Enstitü raporu 2021-2025'te doğurganlık kaybının yüzde 75,9'unu ikinci çocuğa bağladı

Son Güncelleme:

Enstitü raporu, doğurganlık hızının 2014'te 2,19'dan 2025'te 1,42'ye gerilediğini, kaybın merkezinde ikinci çocuk eşiğinin bulunduğunu ortaya koydu. 2021-2025 kaybının yüzde 75,9'u bu eşikte görülürken, dar gelirlinin harcamalarının yüzde 67,9'u barınma ve gıdaya gidiyor.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün yayımladığı "Türkiye'de Demografik Dönüşüm ve Stratejiler" başlıklı rapor, Türkiye'de düşen doğurganlık hızının aile bütçesinden sosyal güvenlik sistemine, konut krizinden yaşlı bakımına kadar uzanan geniş tablosunu gözler önüne serdi. Rapor, ailelerin çocuk istememekten değil; bakım, barınma ve eğitim maliyetleri ile iş kaybı endişeleri sebebiyle ikinci çocuk kararını alamadığını ortaya koydu. Küçülen kuşaklar sebebiyle zamanında yapılacak müdahalelerin gecikmesi durumunda maliyetin çok daha yükseleceği uyarısında bulunuldu.

DOĞURGANLIK HIZI 1,42'YE GERİLEDİ

Çalışmada yer alan verilere göre, Türkiye'de toplam doğurganlık hızı 2014 yılında kadın başına 2,19 çocuk düzeyindeyken, 2025 yılında yaklaşık 1,42 seviyesine kadar geriledi. Nüfusun kendini yenileme eşiği kabul edilen 2,1'in altında kalan il sayısı 76'ya tırmandı. Yenilenme eşiğinin üzerinde sadece Şanlıurfa (3,15), Şırnak (2,53), Mardin (2,23), Diyarbakır (2,14) ve Siirt (2,11) kaldı.

Ankara'da 1,11, İstanbul'da 1,14 ve İzmir'de 1,10 olarak ölçülen doğurganlık hızı ulusal ortalamanın oldukça altında kalırken, demografide "en düşük-düşük doğurganlık" olarak tanımlanan 1,30 eşiğinin altındaki il sayısı 38'e ulaştı. Toplam doğurganlık hızının 1,30'un altına 2027-2028 yıllarında ineceği tahmin edilirken, net üreme hızı 0,68 olarak hesaplandı. Bu tablo, her kadın kuşağının kendinden sonraki kuşağı yalnızca üçte iki oranında yenilediğini gösterdi.

ASIL KIRILMA İKİNCİ ÇOCUĞA GEÇİŞTE YAŞANIYOR

Raporda doğurganlık kaybı bileşenlerine ayrıldığında, 2013-2025 dönemindeki 0,688 puanlık kaybın yüzde 34,8'inin evlilikten, yüzde 22,3'ünün ilk doğumdaki gerilemeden, yüzde 36,4'ünün ise birinci çocuktan ikinciye geçişteki zayıflamadan kaynaklandığı belirlendi. Erteleme etkisi çıkarıldığında ilk doğumun payı yüzde 10,7'ye inerken, ikinci çocuğa geçişin payı yüzde 42,4'e tırmandı.

Özellikle 2021-2025 döneminde toplam kaybın yüzde 75,9'unun birinci çocuktan ikinciye geçişteki zayıflamayla ilişkili olduğu görüldü. 2021'de evlenen çiftlerin yaklaşık yüzde 70'inin ilk çocuğunu evliliğin ilk üç yılında dünyaya getirmesi, evlilik sonrası çocuk eğiliminin korunduğunu ancak ilk çocuktan sonra ailelerin geri adım attığını kanıtladı. Birinci çocuğunu yapan kadınların ikinci çocuğa geçiş oranı 2013'te 0,906 iken 2025'te 0,712'ye kadar düştü.

DAR GELİRLİNİN BÜTÇESİ BARINMA VE GIDAYA GİDİYOR

2025 Hanehalkı Bütçe Araştırması verilerine dayandırılan raporda, en düşük gelirli yüzde 20'lik kesimin tüketim harcamalarının yüzde 38,7'sini konut ve kiranın, yüzde 29,2'sini ise gıdanın oluşturduğu belirtildi. Bu iki temel ihtiyacın bütçedeki payı yüzde 67,9'a ulaşırken, en yüksek gelirli grupta bu oran yüzde 38,1'de kaldı. Düşük gelir grubundaki kiracılık oranı da 2014-2024 yılları arasında yüzde 24,5'ten yüzde 36,7'ye yükseldi.

Eğitim harcamalarındaki artış da ailelerin ikinci çocuk hesabını ağırlaştırdı. Ağustos 2026'da eğitim hizmetlerindeki yıllık fiyat artışı yüzde 53,44 ile genel enflasyonun (yüzde 31,51) yaklaşık 22 puan üzerinde seyretti. Örgün eğitimdeki özel okullaşma oranı yüzde 9,1'e tırmanırken, Türkiye'de 0-2 yaş grubunda kayıtlı bakımdan yararlanma oranı yüzde 1'in altında kalarak yüzde 22 olan OECD ortalamasının çok gerisinde kaldı.

ÇALIŞANLARIN YÜZDE 83'Ü PROFESYONEL BAKIM HİZMETİ ALAMIYOR

TÜİK verilerine göre, 15 yaş altı çocuk bakım sorumluluğu bulunan çalışanların yüzde 83'ü hiçbir profesyonel bakım hizmetinden faydalanamıyor; kurumsal bakım kullananların oranı yüzde 14'te kalıyor. Hanede 3 yaşından küçük çocuk bulunması durumunda 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranı yüzde 26,9'a düşerken, erkeklerde bu oran yüzde 90,9 olarak ölçüldü. Ailelerin ücretli bakım masrafı ile kadının işten ayrılması sonucu yaşanacak gelir kaybı arasında sıkıştığı vurgulandı.

BİR EMEKLİYE 1,63 SİGORTALI DÜŞÜYOR

Sosyal güvenlik sistemindeki finansman baskısına değinilen raporda, SGK'nın aktif/pasif sigortalı oranının 2022'deki 2,01 seviyesinden Ocak 2026'da 1,591'e gerilediği, Haziran 2026'da ise mevsimsel etkilerle 1,638 olduğu aktarıldı. EYT düzenlemesinin emekli sayısını artırdığı, küçülen çocuk kuşakları nedeniyle gelecekte sosyal güvenliği finanse edecek ve yaşlı bakımını üstlenecek nüfusun daralacağı ifade edildi.

KIZ ÇOCUK DOĞUMLARINDA %33,7'LİK DÜŞÜŞ

Raporda, yıllık kız çocuk doğum sayısının 2014'te 657 bin 160 seviyesindeyken 2025'te yüzde 33,7 azalarak 435 bin 446'ya gerilediği açıklandı. Bu durumun gelecekteki anne adaylarının sayısını da azaltacağı bildirildi. 2009-2018 doğumlu kız çocuk kuşağının, 2019-2025 kuşağından yüzde 25 daha kalabalık olduğu, bu nedenle geniş kuşakların yetişkinliğe geçiş dönemi kaçırılmadan adımlar atılması gerektiği vurgulandı.

ÇÖZÜM İÇİN "GÜVENLİ BAŞLANGIÇ PROGRAMI" VE 2030 VURGUSU

Toplum Çalışmaları Enstitüsü, doğurganlık hızını kısa sürede 2,1'e çıkarmak yerine gerçekçi bir hedef olarak 1,70-1,80 aralığını önererek 2028-2030 yıllarını kritik eşik ilan etti. Hazırlanan "Güvenli Başlangıç Programı" kapsamında öne çıkan çözüm önerileri şunlar oldu:

  • İkinci çocuğa özel destek: Doğum yardımlarında ağırlığın ikinci çocuğa kaydırılması ve ödemelerin enflasyona karşı korunması.
  • Bakım ve konut: 0-3 yaş bakım kapasitesinin artırılması, genç çiftler ile tek çocuklu ailelere sosyal konut ve kiralık sosyal konut imkanlarının sağlanması.
  • Kademeli gelir vergisi indirimi: İkinci çocuktan itibaren kayıtlı çalışan ailelere çocuk yetiştirme süresi boyunca kademeli gelir vergisi indirimi uygulanması.
  • Bakım kredisi ve emeklilik: Çocuk sebebiyle işten ayrılan kadınların kaybettiği prim günlerinin ve emeklilik haklarının kamu tarafından "bakım kredisi" modeliyle karşılanması ve kreş/bakım imkanlarıyla işe dönüşün desteklenmesi.
Kaynak: ANKA