Babacan'dan Erdoğan'a Sert Eleştiri
Ali Babacan, iktidarın Meclis'teki ciddiyetsizliğine ve ekonomik sorunlara dikkat çekti.
(TBMM) - DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, "Ey Erdoğan. Meclis'i ne hale getirdiniz yahu. 86 milyonluk ülke böyle mi yönetilir Allah aşkına. Yüce Meclis'in çatısı altında böyle bir sahteciliğe nasıl izin verirsiniz? Bu olanları nasıl izah edeceksiniz? Hangi gerekçeyle normalleştireceksiniz? Bir tarafta, bu aziz milletten alınan vekaletle kullanılan yasama yetkisi, diğer tarafta, boş koltuklar adına oy kullandıran bir yönetim kafası. Hey yavrum hey. Nerede vekilleriniz? Bu, açık bir ciddiyet krizidir. Bu, millete karşı sorumluluk duygusunun sıfırlanmasıdır. ve en önemlisi, millet iradesine karşı bir saygısızlıktır. Çünkü Meclis, sorumluluk taşınan bir yerdir. Ama bugün görüyoruz ki karar var, sorumluluk yok. Pusula var, vekil yok. İmza var, temsil yok" dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi'nin TBMM'deki haftalık grup toplantısında konuştu.
Türkiye'nin yoksulluğun ve yolsuzluğun yeniden konuşulduğu bir ülke haline geldiğini söyleyen Babacan, "Bu ülke bu duruma layık değil. Çünkü biz pazarda fileyi yarısına kadar doldurup, evine mahcup dönen emeklileri görüyoruz. Çocuğunun istediği kıyafeti, ayakkabıyı alamadığı için geceleri uyuyamayan babaları görüyoruz. Market rafların fiyat etiketine bakarak sessizce uzaklaşan anneleri görüyoruz. Üniversite bitirdiği halde iş bulamayan 'kasiyerlik de olsa yaparım' diyen, geri çevrilen gençlerimizi görüyoruz. Emeğinin karşılığını alamayan, açlık grevine giden öğretmenlerimizi görüyoruz. Yıllarca çalıştığı halde iş güvencesi olmayan, emeklilik hakkından mahrum edilen ücretli öğretmenlerimizi görüyoruz" diye konuştu.
"1 TEMMUZ'U ES GEÇMEK, KUL HAKKINA GİRMEKTİR"
Asgari ücrete ara zam çağrısını tekrarlayan Babacan, iktidarın ara zammı gündeminden çıkardığını söyledi. Babacan, "Ne kadar da unutturmaya çalışsalar, ne kadar da gündemden düşürmeye çalışsalar, söyledim. Israrla da söylemeye devam edeceğim. Bunların başına başına vurmayınca anlamıyorlar. Unutmak ve unutturmak istiyorlar. İlk beş ayda yüzde 16 enflasyon varken, ilk altı ayın enflasyonu yüzde 20'ye yaklaşacakken, 1 Temmuz'u es geçmek, halk gaspıdır, kul hakkına girmektir" dedi.
"KREDİ KARTI GEÇİM ARACI HALİNE GELDİ"
"Enflasyonun yüzde 30'a düştüğü bir ülkede faiz nasıl olur da yüzde 70 olur" diye soran Babacan, şöyle konuştu:"
"Mesele artık en temel ihtiyaçlara erişip erişememek. Mesele vatandaşlarımızın sabah aldığı ürünü akşama ayni fiyatta bulamaması. Cebindeki paranın ay sorununu getirmeye yetmemesi. İnsanlar çareyi kredi kartında arıyor. Kredi kartı artık bir ödeme aracı olmaktan çıktı, geçim aracı haline geldi. Her ay vatandaşlarımın kredi borcu artıyor. Esnafımızın, KOBİ'lerimizin durumu da çok zor. Merkez Bankası hala 'politika faizi sabit tuttum' diyor. Siz niye gizlice faizi yüzde 37'den yüzde 40' çıkardığınızı söylemiyorsunuz. İnsanları aldatmayın. Çıkın, 'ben faizleri artırdım' deyin. KOBİ'lerimizin, esnafımızın mecburen kullanmak zorunda kaldığı faizlere bakın. Aylık yüzde 4'ün altında bir şey yok. Yüzde 4,5 norm haline gelmiş. Rakam düşük görünsün diye, etiketlere, bankaların sorduğunuzda fiyatlarına bu yansıtılıyor ama aylık yüzde 4 faiz, yıllık bileşik yüzde 60 ediyor. Yüzde 4,5 aylık faiz, yıllık yüzde 70 ediyor. Herkes ağır faiz yükünün altında eziliyor. İnanılır gibi değil. Yüzde 60-70 faiz ödeyen bir işletmenin ayakta kalması mümkün olmaz. Üç yıl oldu. Üç yıl boyunca yüksek faiz altında esnafımızın, sanayicimizin, KOBİ'mizin altından kalkması mümkün değil. Bu kadar uzun süre, yüksek faiz demek, ülkede üretimi, ticareti tamamen bitirmek demek."
"GÜZEL ÜLKEMİZE ÇOK YAZIK OLUYOR"
"Şu andaki iktidarın iş dünyasına aslında verdiği mesaj şudur. Yüksek faiz altında aslında iş dünyasına verdiği mesaj şudur: Yatırımla, üretimle, ihracatla hiç uğraşmayın. Boşuna yormayın kendinizi. Paranız varsa faize yatırın, keyfinizi yaşayın" diyen Babacan, sözlerini şöyle sürdüdü:"
"Üstelik vergi denetimi yok. Faizle derdi yok. İş müfettişi, SSK'sı yok. Faizde paran varsa hiçbir denetim yok. Vergi dahi biliyorsunuz son derece düşük stopajla geçiştiriliyor. Alın teri ile çalışıyorsan KDV ödüyorsun, ÖTV ödüyorsun. Yüksek gelir vergisi, yüksek kurumlar vergisi ödüyorsun. Paranı faize yatırıyorsan düşük bir stopajla geçiştiriyorsun. Herkes bu ülkede parasını faize yatırırsa kim üretecek? Gıda, giyim, en temel ihtiyaçlar... Bunları kim imal edecek? Bu kafayla devam edilirse arkadaşlar, Türkiye'nin gideceği yer belli: Üretmeyen, sadece tüketen ve bunu yaparken de sürekli borçlanan bir ülke. Kırmızı etin şu anda yüzde 25'ini dışarıdan ithal eder hale geldik. Et piyasasında tamamen dışa bağımlı bir ülke haline geldik. Hazır giyimde işten çıkarılanların sayısı 390 bine e ulaştı. Şöyle bir alışveriş ederken, kılık kıyafet alırken bir bakın; etiketlerde artık 'Türkiye'de üretilmiştir' yerine başka başka ülkeleri görüyorsunuz. Hazır giyimde, konfeksiyonda da dışarıya bağımlılık hızla artıyor. Bakın, bir fabrikayı, tesisi mecburen kapatmak anlık bir karardır. Mecburen şalter indirilmiş olabilir, mecburen kepenk indirilmesi gerekebilir ama yeniden kurmak zaman alır. Emek ister. Kolay değildir. İşletmeleri kapatmak, kapattırmak kolay ama işletmeleri açmak, faaliyeti geliştirmek zordur. On yılların emeğinin bir anda yok olduğunu görüyorsunuz maalesef. Gerçekten yazık oluyor. Bu büyük ve güzel ülkemize çok yazık oluyor, çok. Bakın şimdi hasat mevsimi, değil mi? Bir yandan çiftçimiz, hayvancılıkla uğraşan bütün üreticilerimiz kan ağlıyor. Bir yandan da mevsimlik tarım işçilerimiz yine başladı göç etmeye. Ülke içinde göç yaşıyoruz. Her yıl on binlerce aile, geçimlerini sağlayabilmek için memleketlerinden ayrılarak ülkenin farklı bölgelerine gitmek, oralarda çalışmak zorunda kalıyor. Kendi memleketinde iş olmayınca, üretim olmayınca ne yapıyorlar? Ekmeklerini başka şehirlerde aramak zorunda kalıyorlar. Aylarca evlerinden uzak kalan bu insanlar, zor şartlar altında çalışırken bir yandan da barınma, sağlık ve eğitim gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamada ciddi sıkıntılar yaşıyorlar."
BABACAN'DAN SÖZLEŞME TEPKİSİ: "BUNLAR GÜVENİ YOK ETTİ"
Türkiye'de bir ilk. Daha önce hiç bir zaman özel şirket yatırımı, Meclis'ten uluslararası anlaşma yoluyla bir teşvik uygulaması görmemiştir. Ben yıllarca teşvik uygulama işinin başında oldum. Böyle bir teşvik yöntemi yoktur. Eğer siz bir başka ülkeden yatırımcı getirmek için bu Meclis'ten uluslararası sözleşme geçirmek zorunda kaldıysanız bu ülkede güven bitmiştir demektir. Biz yıllarca Hazine Müsteşarlığı'ndan yayınlanan tedbirlerle teşvik verdik. Bırakın Meclis'i, Bakanı Başbakanı, Cumhurbaşkanı'nı. Tebliğ güven oluşturmaya yetti. Milyarlarca dolar bu ülkeye sermaye aktı. Bunlar güveni yok ettiği için 'uluslararası sözleşmeyi geçirmezseniz, gelmeyiz' diyorlar. Böyle bir yöntem olamaz. Her bir yabancı yatırım için bundan sonra Meclis'ten anlaşma geçirin diyecekler. Bunlar ülkeyi çok yanlış yerlere sokuyorlar."
"HEY YAVRUM HEY, NEREDE VEKİLLERİNİZ?"
TBMM Genel Kurulu'nda AK Parti milletvekilleri adına 79 pusula verilmesine rağmen salonda sadece 4 milletvekilinin bulunmasına da tepki gösteren DEV Partisi Genel Başaknı Ali Babacan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Ey Erdoğan. Meclis'i ne hale getirdiniz yahu. 86 milyonluk ülke böyle mi yönetilir Allah aşkına. Yüce Meclis'in çatısı altında böyle bir sahteciliğe nasıl izin verirsiniz? Bu olanları nasıl izah edeceksiniz? Hangi gerekçeyle normalleştireceksiniz? Bir tarafta, bu aziz milletten alınan vekaletle kullanılan yasama yetkisi, diğer tarafta, boş koltuklar adına oy kullandıran bir yönetim kafası. Hey yavrum hey. Nerede vekilleriniz? Bu, açık bir ciddiyet krizidir. Bu, millete karşı sorumluluk duygusunun sıfırlanmasıdır. ve en önemlisi, millet iradesine karşı bir saygısızlıktır. Çünkü Meclis, sorumluluk taşınan bir yerdir. Ama bugün görüyoruz ki karar var, sorumluluk yok. Pusula var, vekil yok. İmza var, temsil yok. Biz yıllardır uyarıyoruz. 'Bu iş böyle yürümez' diyoruz. 'Devlet ciddiyet ister' diyoruz. Ama maalesef aynı hikaye tekrar ediyor. Buradan açıkça söylüyorum: Bu ülke bu lakaytlığı, bu sorumsuzluğu, bu kurumsal çürümüşlüğü hak etmiyor. İktidara sesleniyorum kendinize gelin. Meclis, göstermelik bir yapı değildir. Millet iradesinin tecelli ettiği en yüksek mercidir. ve o irade, salonda 3 kişiyle temsil edilemez."