DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - Son Dakika

DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ

21.02.2020 09:36
DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ, System.String[]

Bahçesinde ortaya çıkan Roma dönemi eserlerin turizme kazandırılmasını istiyorZONGULDAK'ın Çaycuma ilçesine bağlı Kadıoğlu köyünde oturan emekli maden işçisi Nizamettin Oral (75), 12 yıl önce evinin bahçesinde sera kurarken genç Roma dönemine ait yerleşim yeri buldu.

Bahçesinde ortaya çıkan Roma dönemi eserlerin turizme kazandırılmasını istiyor

ZONGULDAK'ın Çaycuma ilçesine bağlı Kadıoğlu köyünde oturan emekli maden işçisi Nizamettin Oral (75), 12 yıl önce evinin bahçesinde sera kurarken genç Roma dönemine ait yerleşim yeri buldu. Bölgede 8 sene süren kazı çalışmalarının ardından yerleşim yeri, 4 yıl önce üzeri toprakla ve örtüyle kaplanarak kapatıldı. Valiliğin seyir terası projesi olarak hazırladığı alanı 4 yıldır bekçi gibi koruyan Nizamettin Oral, yerleşim yerinin turizme kazandırılmasını istiyor.

Türkiye Taşkömürü Kurumu'ndan emekli maden işçisi 6 çocuk babası Nizamettin Oral, Haziran 2008'de bahçesindeki serayı güçlendirmek için kazı yaparken, tarihi mozaiklere rastladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın onayıyla bahçede Ereğli Müze Müdürlüğü tarafından aynı yılın yaz ayında kazı çalışması başlatıldı. 8 yıl süren çalışmalar sonunda bir erkeğin kadını hançerleme sahnesi yer alan tarihi mozaiğin yanı sıra, geometrik desenli mozaik, çeşitli hayvan mücadeleleri, av sahneleri, erosların dansı ve balık avı sahnelerinin yer aldığı 'villa rustika' olarak adlandırılan 3 odalı çiftlik evi ortaya çıkarıldı. Genç Roma dönemine (M.S. 250–260) ait olduğu belirlenen yerleşim alanı, Gaziantep'teki Zeugma Mozaik Müzesi'ndeki eserlere benzemesiyle dikkat çekiyor.

Zonguldak Valiliği, mozaiklerle ilgili 'Kadıoğlu Mozaiği Ziyaretçi Merkezi' adıyla 2018 yılında proje yaptırdı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na sunulan projede, mozaikleri dış hava şartlarından korumak ve ziyaretçilerin mozaikleri görmelerini ve onun hakkında yerinde bilgi almalarını sağlamak amacıyla bütün kalıntıların kolayca görülebileceği seyir terası planlandı. Projenin ne zaman yapılacağı konusunda ise net bilgi bulunmuyor.

'TURİZME AÇILDIĞI GÖREMEZSEM GÖZLERİM AÇIK GİDER'

3 katlı evi ve 2 bin 160 metrekarelik arazisi kamulaştırılan Nizamettin Oral, kazı alanının 4 yıl önce üzeri toprakla örtülüp duvarları örtülerle kapatıldığını söyledi. Kazı alanının açılarak seyir terası projesinin tamamlandığı göremeden ölmek istemediğini söyleyen Nizamettin Oral, "2008 yılında burası bulundu. Devletimize haber verdik ve hemen çalışmalar başladı. Uzun süre burada çalıştılar sonra kapattılar gittiler. Diyorlar ki Gaziantep'ten farklı değil burası sahip çıkılması gerekiyor. Ama herkes kolunu koymuş başının altına uyuyor. Buraya bakan yok. Ben Ereğli Müze Müdürlüğü'ne haber verdim. Bezler eskidi, duvarlar çöküyor, hayvanlar mera yaptı burayı dedim. Geldiler baktılar ama sonra haber de gelmedi. Beni unuttular. Ben 75 yaşına girdim. Ben buranın açık olduğunu görüp de şöyle bir hafta da olsa müze olarak bir görebilsem ne mutlu bana. Bundan ülkem faydalanacak, Çaycuma faydalanacak. Burası velinimet Zonguldak için. Buraya turistler gelecek akın akın. Yollar kötü bezler çürüdü. Perişan halde burası" dedi.

'BÖYLE OLACAĞINI BİLSEYDİM ÜZERİNİ KAPATIRDIM'

Oral, geçen 12 yılda bahçesini kullanamadığını, yasadışı kazılar olmaması için sürekli evinde beklediği için huzurunun kalmadığını söyledi. Hayvanların kazı alanını mera olarak kullanmaya başladığını ifade eden Oral, şöyle dedi: "Sürekli evde kazı alanını gözetliyorum bir sıkıntı olmasın diye. Dostlarımla düşman oldum hayvanları giriyor buraya. Mera olarak kullanıyorlar. Burayı bulduysak suç değil. Ne güzel bir nimet bulmuşun denmesi lazımken selam veren yok. Sanki ben düşmanlık yapmışım bu ülkeye. Benim gözüm açık gidecek. Bir an önce burası aydınlansın, turizme açılsın. Filyos'a giden, Amasra'ya giden buraya döner gelir. Çaycuma kazanacak. Burayı bulduğuma binlerce pişmanım. Bileydim üzerini kapatırdım."

MUHTAR İSLAMOĞLU: 12 YILDIR BEKLİYORUZKadıoğlu Köyü Muhtarı Mustafa İslamoğlu, köylüler olarak mozaiklerin ziyaretçilere açılmasını beklediklerini söyledi. Kazı alanının bulunduğu mahallenin SİT alanı ilan edilmesi nedeniyle bir çivi dahi çakamadıklarını belirten İslamoğlu, "2008'de burası açıldı. Her gelen açıyor, kapatıyor gidiyor. Burası bu şekilde duruyor. Bizde açılması için uğraşıyoruz. Köylüler de buranın turizme kazandırılmasını istiyor. Bu civarda alt yapı çalışması yapılması gerekiyor ama biz SİT alanı olduğu için bunları da yapamıyoruz. Projesi yapıldı diyorlar ama başka bir şey denmiyor. 12 yıl oldu hala bekliyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Nizamettin Oral'ın kazı alanına gelmesi -Kazı alanında dolaşması -Nizamettin Oral ile röp. -Kazı alanından detaylar -Muhtar Mustafa İslamoğlu ile röp. -Drone ile kazı alanının şu anki görüntüsü -Arşiv görüntülerde kazı alanındaki çalışmalar

Haber-Kamera: Gürkay GÜNDOĞAN-Yeliz ALAGÖZ/ZONGULDAK,  ====================================

Düğünlerde 'imitasyon' altın dönemi

ALTIN fiyatlarındaki hızlı yükseliş, yaklaşan düğün sezonu öncesi birçok aileyi kara kara düşündürmeye başladı. Düğün yapmak isteyenler ise imitasyon altına yöneldi. Müşteri bulmakta zorlanan kuyumcular ise altındaki artışın devam edeceğini düşündüklerini söyledi.

Özellikle düğünlerde geline takılan altın miktarı ile bilinen Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, evlenmek isteyen çiftler, yükselen altın fiyatları karşısında imitasyon altınlara yöneldi. Düğün sezonunun yaklaşması ve yükselen altın fiyatları nedeniyle evlenecek olan çiftler ve aileleri çevresine mahcup olmamak için takı olarak Çin ve Dubai'de üretilen imitasyon ürünleri almaya başladı. İmitasyon kemer, gerdanlık, akıtma, bilezik ve kordonlar, bijuteri ve pazarlarda satılıyor. Evlilik için altın almaya gücü yetmeyenler, fiyatları 5 liradan başlayıp 2 bin bin liraya kadar yükselen çeşitli ebatlardaki bu takılardan alıyor. Gerçeğini aratmayan taklit ürünlere rağbet gösterilirken, kuyumcu esnafı ise yükselen altın fiyatları karşısında müşteri bulamamaktan şikayet ediyor.

'10 YILDA 6 KAT YÜKSELDİ'Gaziantep Kuyumcular Odası Başkanı Sedat Özdinç, altın fiyatlarının 10 yıl içerisinde 6 katına çıktığını söyleyerek, 2010 yılında evlenecek bir çiftin 20 ile 30 bin liralık altın aldığını günümüzde ise bunun 100 bin liraya kadar yükseldiğini anlattı. Özdinç, vatandaşların evlenirken aldığı altın miktarını azalttığını ifade ederek, "Altın sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada yükseliyor. Eskiden altın sadece Türkiye'deki krizlerden dolayı yükselirdi, şimdi tüm dünyada yükseliyor. 2010 yılındaki bir düğün alışverişi ile şimdiki arasında 6 katı bir yükseliş var. Eskiden insanlar 12 çift burma bilezik 2,5 metre kordon, takım, set, alyans bunların hepsini alırdı. Şimdi fiyatlar çok yüksek olduğu için 1 çift bilezik, küçük bir altın set, alyanslar ile düğünü geçiştirmeye çalışıyor. 2010 yılında evlenecek bir vatandaş oğlunu evlendirdiği zaman 20 bin ile 30 bin TL'ye altın alıyorsa, bu şimdi 100 bin TL'ye çıktı. Bunun nedeni de yine altının çok yükselişi" dedi.

'İNSANLAR DÜŞÜK AYARLI ALTINLARA YÖNELDİ'Altın fiyatlarının yükselmesi ile birlikte insanların düşük ayarlı altınları tercih etmeye başladığını belirten Sedat Özdinç, "Düşük ayarlı altınların fiyatları biraz daha düşük. 14 ayar altın artık daha çok alınıyor. Bunun nedeni hem ekonomik hem de işçilik olarak daha gösterişli oluşu. İmitasyon ürünleri kesinlikle tavsiye etmiyoruz. 100 TL'ye imitasyon ürün alacaklarına o fiyata altın alsınlar diyoruz. Bu ürünler kuyumcuları bozmaya başladı. İmitasyon ürünler kuyumcu vitrinlerinde olmaya başladı. Biz bunun üzerinde durup gerekli özeni göstermeye çalışıyoruz. İnsanlar imitasyondan uzak dursunlar" diye konuştu.

'KUYUMCULARDAN ÖDÜNÇ ALANLAR OLUYOR'Gaziantep'teki kuyumcu esnafı Ali Bilben ise, altın fiyatlarının yükselişinden dolayı insanların altına yatırım yapmadığını söyledi. Bilben, özellikle evlenecek çiftlerin imitasyon ürünü tercih ettiğini ya da tanıdıkların kuyumcudan tekrar iade etmek üzere altın aldıklarını dile getirerek, "Altın fiyatları çok yüksek. İnsanlar zor durumda. Altını artık yatırım olarak alan kalmadı. Borcu olanlar alıyorlar. Bu yüzden kuyumcu esnafı da eskisi gibi iş yapamaz hale geldi" dedi.

'GERÇEĞİNDE NE VARSA BİZDE DE VAR'Taklit ürün satan esnaf Bilal Aslan, sahte altınların gerçek altın ürünlerinden ayırt edilmesinin güç olduğunu söyledi. Dar gelirli insanların tercihini taklit ürünlerden yana kullandığını ifade eden Aslan, "Bu altınları parası olmayan insanlar alıyorlar. Bu ürünler altınların birebir aynısı fiyatlar kalitesine göre değişiyor. Bazen daha kalitelisini de yapıyoruz. Burada her çeşit sahte altın var. Kolye, zincir, bileklik, yüzük, gerçek altın olarak ne varsa burada da her şeyi bulabilirler" diye konuştu.

'DÜĞÜNLERDE GÖSTERİŞ OLSUN DİYE ALIYORUZ'Çarşıda satılan taklit ürünleri inceleyen Gönül Kendirci ise, "Bu sahte altınlara mecburiyetten bakıyoruz. Ne yapalım imkanımız bu kadar. Fiyatlar çok yüksek ben kuyumcunun önünden bile geçmiyorum o yüzden bunlara bakıyorum . Mecburen düğünlerde gösteriş olsun diye bunları alıyoruz" dedi.

AŞİRETE KÜÇÜK DÜŞMEMEK İÇİN İMİTASYON ALIYORLARGeline en çok altın takılan kentlerden birisi olan Şanlıurfa'da da evlenmek isteyen çiftler, yükselen altın fiyatları karşısında düğünlerini ertelemeye başladı. Kentte, evlenmek isteyen çiftler, fiyatlarındaki artış nedeniyle aşiretlerine ve çevresine küçük düşmemek için Çin, Hindistan ve bir bölümü Türkiye'de imal edilen ve gerçeğinden farksız bir şekilde işlenen sarı altın suyuna batırılmış imitasyon takılardan satın alıyor. Aynı şekilde düğünlerde takı takmak isteyenler de yüksek altın fiyatı karşısında çareyi altın bilezik yerine tanesi 5 ile 150 lira arasında değişen imitasyon altınları satın almakta buluyor. Düğünlerin kurtarıcısı olarak bilinen bu takılardan anlaşmalı olarak alan bazı çiftler, düğün bittikten sonra yakınlarına 'Çalınmasın diye altınları bozdurduk' diyor.

'1 KİLO ALTIN İSTİYORLAR'Şanlıurfa'da evlilik hazırlığı içerisinde olan 3 çocuğunun, yükselen altın fiyatları karşısında evliliklerini ertelediğini belirten Mehmet Emektar (55), Şanlıurfa'da evelenecek kızın ailesi tarafından verilen takı listesindeki altınların 1 kilo civarında olduğunu söyledi. Emektar, "Ben geçimimi çiftçilikle sağlıyorum. 3 çocuğum bekar onları evlendirmeyi düşünüyorum, ancak benden istenen 1 kiloya yakın altını bir türlü alamadım. Bu yüzden düğünleri ertelemek zorunda kaldım. Bir kızımı da gelin verdim ancak karşı taraf altın almakta zorlandıkları için istenen altını düşürdük" dedi.

GARANTİLİ İMİTASYON SATILIYORGerçek altın ürünlerinden ayırt edilmesi güç olan Çin ve Hindistan altınları seyyar tezgahlarda çalınma korkusu olmadan açık şekilde satılıyor. Özenle yapılmış işçiliğiyle ve 2 yıl garanti kapsamında kararmayan taklit ürünlerin fiyatı 5 lira ile 2 bin lira arasında değişiyor. Yerli ve yabancı turistler tarafından da rağbet gören ürünler vatandaşlar tarafından kapışılırken, kuyumcu esnafı ise altının yükselişinden olumsuz yönden etkilendi. Gün içerisinde iş yapamaz durumuna gelen kuyumcu esnafı siftah yapamazken, taklit ürün satan esnaf ise sürümden kazandıkları için satışlardan memnun olduklarını söyledi.

KİLOLARCA 'ALTIN' ALIYORLARTezgahlarda satılan ve çoğunun üzerinde damgası olan bu altınlardan kilolarca alarak, evlerinin yolunu tutan vatandaşlar, oldukça bu alışverişten memnun olduklarını söylediler. Düğünlerde aşiretlerini küçük düşürmemek adına taklit ürün aldığını söyleyen Fadile Ateş, "Şanlıurfa düğün deyince ilk akla bol altın takılar akla geliyor. Bizde elimizdeki üç beş parça altını fiyatlar yükseldiği için sattık yerine bu çakmaları alıp düğün ve özel günlerde kullanacağımö dedi.

SATIŞLAR DÜŞTÜ24 ayar altını işleyerek Türkiye'nin dört bir tarafına pazarlayan ve İstanbul'dan sonra en çok altın işleme atölyesi bulunan Kahramanmaraş'taki kuyumcular da altın fiyatlarındaki hızlı yükselişten dertli. Kentteki esnaflardan Ahmet Ertokuş, altın fiyatlarının düşmesi halinde satışların artığını, yükselmesiyle de azaldığını belirterek, "Ondan dolayı da sattığımız müşteri potansiyeli düşüyor haliyle. Fiyatın anlık yükselmesi satıcı ile alıcı arasındaki ilişkiyi de bozuyor. Sebebine de gelince alıcı almakta kararsız kalıyor, 'Acaba daha yükselir mi, daha düşer mi?' diye. Satıcı da 'Yarın tekrar yerine koyabilir miyim?' diye düşünüyor. Bundan dolayı da olumsuz etkileniyoruz, fiyatın sabit kalmaması bizi olumsuz etkiliyor" dedi.

ERTOKUŞ: DÜĞÜNCÜ ALACAĞI BİLEZİK SAYISINI DÜŞÜRÜYORElinde tuttuğu bileziği 1 ay önce 2 bin 900 liraya sattığını ancak bugün itibariyle 3 bin 100 liraya çıktığını ifade eden Ertokuş, şöyle devam etti: "Bu da düğün yapacak insanları olumsuz etkiliyor. Çünkü adam 3 tane alacaksa 2 tane, 5 tane alacaksa 4 taneye, yani alacağı bilezik sayısını düşürmek zorunda kalıyor. Çünkü fiyatlar gün gün yükseliyor, alması gün gün zorlaşıyor. Ayrıca altın fiyatlarının artması kuyumcu da zengin etmiyor. Satış yaparsa kuyumcu zengin olur, satış yapmazsa altın yerine durursa zengin olmaz ki. Elindeki ürünü satmadığı sürece hangi meslek de zengin olunur? Satıp yerine koymamız lazım ki o zaman zengin oluruz. Altın Türkiye ile alakalı bir olay değil, dünya ile alakalı bir durum olduğu için dünyanın kafası rahat olmadığı sürece bu artış devam eder."

ÇEVİRİCİ: ALTINA OLAN RAĞBET HER GEÇEN GÜN AZALIYORBir diğer kuyumcu Sezai Çevirici de altındaki yükselişin devam edeceğini belirterek, "Altın bir yatırım, tasarruf aracı ancak insanlar ihtiyaç fazlalarını altına çevirip yatırım yapabilirler. Bu manada ülke ekonomisiyle, alım gücünün gitgide azalmasıyla birlikte  altına olan rağbet her geçen gün azalıyor, işlerimiz sakin. Altının hızlı ve engellenemez yükselişi kuyumculuk sektörünü çok ciddi bir şekilde etkiliyor" dedi.

AKÇAKALE: VATANDAŞLAR ALMAYA DA SATMAYA DA YANAŞMIYOR30 yıldan fazla bir zamandır kuyumculuk yaptığını belirten Osman Akçakale de altın fiyatlarındaki artışın da küresel kaynaklı olduğunu ifade ederek şunları söyledi: "Savaş, hastalık gibi küresel sebeplerden dolayı yükseliyor ama yükselmesi kuyumcu esnafı için zarardır. Satışlarımız zaten yok, azalıyor. Şu anda vatandaşlar da beklemede, onlar da tereddüt içinde, aşmaya da yanaşmıyor satmaya da yanaşmıyor. Bundan 15 sene önce altın 1800 dolara kadar çıkmıştı ama geri inmişti 900 dolara kadar. Belki orayı bulur, belki geri çekilir oraya bilemiyoruz çünkü altın dünyayla alakalı bir durum, Türkiye ile alakası yok."

UYAN: YÜKSELİŞ, SATIŞLARIMIZI OLUMLU ETKİLİYORBir diğer kuyumcu Ali Uyan ise altın fiyatlarındaki artışın kendilerini olumsuz etkilemediğini belirterek, "Altın fiyatlarında artış, satışlarımızı daha önce kötü yönde etkiliyordu fakat şu son zamanlarda gayet olumlu etkilediğini görüyoruz. Daha önceleri altın yükselince insanlar düşecek diye almazlardı. Şu anda düşeceğiyle ilgili bir öngörü yok" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ----------------------------İmitasyon altınlarİmitasyon altın alan vatandaşlarKuyumcuKuyumcudaki altınlarKuyumcu imalathanesiAltına buharla işlem yapılmasıSedat Özdinç ile röp.Ali Bilben ile röp.Vatandaş röportajıÇarşı görüntüsüŞanlıurfa Dergah çarşısında tezgahlarda satılan imitasyon altınlarİmitasyon altın alanlarSatıcılar ile vatandaşlarla röp.Kuyumcularla yapılan röp.Vitrindeki altınlarYüzüklerden detayKolyelerden detayKuyumcudan detayAhmet Ertokuş'un müşteriyle ilgilenmesiBilezikleri göstermesiErtokuş ile röp.Ertokuş'un vitrindeki altınları düzeltmesiSezai Çevirici ile röp.Osman Akçakale ile röp.Ali Uyan ile röp.Haber-Kamera: Kadir GÜNEŞ, Ali LEYLAK, Ömer ŞULUL, Ömer KOÇ -GAZİANTEP-ŞANLIURFA-KAHRAMANMARAŞ-DHA)

======================================

Sevgi Evleri'nin gururu Reşan, olimpiyatlara hazırlanıyor AĞRI'da, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmet İl Müdürlüğü'ne bağlı Sevgi Evleri Sitesi'nde kalan özel sporcu Reşan Çetrez'in hedefi önce dünya, sonra 2022 kış olimpiyatları. Ağrı'nın karla kaplı dağ ve arazilerinde antrenörü Yonca Karademir ile günde bir saat çalışan Çetrez (15), kayaklı koşudaki performansı ile göz dolduruyor. Yüzde 55 mental retardasyon rahatsızlığı bulunan Reşan Çetrez, son iki yıl da Türkiye şampiyonu oldu.

Babalarının engelli, annelerinin ise vefat etmesi nedeniyle 5 kardeşiyle birlikte devlet himayesindeki Sevgi Evine yerleştirilen Reşan Çetrez, antrenörü milli sporcu Yonca Karadeniz tarafından 2017'de fark edilip, kayaklı koşuya başlatıldı. Çetrez'in aşırı unutkan olmasına rağmen başta zihin, teknik, taktik ve güç gerektiren kayaklı koşu sporunu mucize eseri kusursuz yapıyor. Son iki yıldır yaptığı kayaklı koşuda katıldığı şampiyonada iki yıl üst üste Türkiye şampiyonu olan Çetrez rakip tanımıyor. Aldığı başarılarla Özel Sporcular Milli Takımı'na giren Çetrez 2021 Dünya Şampiyonası'na hazırlanıyor. Çetrez orada derece alırsa Paralimpik Olimpiyat Oyunları'na katılmaya hak kazanacak.

YAZ KIŞ ÇALIŞIYORLARÖzel sporcu Çetrez'in hem beden eğitimi öğretmeni, hem de antrenörü olan Yonca Karademir, sporcusunun engeline rağmen kısa sürede büyük başarı yakaladığını söyledi. Kendisi de Türkiye ve Balkan şampiyonlukları kazanan, sporu bıraktıktan sonra Sevgi Evleri'nde beden eğitimi öğretmeni ve kayak antrenörü olarak görev yapan Karademir, "Reşan iki yıldır spor yapıyor. Biz onunla zorlu bir süreçten geçtik. Yazında asfaltta tekerlekli patenlerle çalışmalarımızı sürdürdük. Kışın da şampiyon olabilecek düzeyde çalışmalarımıza devam ettik. Ardından Erzurum'da düzenlenen Özel Sporcular Türkiye Şampiyonası'nda Kayaklı Koşu branşında Türkiye şampiyonu olduk. Bu şampiyonaya yaklaşık iki sene boyunca hazırlandık. Şimdi öncelikle amacımız Dünya şampiyonasında ipi göğüslemek ve ardından da 2022 Çin'in Pekin kentindeki olimpiyatlara katılabilmek. Şu anda en büyük hedefimiz bu. Bunun için çalışıyoruz. İnşallah hedefimize de ulaşacağız" diye konuştu.

ENGELİ OLMAYAN SPORCULARI BİLE GERİDE BIRAKTIAğrı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Mehmetşafi Erim ise Reşan Çetrez'in kayaklı koşu branşında Ağrı'nın Türkiye şampiyonu olan ilk sporcu olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Kurum olarak, çocuklarımızı rehabilite edebilmek için spor alanında çalışmalarımızI yoğunlaştırdık. Bu konuda koruma altındaki çocuklarımızın yeteneklerini açığa çıkarmak için beden eğitimi öğretmenlerimiz ile birlikte çalışma yaptık. Bu öğretmenlerimizin de daha öncesinde spor geçmişleri var. Bundan sonra Çocuk Evleri Sitemizde çocuklarımızı değişik branşlarda spor yapmaya başladı. Bununla beraber başarılı çocuk sayımızda arttı. Burada kayak branşı ön plana çıktı. Şu an kurum bünyesinde 85 çocuk bulunmakta. Bunlardan 12 öğrencimiz kayaklı koşu ile ilgilenmekte. Bu manada kayaklı koşuda Ağrı'da bir ilki yakaladık. Bu Reşan Çetrez kızımız sayesinde oldu. Bir engelli sporcu ilk kez Ağrı'da kayak branşında Türkiye Şampiyonu oldu. Reşan kızımız aynı zamanda yüzde 55 zihinsel engelli. Bu engeline rağmen antrenörü gözetiminde iki yıl içerisinde kısa zamanda bu başarıyı yakaladı. Bu zaman içerisinde ilde yarıştığı yarışlarda her hangi bir engeli bulunmayan sporcuları geride bırakarak, şampiyon oldu. Bununla beraber katıldığı ilk Türkiye Şampiyonasında da Türkiye şampiyonu oldu. Şu an Milli Takıma seçildi. Önümüzde 2021 Dünya Şampiyonası'nda hem ilimizi hem de ülkemizi temsil edecek inşallah. Biz ondan çok şey bekliyoruz."

Antrenörü Yonca Karademir yönetiminde her gün düzenli olarak Ağrı'nın karlı arazilerinde hazırlıklarını sürdüren Çetrez, "Ben ülkemi çok seviyorum. Şampiyon olacağım" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -Reşan Çetrez'in arkadaşları ile birilkte antrenman yapması-Antrönör Yonca Karademir'in konuşması-İl Müdürü Mehmetşafi Erim'in açıklamaları

Haber-Kamera: Ramazan DEMİR, AĞRI -

===================================

Saadet öğretmen, istismara uğrayan çocukların sürekli dinlenmesini eleştirdi ERZURUM Teknik Üniversitesi'nde düzenlenen konferansta konuşan UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği Genel Başkanı Saadet Özkan, istismara uğrayan çocukların farklı kurumlar tarafından sürekli dinlenmesine tepki göstererek, "Benim çocuklarımı dinlemeye doyamadılar. Bu çocuklar Disneyland'a gitmiyor. Bu çocuklarla ruh sağlığı ömür boyu kalıcı hasarlı hale getirilene kadar uğraşıldı. Bizim bir şeyleri değiştirmemiz lazım. Bu çocuklar örselenmemeli" dedi.

Erzurum Teknik Üniversitesi'nde, UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği'nce, çocuk istismarı konusunda konferans düzenlendi. Konferasta Genel Başkan Saadet Özkan, 'Çocuk savunuculuğu', Genel Başkan Yardımcısı Yücel Ceylan 'Çocuk istismarı ile mücadelede sahadan izlenimler', Genel Başkan Danışmanı Avukat Ayşegül Aydoğan 'Çocuk istismarının hukuki boyutu' ve Bilim Kurulu Başkanı Dr. Öğretim üyesi Sait Yıldırım ise 'Türkiye'de çocuk istismarı vakaları üzerine değerlendirme' konularında konuştu. Avukat Ayşegül Aydoğan konuşmasında, Türk Ceza Kanunu'nun 6'ncı maddesine göre, 18 yaşını doldurmamış her bireyin çocuk olduğunu belirterek, "Bazen haberlerde görüyoruz 15- 17 yaşındaydı rızası vardı. 18 yaşından küçük kimsenin rızası olamaz" dedi.

'ÇOCUK İSTİSMARI BİR HASTALIK VE TEKRAR İSTEĞİ UYANDIRAN BİR EYLEM'Konuşmasında, son 10 yılda yaşanan cinsel istismar vakalarına yönelik bilimsel bir çalışma yaptıklarını aktaran Sait Yıldırım ise 500 cinsel istismar vakasını incelediklerini söyledi. İstismar eylemlerinin tasarlanarak gerçekleştirilen bir psikolojik eylem olduğuna dikkati çeken Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Birçok vakada fail, istismar eylemini bir planla, bir tasarıyla gerçekleştiriyor. Anlık gaza gelip, dürtüsüne yenik düşüp gerçekleştirmiyor. Uluslararası bağlamda yapılmış çalışmalarda, 646 tecavüzcü ile görüşülerek bir tecavüzcü portesi oluşturuluyor. Bu portreye göre 646 kişinin yüzde 71'i eylemini tasarlayarak gerçekleştiriyor. Biz aynı zamanda şunu da görüyoruz. İstismarcı birey eylemleri tasarlayarak gerçekleştirdiği gibi bunu cinsiyet tercihi olmadan da yapıyor. Yani karşısındakinin çocuk olması önemli. Sadece kız çocuğu olsaydı, bunun cinsel bir haz olduğunu söylerdik. Ama kız veya erkek fark etmediği için bunun cinsel bir hazdan öte bunun bir hastalık eğilimi olduğu, tedavi edilmesi gereken bir bozukluk olduğunu söyleyebiliriz. Bir başka şey de bu tekrar isteği uyandıran bir eylem tecavüz. Normal bir suçu işlersiniz, cezasını çekersiniz biter, ancak istismar eylemi tekrar ettiren bir eylem. Kimi fail bunu kabul ediyor, kimisi kabul etmiyor ama çoğunlukla cezasını çektikten sonra birçok vakanın tekrar ettiğini görüyoruz. Bizim incelediğimiz birçok davada da failin tekrar hapisten çıktıktan sonra aynı eylemi gerçekleştiriyor. Bahsettiğimiz özellikler bize gösteriyor ki, istismar eylemi hastalıklı bir eylemdir. Ancak hastalıklı bir eylem diyiyor olmamız faili suçsuz hale getirmez. Suçlunun hem cezasını çekmesini, hem de tedavi edilmesinin önemini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Cezaevinde tutuluyorsa bu sürede de rehabilite edilmeli."

'O ÇOCUKLARIN KARŞISINDA, İNSANLIĞINIZDAN UTANIYORSUNUZ 'İzmir'in Menderes ilçesine bağlı Sancaklı köyündeki ilkokulun müdürünün öğrencilere yönelik cinsel istismar olayının gün yüzüne çıkmasını sağlayan Saadet Özkan, anlattıklarıyla salonda duygusal anların yaşanmasına neden oldu. Trajik olayı anlatarak örnekler veren Özkan, şunları söyledi:  "Çocuklar, 'sevdikleri insanlara bir şey olmasın' diye de susarlar. Çocuklara lütfen güven aşılayalım. Onlar bu işkenceyi çekerken, en sevdiklerini korurlar. Çocukların konuşması için çok mücadele etmeliyiz. Onların başlarına bir şey gelmeden korumalıyız. Gözümüz açık olup gerekli eğitimleri vermeliyiz. Çocuklarımdan biri 'hamile kalmaktan korkuyorum' dediğinde insanlığınızdan utanıyorsunuz. Çünkü onlar böyle bir durum yaşamamalı, yaşatmamalıyız, yaşamalarına izin vermemeliyiz. O istismarcı çocuklarıma pornografi bile izletmişti. Biz bir hukuk mücadelesine başladık. Bu mücadele çok uzun sürdü. Çocuklarımı rehber öğretmen dinledi. Jandarma komutanlığında konuştular. Çocuklarım hastaneye götürüldüler, konuştular. Çocuklarım iki farkı hastane daha dinlendi. Sonra Adli Tıp için gönderdiler. Daha sonra çocuklarımı ruh sağlığı bozukluğu ömür boyu kalıcı mı, değil mi diye gönderdiler. Benim çocuklarımı dinlemeye doyamadılar. Mahkeme kürsüsünde dinlediler, arka tarafta bir daha dinlediler. Dinlediler, dinlediler, dinlediler. Bu çocuklar Disneyland'a gitmiyor. Bu çocuklarla ruh sağlığı ömür boyu kalıcı hasarlı hale getirilene kadar uğraşıldı. Bizim bir şeyleri değiştirmemiz lazım. Bu çocuklar örselenmemeli, normal hayatlarına devam etmeli, aileler bu kadar acı çekmemeli, onlar bu eksikliği kendilerinde hissetmemeli. Biz hep birlikte mücadele etmeliyiz" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -Konferansa katılanlar-Ayşegül Aydoğan'ın konuşması-Sait Yıldırım'ın konuşması-Saadet Özkan'ın konuşması

Haber: Hümeyra PARDELİ- Kamera: Zafer KUMRU/ ERZURUM,

===============================

'İyiliğe Uçanlar'dan Elazığ'a anaokulu

ELAZIĞ'da depremin ardından yaraların sarılması amacıyla sivil toplum kuruluşlarının seferberliği sürüyor. Türk Hava Yolları'nda çalışan kabin memurlarının oluşturduğu 'İyiliğe Uçanlar Uluslararası İnsani Yardım Derneği' de bu amaçla Valilik tarafından kendilerine tahsis edilen arazide 5 sınıflı bir anaokulu yapılması için çalışmalara başladı.

Merkez üssü Elazığ'ın Sivrice ilçesi olan 6,8 büyüklüğündeki depremin ardından yaralar sarılmaya devam ediyor. Elazığ ve Malatya'daki depremzedeler için Türkiye'nin dört bir yanında seferberlik başlatıldı. Depremin ardından birçok kuruluş, okul yapmak için harekete geçti. O kuruluşlardan biri de Türk Hava Yolları'nda (THY) çalışan kabin memurlarının 8 yıl önce kurduğu İyiliğe Uçanlar Uluslararası İnsani Yardım Derneği oldu. Valilik ile görüşen dernek üyelerine Ataşehir Mahallesi'nde bir arazi tahsis edildi. Dernek, 200 öğrenci kapasiteli 5 derslikten oluşacak anaokulunun yapımına başladı.

THY'de kabin memuru olarak görev yapan İyiliğe Uçanlar Uluslararası İnsani Yardım Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Seray Gürdal, 8 yıl önce bir araya geldiklerinde hep çocukları güldürmek adına etkinlik yaptıklarını ve birçok farklı şehre gittiklerini belirterek, " Afrika'da farklı yardım kampanyaları düzenledik. Elazığ depreminden sonra bölgeye geldik. Çocuklarla birebir iletişim kurma şansına eriştik. Onlarla sohbet ettik, oyunlar oynadık. Çocuklarımıza kıyafet hediye ettik. Depremden sonrası birçok okulun hasarlı olduğunu öğrendik. Bunların yıkılıp yeniden yapılması gerekiyor. Şu an devletimiz gerekli çalışmaları yapıyor ama biz de çocukları güldürmek adına çıktığımız bu yolda bir çocuk güldürmek değil de daha uzun soluklu olarak ne yapabiliriz diye bir arayışa girdik ve bölgede bir anaokulu yaptırma kararı aldık" dedi.

ANAOKULUNUN MALİYETİ 500 BİN TLValilik ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile yaptıkları görüşmeler sonrasında kendilerine bir arazi tahsis edildiğini anlatan Gürdal, şunları söyledi: "Temelimizi düzelttik. Yakın zamanda beton atıp artık inşaata başlayacağız. Çok kısa sürede teslim etmeyi hedefliyoruz ki bir an önce buradaki yaşam normale dönebilsin. Kampanyamıza destek vermek adına Elazığlı iş adamlarını ve tüm havacıları bize desteğe davet ediyorum. Maddi ve manevi vereceğiniz tüm destekler bizim için önemli. Tek temennimiz çocukların normal yaşamına bir an önce geri dönmesi ve yaraların bir an önce kapanması. Anaokulumuz 5 derslikten oluşacak ve 200 öğrenci kapasiteli olacak. Bu yapının yaklaşık 50 yıl gibi bir ömrü olacak. Bunun 500 bin TL civarında bir maliyeti olacak. Bu yola çıkarken bu rakamların hiçbirini düşünmedik. Ne kadar çok kişi birleşirsek o kadar güçlü olacağımıza inanıyoruz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ------------------------------Havadan detay Emrah Kızıl anonsSeray Gürdal'ın konuşmasıAraziden detayGenel ve detay

Haber Kamera: Emrah KIZIL, Elif FİLİZ/ DİYARBAKIR, =============================

12 bin yıllık Hasankeyf'e son bakış BATMAN'da 12 bin yıllık Hasankeyf'i son kez görmek için gelenler, Ilısu Barajı'nın suları altında kalışını hüzünle izliyor. Hasankeyf'te yeni bir döneme başladıklarını anlatan İlçe Belediye Başkanı Abdulvahap Kusen, baraj alanında biriken su seviyesinin yüzde 20'ye ulaştığını söyledi.

Dicle Nehri üzerindeki, Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak illerini kapsayan Türkiye'nin 4'üncü büyük barajı Ilısu Barajı'nın geçtiği alanlardan bir olan 12 bin yıllık tarihi Hasankeyf ilçesi kısmen su altında kaldı. Geçen yıl Kasım ayında su verilmeye başlanılan eski Hasankeyf yerleşim alanına ulaşımı sağlayan 60 yıllık köprü de baraj gölünde kaybolmak üzere. Yaşam alanının kalmadığı ve ulaşımın olmadığı eski Hasankeyf'in su altında kalmasını izleyenler hüzünlü anlar yaşıyor.

Bir yandan eski Hasankeyf su altında kalırken, diğer yandan ise turizme kazandırılması için çalışmalar sürüyor. 12 bin yıllık tarihli ilçe Hasankeyf'te yeni bir döneme başladıklarını söyleyen Hasankeyf Belediye Başkanı Abdulvahap Kusen, baraj alanında su seviyesinin yüzde 20'ye ulaştığını belirterek, baharda seviyesinin daha da artacağını söyledi.

'HAVZADA YAKLAŞIK 10,5 MİLYAR METREKÜP SU TOPLANMIŞ OLACAK'Eski Hasankeyf'te yaşamın kalmadığını anlatan Başkan Kusen, "Yeni Hasankeyf'te 900'e yakın konut yapıldı ve ilçe sakinlerinin tamamı yeni konutlara taşındı. Eski yerleşim biriminde kimse kalmadı. Hasankeyf'in bulunduğu eski yerleşim birimi, baraj havzası konumunda olacak. Şu ana kadar yüzde 20 oranında su toplandı. Bu su oranı baharda 60 yıllık köprüyü tamamen su altında bırakacak ve havzada yaklaşık 10,5 milyar metreküp su toplanmış olacak. Eski yerleşim birimimizin yanı sıra Irmak, İncirli köyleri ile Suçeken, Urganlı ve Kesmeköprü köylerinin bir kısmı da su altında kaldı" dedi.

'TURİZMİN ODAK NOKTASI OLACAĞIZ'Başkan Kusen, Hasankeyf'i turizme kazandırmak için çalışmaların sürdüğünü belirterek, 2020 yılının Batman Valiliği'nce Hasankeyf için turizm yılı ilan edildiğini hatırlattı. Kusen, baraj gölünde tekne turları da yapılacağını ifade ederek, şunları söyledi: "Dicle havzasındaki Hasankeyf bir yerde turizmin odak noktası olacak. Daha önce turizm altyapımız yoktu. Tarihi eserlerimiz taşındı. Kalede tekne turları olacak. Geçmişte turizm pastasından alamadığımız dilimi bu yıl alacağımıza inanıyorum. Yeni projelerle Hasankeyf'e yerli ve yabancı turist çekerek ilçemizin makus talihini değiştirmek istiyoruz. Örneğin El Cezeri Parkı bizim için çok önemli. Robotun mimarı olarak bilinen bilim adamı El Cezeri'nin parkı, Hasankeyf'e yeni bir ivme kazandıracak. Arkeopark alanı ve tarihi kaledeki tarihi eserlerin onarımıyla artık Hasankeyf'te turizm için yeni bir dönem başlayacak. Konaklama tesisleri yapmak isteyenleri Hasankeyf'e davet ediyoruz."

HASANKEYF'İN SU ALTINA KALIŞI HÜZÜNLENDİRDİHer gün onlarca kişi Hasankeyf'e gelip, antik kentin su altında kalışını hüzünle izliyor. Yıllarca Hasankeyf ve Dicle Nehri'ne komşu olan Kesmeköprü sakinlerinden İbrahim Tapkan, bu bölgenin atalarının doğup büyüdüğü yerler olduğunu söyledi. Tapkan, "Bizim ve babalarımızın doğduğu evler su altında kaldı. Su seviyesinin her gün yükselmesiyle artık köyümüze veda etmeye hazırlanıyoruz. Eski köyümüzü özleyeceğiz. Buradan ayrılmak bize çok zor gelecek" dedi.

Görüntü Dökümü------------Baraj gölü altında kalan yerlerSu altına kalan köprüHasankeyf'i izleyenlerKusen'in açıklamalarıVatandaş röportajıGenel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Arif ARSLAN-Reşat YİĞİZ/HASANKEYF(Batman),===============================

Elazığ'daki deprem, Harput'taki tarihi yapılara zarar vermedi

MERKEZ üssü Elazığ'ın Sivrice ilçesinde 24 Ocak'ta meydana gelen ve 41 kişinin yaşamını yitirdiği 6,8 büyüklüğündeki deprem, birçok mahalledeki binalarda hasar oluştururken, kentin 4 bin yıllık geçmişe sahip tarihi Harput Mahallesi'ndeki yapılara ise zarar vermedi.

Tarih ve kültürün iç içe geçtiği Harput Mahallesi, içinde barındırdığı Urartular, Hurriler, Asurlular, Selçuklular, Bizans ve Osmanlı gibi medeniyetlerden kalma tarihi yapılarıyla bir açık hava müzesini andırırken, Elazığ'da meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremde hasar görmedi.

2018 yılında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Miras Komitesi toplantısında alınan karar sonrası Harput, Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi'ne girmeyi hak kazandı. Urartu krallığı tarafından kurulan ve tarihe ışık tutan Harput Kalesi, İtalya'da bulunan Pisa kulesinden daha eğri olan Ulu Cami minaresi ve tarihi konakları depremden etkilenmeyerek, geçmiş yıllar da yapılan mimari yapıların ne kadar sağlam olduğunu gözler önüne serdi.

'BİZDEN SONRAKİ NESİLLERE İYİ BİR MİRAS BIRAKALIM'Harput Muhtarı Zülküf Demirpolat, mahalledeki binlerce yıllık yapıların 6,8 büyüklüğündeki depremde hasar görmediğini ifade ederek, "Horasan harcı dediğimiz veya elle yapılan o günkü yapılar da deprem nedeniyle her hangi bir çatlak veya sıkıntı meydana gelmedi. Onun için mutlaka Elazığ'ın yeniden Harput'a gelerek tarım alanından çıkıp yerleşmesi lazım. Bizden sonraki nesillere iyi bir miras bırakalım. Harput'a yakın köylerde çok küçük hasarlar meydana geldi deprem nedeniyle. Ama Harput'un merkezinde özellikle binlerce yıllık tarihi yapılar da en küçük bir hasar olmadığını gördük" dedi.

Görüntü Dökümü---------------Tarihi yapılardan görüntüHarputtan görüntüGenel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Erkan BAY/ ELAZIĞ,===========================

Tokat'tan 50 ülkeye makine ihracatı

TOKAT'ın Zile ilçesinde un ve yem fabrikalarına yönelik torbalama kantarı üretimi yapan firma 50 ülkeye ihracat yapıyor. Firma Müdürü Necati Bice, "Küçük bir sanayi dükkanında  başladık ve yıllar içinde işleri büyüterek şimdi 3 bin 500 metrekare kapalı alandaki fabrikamızda yaptığımız torbalama kantarını imal ediyoruz" dedi.Zile ilçesinde yaşayan Nevzat Bice, sanayi sitesinde küçük bir dükkanda 1965 yılında eski sanayide un, yem, toprak, maden sanayi olmak üzere birçok iş kolunda makinelerinin bakım ve onarımlarını yapan firmayı kurdu. Oğlu Necati Bice ise işi geliştirerek 1995 yılında 3 bin 500 metrekare alanda yeni fabrikasını inşa etti. Un-yem torbalama kantarı, fabrika içi randıman kantarları, hububat ve tohum torbalama kantarları, limanlarda ve hangarlarda kullanılmak üzere mobil torbalama kantarları imal etmeye başladı. 25 yıldır üretim yapan fabrika ürünlerin yüzde 80'inini yurt dışına ihraç ediyor. Yılda çeşitli kapasite ve özellikte 250-300 makine üretimi yapan firma, Almanya, Hollanda, İtalya, Fransa, İsveç, Türkiye Cumhuriyetleri, Afrika ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri olmak üzere 3 kıtada 50 ülkeye makine gönderiyor. Türkiye'de 1980'li yıllarda sanayinin gelişmeye başladığını, buna paralel olarak kapasitelerini arttırdıklarını belirten Firma Müdürü Necati Bice, "3 bin 500 metrekare kapalı fabrikamızda makine parkurumuzu ve alt yapımızı teknolojik gelişmelere uygun olarak yenileyerek, un-yem sektörü ile hizmet ettiğimiz diğer sektörlere günümüz şartlarına uygun hızlı ve hassas çalışan makine üretimleri yaptık. Satış öncesi ve satış sonrası servis, yedek malzeme konusunda iş ortaklarına çözüm odaklı verdiğimiz hizmetle sektörde aranan ve bilinen bir firma olduk" dedi.

"ALMANLARA BİZ ÜRETİYORUZ"Bice ilk olarak Almanya'ya ürün gönderdiklerini belirterek, "Firmamızın 2000 yılında üretimini yaptığı yüksek kapasiteli 6 kafa un torbalama kantarı, Dünya tartı sistemlerini ilk onaylayan Alman firmasının dikkatini çekti. Yaptığımız anlaşma sonrasında 2007 yılından itibaren Alman firmaya know-how olarak üretime başladık. Üretime başladığımız ilk yıllarda iç piyasa satışları ağırlıklı olan firmamız, 25 yıldır üretimlerinin yaklaşık yüzde 80'ini ihraç etmektedir. Yılda çeşitli kapasite ve özellikte  250-300 adet makine üretimi yapmaktayız. Almanya, Hollanda, İtalya, Fransa, İsveç, Türkiye Cumhuriyetleri, Afrika ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri olmak üzere 3 kıtada 50 ülkede makinelerimiz başarılı bir şekilde çalışmaktadır" diye konuştu.

Görüntü Dökümü: -Fabrikadan görüntüler-Üretilen makinelerin görüntüleri-Firma Müdürünün açıklamaları-Detaylar

Haber-Kamera: Yaşar Erkan İÇEN/ZİLE (Tokat), ===============================

Müzik öğretmeni eğitimi doğaya taşıdı

SAMSUN'un Yakakent ilçesinde 100'üncü Yıl Ortaokulu'nda görev yapan doğa tutkunu müzik öğretmeni Cemil Ceylan (42), derslere iki köpeği ile birlikte giriyor. Öğrencilerini zaman zaman okula yarım saat mesafede bulunan kulübesine götürüp kamp yaptıran öğretmen onlarla birlikte çimenlerin üzerine oturarak kitap okuyor.

Yakakent ilçesindeki 100'üncü Yıl Ortaokulu'nda görev yapan doğa tutkunu müzik öğretmeni Cemil Ceylan, iki köpeği ile birlikte derslere girip öğrencilere hayvan sevgisini aşılıyor. Ceylan, ayrıca okula yaklaşık yarım saat mesafede bulunan kulübesinde zaman zaman öğrencilerini misafir ederek onlara doğa ile iç içe yaşamayı, kamp yapmayı, ateş yakmayı öğretiyor, öğrencileriyle birlikte açık alanda kitap okuyor. Günlerinin büyük bir bölümünü kızı Beste Ceylan ile birlikte 'Küçük ev' ismini verdiği kulübesinde geçiren Cemil Ceylan, öğrencilerinin doğayı seven, ayakları toprağa basan mutlu çocuklar olmalarını istiyor.

'ŞEHRİN KARMAŞASINDAN UZAK'2 yıl önce şehrin karmaşa ve stresinden uzak olmak doğa ile iç içe kalmak amacıyla elektriği ve suyu olmayan bir kulübe yaptığını söyleyen Cemil Ceylan, "Ben köyde doğdum büyüdüm. Hep bir dağ evinde doğa ile baş başa yaşama hayalim vardı. Hayalimi gerçekleştirdim. Kızım ile birlikte haftanın bazı günleri bu kulübede kalıyoruz. Ateş yakıp, gaz lambasında aydınlanıp dereden su taşıyoruz. Bir süre sonra öğrencilerimi de buraya zaman zaman getirmeye başladım. Çocuklar burada vakit geçirmeye başladı. Çocuklara doğayı, toprağı, bitkileri anlattım. Ateş yakmayı, kamp yapmayı öğrettim, doğada tek başına kaldığın zaman ne yapmaları gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Haftada bir iki kere buraya geliyoruz. 'Samsun okuyor' projesi kapsamında kitap okuma etkinliği yapıyoruz. Burada şarkı söylüyoruz. Onlara doğa ve hayvan sevgisini aşılamaya çalışıyorum. Zaman zaman iki köpeğimi de derslere getiriyorum. Onlar da istiyorlar. Bir çok öğrencim köpek korkularını bu şekilde yenmeyi başardı" dedi.

'AYAĞINI TOPRAĞA BASAN, MUTLU ÇOCUKLAR'Öğrencilerin kurslar, dersler, sınavlara hazırlık nedeniyle yoğun bir tempoda çalıştıklarını belirten Ceylan, "Ben çocuklarla havalar güzel olduğunda hep sınıf içinde değil de zaman zaman sınıf dışında da dersleri işleyelim istedim. Özgüvenleri, doğaya olan bakış açıları, cesaretleri bir nebze olsun artıyor bunu da gözlemliyorum. Telefon, tablet, televizyondan ziyade öğrencilerime doğal yaşamı anlatmaya çalışıyorum. Ayağını toprağa basan, yeşili gören, evden okuldan dışarı çıkan, betondan uzaklaşan, gürültüden ve stresten uzaklaşan mutlu çocuklar çok önemli. Bende onlar için bu anlamda bir şeyler yapmaya çalışıyorum" diye konuştu.

'ÇİMENLERE OTURUP KİTAP OKUYORUZ'7'inci sınıf öğrencisi Beste Ceylan (12) da sınıf arkadaşlarıyla birlikte şarkı söyleyerek doğada yürüyüş yaptıklarını belirterek "İki köpeğimiz var onlar bizim en iyi arkadaşlarımız. Derslere bizimle birlikte giriyorlar. Arkadaşlarımda köpeklerimizi çok seviyorlar. Kulübemizin önünde çimenlere oturup kitap okuyoruz. Başka okullarda okuyan arkadaşlarıma dersleri bu şekilde doğada işlediğimizi anlattığımda onlarda şaşırıp bizi kıskanıyorlar" şeklinde konuştu.

'İNSANI RAHATLATIYOR'7'inci sınıf öğrencisi Burak Seyrek (12) ise "Cemil öğretmenim arada sırada bizi kulübesine getiriyor. Burası insanı rahatlatıyor. Güneş, çimenler, mavi gökyüzü çok güzel ihsan hep buraya gelmek istiyor. Öğretmenimiz bize doğada nasıl hayatta kalabileceğimizi öğretiyor" dedi.

'KÖPEK KORKUMU YENDİM'Önceden köpek korkusu olduğunu belirten 6'ıncı sınıf öğrencisi Sare Güven (11) "Köpekten çok korkuyordum ama Cemil öğretmenim derslere iki köpeğini de getiriyordu. Bende onları severek köpeklere alıştım ve korkumu yenmeyi başardım. Öğretmenim bizi zaman zaman kulübesine getiriyor derslerimizi doğada işliyoruz. Buraya geldiğimiz için çok mutlu oluyoruz. Derslerimiz çok keyifli geçiyor. Önceden böceklere dokunamazdım bile şimdi alıştım" diye konuştu.

'DERSLERİ DIŞARIDA İŞLEMEK DAHA GÜZEL'8'inci sınıf öğrencisi Birol Baş, dersleri okulda işlemek ile çimenlerin üzerinde oturarak doğa da işlemenin çok farklı olduğunu belirterek "Dersleri dışarıda işlediğimizde daha güzel oluyor. Cemil öğretmenimiz bizi zaman zaman kulübesine getiriyor. Burada dışarıda ateş yakıp şarkı söylüyoruz. Çok eğlenceli oluyor" şeklinde konuştu.

Görüntü Dökümü: ------------------------Okul dışından detay-Sınıfta köpek ile birlikte ders işlenmesi-Cemil öğretmenin öğrencileri ile birlikte külübeye yürümesi-Dere kenarına gelmeleri-Çimenler üzerinde kitap okumaları-Ateş yakmaları-Drone ile detaylar-Röportajlar-Muhabir anonsu

Haber-Kamera: Yaprak KOÇER-Hüseyin KALAY/YAKAKENT(Samsun),  ========================================

Sinop'un yöresel lezzeti 'nokul'un siparişlerine yetişemiyorlar SİNOP'un yöresel lezzetleri arasında yer alan, kıymalı ve üzümlü olarak yapılan 'nokul' yurt içi ve yurt dışına gönderiliyor. Sinoplu ustalar son günlerde rağbetin artması nedeniyle nokulun siparişlerine yetişemiyor.

Kentin yöresel lezzetleri arasında yer alan, kıymalı ve üzümlü olarak iki şekilde servis edilen 'nokul' 2018 yılında tescillendi. Un, yağ, yoğurt, tuz ve maya karışımıyla hazırlanan hamurun dinlenmeye bırakılmasının ardından mayalanan hamur, parçalara ayrılıp oklava yardımıyla ince olarak açılıyor. Hamurun içine de yine özenle hazırlanan üzümlü- cevizli veya kıymalı iç harç koyuluyor. İç harçları konulan hamur, rulo şeklinde yuvarlanıyor ve yağlanmış tepsiye döşeniyor. Tepsiye dizilen hamurlar daha sonra kesiliyor ve fırına atılıyor. Kilosu 35 TL'ye satılan Sinop'un vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan nokul yurt içi ve yurt dışına gönderiliyor. Sinoplu ustalar da son günlerde rağbetin arttığı nokulun siparişlerine yetişemiyor.

'BİR AYDA YAKLAŞIK 500 NOKUL GÖNDERİYORUM'Yaklaşık 6 yıldır nokul yapan Sebahat Aktaş (35), yöresel lezzetih Türkiye çapında meşhur olduğunu söyleyerek, "Kıymalı, haşhaşlı, ıspanaklı, peynirli ve patatesli nokullar da yapılıyor. Ancak en meşhuru üzümlü-cevizli veya kıymalı iç harçlı olandır. Bu yaptığım nokulları yurt dışına ve yurt içine de gönderiyoruz. Günde 100- 150 nokul yapıyorum. Üzümlü ve cevizli nokula talep çok fazla. Telefon açıp, nokul isteyenler çok oluyor. Aylık yurt içi ve yurt dışına ise yaklaşık 500 tane nokul gönderiyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Nokul yapımından detaylar-Sinop nokulu yapan Sebahat Aktaş ile röportaj-Detaylar

Haber-Kamera: Esra AKSU/Sinop, =============================

Karadeniz'de palamut geri döndü

KARADENİZ'de bu yıl sınırlı miktarda avlanan palamut, deniz suyu sıcaklığının düşmesiyle kendini gösteremeye başladı. Sezon açılışında kilosu 80 TL'den alıcı bulan palamutun avlanmaya başlanması ile fiyatı 20 TL'ye geriledi.

Denizlerde 1 Eylül'de başlayan av sezonu devam ederken, bu yıl sınırlı miktarda avlanan palamut, su sıcaklığının düşmesiyle kendini gösteremeye başladı. Sezon açılışında kilosu 80 TL'den alıcı bulan palamutun tezgahlarda artmasıyla fiyatı 20 TL'ye geriledi. Trabzon'da balık tezgahlarında palamutun yanı sıra hamsinin kilosu 10 TL'den satışa sunulurken somon 30 TL, barbun 20 TL, levrek 30 TL, uskumru 15 TL, istavrit 20 TL, mezgit ise 20 TL'den satılıyor.

Trabzonlu balıkçı Yakup Bektaşoğlu, "Şu anda tezgahlar oldukça zengin. Her çeşit balığı tezgahta bulmak mümkün. Hatta sezon başından beri kendisini bir türlü göstermeyen palamut bile tezgahlarda yerini aldı. Uygun fiyata satılıyor balıklar. Vatandaşlar oldukça memnun" dedi.

'PALAMUTA ÖZLEM VARDI, ŞİMDİ ÇOK GİDİYOR'Balıkçı Turgay Memiş ise "Av sezonunun bitmesine kısa bir zaman kaldı. Tezgahlarda oldukça çeşitlilik var. Gelen vatandaş eli boş dönmüyor. Palamutta ayrı bir özlem vardı sezon başından beri. Şimdi ise 20 TL'ye satılıyor ve palamut çok tercih ediliyor. Balık sezonunun bitmesine az bir zaman kala tezgahları böyle doldurabilmek bizi çok mutlu ediyor" diye konuştu.

'FİYATLAR UYGUN, BOL BOL TÜKETMEYE ÇALIŞIYORUZ'Balık almaya gelen Ercan Özşeker, "Geçen yıla oranla çok iyi durumdayız. Bu ara oldukça bolluk var. Çiftlik balıkları da var deniz balıkları da var. Bizim için tercih arttı. Güzel ve sağlıklı lezzetler bunlar. Fiyatlarda uygun bu dönem. Sıklıkla tercih etmeye çalışıyoruz balığı" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Balık halinden detaylar-Balık tezgahlarından detaylar-Balıkçılar çalışırken detaylar-Palamuttan detaylar-Muhabir (Aleyna KESKİN) anons-Balıkçılarla röportaj-Vatandaş Röportaj-Haber genel ve detay görüntüleri

Haber-Kamera: Aleyna KESKİN-Selçuk BAŞAR TRABZON ================================

Altın fiyatları arttı, gümüş sektörüne canlılık geldi TEKİRDAĞ'ın Çorlu ilçesinde gümüşçülük yapan Hakan Mutlu, yılbaşı ve Sevgililer Günü ile ciddi bir ivme kazanan gümüş sektörünün son dönemde altın fiyatlarının artmasıyla daha da canlandığını söyledi. Mutlu, "Altın sektöründeki fiyat artışları gümüşe olan talebi genelde pozitif olarak artırmış durumda" dedi.

Çorlu'da 22 yıldır gümüş esnaflığı yapan Hakan Mutlu, son dönemlerde altın fiyatlarının artış göstermesiyle birlikte özellikle hediyelik ürünlerde gümüşe ilginin arttığını söyledi. Tek ve beş taşlı gümüş kolyelerin daha fazla satıldığını ifade eden Mutlu, "Altın sektöründeki fiyat artışları gümüşe olan talebi genelde pozitif olarak artırmış durumda. Genel anlamda nişan ve düğünlerde eskiye oranla altına bir rağbet vardı. Şu anda fiyat yükselişi gümüşe olan rağbet ve talebi kademeli olarak artırmış durumda. Genelde beş taş grupları gençlerin ve nişan yapacak olanların talep ettiği modeller. Bunun yanında tek taş grupları rağbet edilen gruplar. Fiyatlar altına göre yüzde 200-300 oranında gümüşte daha uygun" dedi.

'YATIRIMCININ TERCİHİ KONUMUNA GELDİ'Altın fiyatındaki artış nedeniyle yatırımcının gümüşü tercih etmeye başladığını belirten Mutlu, "Geçmiş döneme göre yatırımcılar gümüşe, bütçelerine göre yatırım yapmak istiyorlar. Geçmişte kilosu 1500 liraydı, şu anda 3 bin liranın üzerine rakam artmış durumda. İleriki aşamalarda prim yapma anlamında orta ve uzun vadeli gümüş her zaman için yatırımcısının yüzünü güldürmeye devam edecektir diye düşünüyorum. Yatırımcıya tavsiye ederim. Ama orta ve uzun vadeli olmak kaydıyla. Bu da 6 ay, bir veya iki yıl babında. Mutlaka minimum yüzde 20- 30 gibi bir oranda artış söz konusu olabilir. Bu küresel ekonomiye bağlıdır. Dünyada takdir edersiniz ki altın ve gümüş madeni şu anda değerli madenler ve ilk sırada yer almaktadır. Gümüşün bir de kilo bazındaki rakamı psikolojik olarak da yüksek olmadığı için her yatırımcının kolay ulaşabilmesi. Her yatırımcının gümüşü alıp kenara koyup orta ve uzun vadede beklentisi sonucunda mutlaka cüzi de olsa bir kar edeceğini tahmin ediyorum" dedi.

'ALTINI ARATMAYACAK ÜRÜNLER VAR'Düğünlere alternatif olarak gümüşte geniş ürün yelpazesinin bulunduğunu belirten Mutlu, "Gümüşün asıl olan amacı genel anlamda hediye babında alınmış olunması manevi anlamda da kullanan kişiye farklı bir değer sunulmuş olmasından kaynaklanıyor. Bunun yanında alyans ürünleri genelde nişanlanacak ve evlenecek olan çiftlerin rağbet gösterdiği ürünler. Düğünlerde altını aratmayacak olan takım setlerine büyük bir rağbet var. Küçük altını aratmayacak ve olan son yılların en çok satan ürünü konumundaki bilekliklerde manevi ve hediye olarak rağbet görmektedir. Çocuk künyeleri de genel anlamda altının fiyatının yüksek olmasından dolayı iyi bir talep görmektedir. Sektörel anlamda gümüşün yelpazesinin geniş olması ilgiyi artırmaktadır. Altın fiyatının yüksek olması sektörde büyük bir canlılık getirmiş durumda. Bir sevgililer günü ve bir yılbaşında gümüş sektörü de ciddi bir ivme kazanmış durumda. Çıta her zaman da paralel bağlamda hep yükselmektedir. Kategori insanların alım gücü gümüşü her zaman için ön plana almış durumda. Bu da sektörümüzü olumlu olarak etkiliyor. İnşallah bundan sonra da olumlu etkilemeye devam edecek" diye konuştu.

'ALTIN FİYATI YÜKSEK'Gümüş alışverişi yapan Emre Doğan, altının fiyatının yükselmesiyle birlikte gümüşe yöneldiğini söyledi. Doğan, "Altın fiyatları yüksek olduğu için gümüş kullanmaya başladım. Çok büyük aşırı derece bir fark var. Gümüşü bundan tercih ediyorum. Bir yüzük baktım altın fiyatı 1500 lira, gümüşte ise 150 lira. Arada dağlar kadar fark var. O yüzden tercihim gümüşten yana" şeklinde konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Gümüş ürünlerinden detaylar-Gümüşçü Hakan Mutlu ile röp.-Müşteri Emre Doğan ile röp.-Doğan'ın ürünlere bakması-Genel ve detaylar

Haber- Kamera : Mehmet YİRUN/ÇORLU(Tekirdağ),==================================

Klip çekimi sırasında 'hasta senaryosu' gerçek oldu TÜRKÜCÜ Aydın Aydın, bölgede sert geçen kış mevsiminde kızakla hastaneye ulaştırılan hastaların yaşadıkları zorlukları anlatmak için yazdığı 'Söyle doktor söyle hastalığım nedir' şarkısı için klip çekti. Çekimler sırasında hasta rolünü canlandıran kişi, bir anda kızaktan düşüp yuvarlandı, ardından baygınlık geçirdi. Baygın kişi hastaneye kaldırılırken, Aydın Aydın da olayla ilgili "Bir hastanın doktora gitme hikayesini canlandırdık. Kardeşimiz klipteki o hastayı canlandırdı. Ancak kendisi hastanelik oldu" dedi.

?Çevre- doğa katliamları, trafik kazaları, kadına yönelik şiddet ve çağın hastalığı olarak bilinen obezite gibi toplumsal konularda farkındalık yaratmak amacıyla birçok besteye imza atıp, klip çeken ve 17 yılda 8 albüm çıkartan Türk Halk Müziği sanatçısı Aydın Aydın, son olarak Çin'de ortaya çıkan ve binlerce kişinin yaşamını yitirmesine neden olan 'koronavirüs' ile ilgili yaptığı 'Korona var öpme' şarkısıyla adından söz ettirdi. Aydın Aydın, bu kez de Hakkari'deki bazı bölgelerde yıllar önce zorlu kış şartlarında kızakla hastaneye ulaştırılan hastaların yaşadığı sıkıntılara dikkat çekmek için Türkçe ve Kürtçe sözlerden oluşan 'Söyle doktor söyle hastalığım nedir" şarkısı için klip çekti. Çekimler Zap suyu ile Hakkari'nin Demirtaş köyündeki karlı dağlarda yapılırken, senaryo gereği Aydın hastalanan bir kişiyi kızakla hastaneye ulaştırmaya çalıştı. Çekimler sırasında, karlı bölgede birçok kişi tarafından taşınan hasta rolündeki kişi, bir anda kızaktan düşüp yuvarlandı ardından baygınlık geçirdi.

Çevredekiler tarafından yerden kaldırılan baygın kişi, köydeki minibüse konuldu. Bir süre burada bekletilen hasta, daha sonra bölgeye çağrılan ambulansla Hakkari Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak tedaviye alındı.

'KLİPTE HASTAYI CANLANDIRDI, KENDİ DE HASTANELİK OLDU'Sanatçı Aydın Aydın, 5 gün boyunca yer yer 3 metreyi bulan karda çekimi yaptığını belirterek, "Hepimiz aslında çok yorulduk. Çünkü sabahtan akşama kadar o karların içinde kalınca üzerimiz ıslandı. Yeni klibim 'Söyle doktor söyle, hastalığım nedir' klibimin çekimleri için geldik. Zor şartlar altında acil bir hastanın doktora gitme hikayesini canlandırdık. Kardeşimiz klipteki o hastayı canlandırdı. Ancak kendisi hastanelik oldu. Durumu iyi kaburgaları biraz ezilmiş. Klibi yakın zamanda izleyeceğiz. Demirtaş köyünde çekildi. Burada yaşayan insanlar zor şartlarda gerçekten hayatla mücadele ediyorlar. Burada da acil doktora gitmesi gereken bir hastanın hikayesini canlandırdım" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Karlı dağlara çekilen klip için kızakla götürülen hasta (dronla çekilen) görüntüsü-Detaylar(dron)-Yolu küreklerle açan köylüler(dron)-Karla dağlar(dron)-Kızakla zap suyu üzerindeki Gençlik köprüsünden geçirilirken(dron)-Kızakla karda hastayı götüren köylüler-Kara bata çıka kızağa çeken köylüler-Klip için hasta rolüne giren vatandaş-Gençlik köprüsünden geçen Sanatçı Aydın Aydın(dron)-Aydın Aydın'ın klibindeki şarkısını seslendirmesiKlip sırasında karlı yamaçta getirilen kızağın üzerindeki hasta yuvarlanırken-Baygınlık geçiren hastaya ilk müdahaleyi Sanatçı Aydın Aydın ve ekibi yaparken-Hastayı minübüse götürürlerken-Ambulansa konulan hasta-Ambulansın gidişi-Sedye ile Hakkari Devlet Hastanesi Acil servisine götürülen hasta-Tedavi sonucu konuşan hasta -Sanatçı Aydın Aydın ile röportaj

Haber: Behçet DALMAZ- Mehmet ÖZKAN/HAKKARİ, ==================================

Kemer ormanlarına fotokapanlı koruma

ANTALYA'nın Kemer ilçesindeki 40 bin hektarlık orman alanı fotokapanlarla gözetlenmeye başlandı. Ulupınar Orman İşletme Şefi orman mühendisi Sencer Alınoğlu, "Bu fotokapanlar bizim ormandaki gözlerimizdir. Buradaki ormanı, doğayı; burada yaşayan canlılar ve insanlar için korumaya devam edeceğiz" dedi.Kemer'de bulunan Kemer Orman Şefliği ve Ulupınar Orman Şefliği ekipleri yaklaşık 40 bin hektarlık alandaki ormanlarda usulsüz kesim, kaçakçılık, orman yangınları ve kaçak avcılık gibi suçları engellemek veya şüphelilerin teşhisini yapabilmek için birçok noktada fotokapanlar kurdu. Fotokapanlarla bölgedeki doğal hayat da takip edilebilecek.Ulupınar Orman İşletme Şefi Orman Mühendisi Sencer Alınoğlu, Antalya Orman Bölge Müdürlüğü tarafından gönderilen fotokapanlarla Kemer ormanlarının, orman dışı müdahalelerden korunması ve suçun önlenmesi için kullanılacağını belirterek, "Fotokapanlar konuşlandığı noktada görüş alanı içerisindeki hareketleri algılayarak tarafımıza fotoğraf ve video göndermektedir. Orman içerisindeki usulsüz kesim, kaçakçılık, orman yangını ve kaçak avcılık gibi orman suçlarını işleyen şahısların tespiti ve bu suçların başlamadan önlenmesi amacıyla son derece önemlidir. Bu fotokapanlar bizim ormandaki gözlerimizdir. Buradaki ormanı, doğayı, burada yaşayan canlılar ve insanlar için korumaya devam edeceğiz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Fotokapan yakın detayFotokapanın monte çalışmalarıOrmanlık alan detayıMontesi yapılmakta olan fotokapan yakın detay Orman Genel Müdürlüğü logosuUlupınar Orman İşletme Şefi Sencer Alınoğlu röportajOrman İşletme şefliği aracının geçişi detayBaşka alanda yapılan kurulumdan detaylarOrmandan detay

HABER- KAMERA: Levent YENİGÜN/KEMER (Antalya), ================================

Sıcak kemoterapiyle sağlığına kavuştu ANTALYA'da, mide ağrısıyla gittiği hastanede, karnında tümör bulunduğu fark edilen Fatma Büyüksolak (59), ameliyata alındı. Tümör tamamıyla temizlenirken, karın içine sıcak kemoterapi işlemi uygulandı. Gastroenteroloji Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İsmail Gömceli bu yöntemle ilgili, "Damardan yapılan kemoterapiye yeterli yanıt alınamayan ve karın içine yayılmış bazı sindirim sistemi tümörlerinde çok yüz güldürücü sonuçlar alınıyor" dedi.

Antalya'nın Korkuteli ilçesinde oturan Fatma Büyüksolak'ın, mide ağrısı şikayetiyle gittiği Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan tetkiklerde, karnının içinde yaygın tümör tespit edildi. Gastroenteroloji Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İsmail Gömceli'nin, tümörün alınıp temizlenmesi gerektiğini söylemesinin ardından Büyüksolak ameliyata alındı. Tümör temizlenirken aynı anda karın içine HIPEC adı verilen sıcak kemoterapi işlemi uygulandı. Ameliyatın ardından sağlığına kavuşan Fatma Büyüksolak, servise alındıktan sonra taburcu edildi. Mide ağrısıyla gittiği hastanede karnındaki tümörün fark edildiğini ve kısa sürede ameliyat edilerek sağlığına kavuştuğunu anlatan Büyüksolak, ameliyatın ardından kendini iyi hissettiğini söyledi.

'SICAK KEMOTERAPİ YENİ BİR TEDAVİ SEÇENEĞİ'Gastroenteroloji Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İsmail Gömceli, yapılan işlemin çok riskli olmadığını söyledi. Karın içinde yaygın tümörü olan hastalarda tüm tümör odakları temizlenirken, ameliyat sırasında verilen sıcak kemoterapinin hastanın iyileşme şansını artırdığını ifade eden Doç. Dr. Gömceli şöyle konuştu: "Bu uygulamayı yaygın olarak yapmaya çalışıyoruz. Hastamız daha önce bir ameliyat olmuştu ve karın içinde yayılmış tümörü olduğunu tespit ettik. Ameliyatla bütün karın içini temizleyip hiç tümör kalmayacak şekilde cerrahi işlem yaparak aynı zamanda ameliyat sırasında sıcak kemoterapi yapıyoruz. Damardan yapılan kemoterapiye yeterli yanıt alınamayan ve karın içine yayılmış bazı sindirim sistemi tümörlerinde çok yüz güldürücü sonuçlar alınıyor. 8-9 hastaya bu uygulamayı yaptık. Yaygın sindirim sistemi kanseri olan ve bu tedaviden fayda görebileceğini düşündüğümüz hastalarımızı bu yöntemle tedavi ediyoruz. İnsanımızın ve Antalyalıların bu şekilde dünya standartlarında tedavileri hak ettiğini düşünüyor ve onlara en yeni tedavi yöntemlerini sunmaya çalışıyoruz. Hastamızın şu anda durumu iyi."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Hastanenin içinden detay görüntüAmeliyat yapan doktorun detay görüntüleriHastanın detay görüntüleriRÖP 1: Fatma BüyüksolakRÖP 2: Doç. Dr. İsmail Gömceli

HABER: Alparslan ÇINAR- KAMERA: Emrah GÜL/ANTALYA,

============

Tarihi demir yolunun turizme kazandırılmasını istiyorlar

AYDIN'ın Söke ilçesinde, 1900'lü yıllarda İngilizler tarafından yapılan demir yolundan geriye, trenlerin dere yataklarından rahatça geçebilmeleri için yapılan taş tüneller kaldı. İngilizlerin giderken bıraktıkları tren vagonları ve raylar zamanla çürüyüp hurdacılara satılırken, bir bölümü de depolarda ve bölgedeki hayvan damlarında kaldı. Yöre halkı, geçmişe ve tarihe sahip çıkılması için tarihi demir yolu hattının tekrar canlandırılıp, turizme kazandırılmasını istiyor.

Söke'nin kırsal Ağalı Mahallesi'ndeki Vinç Tepesi'ndeki maden ocaklarından çıkarılan kömürleri, Kadıkalesi bölgesindeki limana taşımak için, İngilizler tarafından 1900'lü yıllarda, Kapız Deresi üzerinden 15 kilometrelik tren hattı yapıldı. Bir süre devam eden taşıma işi, bölgedeki kömürün kalitesiz ve kalorisinin düşük olması nedeniyle son buldu. İngilizler bölgeyi terk ederken, treni, vagonlarıyla birlikte rayları da bıraktı. Atıl kalıp, zamanla çürüyerek parçalanan tren vagonları ve raylarının bir bölümü hurdacılara satılırken, bir bölümü de depolarda ve bölgedeki hayvan damlarında kaldı. Ancak, aradan geçen 120 yıla rağmen trenin geçmesi için dere üzerine yapılan taştan tüneller bozulmadan kaldı. Yöre halkı da tarihi tünelin eski günlerde olduğu gibi canlandırılmasını ve demir yolunun yeniden açılarak turizme kazandırılmasını istiyor.

'TARİHE VE GEÇMİŞE SAHİP ÇIKILSIN'Konuyla ilgili konuşan Ağalı Mahallesi'nde oturan Haluk Yalçınöz, "Mahallemizde, geçmişte Yunanlar ve Rumlar yaşamış. Buranın çok gizli bir tarihi var. Bu tarihlerden birisi de bu demiryolu hattıdır. Yaptığımız araştırmalarda 1900'lü yıllarda Ağaçlı ile Kadıkalesi'ne 15 kilometrelik bir demiryolu hattı olduğunu öğrendik. Dere yataklarına tünel yaparak üstüne ray döşeyerek trenlerin geçmesi sağlanmış. Yaklaşık 120 yıllık olmasına rağmen halen daha çok sağlıklı duruyor. Biz de bu tarihi güzelliğin gün yüzüne çıkarılması için çalışıyoruz. Bu tarihi yapılar mahallemiz için Söke ve Aydın için çok önem taşıyor. Zamanında bu tarihlere sahip çıkılmayınca treni parçalayarak götürmüşler. Çürüyen tren raylarını sökerek hurdaya satmışlar. Bizim istediğimiz o eski demir yolunu yeniden canlandırmak. Tren yeniden buradan sahile turizm amaçlı yapılabilir. Bu tarihe ve mazimize sahip çıkılmasını istiyoruz. Herkes bilsin ve görsün bu saklı tarihi" dedi.

'KÖMÜR YÜKLENEN YER HAYVAN DAMI YAPILDI'Mahalle sakinlerinden Muammer Çileger de "İngilizler dağda çıkardıkları kömürü buraya getirerek limandan gelen tren vagonlarına yükleyerek taşıyorlarmış. Kömürlerin vagonlara yüklendiği yerde şimdi ise vatandaşlar hayvan damı yaptı. Tren raylarından bazıları halen bu hayvan damlarında, depolarda duruyor" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -Tarihi demiryolu hattından görüntü-Demiryolu hattı üzerindeki tarihi taş tünellerden görüntü-Geçmişte kömürün döküldüğü yerde yapılan hayvan ağıllarındran görüntü-Ağalı Mahallesi sakinlerinden Haluk Yalçınöz ve Muammer Çileger ile röp.-Genel ve detay görüntüler

Haber - Kamera: Burhan CEYHAN/ AYDIN, ================================

Estetik ameliyat için Türkiye'yi tercih etti

ALMANYA'nın Frankfurt kentinde restoran işleten Milena Mildenberger (63), uyluk germe, karın germe, liposuction ile el ve yüzüne yağ enjeksiyonu operasyonları için Denizli'ye geldi. 4 operasyonu aynı anda olan Mildenberger, Türk estetik doktorlarının çok başarılı, operasyon fiyatlarının da çok uygun olduğunu söyledi.?

Frankfurt kentinde, 40 yıldır restoran işleten Alman vatandaşı Milena Mildenberger, vücudundaki sarkmaları engellemek için Almanya'daki hastanelerde yaptırdığı estetik operasyonlarına yaklaşık 100 bin euro harcadı. Daha önce yüz ile çene estetiği olan ve göğüslerini küçülttüren Mildenberger, Türk estetik cerrahlarının başarılarını duyunca, bu kez estetik ameliyatı için Türkiye'yi tercih etti. Denizli'deki Özel Sağlık Hastanesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Onur Saka ile görüşen Mildenberger, 10 gün önce Almanya'dan Denizli'ye geldi. Özel Sağlık Hastanesi'nde estetik ameliyatına alınan Mildenberger'e, aynı anda, karın ve uyluk germe, bacak ve diz içine bölgesel yağ aldırma (liposuction) ve yüz bölgesi ile ellerine yağ enjeksiyonu ile yüz gençleştirme yapıldı. Bir kez ameliyat masasına yatıp, 4 estetik operasyonu geçirip, 25 bin TL ödeyen Mildenberger, sağlığına kavuştuktan sonra hastaneden taburcu edildi.

'TÜRK ESTETİK DOKTORLARI MÜKEMMEL'Almanya'dan Denizli'ye sadece estetik olmak için geldiğini belirten Milena Mildenberger, "Daha önce Almanya'da estetik ameliyatlar yaptırdım ama memnun kalmadım. Burada hastane ve doktorlar çok iyi, Almanya'da çevrem çok geniş onları da Denizli'ye yönlendireceğim. Ameliyatta herhangi bir komplikasyon gelişmedi, gayet iyiydi. Buraya güzelleşmek için geldim. Yaşlılığın verdiği nedenlerden dolayı estetik yaptırdım. Almanya'da çene, yüz ve göğüs estetiği yaptırdım ve yaklaşık 100 bin euro harcadım. Türk estetik doktorları çok başarılı ve fiyatlar daha uygun. Benim için paranın bir önemi yok. Önemli olan güzel görünmem. Bir yıl sonra tekrar geleceğim" dedi.

'TÜRKİYE'DE ESTETİK CERRAHİSİ ÇOK İLERİDE'Ameliyatı yapan Özel Sağlık Hastanesi Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Onur Saka ise, Türkiye'de estetik cerrahinin çok ileride olduğunu ifade ederek, "Ülkemizde estetik cerrahiye yönelik sağlık turizmi çok iyi durumda. Ancak Denizli için aynısını söylemek zor. Çünkü direk uçuşlar yapılamıyor. Almanya'daki gurbetçi vatandaşlarımız da hizmet veriyoruz. Ancak nadiren de olsa Alman vatandaşları da geliyor. Alman vatandaşı hastamız benim daha önce yaptığım bir ameliyatı gurbetçi vatandaştan duymuş, benimle iletişime geçti. Hastanemize gelince kendisine karın germe, uyruk germe, bacak ve diz iç yanlarına bölgesel yağ aldırma yaptık. Buradan aldığımız yağla, yüz bölgesine yağ enjeksiyonuyla yüz gençleştirme de yaptık. Almanya'da daha önce yapılmış olan göz kapağı estetiğini tekrar yaptık. Hasta gayet memnun. Bu kadar uygun fiyatları Almanya'da almak mümkün değil" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -Alman vatandaşı kadından hastane odasında detay-Milena Mildenserger ile röportaj-Dr. Onur Saka ile röportaj

Haber: Ramazan ÇETİN- Kamera : Deniz TOKAT/DENİZLİ, ================================

Güney Egeli turizmciler sezondan umutlu

MUĞLA'nın Marmaris ilçesindeki turizm temsilcileri, turizm sezonunun başlamasına 1 ay kala sektörle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Geçen yıl iyi bir sezon geçirdiklerini anlatan Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Bülent Bülbüloğlu, "Türkiye, Güney Ege Bölgesi ve Marmaris için turizm sezonu çok güzel geliyor" dedi.

TÜROFED Başkan Yardımcısı Bülbüloğlu, Muğla'nın Marmaris, Datça, Dalyan, Köyceğiz, Dalaman ve Fethiye gibi ilçelerinde turizm sezonunun başlamasına 1 ay kala sektörle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Geçen yılsonunda dünyanın en büyük seyahat acentelerinden 'Thomos Cook'un iflas etmesinin kısa süre sektörde moral bozukluğuna yol açtığını, ancak çabuk atlatıldığını ifade eden Bülbüloğlu, "Türkiye, Güney Ege Bölgesi ve Marmaris için turizm sezonu çok güzel geliyor. Bu yıl, geçen sene gibi güzel, sıkıntısız, bereketli ve bol turist görünüyor. Umutlarımız olduğunu gibi endişelerimiz de var. Koronovirüs gibi bazı olumsuzluklar atlatılırsa, yükselişe geçen ön rezervasyonlar daha çok artacaktır. İflas eden ve ülkemiz için önem arz eden dünyanın en büyük tur acentesi bizi etkiledi. Bu operatörden dolayı oluşan boşluğu doldurmak kolay değil. 7-8 yıldır nisan-mayıs ayları çok iyi geçiyordu. Turizm operatör boşluğu ile sıkıntılı geçecektir. İflas eden şirket sonrası hükümet ve turizmciler olarak yapılan girişimlerle boş kalan sahada yeni turizm operatörleri giriş yaptı. Boşluk 1-2 yıl içinde doldurulacaktır. Güney Ege Bölgesi'nde İngiliz destinasyonu hakimdir. Sahaya giren yeni tur operatörleri sayesinde eskisinden daha fazla İngiliz turist gelecektir" dedi.

'BU YILIN TURİZM SEZONU VERİMLİ GEÇECEK'Kentte 4 yıldızlı 2 ayrı otelin Genel Müdürü Aydın Mehmetoğlu ise, "Tur operatörleri ve acentelerden aldığımız verilere göre turist rakamları çok iyi. İnşallah bu yükseliş devam eder. Bu aylar ön rezervasyon dönemleridir. Yükselen bir ön rezervasyon talebi var. Olağanüstü bir durum olmadığı sürece bu yılın turizm sezonu verimli geçecek" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜMarmaris nüfus tabelası genel görüntüHakim bir tepeden Marmaris'in oteller bölgesi kabul edilen Uzunyalı Mevkii genel görüntüTÜROFED Başkan Yardımcısı ve GETOB Başkanı Bülent Bülbüloğlu ile röportaj4 yıldızlı iki otelin Genel Müdürü Aydın Mehmetoğlu ile röportaj

Haber- Kamera: Ali GÜNDOĞAN/ MARMARİS (Muğla), =====================================

Elanur'un ardından, Bartu'nun hikayesi de gururlandırıyor

İZMİR'in Kemalpaşa ilçesinde yaşayan Elanur Akıncı'nın (10), 'Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'nda dünya 1'inciliğini paylaştığı birçok öğrenci arasında olan Bartu Uğur'un (10) hikayesi, ailesini gururlandırıyor. Disleksi rahatsızlığı (Zeka seviyesinde herhangi bir olumsuzluk olmamasına rağmen öğrenme güçlüğü çekilmesi durumu) sebebiyle okumayı 2'nci sınıfta sökebilen 4'üncü sınıf öğrencisi Bartu Uğur, bugün kazandığı dünya 1'inciliği hakkında "Hem ben, hem ailem hem de beni tanıyan herkes çok mutlu. Derslerime düzenli olarak çalışıyorum ve bu başarıyı bu sayede kazandım" dedi.

İzmir'de, dezavantajlı bir devlet okulunda öğrenimini sürdüren ve 'Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'nda 1'incilik elde eden Elanur Akıncı Türkiye'nin gündemine oturmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Akıncı'yı telefonla arayarak tebrik etmişti. Akıncı'nın ardından, onun dünya 1'inciliğini paylaştığı öğrenciler arasında bulunan Bartu Uğur'un hikayesi de hem kendisini hem de ailesini gururlandırıyor. Okumayı ancak 2'nci sınıfta sökebilen oğlu Bartu Uğur'da disleksi rahatsızlığı bulunduğunu öğrenen babası Mümtaz Uğur, önce oğlunun önce okulunu değiştirdi, ardından, oğlunu disleksi rahatsızlığı bulunan öğrencilere has eğitim veren özel bir kuruma gönderdi. ELANUR GİBİ O DA DÜNYA 1'İNCİSİ OLDUAldığı destekle birlikte Bartu Uğur, önce okuma yazmasındaki hızını ilerletti, ardından da okulunun en başarılı öğrencileri arasına girdi. Son olarak, dünya genelinde 7 bin 328 öğrencinin katıldığı 'Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'na katılan Uğur, burada Dünya 1'inciliği başarısını elde etti. 'BİLİM ADAMI OLMAK İSTİYORUM'Bartu Uğur, konuyla ilgili olarak DHA'ya yaptığı açıklamada, "Matematiği çok seviyorum. Derslerime düzenli olarak çalışıyorum. Sınavda sorular zordu ve bazılarını yaparken zorlandım. Ancak Dünya 1'inciliği gibi bir sonuç aldım ve çok mutluyum. Ailem, arkadaşlarım ve bütün tanıdıklarım benim bu başarım sebebiyle çok mutlu oldular. İlerideki amacım ise bilim adamı olmak" dedi. Bartu Uğur'un babası Mümtaz Uğur ise, çocuklarının disleksi rahatsızlığına sahip olduğunu öğrendiklerinde panik yaptıklarını belirterek, "En başta biz bu rahatsızlığın ne olduğunu bilmediğimiz için çok şaşırdık. Araştırdığımızda neler yapmamız gerektiğini öğrendik ve oğlumuzu disleksi rahatsızlığına sahip olanlar için özel eğitim veren bir kuruma gönderdik, okulunu da değiştirdik. Şimdi bu başarısı bizlere rüya gibi geliyor, onunla gurur duyuyoruz. Uzunca bir süre okumayı dahi sökemeyip, şimdi böyle bir başarıyı kazanmayı doğru eğitime borçluyuz." dedi. Disleksi rahatsızlığının çoğu kişi tarafından yanlış anlaşıldığının altını çizen Mümtaz Uğur, "Biz, Ege Üniversitesi aracılığıyla yapılan testlerde, Bartu'nun üstün zekalı olduğunu öğrendik. Yani bu rahatsızlığın kişinin zeka seviyesiyle hiçbir alakası yok. Birçok bilim insanı ve filozofun bu rahatsızlıktan mustarip olduğu bugün biliniyor" dedi.AYNI OKULDA, AYNI BAŞARIYI ELDE EDEN 3 ÖĞRENCİ DAHA VARAyrıca, Bartu Uğur'un okuduğu özel okulda, aynı yarışmada 1'ncilik elde eden 2'nci sınıf öğrencisi Ayşe Ebrar Alkan ile 3'üncü sınıf öğrencileri Nihat Efe Eser ve Yiğit Vatansever de, çok mutlu olduklarını ve matematiği çok sevdiklerini, bundan sonra da yarışmalarda 1'incilik elde etmek istediklerini söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Bartu Uğur ile röp.Baba Mümtaz Uğur ile röp. Bartu'dan görüntülerOkuldan görüntüGenel ve detay görüntü

Haber: Davut CAN - Kamera: Tekin GÜRBULAK/ İZMİR, ==================================


- Kaynak: DHA

Son Dakika Güncel DHA YURT ÖZEL GÜNDEMİ - Son Dakika


Son Dakika

Akşener, Albayrak'ın Instagram üzerinden istifa etmesini eleştirdi: 18 yılda hiç mi devlet adabı öğrenemediniz? Berk Oktay ve Yıldız Çağrı Atiksoy koronavirüse yakalandı Antalyaspor, Ersun Yanal'la 2.5 yıllık anlaşmaya vardı 2. el araç fiyatları uçunca 15 bin liraya 1988 model aracını yeniledi Otobüste kadınlara bakarak kendisini tatmin eden vatandaştan iğrenç savunma: İki taraflı zannettim Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden istifa eden ve devir teslim törenine katılmayan Albayrak'ın Trabzon'da olduğu iddia edildi İşçiler gözlerine inanamadı! İnşaat kazısında yüzlerce yıllık yeraltı mağarası bulundu Eşi tarafından pompalı tüfekle vurulan kadın, vurulmadan önceki anın fotoğrafını çekti