Uygulamayı yükle! YÜKLE

Ahmed Lütfi Efendi sempozyumu AKM'de değerlendirme oturumuyla sona erecek

Haberin Videosunu İzlemek İçin Tıklayın
Son Güncelleme:

41 yıl resmi tarihçilik yapan Ahmed Lütfi Efendi'nin vefatının 119. yılı için düzenlenen sempozyum Atatürk Kültür Merkezi'nde devam ediyor. Sempozyum bugün değerlendirme oturumuyla sona erecek; etkinlikte vakanüvisin hayatı, eserleri ve tarihçilik anlayışı ele alınıyor.

Osmanlı tarih yazıcılığının önemli isimlerinden vakanüvis Ahmed Lütfi Efendi'nin hayatı, eserleri ve tarihçilik anlayışının ele alındığı "Dört Padişah Bir Tarihçi: Vak'anüvis Ahmed Lütfi Efendi Sempozyumu" devam ediyor.

Marmara Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ile Yeditepe Üniversitesi işbirliğinde, Osmanlı Devleti'nin 41 yıl boyunca resmi tarihçiliğini yapan ve 4 padişah dönemine tanıklık eden Ahmed Lütfi Efendi'nin vefatının 119. yılı dolayısıyla Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen sempozyumun ilk oturumunu Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Coşkun Yılmaz yönetti.

Oturumda "Vakanüvislik ve Ahmed Lütfi Efendi" başlıklı konuşma yapan Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Osmanlı tarihinin Sultan 2. Murat döneminden itibaren kaleme alınmaya başlandığını söyledi.

Fatih Sultan Mehmet döneminde tarih yazımının sınırlı kaldığını, ilk kapsamlı eserlerin ise 2. Bayezid döneminde İbn Kemal ve İdris-i Bitlisi gibi tarihçiler tarafından kaleme alındığını belirten Afyoncu, sonraki süreçte şehnamecilik geleneğinin etkili olduğunu ve 18. yüzyılda olayları kayıt altına alan resmi vakanüvisliğin kurumsallaştığını anlattı.

Osmanlı Devleti'nin ilk resmi tarihçisinin ve vakanüvisinin Mustafa Naima Efendi olduğuna işaret eden Afyoncu, şöyle konuştu:

"Son tarihçimiz Abdurrahman Şeref Efendi'dir. Ahmed Lütfi Efendi de sondan bir önceki tarihçimizdir. Bu kurum, birçok hadiseyi devletin gözünden kaleme alıyor. Bunları kaleme alanlar da devlet memuru oldukları için belli ölçüde kontrollü yazmak zorundalar. Ancak zaman zaman devletin çeşitli müesseselerini, sadrazamları ve devlet adamlarını da eleştirdiklerini görüyoruz. Yani tamamen nabza göre hareket etmemişlerdir. 19. yüzyıla gelindiğinde bu kurum oldukça gelişmiş bir hale geliyor ve Ahmed Cevdet Paşa vakanüvislik görevini üstleniyor. Ancak Cevdet Paşa'nın 1866'da Halep valiliğine atanması üzerine yerine Ahmed Lütfi Efendi görevlendiriliyor."

Afyoncu, Ahmed Lütfi Efendi'nin 1825 ve 1876 yılları arasındaki 51 yıllık dönemin tarihini kaleme aldığını belirterek, "Lütfi Efendi, 41 yıl görev yaparak Osmanlı Devleti'nin en uzun süre görevde kalan resmi tarihçisi oldu. Eseri, Osmanlı döneminde kısmen Abdurrahman Şeref, Cumhuriyet döneminde ise Münir Aktepe tarafından yayımlandı. Eserin sadeleştirilmiş metni de Seyit Ali Kahraman tarafından hazırlanarak Yeditepe Yayınlarından yayımlandı." dedi.

Ahmed Lütfi Efendi'nin yaklaşık 50 yaşında başladığı vakanüvislik görevini 90 yaşına kadar sürdürdüğünü kaydeden Afyoncu, vefatının ardından iki yıl boyunca bu göreve yeni bir atama yapılmadığını dile getirdi.

Afyoncu, Ahmed Lütfi Efendi'nin eserini hazırlarken devlet arşivleri, resmi belgeler ve Takvim-i Vekayi'nin yanı sıra sözlü kaynaklardan edindiği rivayet ve duyumlardan da yararlandığını, bu bilgileri zaman zaman olduğu gibi aktardığını ifade etti.

Osmanlı tarih yazıcılığının gelişim süreci ele alındı

29 Mayıs Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feridun Emecen de "19. Yüzyıl Osmanlı Tarihçiliği" başlıklı konuşmasında, Osmanlı tarih yazıcılığının başlangıçta edebiyatla iç içe geliştiğini ve ilk tarih eserlerinin manzum olarak kaleme alındığını söyledi.

Osmanlı tarih yazıcılığının devletin büyümesi ve yönetim anlayışındaki değişimlerle geliştiğini anlatan Emecen, ilk dönemlerde manzum eserlerin öne çıktığını, Türkçenin yazı dili olarak kullanımının ise 13. yüzyıldan itibaren yaygınlaştığını belirtti.

Emecen, başlangıçta hanedanın meşruiyetini destekleme ve bu anlayışı gelecek kuşaklara aktarma işlevi taşıyan Osmanlı tarih yazıcılığında, Fatih Sultan Mehmet döneminde Fars tarihçilik geleneğinin etkisiyle şehnameciliğin önem kazandığını ifade etti.

Sultan 2. Bayezid döneminde manzum ve mensur tarih yazıcılığının geliştiğini kaydeden Emecen, bu süreçte tematik ve kronolojik eserlerin çeşitlendiğini, Osmanlı tarihinin dünya ve İslam tarihi çerçevesinde ele alınmaya başlandığını aktardı.

Ahmed Lütfi Efendi Huzur Dersleri'ne katıldı

Oturumda "Huzur Dersleri ve Ahmed Lütfi Efendi" başlıklı konuşma yapan İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet İpşirli de Osmanlı döneminin önemli ilmi faaliyetlerinden biri olan Huzur Dersleri'nin 156 yıl boyunca kesintisiz sürdüğünü kaydetti.

İpşirli, Huzur Dersleri'nin Sultan 3. Mustafa döneminde başladığını ve 1924'te hilafetin kaldırılmasına kadar devam ettiğini kaydederek, Batı'da da bilim insanlarının kral ve imparatorların huzurunda çeşitli konuları tartıştığı benzer toplantıların düzenlendiğini anlattı.

Huzur Dersleri'nde Kur'an-ı Kerim'den bir ayetin ele alındığını ve çoğunlukla Kadı Beydavi'nin "Envarü't-tenzil ve esrarü't-te'vil" (Vahyin Nurları ve Tevilin Sırları) adlı eserinin kaynak olarak kullanıldığını ifade eden İpşirli, Ahmed Lütfi Efendi'nin henüz 20 yaşındayken katılmaya başladığı bu dersleri uzun yıllar sürdürdüğünü ve toplantılara ilişkin çeşitli bilgileri eserinde aktardığını söyledi.

İpşirli, ilk olarak Topkapı Sarayı'nda düzenlenen Huzur Dersleri'nin 1853'te Dolmabahçe Sarayı'na, Sultan 2. Abdülhamid döneminde ise Yıldız Sarayı'na taşındığını belirterek, derslere ilişkin kapsamlı bilgilerin yer aldığı Ebü'l-ula Mardin'in üç ciltlik "Huzur Dersleri" adlı eserinin bu alandaki araştırmalar için temel kaynak niteliği taşıdığını kaydetti.

Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesine ilişkin risale değerlendirildi

Marmara Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahdettin Engin de "Ahmed Lütfi Efendi'nin Sultan Abdülaziz'in Hal'i Risalesi" başlıklı konuşmasında, Ahmed Lütfi Efendi'nin Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesine ilişkin kaleme aldığı risalede, 30 Mayıs 1876'daki darbeyi dönemin tanıklıkları, resmi bilgiler ve basında yer alan haberler ışığında ele aldığını söyledi.

Engin, Yıldız Esas Evrakı arasında bulunan risalenin transkripsiyonunu İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın yaparak yayımladığını aktardı.

Prof. Dr. Engin, Sultan 2. Abdülhamid'in olaylara bizzat tanıklık etmesine ve 1881'deki Yıldız Mahkemesi'nde konuyla ilgili belgelerin ortaya çıkmasına rağmen Ahmed Lütfi Efendi'den risale hazırlamasını istemesinin, vakanüvisin değerlendirmelerini tarihe kaydettirme amacı taşıdığını dile getirdi.

Ahmed Lütfi Efendi'nin risaleyi hazırlarken tanık olduğu gelişmelerin yanı sıra kendisine resmi yollarla iletilen bilgilerden, duyumlardan ve dönemin gazetelerinde yer alan haberlerden yararlandığını aktaran Engin, metnin farklı kaynakları bir araya getirdiğini ifade etti.

Engin, risalede darbeyi gerçekleştiren isimlere yönelik sert eleştirilerin yer aldığını, Ahmed Lütfi Efendi'nin bu değerlendirmelerinde zaman zaman ironik ifadeler kullandığını kaydetti.

Bilim kurulunda 25, düzenleme kurulunda ise 10 akademisyenin yer aldığı sempozyum, bugün değerlendirme oturumuyla sona erecek.

Sempozyuma ilişkin ayrıntılı bilgiye "www.vakanuvisahmedlutfiefendisempozyumu.com" adresinden ulaşılabiliyor.

Kaynak: AA