DHA YURT BÜLTENİ - 2
Çanakkale Boğazı, sis nedeniyle transit gemi geçişlerine kapatıldıÇanakkale Boğazı, yoğun sis nedeniyle çift yönlü olarak transit gemi geçişlerine kapatıldı.
Çanakkale Boğazı, sis nedeniyle transit gemi geçişlerine kapatıldı
Çanakkale Boğazı, yoğun sis nedeniyle çift yönlü olarak transit gemi geçişlerine kapatıldı.
Çanakkale Boğazı'nda, gece saatlerinde başlayan yoğun sis nedeniyle görüş mesafesi düşünce, deniz ulaşımı olumsuz etkilendi. Çanakkale Boğazı Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi yetkilileri, boğazı saat 02.45'te sis nedeniyle transit gemi geçişlerine çift yönlü olarak kapattı. Yetkililer, telsiz kanalından gemi kaptanlarını durum hakkında bilgilendirdi. Çanakkale Boğazı'na giriş yapamayan gemiler, demir bölgelerinde bekletilmeye başlandı.
Boğaz hattındaki feribot seferleri ise yapılmaya devam ediliyor.
Görüntü Dökümü
----------
-Çanakkale Boğazı'nda sisten genel ve detay görüntü.
-Boğaz hattında sefer yapan feribotlardan görüntü.
Haber-Kamera: Mustafa SUİÇMEZ/ÇANAKKALE,
====================
Kenevir üreterek Türk çiftçisine örnek olacaklar
İZMİR'in Menemen ilçesinde izinli kenevir üretimine başlayan iki ortak, 3 dönüm alanda yetiştirdikleri kenevirin lifini tekstil sektörüne pazarlayacak. Amerika'dan gelen Türk yatırımcılar, yetiştirmesi kolay bu bitkinin çok geniş bir alanda değerlendirilebildiğini söyleyerek öncelikle yerli üreticiye öncü olmak istiyor.
Uyuşturucu özelliği nedeniyle 1990'lı yıllardan itibaren dünya genelinde ekim alanı gerileyen kenevir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın üretimin yaygınlaşması amacıyla yaptığı açıklamanın ardından yeniden gözde ürünlerden biri haline geldi. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kararına göre Türkiye'nin 19 ilinde izin alınması şartıyla kenevir üretimine geçildi. O illerden biri olan İzmir'de de otomotivden ağaç işleme sanayisine, kozmetikten yem üretimine kadar çok geniş alanda kullanılan kenevir, girişimcilerin ilham kaynağı oldu. Amerika'dan gelen iki yatırımcı 3 dönüm alanda yetiştirdiği kenevir ile ticarete atılmaya hazırlanıyor. ABD'deki bir üniversitede İşletme Bölümü'nde öğretim üyeliği yapan Ulaş Oğrak (42) ve yine ABD'de bir firmada makine mühendisi olarak çalışan Erdem Kaleli (42) 15 ay önce Türkiye'ye yerleşti. 19 yıl Amerika'da yaşayan Ulaş Oğrak ile 3 yıl hayatını orada sürdüren Erdem Kaleli'nin yolları da yurt dışında kesişti. Dostluklarını iş ortaklığına dönüştüren iki yatırımcı, tohumunu Samsun'dan getirdikleri keneviri Menemen'deki 3 dönümde toprakla buluşturdu. Tohumu 21 Mayıs 2019'da ektiklerini ve hasat aşamasına geldiklerini anlatan Ulaş Oğrak, bu yatırımın her zaman kafasında olduğunu söyleyerek "Amerika'da bu bitkinin ekonomik getirisine tanık oldum. Türkiye'de çok büyük fırsat olacağına karar verdim. 1940'lardan beri ülkemizde kenevir ekim yasası var. Ama bu alanda bir talep olmamış. Amerika'da başlayan bir trend dünyaya yayılıyor. Biz de bunu Amerika'da yapmak yerine burada kendi topraklarımızda öncü olmak istedik. İzinlerin alınması konusunda il ve ilçe tarım ve orman müdürlüğünden büyük destek aldık" dedi.
PAMUĞA VERİLEN SUYUN YÜZDE 30'U YETERLİ
Yatırım maliyetinin yaklaşık 20 bin lirayı bulduğunu ifade eden Oğrak, tohumun kilosunun 350 lira olduğunu ancak tescil edilmiş bir Türk tohumunun bulunmadığını söyledi. Hasattan sonra tohumu garantiye almak istediklerini anlatan Oğrak, alım garantisinin sağlanması halinde yerli üreticinin kenevir üretimini tercih edebileceğini belirtti. Oğrak şöyle konuştu:
"Kenevir yetiştiriciliğinin hiçbir zahmeti yok. Tohum maliyetinin dışında sadece sulama ve elektrik gideri var. Buradaki çiftçiye örnek olmak istiyoruz. Tohumunu saklayıp lifini pazarlayacağız. Hedefimiz özellikle tekstil sektörü. Lifi işleyen bir tesis kurmak istiyoruz. Hasadını da elle yapacağız. Ama bunun için geliştirilmiş biçer döverlerle birlikte lifini ve tohumunu aynı anda ayıklayan makineler var. Söz sahibi olmak için bu teknolojilerin ülkemizde gelişmesi lazım. Bu ovanın yüzde 80'inde pamuk üretiliyor. Oysa bu bitki pamuğa verdiğiniz suyun yüzde 30'unu ister. Hiçbir ilaç ve gübre ihtiyacı da yok. Çevresini temizliyor, toprağı ıslah ediyor. Diktiğiniz ürünlerden verim artışı sağlıyorsunuz. Ağaçtan daha fazla oksijen sağlıyor. Bir ağacın büyümesi için 25 sene gerekir. Kenevir için bu kadar uzun bir süreye gerek yok."
DİKENLİ TELLERLE ÇEVRİLİ TARLADA 24 SAAT NÖBET TUTTULAR
Kenevir üretiminde daha yolun başında olduklarına dikkat çeken evli ve 1 çocuk sahibi makine mühendisi Erdem Kaleli de en zor aşamanın tohuma ulaşmak olduğunu belirtti. Tescilli tohum bulamadıkları için başlangıçta tedirgin olduklarını ifade eden Kaleli, tarlanın güvenliği konusuna özel önem verdiklerini söyleyerek şunları anlattı:
"Elde edeceğimiz verimi hasat tamamlandıktan sonra göreceğiz. Ama 3 dönümde yapılan üretim bizim için alınabilir bir riskti. Tohumlarımız kargoyla geldi, ektik ve iyi ki o riski almışız, diyoruz. Tarlamızın etrafı dikenli tellerle çevrili. Ayrıca kameralarla korunuyor. İçimiz rahat etmediği için her gece gelip nöbet tuttuk. Birçok gün burada sabahladık. Zahmetimize değeceğini düşünüyoruz. Çünkü kenevir üretimi önü açık bir alan. 3 dönüm ektik ama ülke genelinde milyonlarca dönüme çıkarılmasını umuyoruz. Hollanda, Fransa, Çin, Kanada ve ABD'de bu büyük bir endüstri haline gelmek üzere."
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
-------------
-Kenevir tarlasından detay görüntü,
-Ulaş Oğrak ve Erdem Kaleli'nin bitkiyi incelerken görüntüsü,
-Kenevir tohumundan görüntü,
-Tarladan drone görüntüsü,
-Ulaş Oğrak ile röp,
- Erdem Kaleli ile röp,
-Anons.
Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Mücahit BEKTAŞ/ İZMİR,
=====================
İzmirli kadın akademisyenler doğadan ilham alarak, bilime katkı yapıyor
İZMİR'in iki üniversitesinin mühendislik ve mimarlık bölümlerinde görev yapan kadın akademisyenlerinden oluşan, Türkiye Biyotasarım Takımı, yapısal, mimari ve endüstriyel alanlarda kullanılabilecek çevreye duyarlı biyotasarım ürünleri geliştiriyor. Türkiye'nin ilk resmi biyotasarım takımını kuran kadınlar, TÜBİTAK projeleri geliştirerek bilimi destekleyen yaratıcı çözümler üretiyor. Akıllı mantarlara İzmir'deki karayollarını bulduran kadın akademisyenler, bakteriden de biyotuğla üretti.
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi ve Ege Üniversitesi'nin biyomühendislik, mimarlık, inşaat, kimya, makine ve elektronik mühendisliği gibi farklı bölümlerinde görev yapan 6 kadın akademisyen 2016 yılında bir araya gelerek, 'Türkiye Biyotasarım Takımı' isimli ortak araştırma ve proje geliştirme platformu kurdu. Doç. Dr. Özge Andiç Çakır, Doç. Dr. Didem Akyol Altun, Dr. Gülden Köktürk, Dr. Feyzal Özkaban, Doç. Dr. Aylin Şendemir ve Doç. Dr. Ayça Tokuç'tan oluşan ekip, aynı zamanda Türkiye'nin ilk resmi biyotasarım takımı olma özelliğini taşıyor. Kadın akademisyenler, mühendislik ve mimarlık disiplinlerini birleştirip, doğadan ilham alarak geliştirdiği projeler ile sürdürülebilir çevreye katkı vermeyi amaçlıyor. Bugüne kadar birden fazla TÜBİTAK projesine imza atan kadın bilim insanları, gündelik hayatta kullanılabilecek, doğal, biyolojik mühendislik ürünleri tasarlıyor. Öğrencilere ve akademisyenlere yönelik atölyeler de düzenleyen kadınlar, yapısal, mimari ve endüstriyel alanlarda kullanılabilecek çevre dostu ürünler geliştirip patentlerini alma adına çalışmalarına devam ediyor.
YEŞİL BİNA KONSEPTİNE UYGUN 'BİYOTUĞLA'
Bu projelerden biri de, biyolojik kökenli doğal malzemeler üretmek üzere başlattıkları çalışma kapsamında geliştirdikleri yeşil bina konseptine uygun, kum ve bakteri kullanarak elde ettikleri yapı malzemesi. Projeden bahseden Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Özge Andiç Çakır, "Biz canlılarla iş birliği içerisinde bazı ürünler geliştiriyoruz. Bunu yaparken de kullandığımız canlılar bakteriler. Bu bakteriler de aynı çimento gibi bağlayıcı ürünler oluşturuyorlar. Kumu birbirine bağlayarak biyotuğlalar oluşturuyorlar. Bu projeyi hala geliştirme aşamasındayız. Fon arayışındayız. Ufak çıktılarımız oldu, atölyelerimizde de paylaştık. Standart bir tuğla üretiminden çok daha basit bir yolla geliştirdik. Bu ürün, yeşil bina konseptinde kullanılabilir. Binaların iç alanlarında bazı tuğlaların yerine biyotuğlalar kullanarak, gelecekte daha yeşil, daha çevre dostu, karbondioksit emisyonu daha düşük binalara sahip olabiliriz" dedi.
'KADINLAR BİR ARADA OLUNCA DAHA YARATICI PROJELER ORTAYA KOYUYOR'
Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Didem Akyol Altun ise, "Hem biyotasarım alanında farkındalığı artırmak, hem de kendi adımıza yeni akademik ve uygulamalı çalışmalar yapmayı amaçlıyoruz. Farklı canlılarla işbirliği kurmaya çalışıyoruz. Doğadan esinlenmekle kalmayıp bunun ötesine geçerek, bakteriler, mantarlar gibi mikroorganizmalarla farklı yapı malzemeleri yada farklı tasarım ürünleri ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Atölyeler düzenleyerek öğrencilerimizle bir araya gelmeye çalışıyoruz. Kadın olmanın verdiği bir enerji var, hepimizin kadın olması çok kasti bir şey değildi aslında. Biraz doğal olarak gelişen bir süreçti. Ben de kadınların bir arada daha iyi, daha yaratıcı projeler çıkarabileceğine inanıyorum. Daha çabuk organize olup, hızlı bir şekilde devam edebiliyoruz" diye konuştu.
Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Ayça Tokuç, "Normalde biyoloji ve doğayla ilgili tasarım yaklaşımları hep doğayı taklit etmek, doğayı gözlemlemek olarak ele alınıyor. Oysa biz doğadaki canlıları çözümün bir parçası olarak tasarımlarımızda nasıl kullanabiliriz diye bakıyoruz. Etrafta bir sorun gözlemleyip bu sorunu canlıların ve mikroorganizmaların nasıl çözdüğünü, bu çözümleri nasıl bizim sorunlarımıza entegre edebileceğimizi düşünüyoruz" dedi.
AKILLI MANTARLAR PROJESİ
Gelecekte kent tasarımına yardımcı olması amacıyla geliştirdikleri 'Akıllı Mantarlar' projesinden bahseden Dokuz Eylül Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği öğretim üyesi Gülden Köktürk, "Mikroorganizma olarak mantarları kullanarak bir proje gerçekleştirdik. Bu mantarların en önemli özelliği besinlere ulaşan en kısa yolu bulmaları. Mantarlar daha önce yapılan çalışmalarda metro ağını oluşturmada ve otoyolların güzergahlarını belirlemede kullanılmış. Mantarların hafıza özelliği de var. Biz en kısa yolu bulma özelliğini ele alarak çeşitli labirentleri çözdürdük. Bir TÜBİTAK projesi ile onlara İzmir'deki karayollarını buldurduk. Bizim halihazırda kullandığımız karayollarımızla nasıl örtüşüyor diye baktık. Sonuç gayet başarılıydı" dedi.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
--------------------
- Ekibin çalışma yaparken detay görüntüleri
- Takım üyeleri ile röp.
- Biyotuğla projesinde geliştirilen tuğlalardan detay görüntüler
- Kentten ve çimentolardan genel görüntüler
Haber: Melis KARAKUZULU, Kamera: Tolga TAHÇI/İZMİR,
====================
Kars'ta tandırda kaz geleneği
Türkiye'nin önemli kaz üretim merkezlerinden Kars'ta, kadınların unutulmaya yüz tutan ekmek tandırlarında pişirdiği kaz, damak tadına önem verenlere ayrı bir lezzet sunuyor.
Arpaçay ilçesinin Küçükboğaz köyünde yaşayan kadınlar, akrabaları ve özel misafirleri için tandırlarda kaz eti pişiriyor. Yöresel tahıl ürünlerinden olan 'kavılca' eşliğinde kendi yağında pişirilen kaz, parçalar halinde tepsilere dizilerek misafirlere sunuluyor. Küçükboğaz köyünde yaşayan Fatma Avcı, kazın kültürlerinde önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, kış boyunca tükettiklerini söyledi. Kaz etini iyice kızarması için teller eşliğinde tandıra sarkıttıklarını belirten Avcı, yaklaşık yarım saat içinde tandırda kalan kazın altına yöresel ürün kavılca pilavı koyduklarını, kavılcanın tamamen kazın yağında pişerek eşsiz bir tada sahip olduğunu ifade etti. Fatma Avcı, "Kazlarımızı büyüdüğünde kesiyoruz. Sonra tandıra asıp pişiriyoruz. Haşlıyor, kızartıyoruz, suyunu da pilava akıtıyoruz. Misafirlerimize, akrabalarımıza pişiriyoruz. Bazen de il dışındaki akrabalarımıza gönderiyoruz. Organik doğal bir beslenme oluyor. Ekmeğimiz tandır ekmeği, yoğurdumuz köy yoğurdu, yağımız, peynirimiz hepsi organik" dedi.
Görüntü Dökümü
---------
Köyden genel ve detay
Tandırda ekmek pişirilmesi
Tandırda kaz pişirilmesi
Fatma Avcı'nın konuşması
( 532 MB - 4 DK 51 SN)
Haber-Kamera: Bedir ALTUNOK/ KARS,
===================
Unutulmaya yüz tutmuş kıyafetler restoranda yaşatılıyor
MANİSA'nın Yunusemre ilçesinin kırsal Ortaköy Mahallesi'nde bulunan Yunuspark'ta, Yuntdağı bölgesinin unutulmaya yüz tutmuş yöresel kıyafetleri yaşatılıyor. Yörenin insanlarının istihdam edildiği ve doğal ürünlerin sunulduğu işletmede, personeller müşterilere unutulmaya yüz tutmuş yöresel kıyafetlerle hizmet veriyor.
Yunusemre Belediyesi tarafından, 1 yıl önce 250 nüfuslu, 150 haneli, 330 rakımda bulunan Ortaköy Mahallesi'ndeki 18 bin metrekarelik alana
Yunuspark yapıldı. İçinde, ahşap iskele, oturma alanları, doğal taşlar ile yapılan yürüyüş yolu, şelale, biyolojik gölet, ahşap köprü, yöresel ürün satış büfeleri ve bir restoranın bulunduğu Yunuspark, özellikle hafta sonları şehrin gürültüsünden uzakta, doğayla baş başa vakit geçirmek isteyenlerin tercih ettiği yerlerin başında geliyor. Manisalılar, çevre il ve ilçelerden gelenler, burada yörede yetişen ürünlerden hazırlanan doğal lezzetlerin de tadına bakma fırsatı da buluyor. Yunuspark'a gelenler güne Yunt Dağı eteklerindeki kırsal mahallelerdeki arıcılardan alınan organik bal, yörede yetiştirilen üzümlerden yapılan pekmez ve çeşitli meyve reçelleri, zeytin ile köy yumurtasının yer aldığı 25 çeşit doğal ürünün yer aldığı kahvaltıyla başlıyor. Patatesli, kıymalı ve peynirlinin yanı sıra yöredeki bahçelerden toplanan ıspanak ve pazıdan kadınlar tarafından hazırlanan ve kısık ateşte pişirilen gözlemeler de Yunuspark'ta tadına bakılması gereken lezzetler arasında yer alıyor. Yunuspark'taki en büyük ilgi gören lezzetlerin başında ise ekşi maya ekmek geliyor. Un, su ve ekşi maya ile hazırlanıp 24 saat bekletilen hamurdan hazırlanan ekmekler, burada tuğla fırında meşe odunu ateşinde 2 saat boyunca hazırlanıyor. Tanesi 10 liradan satılan ekşi maya ekmekler adeta kapış kapış gidiyor. Yunuspank'ta serpme kahvaltı 25 lira, gözlemeler ise 8 liradan servis ediliyor.
ÇEYİZLERDE SAKLANAN YÖRESEL KIYAFETLERİ GİYİYORLAR
Yunuspark'taki restoranda servis ise yöresel kıyafetler giyen neredeyse tamamı kadın personel tarafından yapılıyor. Yuntdağı yöresinde düğün, bayram gibi özel günlerde giyilen ve genç kızların çeyizlerinde sakladıkları yöresel kıyafetlerle servis yapan personel, müşteriler tarafından da büyük ilgi görüyor.
Yuntdağı yöresine ait el tezgahlarda dokunan pamuklu beyaz kumaştan yapılan uzun kollu V yakalı bluz olarak bilinen 'Göynek', üzerine kenarları pul boncukla kaplı yelek, altına ise çeşitli renklerdeki kumaşlardan yapılan belden ve topuklarından lastikli şalvar, başına ise 'Çatkı' denilen, puldan işlemeli başörtüsü takan personel, yörenin tanıtımına da katkı sağlıyor.
'KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAK İSTİYORUZ'
Yunuspark'ı işleten Yunusemre Belediyesi şirketi Manisa Yunusemre Yatırım A.Ş. (MAYEB) Genel Müdürü Mustafa Gürler, "Yunuspark Ortaköy şubemiz Manisa merkeze ve İzmir Aliağa'ya 26 km, Bergama'ya 50 km mesafede. Burada tamamen yörenin ürünler kullanılıyor. Ekşi maya ekmeğimizin unu bile burada üretilmektedir. Köy ekmeğimiz, bazlama, çekirdekli üzüm pekmezi ve gözleme de burada yapılarak satılmaktadır. Amacımız burada sadece bir restoran, kafeterya hizmeti vermekten de öte bir nebze olsun Yuntdağı bölgesinin unutulmaya yüz tutmuş yöresel kıyafetleri ile hizmet vermeye çalışmak. Bu sayede unutulmuş kıyafetleri, kültürümüzü yaşatmak istiyoruz. Burada yine bu yörenin insanları istihdam ediliyor. 30 personelle hizmet veriyoruz" dedi.
GARSONLAR İLGİDEN MEMNUN
Yunuspark çalışanlarından Yuntdağı eteklerindeki kırsal Türkmen Mahallesi'nde yaşayan 27 yaşındaki Hasibe Tarhan, "Eskiden düğün ve bayramlarda kullanılan geleneksel kıyafetler giyiyoruz. Kıyafetlerimiz burada insanların dikkatini çekiyor. Bizim de hoşumuza gidiyor. Olumlu tepkiler alıyoruz" dedi.
Otmanlar Mahallesi'nde yaşayan bir başka çalışan 19 yaşındaki Azize Günem ise "Giydiğimiz yöresel kıyafetler müşteriler tarafından çok beğeniliyor.
'Yörük kızları çalışıyor' diye hep söylüyorlar. Bizimle fotoğraf çektirmek isteyenler de oluyor, bizleri mutlu ediyor" diye konuştu.
ZİYARETÇİLER MEMNUN
Yunuspark'ı gezenlerden Ayşe Cider (59) ve Habibe Bubin (57) de geleneksel kıyafetleri ile güler yüzlü hizmet veren personelden memnun kaldıklarını belirtip, kendilerini eskiye götürdüğünü söyledi.
Bir başka ziyaretçi Cazibe Büyükerman (61) da, "Burası Manisa için çok büyük bir kazanç burası. Köy ortamında insan daha rahat ve huzurlu hissediyor. Çok keyifli bir gün geçirdik. Personelin giydiği, yöresel kıyafetler çok iyi. Yemeni şalvar Ege Bölgesi'nin kıyafetleri. Çok iyi düşünülmüş" dedi.
Görüntü Dökümü
------------
-Kafeden görüntü
-Yöresel kıyafetler giyen personelden görüntü
-Ekşi maya ekmek ve gözleme yapılmasından görüntü
-MAYEB A.Ş Genel Müdürü Mustafa Gürler röp.
-Yöresel kıyafetli garsonlardan Azize Günem ile Hasibe Tarhan ile röp.
-Müşterilerden Ayşe Cider, Habibe Bubin, Cazibe Büyükerman röp.
-Genel ve detay görüntüler
Haber - Kamera: Cemil SEVAL/ MANİSA,