Babacan: Kırmızı Et Temel Gıda Olmaktan Çıktı

Son Güncelleme:

Babacan, Türkiye'nin tarım ve hayvancılıkta büyük sorunlar yaşadığını ve ithalatın arttığını belirtti.

(TBMM) - DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TÜİK'in, 2024 yılı Kırmızı Et Üretim İstatistiklerine ilişkin, "Kırmızı et artık birçok hane için temel gıda olmaktan çıkmış, ulaşılması zor bir ürüne dönüşmüş durumda. Bugün insanlar bir kasaba giderken adeta bir kuyumcuya girer gibi görünüyor. Maalesef tarım ve hayvancılık çok kötü gidiyor. Bugün çiftçi de zararda üretici de zararda, kazanan kim? İthalatçılar çünkü ithalat sürekli artıyor. Bu iktidarın tarım uygulamaları, üreticiyi güçlendirmek değil, ithalat kapısını açık tutma üzerine kurulmuş" dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Trendyol Süper Lig'de şampiyonluğunu ilan eden Galatasaray'ı tebrik eden Babacan, "1. lige yükselen Bursaspor'u, Mardin 1969 Spor'u, Muğlaspor'u ve Batman Spor'u; oyuncularını, teknik heyetlerini ve yönetimlerini tebrik ediyorum. Ayrıca Kadın Futbol Süper Ligi'nde şampiyonluğa ulaşan Fenerbahçe Kadın Futbol Takımı'nı ve tüm Fenerbahçe camiasını da içtenlikle kutluyorum. Yine EuroLeague'de Final Four başarısı gösteren Fenerbahçe Basketbol Takımı'na başarılar diliyorum. Ülkemizi en iyi şekilde temsil edeceklerine inanıyorum" ifadelerini kullandı.

Babacan, Soma Maden Faciası'nın 12. yılı nedeniyle faciada hayatını kaybeden işçilere rahmet dileyerek, "Biliyorsunuz, bazı ülkelerde üretilen maden miktarı başına hastalık ve vefat sayısı çok çok düşük, bazı ülkelerde ise çok yüksek. Önce güvenlik tedbirlerini gerçekleştireceğiz ve daha sonra madenlerde işçilerimizin can sağlığıyla, güvenliğiyle çalışmasını sağlayacak bir ortamı oluşturacağız. Bu, tedbir işi ihmale asla yer yok" diye konuştu.

TÜİK'in açıkladığı Sanayi Üretim Endeksi verilerine yönelik değerlendirmelerde bulunan Babacan, "İktidar 'büyüyoruz' diyor ama vatandaşlarımız ne görüyor? Kapanan fabrikalar, azalan siparişler, duran üretim bantları ve her geçen gün biraz daha ağırlaşan hayat şartları. Üretmeyen bir ekonomi güçlü olamaz, sanayisini kaybeden bir ülke kalkınamaz. İstanbul Ticaret Odası bile feryat ediyor, 'İlk defa tüketim ürünleri ithalatı, yatırım ürünleri ithalatını geçti' diyor. Evet, Türkiye ithalat yapan bir ülke ama yıllarca biz ne dedik? 'İthal ettiğimiz makinadır, yatırım ürünüdür, bugünün makine ithalatı, yarının ürün ihracatıdır' dedik ama maalesef şu anda o denge tamamen tersine dönmüştür. Türkiye'nin toplam tüketim ürünü ithalatı, makine ve yatırım ürünü ithalatını geçmiş durumda" dedi.



*]: pointer-events-auto [content-visibility: auto] supports-[content-visibility: auto]: [contain-intrinsic-size: auto_100lvh] R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(--thread-response-height))] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" data-turn-id="request-WEB: 728a444c-6376-43ce-a66c-a334337fce2a-3" data-turn-id-container="request-WEB: 728a444c-6376-43ce-a66c-a334337fce2a-3" data-testid="conversation-turn-8" data-scroll-anchor="false" data-turn="assistant">
Babacan, Türkiye'nin "derin kriz" yaşadığını söyleyerek, şöyle devam etti:


"Kriz yönetimi özel bir alandır. Normal dönemlerde yapmadığınız işleri yapmanız gerekir, sıra dışı adımlar atmanız gerekir. Bir yandan makroekonomik tedbirler alırken, bir yandan da her sektör için, her kesim için ayrı ayrı çözümler üretmeniz gerekir. Türkiye'nin ihtiyacı nettir: Üretimi yeniden merkeze alan, hukukun üstünlüğünü ilke edinen, ekonomiye yeniden güveni inşa eden bir anlayış. Aksi halde bu yavaşlama, bu geriye gidiş hayatın her alanında daha da derinden hissedilecektir. Bunlar ne yapıyor? Ekonomi yönetimini şu üç şeyden ibaret zannediyorlar: Yüksek faiz, yüksek vergi ve aşağı doğru basılan maaşlar. Bugün iktidarın fiilen oluşturduğu en güçlü teşvik üretime değil, faize yönelmektir. Böyle bir ortamda yatırımcımız, esnafımız, sanayicimiz yalnız kalıyor ve en önemlisi, üretimin tam da merkezinde olması gereken çiftçilerimiz, üreticilerimiz bugün tarımdan kopmanın eşiğine gelmiş durumda."




*]: pointer-events-auto [content-visibility: auto] supports-[content-visibility: auto]: [contain-intrinsic-size: auto_100lvh] R6Vx5W_threadScrollVars scroll-mb-[calc(var(--scroll-root-safe-area-inset-bottom,0px)+var(--thread-response-height))] scroll-mt-[calc(var(--header-height)+min(200px,max(70px,20svh)))]" dir="auto" data-turn-id="request-WEB: 728a444c-6376-43ce-a66c-a334337fce2a-4" data-turn-id-container="request-WEB: 728a444c-6376-43ce-a66c-a334337fce2a-4" data-testid="conversation-turn-10" data-scroll-anchor="false" data-turn="assistant">
"BAYRAM İKRAMİYESİ EN AZ BİR AYLIK EMEKLİ MAAŞI KADAR OLMALIDIR"
TÜİK'in, 2024 yılı "Kırmızı Et Üretim İstatistikleri'ne" ilişkin de konuşan Babacan, şunları kaydetti:
"Kırmızı et üretimi yıldan yıla düşmeye devam ediyor. 2023'te 2 milyon 385 bin ton, 2024'te 2 milyon 106 bin ton, 2025'te ise 1 milyon 885 bin ton. Geçen hafta açıklanan rakamlara baktığımızda, kırmızı et tüketimi ülkemizde 2 yılda yüzde 21 düşmüş. Kırmızı et artık birçok hane için temel gıda olmaktan çıkmış, ulaşılması zor bir ürüne dönüşmüş durumda. Bugün insanlar bir kasaba giderken adeta bir kuyumcuya girer gibi görünüyor. Kiloyla alışverişin yerine gramla alışveriş yapılıyor. Kişi başına kırmızı et tüketimi yılda 12 kiloya düştü. Bir kişi ortalama yılda 12 kilo et tüketiyor. Avrupa'da bu rakam kaç? 35 kilo. Bir ay boyunca sofrasına kırmızı etin girmediği aileler de var bu ülkede. Maalesef tarım ve hayvancılık çok kötü gidiyor. Bugün çiftçi de zararda, üretici de zararda, kazanan kim? İthalatçılar çünkü ithalat sürekli artıyor. Bu iktidarın tarım uygulamaları, üreticiyi güçlendirmek değil, ithalat kapısını açık tutma üzerine kurulmuş."
Babacan, Kurban Bayramı öncesi emekliye verilecek bayram ikramiyesinin 4 bin lira olmasına tepki göstererek, "Bir dönem bu ülkede bayram ikramiyesi ilk başladığında bir emekli ikramiyesi ile bir kurbanlık koyun almak mümkündü, zaten ölçü oydu. Bugün geldiğimiz noktada bu imkansız, ikramiye 4 bin lira, Diyanet'in açıkladığı kurbanlık fiyatı 18 bin lira. Bayram ikramiyesi en az ama en az bir aylık emekli maaşı kadar olmalıdır. Emeklimiz 12 maaş değil 14 maaş almalıdır ve inanın zorda değil. Yılda 2 trilyon 700 milyar faize para bulan bir devlet, emeklisine 12 maaş yerine 14 maaş verebilir, tamamen irade meselesi" dedi.
2026 yılı yaş çay alım fiyatına değinen Babacan, "Bir zamanlar 1 kilo yaş çay parasına 1 kilo zeytin, 1 kilo peynir alınıyordu. Şimdi açıklanan bu 35 liraya iki ekmek almak bile imkansız hale geldi. Ülkeye getirdikleri durumun özeti bu" diye tepki gösterdi.
"AYIP YA, SİYASETE GİRMEK İÇİN İNSANLIKTAN ÇIKMAK GEREKMEZ"
Siyasetteki transferleri de eleştiren Babacan, "Ülkemizde siyasetin geldiği noktadan gerçekten hicap duyuyorum. İktidara bakıyoruz daha düne kadar ağır hakaretler saydırdıkları insanları kendi partilerine transfer ederken en ufak bir utanma emaresi görmüyor. Ana muhalefete bakıyoruz daha dün aynı masada oturdukları partilerin milletvekillerini davet edip rozet takmayı marifet bilenler, gün gelip de partilerinden ayrılanlara başkaları rozet taktığında arkalarından en ağır hakaretleri saydırıyorlar. Gerçekten siyasette kalite çok düştü eskiden yazılı yazısız etik kurallar vardı, insanlarda utanma denen bir duygu vardı. Daha dün bazı milletvekilleriyle ilgili sosyal medyaya düşen iddialara bir bakın bu iddiaları ortalara saçanlarda hiç mi vicdan yok? Ayıp ya, siyasete girmek için insanlıktan çıkmak gerekmez" ifadelerini kullandı.
"EĞER TÜRKİYE CUMHURİYETİ TOPRAKLARINDA KARAR ALINMIŞSA, BUNUN AÇIKLAMASI ATİNA'DA YAPILMAZ"
Heybeliada Ruhban Okulu'na ilişkin de konuşan Babacan, şunları söyledi:
"Heybeliada Ruhban Okulu yeniden açılıyormuş. Açıklama nerede yapılıyor? Atina'da yapılıyor. Benim bildiğim kadarıyla Heybeliada, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında, bizim egemenlik alanımızda bir toprak parçası. Açıklamayı niye Patrik yapıyor? Açıklama niye Atina'da yapılıyor? Biz, gerçi Erdoğan'ın son Washington ziyaretinde, Oval Ofis'te oturup da ansızın basının karşısına düştüğünde, 'Ne konuşacaksınız?' diye sorulduğunda Ruhban Okulu'nu konuşacağını ağzından kaçırdığını duyduk hep beraber. Demek ki ta orada, geçen eylül ayında bu sözler verilmiş. Doğrudur, yanlıştır, bakın o meseleye girmiyorum. Eğer Türkiye Cumhuriyeti topraklarında böyle bir karar alınmışsa, bunun açıklaması Atina'da yapılmaz. Bu kararı alan, bu izni veren kişi, yani ülkenin cumhurbaşkanı, açıklamayı kendisi yapar. Kendiliğinden mi açılacak? İzin olmadan böyle bir şey yapılabilir mi? Yıllardır niye kapalı? Bugün niye açılıyor? Eğer yaptığınız iş doğruysa çıkın millete anlatın diyin ki, 'Yıllardır biz bu okula izin vermiyorduk, şimdi izin verdik. Sebebi de şudur, şudur, şudur' diyin. Gerçekten yazık, bu mesele egemenlik meselesidir."





Kaynak: ANKA