CHP lideri Özgür Özel, tutuklanan başkana sahip çıktı: Onunla gurur duyuyoruz

Haberin Videosunu İzlemek İçin Tıklayın
Son Güncelleme:

Parti grubunda açıklamalarda bulunan CHP lideri Özgür Özel, tutuklanan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey için "Mustafa Bozbey, 15 günde bir gelen baskılara rağmen ben CHP'liyim, tek bir kusurum yok şantaja boyun eğmem dedi ve Bursa için tutuklandı. Aydın'ın iradesini çalandan ne kadar iğreniyorsak, Mustafa Bozbey’le de o kadar gurur duyuyoruz" dedi.

Partisinin TBMM'deki grup toplantısında değerlendirmelerde bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme ve rüşvet alma" iddiasıyla tutuklanan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'e sahip çıktı. 

Özel, konuyla ilgili açıklamasında "Mustafa Bozbey, 15 günde bir gelen baskılara rağmen ben CHP'liyim, tek bir kusurum yok şantaja boyun eğmem dedi ve Bursa için tutuklandı. Aydın'ın iradesini çalandan ne kadar iğreniyorsak, Mustafa Bozbey’le de o kadar gurur duyuyoruz" ifadelerine yer verdi. 

Özel'in açıklamalarından satırbaşları; 

"İki haftanın ardından meclisteyiz. Geçen hafta A Milli Takımımızı desteklemek üzere, hem Kosova Başbakanı, siyasi akrabamız Albin Kurti'nin hem Türkiye Futbol Federasyonu Başkanımızın davetleriyle, Kosova'da milli takımın dünya kupası yolculuğuna eşlik etmek için orada olacaktık. Güne bu niyetle uyandık. Grup toplantımız yoktu.

BURSA BÜYÜKŞEHİR'E OPERASYON

Ama 31 Mart tarihini, 2 yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi'nin, hatta Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinin en büyük yerel seçim zaferinin yıldönümünü zehretmek isteyenler... İki yıl önce kurulan sandıkta Bursa'yı alamayıp şimdi hakimin tokmağıyla, savcının cübbesiyle almak isteyenlerin yeni bir siyasete darbesiyle, bu sefer Bursa'nın iradesine darbesiyle uyandık.

Bursa'daki fırsatçılıkla yarın yapılacak belediye meclis toplantısında Bursa'nın vermediği yetkiyle halkın iradesine çökecekler. İki kişiden birinin seçtiği belediye başkanı yerine bir kuklayı getirip israfa ve ranta devam etmek isteyecekler. Bundan sonra sözü yakaladığı ilk sandıkta Bursalılar söyleyecek.

"ÇALIŞMA KONUSUNDA MAZERETİMİZ YOKTUR"

Yoğun bir çalışma, yoğun bir direnme dönemindeyiz. Saldırılara karşı bir adım geri adımımız yoktur. Ama çalışma konusunda da en ufak bir ataletimiz ya da bir diğer yandan işte 'bu kadar saldırı var, çalışamıyoruz, yapamıyoruz' böyle de bir mazeretimiz yoktur.

Belediye başkanlarımız kendi görev alanlarında bütün o silkelemelere, paranın yüzde kırkının kesilmesine, kendinden önceki AKP'nin SGK'ya, vergi dairesine taktığı borcun faiziyle ödenmelerine rağmen çalışmaya devam ediyorlar. Çanakkale'deydik, Kuşadası'ndaydık, Bursa'daydık ve Kütahya'daydık.

Dört... Yani Çanakkale, Bursa ve Kütahya illerimizi de, Kuşadası ilçemizi de Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları yönetti. Kimini göz altındayken konuştum, kimini tutukluyken. İkisi görevinin başındaydı, Çanakkale ile Kütahya. Yaptıklarını gördüm, uzun uzun anlattık. Meydana sorduk, belediye başkanlarının adı, hizmetleri gündeme gelince meydanlar hop oturuyor, hop ayağa kalkıyor.

İBB DAVASI: 56 KURUŞ İSPATLAYAMADILAR

Birazdan değineceğim... İzmir'de, Manisa'da, Bursa'da çok önemli hizmetlerin açılışlarını yaptık. Yeni yatırımların temellerini attık. Bugünkü konuşmama bu haftanın yoğun gündemine geçmeden önce son ilk ara kararla 18 masumun nihayet tutuksuz yargılama kararının alındığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi duruşmasının bu ilk dönemine birazcık göz atarak başlamak istiyorum.

19 Mart darbesinin üzerinden tam 384 gün geçti. Bir hırs uğruna 384 gündür kimsenin kazanmadığı, 86 milyonun kaybettiği bir süreci yaşıyoruz. 384 gündür milletin huzuru da refahı da feda ediliyor. İddianameyi 8 ay bekledik, 8 ay sonunda çıktı. Yargılamalar bir yıl sonunda başladı ve henüz 17. celsedeyiz.

Ortaya çıkan birinci somut gerçeklik şu: Yani havuz medyası ve yalan yanlış bilgilerle manipüle edilen merkez medya geçen sene 19 Mart'tan yargılama başlayana kadar hatta iddianame çıkana kadar şimdi de salonda ne konuştularsa, ne konuşturulduysa, hangi haysiyet suikasti, hangi iftira yapıldıysa, bunların %90'ının zaten iddianamede olmadığını görüyoruz. Yani gündemde tuttuğu yer açısından baktığınızda öyle ya TRT ilk sabah "560 milyarlık yolsuzluk" diye başladı. Öğrendik ki ilk günden bugüne İBB hiç maaş dağıtmasa, hiç su akıtmasa, hiç asfalt dökmese, hiçbir yoksula yardım etmese, toplamı 450 milyar zaten. Sen 90 bin kişiye maaş dağıtacaksın. Koskoca İstanbul'u 39 ilçesinde hizmetleri yapacaksın. Her bir ilçede 4-5 milyar liralık altyapı yatırımı yapacaksın ve gözle görülecek, gözle görülecek örneğin artık Üsküdar'ı su basmayacak, viyadüklerde arabalar yüzmeyecek, dereler taşmayacak. Sonra bu paraların toplamından fazlası yolsuzluk...

İddianame yanından bile geçmedi. Yok İBB'de parkelerin altına eurolar, dolarlar dolmuş. Bir sent çıkmadı, iddia dahi edilmedi. Var dedikleri görüntüler yok oldu, ses kaydı dediler duyulmaz oldu. Soruldu bu sorular, "söyleyenler, ben de öyle duymuştum, beni de yanıltmışlar, savcılığın bilgilendirmesiyle yaptık" dediler.

"ERDOĞAN'IN YANILDIĞI, YANILTTIĞI ORTAYA ÇIKTI"

Bu bocalama yani bizim o iddianameyi 'yargılanmak değil yargılamak için bekliyoruz' dediğimiz özgüven boşa çıkmadı. Çünkü savcıya inanan, savcıya inanan Erdoğan, 'bir aya kalmaz iddianame çıkar', 8 ay sonra çıktı. 'Sonra artık bunlar sokağa çıkamaz, birbirinin yüzüne bakamaz' dedi ama 8 ay sonra iddianame çıktığında 8 aydır sokaktaydık. Üstüne 4 ay daha sokaktayız. 103 eylemdir gidiyoruz. İstanbul'un 39 ilçesinde seçmenin gözünün içine baka baka. Türkiye'nin her tarafında çıktığımız eylem toplantılarında, il mitinglerinde milletin gözünün içine baka baka. Öyle CHP'nin kalelerinde falan değil, kale işi bitti de Yozgat'ta, Konya'da, Kayseri'de böyle gözünün içine baka baka konuştuk. Vallahi sonuçta, toplamda bizim özgüvenimizin doğru olduğu Erdoğan'ın da yanıldığı, yanıltıldığı demeyeyim, yanılttığı ortaya çıktı. Bir yanılttığı da Sayın Bahçeli'ydi. Sayın Bahçeli o kadar kuvvetli iddiaları görünce, biz 'yok öyle şey' dedikçe, o savcıya güvendi, Erdoğan'a güvendi. Biz 'canlı yayın talep ediyoruz' dedik, 'yapılsın' dedi. Erdoğan'a sordular, o da savcıya güvendi, 'münasiptir' dedi. Yargılama başladı bırakın canlı yayınlanmayı gazetecileri bile şöyle arka kutuda köşede kibrit kutusu gibi bir yere sıkıştırıyorlar. Aileler bir başka yerde. Amana, içeride ne oluyorsa duyulmasın! Ne oluyor biliyor musunuz? İçeride işin bir insani boyutu var; gözaltına alındığı, tutuklandığı gün annesinin karnına emanet evladının baba dediğini duyuyor orada İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin masum bürokratları.

Ne oluyor biliyor musunuz? Çete deyip hepsi birlikte örgüt deyip dağıtılan Türkiye'nin dört bir yanına kadınlar geliyorlar ve orada birbirlerini tanıyorlar. Birbirlerine sarılıyorlar. Türkiye'nin en büyük suç örgütü gibi anlatılan şey de profesyonel olarak işe alınmış kişilerin birbirleriyle liyakat esaslı profesyonellik esaslı çalıştıkları çoğu zaman yüz yüze bile gelmedikleri birçoğunun birbirini tanımadıkları ortaya çıktı. Öyle şey var ki mesela liyakat diyorsunuz dün müydü evvelsi gün mü... Böyle bakıyoruz, yayınlansa işte bunlar görülse ne güzel! Mesela Seyfullah Demirel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yol Bakım Daire Başkanına soruyorlar şimdi: 'İşe alırken Ekrem İmamoğlu'nun size bir telkini iş yapacağınız biçimle ilgili talimatları ya da bazı talimatları size nasıl ileteceği konusunda bir şey konuşuldu mu?' 'Efendim' diyor, 'Ekrem Bey'in tek bir talimatı var' dedi diyor beni işe alırken. 'Nedir o?' diyor. 'Ben Beylikdüzü belediye başkanıydım, karda buzda zorlandık, İBB'den tuz istedim. Bizim partiden değilsin diye vermemişlerdi. Bak bu aynı göreve sen geliyorsun, AK Partili, CHP'li ayırmadan ne kadar istiyorsa herkese tuz veriyorsun' dedi tek talimatı budur diyor. 'Onu da yerine getiremedim, istedikleri kadar değil ihtiyaç kadar tuz verdim ama herkese verdim' diyor. 'Ekrem Başkan'ın sözünü yere düşürmedim' diyor.

MURAT KAPKİ'NİN İFADELERİ: PUZZLE'IN PARÇALARI BİRLEŞİYOR

Diyor ki örneğin Sayın Kapkı, 'Bana savcının tahliye taahhüdüne kandım.' Yani diyor ki; 'Bu ifade doğru bir ifade değil. Gerçekleri anlatamadım. Bana şöyle dersen salacağım dedi, tahliye taahhüdüne kandım. Bu iftiranamye, bu ifadeye o yüzden imza attım. Şimdi geri çekiyorum' diyor.

Mesela o yargılamalarda bir şeyleri duyacaktık güya bunlara. 'Ekrem İmamoğlu suç örgütü, o ihaleyi buna ver demiş, bu ihaleyi buna ver demiş' falan. Bunları duymuyoruz da; savcının 'bak evladına kavuşacaksan bunu imzalayacaksın, yoksa Anadolu'nun bir yakasını boylayacaksın' diye tehdit ettiği kadınların onurlu mücadelelerini ve onu orada nasıl sürdürdüklerini görüyoruz. Bir de bazı itirafçıların kiminin göze bakamadığını, kiminin vazcaydığını, kiminin vazcaymak üzere sırasını beklediğini... Ama hemen hepsinin bu meselenin nasıl bir kumpas olduğuyla ilgili puzzle'ın parçalarını birleştirdiğini görüyoruz.

O yüzden ben şu kadarını söylüyorum: Bu konuda en ufak şüphesi olan birisi varsa mahkemeye gitmeli ya da mahkemeyle ilgili haber veren gazetecilerin verebildiği kadarını mutlaka izlemeli. Hele hele siyasi partiler... Sağ olsun çok muhalefet partilerinden geliyorlar izliyorlar. Tüm siyasi partiler gelmeli. Hatta yani bir özgüven varsa AK Parti'nin... Biz yıllarca geçmişte darbe davası oluyor devlete karşı dediler, gittik dinledik, kumpas olduğunu ilk biz yazdık. Tarihe mesela milli ordumuza kumpas kuruldu ifadesindeki kumpası, tarihe Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi Komisyonunun 'Balyoz Kumpası' tanımlaması yerleştirmiştir. Erdoğan sonrasında 'beni de kandırmışlar' deyip, 'milli orduya kumpas kurdular' deyip oraya gelmiştir.

"HAKİKATİ ARAMAYA CESARETİ OLANLAR ARANIYOR"

AK Parti'de, MHP'de bir grup milletvekili... Milletvekillerine açık, gitsinler izlesinler. Gördüklerini, duyduklarını önce kendi vicdanlarına, sonra eşine, dostuna, partisine anlatsınlar. Ama yapamazlar, yapamıyorlar. Neden yapamıyorlar? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak mesela askeri casusluk, İzmir askeri casusluk davasını gidip takip ettiğimizde; Muharrem Işık, Veli Ağbaba, ben, Nurettin Demir gelip partimize şunu demiştik: Büyük bir kumpas var. Bizi söylediğimiz herkes kulağını açarak dinledi. Bana 20 dakika söz verdiler, çıktım bütün meclise anlattım. Dedim ki; ordunun şerefli subaylarının kişisel namuslarına fuhuş, mesleki namuslarına casusluk lekesi sürülüyor. Bu sözlerden iki yıl sonra, bu cümlelerin, bu kumpası kurup milli orduya bu kumpası kuran hakimler, savcılar, o yapının yargılandığı davada alıntılanıp kullanıldı.

Bu kadar netti mesele. Milletin vekiliysen tarihin doğru yerinde duracaksın. Biz oraya suçlu olanı aklamaya gitmemiştik ki, hakikati aramaya gitmiştik. Şimdi buradan hakikati aramaya cesareti olan AK Partili, MHP'li milletvekilleri aranıyor arkadaşlar. AK Partili, MHP'li gidip orada izleyip, gelip önce vicdanına, sonra arkadaşlarına, seçmenlerine bunu anlatacak birileri aranıyor. Bulmak zor. Ona göre gruplar yapılıyor, ona göre grup disiplinleri yapılıyor bilmem ne... Ama burada büyük bir kopuş var artık.

"KANAL İSTANBUL'U YAPTIRMADIK DİYE..."

Bu kadar zulmün, bu kadar nefretin, bu kadar kinin birikmesine sebep ne? Sebep ne? İstanbul'a Kanal İstanbul'u yaptırmadık diye aç bırakılmayı ya da 'Sen yıllardır büyük bir israf rejimi kurdun, AK Partililer illallah dedi' diye iyi yönettiğimiz Beylikdüzü'nden İBB'ye gitmiş olmamız, iptal edilen seçimlerde seni farkla yenmiş olmamızın cezası katıksız yargılanma olabilir mi ya?

Su aksar mı su? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Silivri'deki yargılamasında susuz bırakarak yargılama nasıl yapılabilir ya? Her gün var bu mahkeme, bir gün değil. Sık dişini, git dayan değil. Her gün oluyor bu mahkeme, her gün gidiyor arkadaşlar haftada dört gün."