Erbakan, 20 milyar dolarlık fon kaybında siyasi bağlantıların çıkarılmasını istedi
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, 20 milyar dolar ve 900 milyar liralık fon kaybına ilişkin siyasi bağlantıların ortaya çıkarılmasını istedi. Erbakan, doğrudan fondan 500 bin civarında yatırımcının etkilendiğini belirtti.
(ANKARA) - Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, fon piyasasında yaşanan gelişmelere ilişkin, "20 milyar dolarlık, 900 milyar liralık kayıptan söz ediliyor" diyerek, siyasi bağlantıların ortaya çıkarılmasını istedi. erken seçim yapılacaksa en geç 2027 sonbaharında olması gerektiğini belirten Erbakan, "Sadece Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir kez daha adaylığı için yapılan bir seçim olmaması gerektiğini" söyledi.
Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan'ı Yeniden Refah Partisi Genel Merkezi'nde ziyaret etti.
Anahtar Parti'nin ziyaret ekibinde Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu, Hukuk Politikaları Başkanı Oğuz Sadık Aydos, Kültür, Sanat ve Turizm Politikaları Başkanı Hakan Tanrıöver ile Çevre, Şehircilik, Afet ve Su Politikaları Başkanı Emine Küçükali yer aldı. Yeniden Refah Partisi kabul heyetinde ise Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Siyasi İşler Başkanı Suat Kılıç, Tanıtım ve Medya Başkanı Fatih Müjdeci, STK Genel Başkan Yardımcısı Bilal Yıldırım bulundu.
Heyetler arası görüşme yaklaşık bir saat sürdü. Görüşme sonrasında Ağıralioğlu ile Erbakan, kameralar karşısına geçerek açıklama yaptı.
"KARŞILIKLI MÜZAKERELERDE BULUNULDU"
Ziyarete ilişkin Anahtar Parti heyetine teşekkürlerini ileten Erbakan, şunları kaydetti:
"Bizim daha öncesinde de Anahtar Parti'ye gerçekleştirmiş olduğumuz ziyarete mukabil bugün bir iade-i ziyarette bulundular kendileri. Bundan dolayı bahtiyar olduğumuzu, müteşekkir olduğumuzu ifade ediyorum. Bu ziyaretimizde genel olarak Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, milletimizin 86 milyonunun yaşamış olduğu sorunlar, manevi ve maddi problemler, bunlarla ilgili partilerimizin neler yapabileceği, nasıl bir çözüm ortaya konulabileceğine ilişkin konular ele alındı. Bununla birlikte tabii ki çerçeve yasa olarak da ifade edilen, Terörsüz Türkiye süreci olarak da ifade edilen süreçle ilgili gelişmeler karşılıklı olarak müzakere edildi. Bu konudaki partilerimizin tavırlarıyla ilgili bir fikir alışverişinde bulunuldu. ve sürecin geleceği, gidişatı üzerinde müzakerelerde bulunuldu. Bu çerçeve yasa dışında bir yeni anayasa çalışmasının olması halinde iktidar kanadında bunun nasıl bir çalışma olabileceğine ilişkin öngörülerimiz ve seçimlere de yeni anayasayla, yeni bir seçim sistemiyle gidilmesi halinde nasıl gelişmeler yaşanabileceğine ilişkin birtakım fikir alışverişlerinde bulunuldu. ve yine her iki partinin de ülke için, millet için, devletimiz için, daha iyi bir Türkiye için birlikte neler yapılabileceğine ilişkin birtakım fikir alışverişleri ve müzakerelerde bulunuldu. Bize göre son derece verimli bir görüşme oldu. Bu ziyaretin, bu görüşmenin ülkemiz için, partilerimiz için, milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum."
"SEÇİM YAPILACAKSA, EN GEÇ 2027 SONBAHARINDA OLMASI GEREK"
Genel Başkanlar, açıklamaları sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erken seçim ve fon piyasasındaki gelişmelerin sorulması üzerine Erbakan, şöyle konuştu:
"Seçimlerin Sayın Genel Başkan'ın da ifade ettiği gibi zamanında yapılması halinde, normal zamanında yapılması halinde bile artık çok kısa bir süre kaldı ve Türkiye gerçekten de seçim atmosferine girdi. Burada bize göre erken seçim yapılacaksa en geç 2027 sonbaharında olması gerekir. Yoksa bu tarihten sonra, normal zamanına bir ay kala gibi bir zamanda yapılacak seçimin, bir erken seçim olsa bile uygun olmadığı; yani sadece Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir kez daha adaylığı için yapılan bir seçim olacağı kanaatindeyiz. Bununla beraber tabii Anayasa değişikliği ile ilgili bizim her zaman söylediğimiz, anayasalar şahıslar için değil, milletler için yapılır. Ülke için yapılır. Devlet için yapılır. Sadece Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir kez daha aday olmasına yönelik veya kendi içinde bulundukları durum doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir kez daha seçilmesini sağlayabilmek için adımları içeren bir değişiklik olacaksa, olmadığını her zaman söylüyoruz. Daha demokratik, daha insan haklarını ön plana çıkaran, daha modern bir anayasanın, millete, ülkeye, topluma fayda getirecek bir anayasanın ele alınması; mevcut sistemin daha demokratikleştirilmiş bir başkanlık sistemi haline getirilmesi, kuvvetler ayrılığının tahkim edilmesi, Meclis'in güçlendirilmesi gibi adımların atılması halinde bizim desteğimizi atacağımızı ifade etmiştik. Yoksa sadece şahsa yönelik ve seçim kazanmaya yönelik, mevcut iktidarın seçimi tekrardan daha kolay bir şekilde kazanmasına yönelik hesaplarla yapılacak bir anayasanın olmayacağını, anayasanın millet için yapılması gerektiğini ifade etmiştik.
"BİZE GÖRE ÇOK BÜYÜK BİR DOLANDIRICILIK GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ"
Bizim daha önce yaptığımız açıklamada da olduğu gibi, bize göre çok büyük bir dolandırıcılık gerçekleştirilmiş durumdadır. Burada birtakım fonların çeşitli spekülasyonlarla, gerçekte içi boş olmasına rağmen şişirilmesi ve uzun bir süre boyunca istikrarlı şekilde, görüntü anlamında söylüyorum, günde yüzde 10'luk bir değer artışıyla bu fonların seyretmesi ve arkasından da tabii ki yatırımcının da cazip görerek bu fonlara girmesiyle, sonrasında da bu içi boş olan, spekülatif yöntemlerle yükseltilen fonların doğal olarak çökmesi sonucunda 20 milyar dolarlık, yani 900 milyar liralık bir kayıp paradan söz ediliyor. ve tabii borsanın bu olaydan dolayı değerinin düşmesi, değer kaybına da kattığımızda 50-60 milyar dolarlık bir zarardan söz ediliyor. Doğrudan doğruya 20 milyar dolarlık fonun kaybolması, paranın kaybolmasından 500 bin civarında yatırımcı etkilendi. Borsadaki toplam değer kaybı dolayısıyla da 1 milyonun fazla yatırımcı etkilendi. Buradaki soru şudur: SPK ve Borsa İstanbul'daki kurumlar ve yetkililer, bürokrasi bunu görmedi mi? Görmemesi mümkün değil.
Bunu 2025 yılında Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek'in 'Birtakım spekülasyonlar var. Anormal hareketler var. Bunları görüyoruz' diye açıklaması var. 2025 Kasım ayında. Sonrasında 2026'nın Haziran'ında, Mayıs'ında uluslararası kredi kuruluşlarının, finans kuruluşlarının Borsa İstanbul'la ilgili bu yönde değerlendirmeleri var. Bütün bunlar olurken yetkililer bu suni artışı ve bu olayı nasıl fark etmediler? Bunun içerisinde bir iş mi var? Hangi siyasilerle bağlantılı, hangi bürokratlar bu işin içerisinde? Sadece portföy yöneticileri değil, bunların bağlantılarının da ortaya çıkarılması lazım. Ortaya çıkan 20 milyar dolarlık, 900 milyar liralık kaybın karşılanmasında oluşacak kamu zararı nedir? Bunun faturası da millete mi kesilecektir? Bu kaybın ne kadarı karşılanabilecektir? Bu soruların cevaplanması lazım. Samimi olarak siyasi bağlantılarının da ortaya çıkarılması için sonuna kadar gidilir diye düşünüyoruz."