FETÖ çetesine ilişkin bir tespit

Son Güncelleme:

Gerek FETÖ’ye gerekse ona öykünen veya benzeri arayışta olan çete örgütlere karşı etkili hukuk politikaları geliştirmek ve uygulamak, devletin sürekli faaliyetleri arasındadır ve böyle olmaya devam edeceği de anlaşılmaktadır

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, FETÖ'nün güncel tehdit düzeyi, örgütün casusluk ve ihanet boyutu ile bu örgütle mücadelede kararlılığın neden sürdürülmesi gerektiğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) çetesi, zamanında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, tabanı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet olan bir yapıydı. İbadet ve ticaret, "ihanete hizmet" için kullanılıyordu.

Türkiye'de "ihanete hizmet hareketinin" açık alandaki unsurları olan ibadet ve ticaret yapısı büyük ölçüde çöktü, bu kaynaklar önemli oranda kurutuldu. FETÖ çetesinin açık alanda bu kaynaklardan beslenmesinin esas seviyede önüne geçilmesi, devletin aldığı en büyük tedbirlerden biridir. Bu tedbirlerin daha da güçlendirilerek devam ettiği görülüyor. Zaman zaman bu çeteyle iltisaklı yurt dışındaki ve yurt içindeki gerçek ve tüzel kişilere ait mal varlıklarına yönelik yapılan işlemler, buna bir örnektir.

Bugün ise FETÖ, açığa çıktığı üzere casusluk ve terör amaçlı bir ihanet örgütüdür. İşin ibadet ve ticaret kısmıyla Türkiye içinde operasyon yapma kabiliyetini büyük ölçüde kaybetti. İhanet fonksiyonu ise tamamen illegal etkinliğe ve konspirasyon faaliyetine dönüştü. Konunun bu yönünü değerlendiren ve sürekli takipte olan devlet, bu ihanet örgütüyle mücadelede asla taviz vermiyor. Sürekli yapılan operasyonlar, açılan soruşturmalar ve kovuşturmalar bunu gösteriyor. Mücadele kararlılığının devamı hayatidir.

Ayrıca bu örgütün "dini istismar eden salt bir terör örgütü" olmaktan ziyade "dini duyguları kullanan bir casusluk ve terör örgütü" olduğunun açığa çıktığı hep göz önünde tutulmalıdır. Bu teşhirden ve hakikatten hareketle bu örgütün iç ve dış faaliyetlerinin, irtibatlarının, etki alanlarının, emperyalist kökenli bir casusluk faaliyeti kapsamında hassasiyetle takip edildiğine de şüphe yoktur.

Yine bu örgüt, artık "kült" hareket değil sadece casusluk hareketi olarak kendisini emperyalistlerin hizmetine sunduğu ölçüde varlığını sürdürme gayretindedir. Bu yönüyle de örgütün casusluk ve terör örgütü olarak kodlanmasının ve takibinin önem taşıdığı açıktır.

Dezenformasyon ve misenformasyonla mücadele

Bu noktada örgüt mensuplarının yurt dışından, sosyal medya mecralarından ve örgüte müzahir yayın organları üzerinden milli güvenliğe, kamu kurum ve kuruluşlarına, kamu görevlilerine yönelik gerçekleştirdiği etki ajanlığı faaliyetine ilişkin önlemler alınması, etkin mücadele konseptinin ve siber güvenliğin geliştirilmesi de dikkatle değerlendirilmelidir. Bu bağlamda örgütün özellikle toplumu hedefleyerek yaptığı dezenformasyona ve misenformasyona karşı alınan tedbirler ve yapılan mücadele de vurgulanmalıdır.

Tüm bunlar nedeniyle mağdurluk dili kurarak KHK'lılara yönelik çözüm bulma talepleri gibi "FETÖ'cüler için istenen her türlü hoşgörü siyaseti", bu casusluk ve ihanete bilerek ya da bilmeden destek vermek anlamına gelir. Bu tuzağa asla düşülmemelidir. Bu hususta çeşitli siyasi aktörlerin yaptığı hamlelere karşı hukuku ve güvenliği korumak için net ve sert bir tutum alınması son derece önemlidir. Yine halkın FETÖ'cülerle birlikte hareket eden veya onları koruyan yahut onları koruduğu izlenimi veren siyasilere yönelik tepki geliştirmesi de bu konuda kesin karşı duruş ihtiyacının toplumsal gerekçesidir.

Elbette sağlık sebebi gibi istisnai bazı konularda gereği ilgili makamlarca yapılır ancak bu istisnai durumlar üzerinden duygu sömürüsü vasıtasıyla genel bir infaz düzenlemesi veya af arayışının provokasyon ve istismar olduğu ve bunun asla kabul edilmeyeceği bilinmelidir.

Ayrıca FETÖ çetesine yönelik kesintisiz sürdürülen hukuksal süreçlerde zaman zaman yetersizliklerin olduğu eleştirileri de vardır. Bu eleştirilerde isabetli yönler de olabilir. Özellikle yargısal süreçlerde hangi sebeple olursa olsun zafiyet oluşturma hususlarına bu yöndeki ciddi tartışma üreten bazı kararlara çok dikkatli bakmak gerektiği devletin dikkatindedir. Uygulamadaki bazı yetersizlikler hatta sorunlar asla devletin FETÖ'yle mücadelede zaaf içinde olması değildir, böyle ifade edilmesi isabetli olmaz. Devletin gücü ile uygulama sorunlarını ayırmak gerekir. Uyarılar, uygulama sorunlarının çözümüne ilişkin yapılmalıdır. Devletin FETÖ'yle mücadele kararlılığı ve gücü konusunda hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

İhanet örgütü FETÖ'nün çete başının ölümünden sonra örgütü sahte bir maneviyatta birleştiren "kültün" (sapkın tapınma ve sapkın inanışların) dağılma sürecinin hızlandığı biliniyor. Bu da örgütün kendi içindeki çatışmaları yoğunlaştırdı ve çeşitlendirdi. Devletin bu gelişmeleri takip edip örgütü her alanda etkisizleştirmek için gerekli müdahaleleri yaptığı da öngörülebilir.

Emperyalist güçlerin oluşturduğu konsorsiyum

FETÖ, emperyalist güçlerin oluşturduğu konsorsiyumun bir parçasıdır. Bu konsorsiyumun içerideki diğer uzantılarına karşı da dikkatli olmak gerekir. Uzun yıllar FETÖ'nün kullandığı metotlar, kamusal hayatta bazı alışkanlıklar yaratmıştır. Bu nedenle yalnızca örgütün mensuplarına değil onun metodolojisini kullananlara, benzer yöntemlerle etki üretmeye çalışan yapılara ve aynı refleksleri yeniden üreten anlayışlara karşı da dikkat çekilmesi önem taşımaktadır.

Sonuç olarak FETÖ çetesi, emperyalizmin (özellikle ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin) bir aparatı olarak Türkiye içi ve dışı risk ve tehdit olma özelliğini sürdürüyor. Başka bir deyişle açık örgütlenme kapasitesi zayıflamış olsa da hücresel ve dış bağlantılı faaliyetin oluşturduğu risk sürmektedir. Bu tehdit ve risk, Türkiye içinde ciddi seviyede azaltıldı ama bitmedi. Dışarıda önemli mesafeler katedildi.

Bununla birlikte FETÖ çetesiyle mücadele, içeride ve dışarıda hiçbir zaman rutin bir güvenlik sorunu olarak ele alınamaz. Hukuk içinde olmak kaydıyla özel ve rutin dışı mücadele yöntemleri kesintisiz devam eder. Asla gevşekliğe düşülemez. Bu casusluk ve terör örgütü tamamen tasfiye edilinceye kadar mücadelenin yüksek kararlılıkla devam etmesi elzemdir. Bu kararlılığın yargı mercilerince de gösterilmesinin ve yargı kararlarıyla desteklenmesinin gerekliliği ise izahtan varestedir. Milli yargımızın gereğini yapacağı da açıktır.

Aynı yaklaşım FETÖ'cülüğe öykünen benzer örgütler için de geçerlidir çünkü bu tip örgütler, hem kendileri (şimdilik düşük seviyeli de olsa) risk ve tehdit unsurudur hem de FETÖ'cülerin içlerine girip barındıkları örgütler olarak tehlike oluşturur. Bunlarla mücadelenin de hukuk içinde özel ve rutin dışı yöntemlerle ve kararlılıkla sürdürülmesi gerektiği ve sürdürüleceği de açıktır.

Sonuç olarak gerek FETÖ'ye gerekse ona öykünen veya benzeri arayışta olan çete örgütlere karşı etkili hukuk politikaları geliştirmek ve uygulamak, devletin sürekli faaliyetleri arasındadır ve böyle olmaya devam edeceği de anlaşılmaktadır.

[Mehmet Uçum, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili'dir.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA