========================================

Zigana Kayak Merkezi, sömestir tatiline hazır

GÜMÜŞHANE'nin Torul ilçesi sınırında, denizden 2 bin 100 metre yükseklikte yer alan Zigana Kayak Merkezi, sömestir tatilinin yaklaşmasıyla birlikte yaşanacak yoğunluk için son hazırlıklarını tamamlandı. Yerli, yabancı turistlerin yanı sıra Körfez ülkelerinden gelen ziyaretçileri ağırlayan merkez, hafta sonu tatilcilerinin de ilgi odağı oluyor.

Karadeniz'de kış turizminin en önemli merkezlerinden biri olan Zigana Dağında yer alan Gümüşkayak Kayak Merkezi'nde, 2019-2020 eğitim öğretim dönemi sömestir tatilinin yaklaşmasıyla birlikte yapılan rezervasyonlarla doluluk oranları neredeyse yüzde yüze çıktı. Yerli ve yabancı turistlerin yanı sıra Körfez ülkelerinden gelen ziyaretçilerin ilgi odağı olan kayak merkezi, sömestir tatili öncesi son hazırlıklarını tamamladı. Turistlerin yanı sıra hafta sonu tatilcilerinin stres atması, bolca kayak yapabilmesi ve eşsiz manzaranın keyfini çıkartabilmesi için rezervasyon yaptırdığı kayak merkezinde, yarıyıl tatilinde yoğunluk yaşanması bekleniyor. Öğrencilerin heyecanla beklediği yarıyıl tatili, 17 Ocak Cuma günü başlıyor.

'KAYAK KARNE HEDİYESİ OLSUN'

Kayak merkezi işletmecilerinden Murat Eroğlu, ailelerin çocuklarına karne hediyesi olarak kayak sürprizi yapmaları tavsiyesinde bulunarak, "Yarıyıl tatilinde gelen ailelerimiz konaklama imkanından yararlanabilirler. Çocuklarına güzel bir karne hediyesi olarak kayakla kaymak,  kayak eğitim almak, kızakla kaymak, kardan adam yapma, yani tatilini doya doya eğlenceli bir şekilde geçirebileceği imkanlar sunuyoruzö dedi.

'SEZONA İYİ BAŞLADIK'

Turistlerin isteklerini karşılayabilen 60 odalı kayak merkezini işlettiklerini kaydeden Eroğlu, "Kar geç geldiği için sezona geç girdik ancak iyi başladık. Zigana da kayak ve kızağın başladığını duyan insanlar, akın akın gelmeye başladı. Şu an ki yoğunluğumuzun yüzde 50'si yerli misafirlerimiz, diğer yüzde 50'si Arap müşterilerimizden oluşuyor. Misafirlerimiz çocuklarını eğlendiriyorlar, güzel vakit geçiriyorlar. Hafta sonunu fırsat bilen misafirlerimiz gelip konaklıyorlar. Zigana kayak merkezi Karadeniz'deki ilk kayak merkezlerinden biridir. Gençlik Spor Bakanlığından tesisi devir alıp, faaliyete geçtikten sonra insanlara kayağı alıştırmak için belli bir süre bedava olarak hizmet verdik. Bütün kayak ekipmanlarımızı sıfır aldık. Türkiye'deki en ucuz kayak imkanı sunan tesis olduk" diye konuştu.

'2 BİN ARAP TURİST ZİYARET ETTİ'

Kayak merkezine Karadenizlilerin yanı sıra Arap turistlerin de yoğun ilgi gösterdiğini belirten Eroğlu, "Yaklaşık olarak 2 bin Arap turist tesisimizi ziyaret etti. Hemen hemen her gün 2 ile 5 arası otobüs turları halinde tesisimize geliyorlar. Geçtiğimiz yıllardaki kış aylarıyla kıyasladığımızda Arap müşteri bulmak mucizeydi. Şimdi ise Arapların oldukça bir potansiyeli var. Karadeniz bölgesi kış turizmin yapılacağı en iyi iklimleri barındırıyor. Trabzon'dan 40 dakika içerisinde Zigana dağına ulaşabiliyor. Karadeniz'de kayağa oldukça fazla bir talep var. İnsanlar artık ayak kırarım, düşerim kolumu kırarım psikolojisinden kurtuldular. Yeni kayak merkezleri yapıldıkça yabancı turistler artacaktır" ifadelerinde bulundu.

'KAR ÇOK GÜZEL'

Kayak merkezine gelen Kuveytli turist Abdülkerim Hinizi, sıkça Karadeniz'in güzelliklerini görmek için turistik geziler yaptığını anlatarak, "Türk halkı ile beraber bu güzel ortamlardan faydalanmak ve sevdiğimiz Türk halkı ile birlikte olmak. Daima turist olarak geliyorum. Trabzon'da ev kiraladım, Türkiye'nin turizmden faydalanıyorum. Kar çok güzel, halk sevimli ve bölgenin manzarası güzel. Türkiye güzel bölgelere sahip, Araplarda bu yüzden buraları tercih ediyor" dedi.

'KAYAK ÇOK ZEVKLİ'

Kayak merkezinde ilk kez kayak deneyimi yaşadığını söyleyen İdris Dervişoğlu da "Hayatımda ilk defa kayak merkezine geldim ve çok sevdim. Kayak çok zevkli" diye konuştu. Ailesiyle kayak için Zigana'ya geldiğini ifade eden Ahmet Emin Kemerlikaya ise "Kaymağı çok seviyorum. Kızağımı alıyorum en tepeye çıkıyorum ve oradan aşağı doğru hızlı bir şekilde kayıyorum. Kayak merkezi çok güzel, buraları korumalıyız" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Zigana Kayak Merkezi Görüntüleri

-Kayak yapan vatandaş görüntüleri

-Kayak Merkezi Tesisinin Görüntüleri

-İşletmeci Murat Eroğlu röportajı

-Kuveytli turist Abdülkerim Hinizi röportajı

-Arsinden gelen İdris Dervişoğlu röportajı

-Ahmet Emin Kemerlikaya röportajı

-Genel ve Detay Çekimler

Haber/Kamera: Sinan UÇAR/GÜMÜŞHANE-DHA

Haber Kodu : 200116027

===============================

Tekerlekli sandalyede yaptığı ahşap ürünleri satıp, 4 çocuğunu okuttu

BATMAN'ın Gercüş ilçesinde, inşaatta çalışırken 3'üncü kattan düşüp, tekerlekli sandalyeye mahkum kalan Heybetullah Yarba (50), evinin altında kurduğu marangoz atölyesinde ahşaptan ürünler yapıyor. Yaptığı ürünleri satarak 4 çocuğunu okutan Yarba, "Çok şükür kendi işimle gurur duyuyorum. Herkesin çalışmasını isterim, kendini boşa bırakarak dünyaya küsmesin" dedi.

Gercüş ilçesinde oturan Heybetullah Yarba, 15 yıl önce Antalya'da inşaatta çalışırken, 3'üncü kattan düşüp, sakat kaldı ve tekerlekli sandalyeyle yaşamaya başladı. Yarba, evinin altına açtığı marangoz atölyesinde ahşaptan ürünler üretmeye başladı. Yarba'nın çalışma azmi ve hayata tutunma çabası kendisine hayran bırakırken, tekerlekli sandalyeyle ürettiği ahşap ürünlerin satışını yaparak 4 çocuğunu okuttu.

12 YIL BOYUNCA YATAKTA YAŞAM MÜCADELESİ VERDİ

Kimsenin engelli durumunu bahane etmemesi gerektiğini anlatan Yarba, geçirdiği iş kazasının ardından 12 yıl boyunca yatakta yaşam mücadelesi verdiğini söyledi. Yarba, "Bu işe başlamadan önce daha önce ben inşaatçıydım. Antalya'da çalışıyordum 2005 yılında bir iş kazası geçirdim iş kazası soncunda belim kıldı. 12 yıl yatakta kaldım. Yatakta sürekli kitap okudum. 4 çocuğum okula gidiyor. Maddi durumumuz iyi değildi. Bir işle uğraşmaya karar verdim. Evimin alt katında marangoz atölyesi kurdum. Ahşaptan değişik ürünler üretiyorum. Çok şükür kendi işimle gurur duyuyorum. Gerçekten bu iş güzel. Herkesin çalışmasını isterim. Kendini boşa bırakarak dünyaya küsmesin. Hayata tutunmazsa dünyayı kendine zindan eder. Ama benim gibi bir işle uğraşsalar inanınki çok mutlu olacaklar. Yaptığımız ürünlerin fiyatı ise 2.5 TL'den başlayarak 500 TL'ye kadar olan eserlerimiz var" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Yarba'dan görüntü

-Yarba'nın üretim atölyesi

-Atölyede ürettiği ürünler

-Yarba'nın açıklaması

-Genel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: BATMAN,

Haber Kodu : 200116032

=============================

İsa bebeğin kolundaki yaranın sebebi bulunamıyor

BURSA'da, sol kolunda yarayla dünyaya gelen İsa Asaf Midilli, kolundaki yaradan kaynaklı 1,5 yaşına gelince sol elini kullanamaz hale geldi. Minik İsa'nın ailesi, çocuğunu tedavi ettirmenin yollarını ararken bir yandan da anne karnında oluştuğu söylenen yaranın sebebini araştırıyor.

Bursa'da Rukiye (29) ve Ufuk Midilli (28) çiftinin geçen yıl Temmuz ayında bir erkek çocuğu dünyaya geldi. İlk çocuklarını kucağına alan çift, İsa Asaf ismini verdi. Doğum gerçekleştikten yaklaşık bir saat sonra, baba Ufuk Midilli'yi odasına çağıran doktor, çocuğun sol kolunda bir kızarıklık olduğunu söyledi. Hamilelik sürecinde böyle bir şeyden haberdar olmadıklarını söyleyen Ufuk Midilli, yaranın boyutunu ve sebebini öğrenmek için Plastik Cerrahi servisine başvurdu.

Yapılan tahlil ve incelemelere rağmen bebeğin kolunda oluşan yaranın sebebi anlaşılmadı. Doktorlar tarafından anne karnında oluştuğu söylenilen yara, bir kaç gün geçtikten sonra kabuk haline geldi. Kabuğun alınıp incelenmek için Patoloji'ye gönderilmesinin ardından İsa bebeğin kolu sargıya alındı. Kolu uzun süre hareketsiz kalan İsa bebek, sargılar çözüldükten sonra sol bileğini ve parmaklarını kullanamaz hale geldi. Genç çift, İsa bebeğin kolunu ve parmaklarını kullanabilmesi için tedavi yolları ararken bir yandan da anne karnında oluştuğu söylenen yaranın sebebini araştırıyor.

'BİLİRKİŞİLERDEN YARDIM İSTİYORUZ'

Eşinin hamileliği sürecinde herhangi bir problemle karşılaşmadıklarını söyleyen Ufuk Midilli, "Bu süreçten sonra Hematoloji, çocuk doktoru, plastik cerrahi, fizik tedavi gibi çeşitli yerlere gönderdiler. Sonuç olarak çocuğumuz 1 buçuk yaşına geldi fakat yaranın ne olduğu hakkında bir bilgi sahibi değiliz. Bizim merak ettiğimiz tek şey, anne karnında böyle bir yara oluşabilir mi, olabilirse bunun nedeni, değilse de bir ihmal varsa bunun ortaya çıkmasını istiyoruz. Çocuğum sol bileğini ve parmaklarını kullanamıyor. Oğlumuz belki ileride iyi yetenekli bir çocuk olacaktı ama bileğini parmaklarını kullanamadığı için şu an sıkıntıdayız. Bilirkişilerin bizlere bu konuda yardımcı olmasını istiyoruz" dedi.

'TEDAVİNİN FAYDASINI GÖREMİYORUZ'

Anne karnında böyle bir yaranın oluşmasına ihtimal vermediğini söyleyen anne Rukiye Midilli ise "Hamilelik sürecinde kontrollerimi eksiksiz yaptırdım. Hiç bir problemle karşılaşmadık. Sadece son aylara doğru iri bebek teşhisi konulmuştu. Normal doğum değil de sezaryenle alınla riski vardı. Hamilelik sürecime zarar verebilecek ne bir ilaç, ne bir madde kullanmadım. Ultrasona girdiğimde de hiç bir şey çıkmadı. Doğumdan sonra narkozun etkisiyle ben çocuğun elindeki yarayı fark edemedim. Ben 3 gün sonrasında gördüm yarayı. Ondan sonra da plastik cerrahiye yönlendirdiler. Bir aylık süreçte araştırıldı, bütün yollara başvuruldu. Yaranın anne karnında oluşmasına karşın bütün sebeplere bakıldı. Ama yine de bir sebep bulunamadı. O kabuktan bir parça alındı ama bize son olarak anne karnında oluşan bir yara olduğu söylendi. Sebebi söylenmedi. Biz yoğun bakımda yatarken sol el bilekte katılaşma, parmaklarda hareketsizlik fark edildi. Fizik tedaviye yönlendirdiler ama gitsek bile faydasını göremiyoruz" ifadelerini kullandı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-İsa bebekten detaylar

-Kolundaki yaradan detaylar

-İsa bebeğin ailesinden detaylar

-Röportajlar

-Anons

Haber: Semih ŞAHİN - Kamera: Huzeyfe ÖZDEMİR/BURSA,

Haber Kodu : 200116034

==============================

Atletizm Federasyonu, uzun boylu çocukları takibe aldı

TÜRKİYE Atletizm Federasyonu (TAF) Başkanı Fatih Çintimar, Doğu Anadolu, Güneydoğu ve Karadeniz bölgelerinde 14 yaş ve 1.75 boyun üzerinde olan çocukları yakın takibe aldıklarını söyledi. Bu bölgelerde 15 kişilik teknik ekiple taramaların yapıldığını belirten Çintimar, "Uzun boylu çocuklar özellikle atlama ve atma branşlarında başarılı oluyorlar. Bu çocukların öğrenci olup, olmaması önemli değil. Şartlara uyup, göremediklerimiz varsa müracaat etsinler" dedi.

Türkiye'nin 81ilinde atletizm yaptıklarını ancak bunu bütün branşlara yaymak istediklerini ifade eden Başkan Fatih Çintimar, her ilde her branşa en az bir antrenör bulunacağını söyledi. Atletizmin bugün yüzde 50'den fazlasının mesafe, kros ve maratonla ilgili olduğunu sözlerine ekleyen Çintimar, "Gençlik ve Spor Bakanımızın da destekleri ile artık her branşta var olmak istiyoruz. Bunun için dünyada kanıtlanmış olan uzun boylu sporcu arayışına girdik. Bu nedenle en az 1.75 ve 14 yaş üzeri gençleri arıyoruz. Her ilde her branşta antrenörler olabilmesi için çaba harcıyoruz. İllerde bu işi özellikle isteyen antrenör ve beden eğitimi öğretmenlerini eğiterek bu işe kazandırmak istiyoruz. Bugün 18 milyon gencimiz var ama öyle tahmin ediyorum ki 300 bin ve 500 bin genç içinde milli takımları oluşturuyoruz. Oysa biz bu milli takımı 18 milyon gençten oluşturmak istiyoruz. Bu milli takım bugünkü milli takımdan çok daha güçlü olur diye düşünüyorum" dedi.

'UZUN BOYLU ÇOCUKLAR ATLAMA VE ATMA BRANŞLARINDA BAŞARILI OLUYOR'

İl il gezerek arama yaptıklarını belirten Çintimar, "İlk olarak Ağrı ve Van'dan başladık. Zonguldak, Hakkari olarak devam ettireceğiz. Bu illerde 15 kişilik teknik ekiple taramalarımızı yapıyoruz. Bütün çocuklar üzerinde değil, fiziksel anlamda 14 yaşının ve 1.75 boyun üzerinde olan çocuklarda tarama yapıyoruz. Fiziksel anlamda uzun boylu çocukların atlama ve atma branşlarında başarılı oluyor. Çocukları seçmeyi yaptığımız illerde 15 gün içerisinde raporunu çıkarıp o çocukların branşlarını hem hoca hen eğitmen göndererek kendi illerinde kampa alıp çalışmalarına başlayacağız. Bu çocuklar öğrenci olup olmaması önemli değil. Ekibimiz illerde uzun boylu çocukları markaja almış durumda. Göremediklerimiz ise bizlere mutlaka müracaat etsin. Doğu'da voleybol evye basketbol oynayan uzun boylu çocuklar arada kayboluyor. Çok uzun boylular ise futbol oynayamaz. Ama atletizmde zirveye çıkarlar" diye konuştu.

OLİMPİYATTA HEDEF 40 SPORCU

TAF Başkanı Fatih Çintimar, 2019 yılında atletizmde birçok başarıya imza attıklarını ve bu başarıyı 2020'de artıracaklarına inandıklarını söyledi. 2020 Tokyo Olimpiyatları için şu an 11 kotanın garanti ancak hedefin 40'ı yakalamak olduğunu vurgulayan Çintimar, "Bunun için de bütün gücümüz ve çabamızla çalışıyoruz. Birçok yerde kamplarımız devam ediyor. Olimpiyata katılmak için son olarak Erzurum'da bayrak yarışı olacak. 30 ülkenin katılacağı son kota yarışında tüm gücümüzü ortaya koyacağız" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Fatih Çintimar'ın Teknik Heyet ile toplantı yapması

-Fatih Çintimar ile röp

Haber: Turgay İPEK - Kamera: Zafer KUMRU/ ERZURUM,

Haber Kodu : 200116034

==================================

Buz tutan kentin kuşlarına sıcak yuva

ERZURUM'da lise öğrencileri, kış aylarında soğuktan donma tehlikesi geçiren kuşlar için hazırladıkları evleri ağaçlara astı. Kuş evlerin içine ve çevresine yiyecek bırakan öğrenciler, kuşlara sıcak bir yuva vermenin mutluluğu içinde olduklarını söyledi.

Merkez Aziziye ilçesindeki Özel Bilge Koleji'nin öğrencileri okullarında coğrafya öğretmeni Elif Aydoğan öncülüğünde ahşaptan 30 kuş evi yaptı. Öğrenciler, yaptıkları bu evleri milli takım başta olmak üzere tuttukları futbol takımlarının renklerine boyadı. Son hazırlıklarını tamamlayan öğrenciler, öğretmenleri Elif Aydoğan ve okul müdürü Abdullah Samancı ile birlikte yürüyerek yaklaşık 2 kilometre uzaklıktaki Atatürk Üniversitesine ait ormanlık alana gitti. Öğrenciler içini sıcak olması için talaşla doldurdukları yuvaları, yiyecek de koyarak merdivenle çıktıkları ağaçlara astı.

Bu çalışmanın bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu söyleyen coğrafya öğretmeni Elif Aydoğan, karasal yaşam çalışmalarında bu yılki ana temalarının kuşlar olduğunu ifade etti. Aydoğan, "Öğrencilerle birlikte yaptığımız kuş yuvalarını rengarenk boyayıp okulumuza yakın olan üniversiteye ait ormanlık alandaki çam ağaçlarına astık. Buradaki temel hedefimiz yaşanabilir dünya için kitlesel olarak çalışmak olduğunu vurgulamaktı. Örnek bir başarıya imza attığımızı düşünüyorum" diye konuştu

'HAYVANLARIN SOĞUKTAN VE AÇLIKTAN ÖLMESİNİ ENGELLEMEK İSTEDİK'

Okulun 11'inci sınıf öğrencilerden Ceren Bala da yaptığı kuş evini Galatasaraylı olması nedeniyle sarı-kırmızıya boyadığını belirtti. Tüm kuş evlerinin rengarenk boyandığını belirten Bala, "Yaşadığımız şehir bazen kutuplar kadar soğuk olabiliyor. Bitki örtüsünün de tamamen karla kaplı olması nedeniyle doğada yaşayan canlılar ya soğuktan ya da açlıktan ölüyor. Biz de bunun önüne biraz olsun geçebilmek ve örnek olması adına böyle bir girişimde bulunduk. Çok da güzel oldu. Bu yuvaları sık sık ziyaret edip kırılanlar varsa onarıp içerisine yiyecek koyacağız" dedi.

'DÜNYAYI GÜZELLEŞTİREN HAREKETLER YAPIYORUZ'

Bilge Koleji'nin Kurucu Müdürü olan Abdullah Samancı ise, amaçlarının kuşların ölümünü önlemek ve karasal yaşamdaki yerlerini korumak olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Okuldaki eğitim ve öğretimin yanı sıra hep beraber hikaye yazarak bu hikayeyi hayallerimiz ile süslüyoruz. Dünyayı güzelleştiren hareket neyse onu yapıyoruz. Her insanın yüreğine, hayatına güzellik ve iyilikle dokunuyoruz. Önce çevreyi, daha sonra ise dünyayı iyilikle donatmak istiyoruz. Eğitimdeki başarımızı bu tür örnek sayılabilecek sosyal projelerle taçlandırıyoruz. Kuş evlerini de önceden tasarlamıştık, uygulamaya dökerek ağaçlara astık. Amacımız kuşların karasal yaşama uyum sağlaması ve onlara yardımcı olmak. Öğrencilerimize, bu proje ile birlikte yaşadığımız diğer canlılara paylaşmayı ve onlara yardımcı olmayı öğrettik."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Öğrencilerin okulda kuş yuvalarını kontrol etmesi

-Kuş yuvalarının sprey boya ile boyanması

-Öğrencilerin okuldan çıkması

-Yuvalarının içlerini talaş ve yem bırakılması

-Kuş yuvalarının ağaçlara asılması

-Elif Aydoğan ile röp

-Ceren Bala ile röp

-Abdullah Samancı ile röp

-Abdullah Samancının öğrencileri ile selfie çekmesi

Haber: Turgay İPEK - Kamera: Zafer KUMRU/ ERZURUM,

Haber Kodu : 200116035

=====================================

Muş'ta üretiyor, Ankara'da satıyor

MUŞ'ta, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'ndan (TKDK) hibe katkısıyla açılan fabrikada üretilen beyaz peynir, kaşar peyniri, yoğurt, ayran, tereyağı ve yöresel peynirler, çevre illere ve Ankara'ya satılıyor. Maksimum 25 ton süt işleyen fabrikada, kış mevsimi nedeniyle günde ortalama 6 ton süt işleyerek üretim yapılıyor.

Muşlu yatırımcı Erhan Tekemen tarafından hazırlanan süt işletmesi projesi TKDK'dan destek gördü. 5 milyon 700 bin TL'ye mal olan fabrika, 2016 yılında hizmete girmesinden sonra Bitlis'in Adilcevaz, Elazığ'ın Karakoçan ve Muş'tan topladığı sütleri işleyerek üretime başladı. Günlük kapasitesi 25 ton süt olan fabrikada, kış mevsimi nedeniyle 6 ton süt işlenerek beyaz peynir, kaşar peyniri, yoğurt, ayran, tereyağı ve yöresel peynirler üretiliyor. 9 kişinin istihdam edildiği fabrikada el değmeden modern makinelerde üretilen süt ve süt ürünleri, başta Doğu illeri olmak üzere Ankara'da da satışa sunuluyor.

Fabrika müdürü Salih Doğan, "Şu anda kapasitemiz 25 tondur ama sütün eksikliğinden dolayı 6-7 ton ile çalışıyoruz. Sütleri çiftliklerden alıyoruz. 9 kişi çalışıyoruz, ilerleyen süreçte süt alımı artıkça personel alımı da yapacağız" dedi.

Fabrikada üretimin el değmeden gerçekleştiğini belirten gıda mühendisi Emrah Demir, "Aldığımız sütlerle ürettiğimiz peynir ve tereyağını halkımıza sunmaktayız. Devlet tarafından alınan destekle kurulmuş bir fabrika ve alınan makinelerde son teknolojiye uygun. El değmeden üretimlerimiz aynen devam etmektedir" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Fabrika çalışanı ve makineden detay

-Fabrika içerisindeki makinelerden detaylar

-Fabrikada üretimi yapılan peynirlerden detaylar

-Fabrika işçilerinin çalışmalarından detaylar

-Üretimi yapılan peynirler ve paketlemelerden detaylar

-Fabrika Müdürü Salih Doğan Röp.

-Gıda Mühendisi Emrah Demir Röp.

Haber-Kamera: Muhammed Sami MARAL/ MUŞ,

================================

Kars soğuklarına halk ozanı Tellioğlu'ndan sazlı-sözlü deyiş

HALK ozanı Arif Tellioğlu, karın az yağdığı ancak soğuk havanın etkili olduğu Kars'a türkü yazdı. Kars Kalesi'nin eteğinde parkın kenarına oturan Tellioğlu, "Her yerinde karlar yağmış/ Serhat Kars'ın soğukları/ Dereleri buz bağlamış/ Serhat Kars'ın soğukları, diyerek kentteki soğuğu saza ve söze döktü.

Kars'ta, son günlerde hava sıcaklığı eksi 25 dereceye kadar düşerken, soğuk hava nedeniyle kentte, akarsular dondu, iş yerlerinin camlarını buz kapladı. Cadde ve sokakların bu z tuttuğu kentte, bina saçaklarında ve doğal gaz borularındaki sarkan buz sarkıtları tehlike oluşturuyor. Geçen yıllara göre kar yağışının daha az, ancak soğukların arttığı kent merkezinde fotoğraf meraklıları da buz kaplayan Kars Çayı'na akın ediyor.

SERHAT KARS'IN SOĞUKLARI

Kars'ın dondurucu soğukları, halk ozanlarının deyişlerine de yansıdı. Aşıklardan Arif Tellioğlu da yaşanan bu soğuk günleri sazı ve sözüyle dile getirdi. Soğuk hava nedeniyle sazının akordu sık sık bozulan Tellioğlu 3 kıtalık değişiyle yaşanan zorlukları aktardı. İşte aşık Tellioğlu'nun sazı ve sözüyle Kars'ın soğukları:

"Her yerinde karlar yağmış/ Serhat Kars'ın soğukları/ Dereleri buz bağlamış/ Serhat Kars'ın soğukları

Soğuklar başımdan gitmez/ Hasretliği böyle bitmez/ Tellerimde akort tutmaz/ Serhat Kars'ın soğukları

Tellioğlu der sağlamış/ Muhabbeti tel bağlamış/ Yolları da buz bağlamış/ Serhat Kars'ın soğukları."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Aşığın gelişi

-Aşık Tellioğlu'nun konuşması ve saz çalıp soğukla ilgili deyiş söylemesi

-Yürümeleri

-Bir vatandaşın konuşması

-Buz görüntüleri

-Bir çocuğun konuşması

Haber-Kamera: Bedir ALTUNOK/ KARS,

Haber Kodu : 200116039

===========================

Buz tutan Çıldır gölü üzerinde otomobille drift yapıyorlar

ARDAHAN'ın Çıldır ilçesinde, yüzeyi soğuğun etkisiyle buz tutan Çıldır Gölü, macera sevenlerin uğrak yeri haline geldi. Gölün üzerine otomobiliyle çıkan Yakup Topkaya (30) buz üstünde drift yaptı.

124 kilometrekarelik alanıyla Van'dan sonra Doğu Anadolu Bölgesi'nin ikinci büyük gölü olan Çıldır gölünün yüzeyi soğuk havanın etkisiyle buzla kaplandı. Buz kalınlığının 15 santimetreyi bulmasıyla birlikte göl macera tutkunlarının uğrak yeri haline geldi. Kış aylarında üzerine Eskimolar gibi balık avı yapılan ve atlı kızak seferleri düzenlenen Çıldır Gölü'nün buz tutan yüzeyine otomobiliyle çıkan Yakup Topkaya, göl üstünde yaklaşık yarım saat otomobiliyle kayarak drift yaptı. Topkaya, "Bu bizim yaşam felsefemiz, bunu her kış atlı kızakla yapıyorduk ama 'Bu yıl otomobille yapalım' dedik. Buz kalınlığı şu an 15 santim civarında. Otomobili kaldırıyor ve buz baya sağlam. Şu an sezonu açmış bulunuyoruz. Göl bu sene biraz geç buz tuttu ama sağlam oldu" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Buz üstünde kayarak drift yapan otomobil

-Drift yapan otomobili cep telefonuyla çeken vatandaş

-Röportajlar

Haber-Kamera: Suat İNCEDERE/ARDAHAN,

Haber Kodu : 200116029

==============================

Tarımsal erken uyarı sistemi hayata geçirildi

ADIYAMAN Samsat ilçesinde 'tarımsal erken uyarı sistemi' hayata geçirildi.

İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından projelendirilen sistem kapsamında hazırlanan şebeke ile çiftçilerin cep telefonuna sulama ve ilaçlama zamanı geldiğinin mesajları yollanıyor. Mesajlar sayesinde ürünlerini zamanında sulayan, ilaçlayan ve gübreleyen çiftçiler önlemini alarak ürünlerin daha verimli olmasını sağlıyor.

Samsat İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürü Nevzat Kılınç, sistemin temel amacının Samsatlı çiftçileri dijital tarım ile buluşturmak olduğunu söyledi. Bu amaçla sistemi kurduklarını kaydeden kılınç, "İlçemizde 4 adet istasyon kurduk, özellikleri ise bu sistem sayesinde çiftçilerimiz, hem gübreleme zamanlarını, hastalıkla mücadele zamanlarını belirleyebilecek, ayrı şekilde tarımsal işlerini yürütürken bu verilerden faydalanabilecekler. Bu sistemi kurduktan sonra bizler İlçe Tarım Müdürlüğü olarak Ziraat Odasına kayıtlı çiftçilerimizi toplu SMS ile bilgilendirme yapacağız. Çiftçilerimiz tarımla ilgili her konuda bilgi sahibi olacaklardır. Örnek olarak hastalık ile mücadele ile ne zaman ilaçlama yapacaklarını bileceklerdir. İlçemizde çiftçilerimiz birbirlerinde habersiz bir şekilde ilaçlama yapmaktadırlar. ve buda ilaçlama maliyetini ve sayısını artırmaktadır. Bu kurduğumuz sistem sayesinde, çiftçilerimizin önceden bilgilerinin olduğundan dolayı daha iyi bir şekilde ilaçlama yapacaklardır. Özellikle bazı zararlı hastalıklar mücadelede zararların çıkışı çok önemlidir. Bunların tespiti için bu istasyonlarımızı kullanıyoruz" dedi.

'HER BİR İSTASYONUN ETKİ ALANI 10 KİLOMETRE'

Kurdukları mobil uygulama ile çiftçiler uygulamayı indirerek kendi bölgesindeki hava durumu, toprak sıcaklığı, havadaki nem oranı öncesinden ne zaman gübreleme yapılacağı gibi özellikleri de kullanabileceklerini aktaran Kılınç şöyle devam etti:

"Bu sistemin birde mobil uygulamasını, oluşturduk. Çiftçilerimizi istedikleri zaman bu mobil uygulamayı indirip kendi bölgelerindeki hava tahmin raporunu, toprak sıcağını, havadaki nem oranını, yaprak ıslaklık oranı önceden ne zaman gübreleme yapacaklarını, ne zaman tarlalarını süreceklerini hangi hastalıkla ne zaman mücadele edeceklerini konusunda ön bilgiye sahip olacaklar. Kurduğumuz bu dört istasyon sayısı her bir istasyonun etki alanı 10 kilometre çapında olduğu için bizim ilçemizde bir yarım ada şeklinde olduğundan dolayı da Samsat alanı içerisinde bulunan tüm çiftçilerimiz ücretsiz olarak bu hizmetten yararlanabilecekler. Bu sistem Güneydoğu Anadolu bölgesinde sadece Elazığ'ın bir ilçesinde belirli bir alanda bu proje vardı. Güneydoğu Anadolu bölgesinde ikinci olarak biz yapmış bulunmaktayız. Bizim istasyonlarımızın diğerlerinde farkı bütün ilçeyi kapsıyor olması ve bütün çiftçilerimizin bundan yararlanabiliyor olması istasyonlarımızın yerlerini belirlenmesi noktasında buraya gelen teknik ekip tarafından belirlendi nerde olması konusunda ilçemize 4 adet istasyon kurduk. Projemizin toplam maliyeti 40 bin TL civarında bunun yüzde 90'ını İpekyolu Kalkınma Ajansı tarafından karşılandı, diğerini de eş finansman olarak Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından karşılandı. İlçemizin birçok alanında nar bahçeleri bulunmakta. Nar bahçelerimizde harnup güvesi denilen bir zararlı böcek bulunmakta ve nar bahçelerimize zarar oluşturmaktadır. Bunun için de birçok tuzaklar kurduk. Amacımız bu böceklerin ne zaman çıkacaklarını belirlemek ve ilaçlama programı düzenlemekti. Bu kurduğumuz sistemde bu böceklerin ne zaman çıkacakları zamanları beliyor ve çiftçilerimize SMS yolu ile bildirdikten sonra ilaçlamalarını yapıyorlar."

'GELECEK MESAJLARLA HAREKET EDİYORUZ'

Çiftçilerden Bekir Aydın ise "Bundan önce böyle bir sistem yoktu ama bu kurulan sistemle telefonlarımıza gelen mesajlarla tarlalarımızı ne zaman süreceğimiz konusunda artık bilgileniyoruz. Artık kafamıza göre tarlalarımızı ilaçlamalarımızı yapmıyor. Sürekli İlçe Tarım İl Müdürlüğünden gelecek olan mesajlarla hareket ediyoruz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

---------------------------------

Samsat ilçesi

Tarım arazisine kurulan sistemin çalışması

Tarla sulanması

Bekir Aydın ile röp.

Sitemin bilgisayardan çalışması

İlçe Tarım Müdürü Nevzat Kılınç ile röp.

Genel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Mahir ALAN-ADIYAMAN-

Haber Kodu : 200116033

=====================================

Kocaeli'nin sokaklarını renklendiriyor

İZMİT'te, Moldovalı ressam Ecaterine Nikolau (44), kendi oluşturduğu tasarımları trafo, viyadükler ve duvarlara resmediyor. Duvarları renklendiren Ecaterine, "Kentin duvarlarını boyamak benim için çok güzel bir duygu. Hem stres atıyorum hem de sanatımı yapıyorum" dedi.

Türkiye'ye 1999 yılında turist olarak gelen Moldovalı ressam Ecaterine Nikolau, yaptığı tatilin ardından kenti ve ülkeyi çok sevince İzmit'e yerleşmeye karar verdi. Bir süre çeşitli işlerde çalışan Ecaterine, daha sonra çocukluk yıllarından beri yaptığı ve asıl mesleği olan ressamlığa yeniden döndü. Kiraladığı küçük dükkanı resim atölyesine çeviren Ecaterine, burada eserler üretmeye başladı. 2008 yılında elektrik trafosunu boyayan Ecaterine'ya, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nden kentin çeşitli noktalarına resimler yapması için teklif geldi. Yaklaşık 12 yıldan bu yana Kocaeli'nin birçok ilçesinde yüzlerce duvarı resimlendirdiğini ifade eden Ecaterine, "Çocukluk aşkım olan resim yapmayı kentin duvarlarına taşımak benim için çok güzel bir duygu" dedi.

'GEZMEK İÇİN GELMİŞTİM AMA ÇOK SEVDİM'

Müslüman bir ülkeyi ziyaret etmek için yola çıktığı seyahatinde Türkiye'den çok etkilendiğini belirten Ecaterine Nikolau, "Yaklaşık 20 sene önce Türkiye'ye geldim, turist amaçlı gelmiştim. Müslüman bir ülkeyi görmek istiyorum ve Türkiye'ye geldim. İzmit'i sevince burada kalmak istedim. Ben zaten küçüklükten beri resimler yapıyordum, bu alanda ödüllerim de var. Daha sonra burada resimlerimi devam ettirmeye çalıştım. Resim alanında eğitimler alarak kendimi geliştirdim uluslararası sertifikalar aldım. Başka bir ressamın duvar resimlerini gördükten sonra duvar boyama sanatıyla tanıştım ve ilgi duymaya başladım. Belediyenin yardımıyla bir iki küçük iş yaptıktan sonra işleri büyüttük. İlk olarak bir trafoyu boyayarak başlamıştım 2008 yılından bu yana duvar resimleri yapıyorum" dedi.

'BİRÇOK İLÇEDE YÜZLERCE DUVARI BOYADIM'

Sokaklarda gezintiye çıktığı zaman kendi eserlerini görünce çok mutlu olduğunu ifade eden Ecaterine Nikolau şunları söyledi:

"Bir sürü yere duvar resimleri yaptık Karamürsel, Değirmendere, Gölcük, Dilovası, İzmit gibi Kocaeli'nin birçok ilçesinde duvarlar boyadım. Hem belediyeyle ortak işler yaptım hem de kendi şahsi projelerim oldu. Bu işi çok seviyorum ve hala kentin birçok noktasını boyamaya devam ediyorum."

'AÇIK HAVA SERGİSİ GİBİ OLMASI BENİ MUTLU EDİYOR'

Aldığı olumlu tepkilerden dolayı son derece mutlu olduğunu belirten Ecaterine Nikolau, "Bu çok güzel bir duygu çünkü insanların tepkisi çok ilginç ve güzel oluyor. Birçok kişi ben sokakta resim yaparken yanıma gelip beni tebrik ediyor bu da benim moralimi artırıyor. Daha sonradan yaptığım çalışmaların yanından geçmek çok güzel bir duygu, çünkü arkanda bir eser bıraktığını hissedebiliyorsun. Şehir içinde ve herkesin görebileceği bir yerin olması çok güzel açık havada bir sergi gibi olması çok hoşuma gidiyor" diye konuştu.

"ECATERINE SEN MİSİN DİYE SORUP ŞAŞIRIYORLAR"

Yaptığı resimlerin altına kendi imzasını atmasından dolayı kentin birçok farklı noktasında adının yazılı olduğunu söyleyen Ecaterine Nikolau şöyle konuştu:

"Birçok insanla tanışırken bana 'Ecaterine sen misin? Biz senin adını duvarlarda okuyoruz' gibi şeyler söylüyorlar. Duvarlardaki resimlerin kimin yaptığını çok merak ettikleri için beni görünce şaşırıyorlar. Böyle tepkiler almak beni çok mutlu ediyor. Kentin her tarafına resimler yapmaya devam edeceğim."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

Ecaterine Nikolau'nun atölyesinden detaylar

Ecaterine Nikolau'nun atölyede ve sokakta resim yaparken görüntüsü

-Ecaterine Nikolau ile röportaj

Ecaterine Nikolau'nun boyadığı duvarlar ve viyadüklerden görüntü

-Detaylar

Haber-Kamera: Alişan KOYUNCU-Dinçer AKBİR/İZMİT(Kocaeli),

Haber Kodu : 200116036

======================================

2 aylık Adra Liya taburcu edildikten sonra öldü

KOCAELİ'nin Körfez ilçesinde, Gülendam ve Sinan Yıldız çiftinin kızları 2 aylık Adra Liya Yıldız, kusma ve ishal şikayetiyle gittiği hastaneden, tedavisinin ardından taburcu edildiği günün akşamı hayatını kaybetti. Acılı aile minik bebeğin ölümünde doktorların ihmali olduğu iddiasıyla şikayetçi oldu. Sinan Yıldız, "Çocuğum tamamen çökmüştü. Bizi o halde taburcu ettiler. Kimin ihmali, kimin suçu varsa cezalandırılsın" dedi.

Körfez'de oturan Gülendam ve makine mühendisi Sinan Yıldız çiftinin üçüncü çocuğu olan 2 aylık Adra Liya Yıldız, 5 Ocak'ta kontrollerinin yapılması için ailesi tarafından özel hastaneye götürüldü. Gülendam Yıldız buradaki doktora, çocuğunun burnunun tıkalı ve gözlerinin şiş olduğunu söyledi. Adra Liya'yı muayene eden doktor, pişik ilaçları ile burun tıkanıklığı için bir ilaç yazdı. Burun tıkanıklığı ilacını kullanan aile sonuç alamayınca, bebeği bir gün sonra aynı doktora tekrar götürdü. Doktor bu kez antibiyotik ilaç yazarak aileyi evine gönderdi. Bebeklerine antibiyotik içeren aile, çocukta ishal ve kusma başlaması üzerine 9 Ocak günü özel hastanenin çocuk hastalıkları polikliniğine gitti. Burada ailenin diğer 2 kız çocuğunu da düzenli olarak kontrol eden doktora muayene olan aile, bu doktorun yazdığı iğne ve hava yoluyla verilen bir ilacı alarak çocuğa verdi.

DAMAR YOLUNU ÇIKARMADAN TABURCU ETTİLER

Adra Liya'nın rahatsızlıklarının geçmemesi üzerine 11 Ocak günü Yıldız ailesi bebeklerini Kocaeli Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürdü. Özel hastanedeki doktorun yazdığı iğne minik bebeğe burada ikinci kez yapıldı ve serum bağlandı. Serumun bağlanmasının ardından bebeğin kusma ve ishali düzelmeye başladı. Birkaç saat sonra serumu kesen doktorlar, bebeğin sabaha kadar anne sütüyle beslenerek kontrol altında tutulacağını söyledi. 12 Ocak sabahı saat 07.00 sıralarında doktorlar, Adra Liya'nın durumunun normal olduğunu söyleyerek minik bebeği taburcu etti. Bebekleriyle birlikte eve gelen aile, hastanede açılan damar yolunun çıkarılmadığını fark etti. Evlerine yakın olan özel kliniğe giden aile burada damar yolunu çıkarttırdıktan sonra eve geri döndü.

YOLDA KALBİ DURDU, HASTANEDE TEKRAR ÇALIŞTIRILDI

Aynı gün saat 20.00 sıralarında minik Adra Liya'nın evde fenalaşması üzerine aile Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne gitmek için yola çıktı. Yolda çocuğun daha da kötüleşmesi üzerine daha yakın olan İzmit Seka Devlet Hastanesi'ne giden aile, burada çocuklarının kalbinin durduğunu öğrendi. Hastanedeki müdahale ile kalbi tekrar çalıştırılan minik Adra Liya, ambulans ile Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne sevk edildi. Burada çocuk acil servisinde tedavisine başlanan Adra Liya bebek, 13 Ocak gecesi saat 02.00 sıralarında hayatını kaybetti.

Bebeklerinin ölümünde doktorların ihmali olduğunu düşünen Yıldız ailesi, çocuklarına otopsi yapılmasına izin vererek ihmali olan tüm görevliler hakkında suç duyurusunda bulundu.

'ANTİBİYOTİK ALINCA KUSMA VE İSHAL BAŞLADI'

Bebeklerinin hastalık sürecini anlatan Sinan Yıldız, "Çocuğum 2 aylıktı. 2 aylık kontrolleri vardı. Özel hastanede daha önceden götürdüğüm doktora çocuğumun kontrolleri için götürdüm. Bu arada çocukta da biraz rahatsızlık vardı. Gözleri şişti, burun akıntısı vardı. Doktorumuz bunların normal olduğunu söyledi. Bazı ilaçlar vererek bizi gönderdi. Aynı gece çocuğumuzun ateşi çıktı ve ertesi gün tekrar aynı doktora kontrole gittik. Bu sefer boğazına baktıktan sonra çocuğumuzun enfeksiyon kaptığını söyledi. Antibiyotik reçetesi verdi. Antibiyotiği kullanmaya başladıktan sonra çocuğumuzda bu sefer kusma ve ishal şikayetleri baş göstermeye başladı. Biz bu durumdan rahatsız olup başka hastaneye, daha önce büyük kızlarımızı götürdüğümüz doktorumuza götürdük. Güvendiğimiz doktorumuza götürdük. O doktorumuz çocuğumuzu kontrol etti ve yanlış bir tedaviye başlandığını söyledi. Tedaviyi değiştireceğini söyleyerek bize farklı bir yöntem sundu. Bu arada çocuğumuzun bir sürü tahlilini yaptı. Biz ayrılırken de çocuğun iğnelerini vurdurmamızı ve ateş, hırıltı gibi beklenmeyen bir tepki görürsek en yakın acile başvurmamızı söyledi" dedi.

'ÇOCUĞUN 3 GÜN YATMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEYİP 'HASTANE BULUN' DEDİLER'

Özel hastanede yer olmadığı için kendilerine hastane bulmalarını söylediklerini belirten Yıldız, "Daha sonra biz gidip ilk iğnesini vurdurduk. Çocuğumuzun gayet neşesi yerindeydi. İkinci iğneye gittiğimizde, 'Ateşine de bir baktıralım, hırıltısı var mı yok mu öğrenelim' dedik. Orada bir hırıltısı olduğunu söylediler ve 'Burada çocuk doktorumuz yok, sizi Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne yönlendirelim' dediler. Biz oraya gittik. Orada çocuğumuzun ateşi olduğunu gördüler. Serum taktılar. Daha önce özel hastanede yaptırdığımız tetkikleri doktorlarına gösterdik. Oradaki doktor, 'Evet doğru tespitler var ve buna göre önlem almış' dedi. O gece çocuğumuzu hastaneden çıkarttık. Zaten ertesi gün de kendi doktoruna kontrole gidecektik. Ertesi gün tekrar özel hastaneye gittik. Orada çocuğumuzun acilen yatışının yapılması gerektiğini, dehidrasyon olduğunu söylediler. Fakat kendi hastanelerinde yatak olmadığını başka hastaneye gitmemiz gerektiğini söyleyerek bizi ortada bıraktılar. Elimize bir epikriz raporu verdiler. 'Bu raporla hastane bulun. Çocuğunuzun en az 3 gün yatması gerekiyor' dediler" diye konuştu.

'SÜREKLİ SU KAYBETTİĞİNİ SÖYLEMEMİZE RAĞMEN ORALI OLMADILAR'

Ellerindeki raporla Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne gittiklerini söyleyen Sinan Yıldız, şöyle konuştu:

"Bunun üzerine biz Kocaeli Üniversitesi Hastanesi'nin çocuk acil bölümüne gittik. Oradaki doktora epikriz raporunu verdik. Doktor o rapora hiç bakmadı bile. Bize, 'Şu an çocuğun neyi var?' diye sordu. Biz çocuğun kusması ve ishali olduğunu anlattık. Sonrasında çocuğumuza serum bağladılar. Serumun ardından kusması bir nebze yavaşladı, ishali de normale döner gibi oldu. Yani topaklanma gibi normale dönme belirtileri vardı. Yaklaşık 2-3 saat sonra çocuktan serumu kestiler. 'Normal anne sütüyle beslenmeye devam etsin. İshali normal, sabaha kadar bu şekilde anne sütüyle besleyip çocuğu gözlemleyeceğiz' dediler. Bizi orada sabaha kadar beklettiler. Bizim çocuğun ishalinin devam ettiğini ve sürekli su kaybettiğini söylememize rağmen, 'Serumu tekrar bağlayın' dememize rağmen oralı bile olmadılar. Sabah çocuğumuzu taburcu edeceklerini söylediler. Çocuğun durumunun normal olduğunu, kusmasının bittiğini, anne sütüyle beslenmeye devam etmesinin gerektiğini, ishalin normal olduğunu, bunun 1 hafta kadar sürebileceğini ama anne sütüyle beslendiği sürece sıkıntısının olmayacağını ve ertesi gün kontrole gelmemizi söylediler bize. Apar topar çıkarttılar oradan. Çocuğumuzun kolundaki damar yolu bile hala takılıydı oradan çıkarken. O kadar kovarcasına bizi hastaneden çıkarttılar."

'SORUMLULARIN HEPSİNDEN ŞİKAYETÇİYİZ'

Çocuğunun ölümünde sorumluların hepsinden şikayetçi olduklarını belirten Sinan Yıldız, "Sonra eve geldik. Çocuğumun bir önceki gece, üniversite hastanesine götürmeden önceki haliyle, ertesi gün eve geldiğimizdeki hali arasında dağlar kadar fark vardı. Çocuğum tamamen çökmüştü. Bizi o halde taburcu ettiler. Eve geldik. Daha sonra akşam üzeri çocuğum fenalaştı. Yetiştirmeye çalışırken yolda kaybettik. Bunun sorumlularının hepsinden şikayetçi oldum. Kimin ihmali, kimin suçu varsa cezalandırılsın. Bizim canımız yandı. Başkasının canı yanmasın" diye konuştu.

'KALBİNİN DURMAYA BAŞLADIĞI, VÜCUDUNUN SOĞUDUĞU ÇOK BELLİYDİ'

Bebeğinin son anına kadar ishal nedeniyle su kaybettiğini söyleyen anne Gülendam Yıldız ise "Ben ihmaller zinciri olduğuna inanıyorum bunun. Benim çocuğuma olan oldu. Ben başka çocukların ölmesini istemiyorum. Ben su kaybından gittiğini düşünüyorum çocuğumun. Çünkü son anına kadar çocuk su kaybetti. Çocuk son anına kadar ishaldi. Ben eve geldikten sonra sayamadım. Belki 20- 25 tane bez değiştirdim. Bir an önce pişiği geçsin diye, sürekli o pişiği temizlemek için bez bağlıyordum. Çünkü ishaldi, hep çocuğum su kaybediyordu. Ben dehidrasyondan dolayı çocuğumun vefat ettiğini düşünüyorum. Su kaybettiği çok belliydi. Kalbinin durmaya başladığı, vücudunun soğuduğu, onlar çok belliydi" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

KCL BEBEKLERI OLEN AILE DETAYLAR

Bebeğin ölmeden 4 saat önce çekilen görüntüsü

Bebeğin annesinin kucağında çekilen görüntüsü

Ailenin ölen bebeklerinin eşyaları ile birlikte görüntüleri

Detay

KCL BEBEKLERI OLEN AILE ROPLER

Baba Sinan Yıldız ile röp.

Anne Gülendam Yıldız ile röp.

HABER: Dinçer AKBİR-KAMERA: Alişan KOYUNCU/KÖRFEZ(Kocaeli),

Haber Kodu : 200116044

=========================================

Donma tehlikesi geçiren başkan taburcu edildi; Yine giderim ama tedbirimi alırım'

KÜTAHYA'nın Domaniç ilçesine bağlı Çukurca beldesinde arızalanan su hattını tamir etmek için gittikleri ormanlık alanda, 2 metreyi geçen yoğun kar nedeniyle mahsur kalan ve donma tehlikesi geçiren Belediye Başkanı Emin Taşgın ve 2 işçisi hastanedeki tedavilerinin ardından taburcu edildi. Evinde eşi ve akrabalarının gözyaşlarıyla karşılanan Emin Taşgın, "Yılların tecrübelisi arkadaşlarımın ilk defa karşılaştığı bu yumuşak kar ve gençliğimize güvenip yaptığımız hata bizim hayatımıza mal oluyordu. Aynı durum tekrar başımıza gelse yine giderim ama tedbirimi de alırım" dedi.

2 bin 300 nüfuslu Çukurca beldesine, cuma günü meydana gelen arıza nedeniyle 2 gün boyunca su verilemedi. Mağduriyetlerin artmaması için harekete geçen Belediye Başkanı AK Parti'li Emin Taşgın, pazar sabahı kepçe operatörü Ramazan Aztekin ve işçi Ramazan Gültekin ile içme suyu hattını tamir etmek için ormanlık alana gitti. Yer yer 2 metreyi bulan yoğun karda, kepçe ile ilerleyerek 13 kilometre uzaklıktaki su borusu hattındaki arızalı noktayı bulan ekip, uzun süre tamiri için çaba sarf etti. Havanın kararmasına rağmen Başkan Emin Taşgın ve 2 işçinin dönmemesi üzerine endişelenen belediyedekiler Jandarma Komutanlığı'na bilgi verdi. Ormanlık alanda yapılan aramalarda, donma tehlikesi geçiren Başkan Taşgın ile operatör Gültekin ve işçi Aztekin bulunarak Domaniç Devlet Hastanesi'ne götürüldü. Tedavileri tamamlanan Emin Taşgın ve işçiler taburcu edildikten sonra evlerine döndü.

'HAYATIMIZA MAL OLUYORDU'

Çukurca Belediye Başkanı Emin Taşgın, evinde eşi Selime Taşgın ile akrabaları tarafından gözyaşlarıyla karşılandı. Ziyaretine gelenlerin geçmiş olsun dileklerini kabul ederek yaşadıklarını anlatan Emin Taşgın, ormanda mahsur kaldıkları sürede donma tehlikesi geçirdiklerini ancak şu anda sağlık durumlarının iyi olduğunu söyledi.

Önceki yıllarda da aynı noktadaki arıza nedeniyle su sıkıntısı yaşandığını ifade eden Taşgın, "Kepçeyle gidecek, kepçenin kaldığı yerde yayan yürüyüp borulardaki çatlağı tamir edip geri gelecektik. Ancak kar hiç olmadığı kadar fazlaydı ve erimeye başlamıştı. Bu yüzden ne kepçeyle yolu açabildik ne de karın üstünde yürüyebildik. Gençliğimize güvenip gelmişken yapalım derken de geç kaldık. Bu arada 5 kilometre geride bıraktığımız kepçenin sabah 07.00'den beri ağır şartlarda çalışınca mazot bitmiş. Bizim de telefonların şarjı bitti. Açlık, soğuk ve yorgunluktan gecenin ayazında bir korku var. Bizim dağlar da başta ayı olmak üzere her çeşit vahşi hayvan var. Çok zorlandık. Yılların tecrübelisi arkadaşlarımın ilk defa karşılaştığı bu yumuşak kar ve gençliğimize güvenip yaptığımız hata bizim hayatımıza mal oluyordu" dedi.

'AYNI DURUM OLURSA YİNE GİDERİM'

Başta ailesi olmak üzere herkesi yaşanan kolay nedeniyle korkuttuklarını anlatan Taşgın, "Herkesi çok tedirgin ettik, çok üzdük. Beldeden gelenler olmasaydı, haberlerde gördüğümüz dağcıların acı sonunu bizde yaşayacaktık. Herkesten hem özür dilerim hem de teşekkür ederim. Ben beldeme hizmete geldim aynı durum tekrar başımıza gelse yine giderim ama tedbirimi de alırım. Bu bize ders olsun" diye konuştu.

'EŞİME ULAŞAMAYINCA AKLIM GİTTİ'

Eşinin yaşadıklarını anlattığı sırada gözyaşlarına boğulan Selime Taşgın ise konuşmakta güçlük çekti. Eşini çok merak ettiğini ve ormanda kaldıkları sürede hayatından endişe ettiğini belirten Selime Taşgın, "Köyün işi diye Pazar tatilinde dağa gitti, akşam oldu gelen giden, yok arıyorum ulaşamıyorum. Mesaj yazıyorum cevap vermiyor. Aklım gitti" dedi.

Emin Taşgın'ın kayınvalidesi Kezban Ergün de kendisini çok merak ettiklerini belirterek şunları söyledi:

"Başkan benim 3 damadımdan biri bu yetim bana emanetti çok ağladım, çok korktum elden bir şey gelmeyince sadece dua ettim. Sağdan soldan, ayı bastırmıştır, donmuşlardır gibi çatlak seslerle iyice tedirgin olduk."

Çukurca Belediye Başkanı Emin Taşgın'ın kayınpederi Abdullah Ergün, mahsur kalan damadı ve işçilere ulaştıklarında zorla kar yedirdiğini söyledi. Geri dönmedikleri için çok tedirgin olduklarını ve jandarma ekipleriyle birlikte aramaya çıktıklarını anlatan Ergün, "Emin'in Annesi ve babası öldü, onlar artık bize emanettiler. Pazar günü köylü susuz kalmasın diye sabah sat 07.00'de evden gitti. Akşam oldu gelen giden yok telefonla da ulaşamayınca, evde panik olduk. Sağı solu aramaya başladım. Çok korktum. Köyden traktörlerle yüzden fazla insan toplandık, traktörlerle aramaya çıktık. Gece 22.00 de buluştuğumuz da damadım iyiydi ama Ramazan Gültekin çok bitkindi. Zorla ona kar yedirdim" diye konuştu.

'SUSUZLUĞA DUYARSIZ KALMADI'

Ormandaki yoğun karda mahsur kalan kepçe operatörü Ramazan Aztekin, aynı su sorununun önceki yıllarda da yaşadıklarını söyledi. Başkan Taşgın'ın bu duruma duyarsız kalmadığını belirten Aztekin, "Çok kar yağdı. Ardından tipi ve don başladı. Sular patladı. Önceki yıllarda da aynı sıkıntıları birkaç kez yaşamıştık. Ilıcaksu Mahallemizin suları kesilmiş halk sosyal medyadan isyan ediyordu. Başkanımı arayıp 'ben sorunu da çözümü de biliyorum gider halleder geliriz' dedim. Ama öyle olmadı. Kar çoktu ancak eriyordu. Bizim karın üstünden yürüme planımız tutmayınca mahsur kaldık" dedi.

BİZİ BAŞKAN AYAKTA TUTTU

Belediye işçisi Ramazan Gültekin ise ormandaki yoğun karda Belediye Başkanı Emin Taşgın'ın kendilerini ayakta tuttuğunu yoksa ölebileceklerini söyledi. Yaklaşık 5 kilometre yürüyüp, arızayı giderdikten sonra bitkin halde olduğunu anlatan Gültekin, "Önceki yıllarda da birkaç kez aynı sıkıntıyı yaşadık ama gidip halledip gelmiştik. Başkanın gelmesine gerek yoktu. Ancak başkan gelmek istedi. İyi ki gelmiş yoksa biz şimdi ölmüştük. Bizi o ayakta tuttu. Eve dönüş yolunda iyice uyku bastı dermanım kalmadı gözümün önüne hep çocuklarım geliyordu. Hemen gider geliriz diye yiyecekte almadık. Sabah 06.30'da ki kahvaltıyla 4 metre karın altında 5 kilometre yol yürüyüp bir de çalışınca dönüş yolunda tamamen bittim. En sonunda 'Başkanım ben öleceğim siz beni beklemeyin kendinizi kurtarın' dedim ama beni bırakmadılar" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-------------------------------

-Eve ziyarete gelen akrabaları

-ziyaretçilerin eve girmesi

-Yakınlarının yaşadıklarını anlatması

-İşçilerin konuşması

-Başkan Emin Taşgın'ın yaşadıklarını anlatması

-Eşi ve diğer yakınlarının konuşması

-Genel görüntüler

Haber-Kamera: Mustafa YİĞİT/ DOMANİÇ(Kütahya),

GÖRÜNTÜ GEÇİLDİ

Haber Kodu : 200116044

=================================


Haber Yayın Tarihi: 16.01.2020 01:13 Kaynak: DHA



Son Dakika

Deprem paylaşımından dolayı soruşturma başlatılan Şevket Çoruh: Geçmiş olsun dışında paylaşım yapmadım
Bir çift cinsel ilişki esnasında fantezinin dozunu kaçırınca, genç kız hayatını kaybetti Son dakika: ABD Merkez Bankası faiz kararını açıkladı

Son Dakika Haberleri