DİPAM Başkanı Sakman, Orta Asya'da çoklu ortaklık ve Orta Koridor stratejisini yazdı

Son Güncelleme:

DİPAM Başkanı Tolga Sakman, AA Analiz'de Orta Asya'nın Rusya ve Çin ötesindeki dış politika arayışlarını değerlendirdi. Çok-vektörlü politikanın bölgesel stratejiye dönüştüğü ve Dünya Bankası'nın Orta Koridor ticaretinde 2040'a kadar üç kattan fazla artış öngördüğü belirtiliyor.

Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanı Dr. Tolga Sakman, Orta Asya ülkelerinin Çin, Rusya ve ABD denkleminin ötesinde yeni dış politika arayışlarını ve bölgedeki yeni siyasi denklemi AA Analiz için kaleme aldı.

***

Orta Asya uzun yıllar boyunca uluslararası siyasetin daha çok başkalarının rekabeti üzerinden okunduğu bölgelerden biri oldu. Rusya'nın siyasi ve askeri etkisi, Çin'in ekonomik ağırlığı, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) dönemsel ilgisi ve Avrupa'nın enerji ihtiyacı üzerinden tanımlanan bölge, çoğu zaman kendi stratejik tercihlerini üreten bir aktör olmaktan ziyade büyük güçlerin politikalarının kesişme alanı olarak değerlendirildi.

Bugün ise bu tablo değişiyor. Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan yalnızca büyük güçler arasındaki rekabette kendilerine alan açmaya çalışmıyor, aynı zamanda kendi aralarındaki iş birliğini derinleştirerek bölgesel hareket alanlarını genişletiyor. Bu nedenle Orta Asya'yı artık yalnızca "Rusya ile Çin arasında" kalan bir coğrafya olarak değerlendirmek yetersiz kalmaya başlıyor.

Bu nedenle Orta Asya'da ortaya çıkan yeni dış politika anlayışını "Rusya'dan uzaklaşma" veya "Çin'e yaklaşma" gibi tek yönlü ifadelerle açıklamak güçleşiyor. Asıl değişim seçeneklerin çoğalması. Bölgedeki asıl dönüşüm, tek bir eksenden diğerine yönelmek değil, aynı anda birden fazla eksen oluşturmak. Bu durumun en önemli sonucu, Orta Asya ülkelerinin dış politikalarında uzun süredir kullanılan "çok-vektörlü politika" anlayışının artık yalnızca diplomatik bir dengeleme aracı olmaktan çıkıp bölgesel bir stratejiye dönüşmesidir.

Moskova ve Pekin'in ötesinde denklem değişiyor

Güvenlik ilişkileri, ekonomik bağlar, enerji altyapısı, iş gücü hareketliliği ve tarihsel ilişkiler Rusya'nın bölgedeki ağırlığını koruyor. Özellikle Kazakistan ve Kırgızistan açısından Rusya ile ekonomik ve güvenlik bağlantılarının kısa vadede ortadan kalkması oldukça zor.

Fakat Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Rusya'nın bölgesel konumu farklı bir bağlamda değerlendirilmeye başlandı. Moskova'nın askeri ve ekonomik kaynaklarının önemli bölümünü savaşa yönlendirmesi, bölge ülkelerinin bazı alanlarda alternatif bağlantılar geliştirme ihtiyacını artırdı. Burada mesele Rusya'yı dışlamak değil, Rusya ile ilişkilerin tek seçenek olmamasını sağlamak.

Orta Asya ülkelerinin izlediği politika bir "Rusya karşıtlığı" değil. Aksine Rusya ile ilişkilerini sürdürürken başka aktörlerle de bağlarını güçlendirdikleri bir stratejik çeşitlendirme söz konusu. Bu nedenle Moskova'nın bölgedeki etkisinin devam etmesi ile Orta Asya ülkelerinin dış politika özerkliğinin artması birbirini dışlayan süreçler değil.

Çin ise Orta Asya'nın en önemli ekonomik ortaklarından biri haline geldi. Enerji yatırımları, altyapı projeleri, ticaret ile Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirilen bağlantılar Pekin'in bölgedeki ekonomik ağırlığını devamlı kılıyor.

Ancak Orta Asya ülkelerinin Çin ile ilişkileri de tek boyutlu değil. Pekin'in finansman ve yatırım kapasitesi önemli bir fırsat yaratırken bölge ülkeleri ekonomik bağımlılığın siyasi bağımlılığa dönüşmemesine dikkat ediyor. Bunun en somut göstergesi, Çin ile ilişkiler güçlendirilirken aynı anda Avrupa, Türkiye, Körfez ülkeleri, Güney Kore, Japonya, Hindistan ve ABD ile ekonomik faaliyetler dahil ilişkilerin çeşitlendirilmesidir.

Coğrafya yeniden stratejik bir avantaja dönüşüyor

Orta Asya'nın açık denize doğrudan erişimi olmayan ülkelerden oluşması, tarih boyunca bölgenin en önemli ekonomik ve jeopolitik kırılganlıklarından biri oldu. Dış ticaretin farklı güzergahlara bağımlı olması, ulaşım altyapısının siyasi ilişkilerden etkilenmesine neden oldu.

Bugün ise bölge ülkeleri bu dezavantajı alternatif bağlantılar geliştirerek kırmaya çalışıyor. Doğuya doğru Çin ile bağlantılar güçlenirken batıya doğru Hazar üzerinden Azerbaycan ve Türkiye'ye uzanan hat önem kazanıyor. Güneye yönelik güzergah arayışları da devam ediyor.

Bu çerçevede Orta Koridor yalnızca bir ulaştırma projesi değil, Orta Asya'nın dış politika seçeneklerini genişleten stratejik bir araç haline geliyor. Ancak Orta Koridor'un gerçek stratejik değeri yalnızca Rusya'ya alternatif oluşturmasında değil, asıl değer, Orta Asya ülkelerinin tek bir güzergaha bağımlılığını azaltmasında.

Dünya Bankası'nın 28 Eylül'de yayımladığı çalışma, gerekli altyapı yatırımları ve ticaret kolaylaştırıcı reformlarla Orta Koridor üzerindeki ticaret hacminin 2040'a kadar üç kattan fazla artabileceğini, daha kapsamlı reformlarla bu artışın dört kata ulaşabileceğini öngörüyor. Bunun gerçekleşmesi için demiryolları, limanlar ve lojistik altyapısına 2040'a kadar en az 25 milyar dolarlık yatırım ihtiyacı bulunduğu belirtiliyor.

Bu rakamlar, Orta Koridor'un artık yalnızca bölgesel bir ulaştırma projesi olarak değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Gerekli yatırımın planlanması halinde koridor, Asya ile Avrupa arasındaki ekonomik bağlantıların yeniden şekillenmesinde giderek daha fazla stratejik önem kazanıyor.

Ulaştırma kadar enerji de Orta Asya'nın çoklu ortaklık stratejisinin önemli bir parçası. Türkmenistan, Kazakistan ve Azerbaycan'ın güzergah ve pazar çeşitlendirme arayışı enerji ile ulaştırmanın aslında aynı jeopolitik denklemin parçaları olduğunu gösteriyor. Rus arzı ve Çin talebi düşünüldüğünde, enerji ilişkileri karşılıklı ihtiyaç üzerinden yeni siyasi bağlantılar sağlıyor.

Hazar'ın iki yakası birbirine yaklaşıyor

Orta Asya ülkeleri ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin gelişmesi, Hazar'ın iki yakasının ekonomik ve siyasi olarak birbirine daha fazla bağlanmasını sağlıyor. Böylece Orta Asya'nın Avrupa'ya erişiminde yalnızca fiziksel bir güzergah değil, giderek daha fazla kurumsal ve siyasi bağlantı ortaya çıkıyor.

Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) bu süreçteki rolü de burada anlam kazanıyor. Teşkilatın ulaştırma gündeminde Orta Koridor'un geliştirilmesi ve üye ülkeler arasındaki bağlantıların güçlendirilmesi önemli bir yer tutuyor. Bu ise Azerbaycan, Türkiye ve Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerin yalnızca kültürel ve tarihsel bağlara dayanmadığını, ulaştırma, ticaret, yatırım ve enerji gibi somut çıkar alanlarında kurumsallaşmaya başladığını gösteriyor. Bu şekilde TDT'nin yükselişi, Orta Asya ülkelerinin farklı ortaklıklarını çeşitlendirme kapasitesini artıran bir değer oluşturuyor.

Diğer taraftan bölge ülkeleri, ilk defa yalnızca dış aktörlerle ilişkilerini çeşitlendirmiyor, sınır problemlerinden ekonomik ilişkilere kendi içindeki ilişkileri de yeniden düzenliyor. Bu, Orta Asya'nın uluslararası sistemdeki konumunu değiştirebilecek en önemli gelişmelerden biri.

Bu nedenle 8 Ekim'de Orta Asya ülkeleri ile Azerbaycan'ın bir araya geleceği zirve ve 9 Ekim'de Türkmenistan'ın Hazar kıyısındaki şehri Avaza'da gerçekleşecek Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Devlet Başkanları Konseyi toplantısının art arda gelmesi bir rastlantı değil. İlki Orta Asya'nın Hazar'ın batısına, özellikle ulaştırma, enerji ve ekonomik bağlantılar üzerinden açılma kapasitesini, ikincisi ise Rusya'nın da merkezinde bulunduğu mevcut kurumsal ağın bölgedeki ağırlığını ve vaadini anlamak açısından önemli bir pencere sunuyor. Her iki toplantı da Orta Asya'nın, farklı güç merkezlerini birbirine bağlayan ve bu bağlantılardan kendi stratejik hareket alanını üretmeye çalışan bir aktöre dönüşme idealinin hangi aşamada olduğuna dair ipuçları verecek.

[Dr. Tolga Sakman, Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi (DİPAM) Başkanıdır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA