Bağcıoğlu'ndan İktidara Sert Eleştiriler
CHP'li Bağcıoğlu, Gaziantep'te iktidarı eleştirerek savunma sanayisinin liyakata dayalı olacağını söyledi.
(ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, Gaziantep'te yaptığı açıklamada savunma sanayisinden askeri sağlık sistemine, OYAK nema oranlarından askeri alanların imara açılmasına kadar birçok konuda iktidarı eleştirdi. Bağcıoğlu, "CHP iktidarında savunma sanayisi siyasi baskılardan uzak, denetlenebilir ve liyakat esaslı bir yapıya kavuşturulacak" dedi.
CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, bugün partisinin Gaziantep il başkanlığında milli güvenlik konularına ilişkin aylık basın açıklaması düzenledi. Bağcıoğlu'nun açıklamaları şöyle:
"Geçtiğimiz hafta Bahriye için çok acı hatıralarla dolu bir haftaydı. Bu dönemde, milli gemi projeleri başta, birçok alanda adını Bahriye'nin tarihine yazdıran, 'altın çocuk' olarak adlandırılan emekli oramiral Özden Örnek'i; Bahriyeliliği, vatanseverliği, denizcilik ve harekat bilgisiyle hepimizin örnek aldığı Albay Murat Özenalp'i andık. İkisi de FETÖ kumpası mağduruydu. Haksızlığı hukuksuzluğu içlerine attılar ama bir yere kadar. Her vefat zamansızdır ama gerçekten zamansız bu dünyaya veda ettiler. Onlar gibi yüzlerce askeri personelin hayatlarını karartanlara göz yumanların, yetki ve sorumlulukları olmasına rağmen müdahale etmeyenlerin şimdi milli güvenlikten bahsetmeye hakları yoktur. Çünkü milli güvenliğe en büyük darbe, bu kumpaslara göz yumulmasıyla oluşmuştur. Asil ve yiğit ruhları şad olsun."
SOSYAL MEDYADA SALDIRILARINA "FETÖ KUMPASI" BENZETMESİ
Sosyal medyada milletvekillerimize ve partililerimize yönelik yürütülen organize iftira, itibar suikastı, algı operasyonları geçmişte FETÖ kumpaslarında kullanılan kirli yöntemlerin bugün farklı aktörlerle yeniden sahaya sürülmesinden başka bir şey değildir. Hatta çok uzak geçmişe gitmeye gerek yok. Daha birkaç ay önce disiplin süreci devam eden, TSK'da görevleri de devam eden teğmenlerimize yönelik haysiyet cellatlıkları da aynı odak ve aparatların ürünüdür. Devletin ilgili kurumlarına, FETÖ kumpasları döneminde yerine getirmedikleri görev ve sorumluluklarını tekrar hatırlatıyorum. Tarih bugünleri de yazacak, doğru ve adaletin yanında olmak bu açıdan önemli."
KARADENİZ VE RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI DEĞERLENDİRMESİ
Bağcıoğlu, Türkiye'ye komşu bölgelerde yaşanan güvenlik gelişmelerine ilişkin de şunları söyledi:
Rusya–Ukrayna Savaşı'nda tarafların kısa vadede kesin askeri sonuç üretme kapasitesi sınırlı görünürken savaş giderek uzun süreli yıpratma ve üretim kapasitesi rekabetine dönüşmektedir. Cephedeki hareketlilik sürse de asıl belirleyici unsur; mühimmat üretimi, hava savunma kapasitesi, enerji altyapısının korunması ve Batı desteğinin sürdürülebilirliği olmaya devam etmektedir. Ukrayna-Rusya Federasyonu Savaşı'nın bir harekat alanı da Karadeniz olmaya devam etmektedir. Karadeniz'de deniz güvenliğine yönelik bir süredir devam eden tehditlere karşı durumsal farkındalık sağlayabilmek, öngörülü olabilmek zorunludur. Diplomatik girişimlerle caydırıcılık maksatlı askeri tedbirleri koordineli belirleyerek zamanında uygulayabilmek ve idama etmek önemlidir.
SURİYE'DE SDG/YPG ENTEGRASYONU TARTIŞMASI
Suriye'de SDG/YPG ile Suriye Geçici Hükümeti arasındaki entegrasyon süreci tamamen çözülmüş değildir. Taraflar temas ve koordinasyonu sürdürse de komuta-kontrol yapısı, ağır silahların durumu, yerel güvenlik yapılanması ve SDG/YPG unsurlarının orduya bireysel mi, yoksa blok halinde mi entegre olacağı konularındaki belirsizlik devam etmektedir. Silahların gölgesinde barış veya entegrasyonun çok zor olacağını bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
İRAN SAVAŞI VE BÖLGESEL GERİLİM UYARISI
İran merkezli kriz dinamiğinde doğrudan geniş ölçekli savaş ihtimali kontrollü şekilde düşük tutulmaya çalışılsa da Hürmüz Boğazı, vekalet unsurları, füze/İHA kapasitesi ve enerji arz güvenliği üzerinden stratejik baskı devam etmektedir. Diplomatik temaslar kopmak üzere olsa da karşılıklı askeri hazırlıkların sürmesi, yanlış hesaplama veya sınırlı bir operasyonun bölgesel tırmanmaya dönüşme riskini canlı tutmaktadır. Bölgemizin, ABD ve İsrail'in uluslararası hukuku ve kuralları hiçe sayan, masum sivilleri hedef almaktan çekinmeyen müdahalelerine maruz bırakılmasını reddediyoruz. İran'daki rejimin baskıcı ve insan haklarını yok sayan politikalarını tasvip etmemekle birlikte İran'ın ve bölgemizin geleceğine karar verecek olanların sadece ve sadece burada yaşayanlar olduğunun altını çiziyoruz.
"BÖLGEDEKİ EN BÜYÜK KRİZ VE GERİLİM KAYNAĞI NETANYAHU HÜKÜMETİDİR"
İsrail tarafından Gazze'ye yönelik insani yardımları da engelleyen abluka uluslararası hukuka aykırıdır. Aynı şekilde, uluslararası sularda insani yardım taşıyan SUMUD Filotillası gemilerine saldırı da uluslararası hukukun ihlalidir. Bebekler dahil silahsız ve tehdit oluşturmayanlara saldırıları alışkanlık haline getiren İsrail'in son yaptığı açıkça deniz haydutluğudur. Yunanistan ve GKRY'ye uluslararası hukuku ihlal eden silah satışları, Akdeniz'de gerginliği artıran girişimler, Gazze'de hala işlenen insanlık suçları, Lübnan'da sivilleri de hedef alan saldırılar, Batı Şeria'da yerleşim yerleri oluşturarak devam eden işgal politikası, Suriye'nin güneyindeki bölgelerde artarak devam eden örtülü işgal faaliyetleri, sosyal medya üzerinden yapılan sürekli tahrikler göz önüne alındığında bölgedeki en büyük kriz ve gerilim kaynağı Netanyahu hükümetidir.
ORTA DOĞU'DAKİ GERİLİMİN KAYNAĞI
Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarımızda, yabancı bayraklı araştırma gemilerinin izinsiz faaliyetleri 1990'ların sonlarından itibaren sistematik şekilde engellenmektedir. İzinsiz faaliyetlerin engelleniyor olması olumlu bir gelişme olmakla birlikte münhasır haklara sahip olduğumuz bazı bölgelerde faaliyet göstermememiz aynı ölçüde dikkati çekici ve sorunlu bir durumdur. Bu çerçevede Doğu Akdeniz'de uluslararası hukuk temelinde münhasır haklarımız bulunan ancak uzun süredir aktif olunmayan sahalarda araştırma ve sondaj faaliyetleri icra edilmesi; devlet uygulamasının sahada gösterilmesi, bayrak ve varlık ortaya konulması milli menfaatler açısından önemlidir. Hazırlandığı basında gündeme gelen 'Deniz Yekli Alanlarımıza İlişkin Kanun Tasarısı' milli hak ve menfaatlerimiz açısından oldukça önemlidir. Tasarının hazırlık çalışmalarına ilgili tüm taraf, kurum ve konunun uzmanlarının dahil olması çok önemlidir.
SAHA EXPO VE MİLLİ SAVUNMA SANAYİSİ
Ziyaret etme fırsatını bulduğumuz SAHA EXPO Uluslararası Savunma, Havacılık, Uzay Sanayi Fuarı; Türk savunma sanayisinin geldiği aşamayı ve özellikle ulaşılan ihraç potansiyelini göstermesi açısından oldukça önemli bir etkinlik. Burada sergilenen ürünlere ve erişilen yeteneğe bakınca ülkesini ve milletini seven her Türk vatandaşı gibi gurur duymamak mümkün değil. Ancak gurur duymak tek başına yeterli değil. Ülkeyi daha iyi yönetme iddiamız nedeniyle sorgulamamız gereken noktalar var. Örneğin burada 'gurur duyacağız' derken bilgi güvenliği açısından istihbarata karşı koyma sınırları aşılıyor endişemiz var. Harekat sahasındaki her asker, kendisi için üretilenin en iyisi olduğunu ama karşı tarafın bundan bihaber olduğunu görmek ister. Dolayısıyla bilgi güvenliği konusunda bazı tedbirlerin alınmasına ihtiyaç duyulduğunu değerlendiriyoruz. Ürünlerin çeşitliliğine yüksek ihracat potansiyelini görünce mutlu oluyoruz. İhracat için yapılan çalışmaları takdir etmekle beraber öncelikle TSK'nın ihtiyacını daha iyi karşılayan ürünlerin olmasını her zaman istiyoruz. Ancak bu ürünlerin sahadaki ihtiyacı karşılama hedefinden daha çok, hep yapılmayanı yapmayı hedeflediğini görüyoruz. Bu, zaman ve kaynak israfına dönüşmemeli. Savunma sanayisinde inovatif çözümler bulmak çok değerli. İyiye ulaşmak için buna desteğimiz hep var ve olacak ancak denge de önemli.
TSK'NIN İHTİYAÇLARI VE KAYNAK KULLANIMI ELEŞTİRİSİ
Bölgemizdeki gerilimler çatışma ve savaşlara dönüşmekte. Riskler, ülkemizi de doğrudan hedef almakta. Böyle bir ortamda TSK'nın harbe hazırlık seviyesinin artırılması için kaynakların azami verimlilikte ve eşgüdüm içinde kullanılması büyük önem arz ediyor. TSK büyük bir organizasyondur ve ancak tedarik planlarına uygun hareket ederek sürdürülebilir bir standarda sahip olur. Sektör ürettiği her ürüne en azından TSK'de bir yer bulunmasını bekliyor. Oysa TSK'ya yarışır kalitede, tedarik planlarına uygun, doktrinde karşılığı olan ürünlere yer vermek ve lojistik destek karmaşası yaratmayan bir yöntem takip etmek gerekiyor. İhtiyaçların bilimsel, tutarlı ve makul sınırlar içinde bir yaklaşımla belirlenmesi gerekiyor. Burada vurgulanması gereken; tehdidin çok dinamik ve sürekli değişken olduğu. Bu yüzden öncelik doğrudan bekamıza yönelik projelere verilmeli. Siyasi saiklerle projeler önceliklendirilmemeli. Yaratıcı olmaya değer verdiğimizi biraz önce ifade ettim. Bunu yapabiliyor olmak güzel ama daha da önemlisi seri üretim yapabiliyor olmak gerek. Prototip, laboratuvar şartlarında deneme üretimi demek. Oysa asıl mali külfet seri üretim aşamasında ortaya çıkıyor. Yenilikçi ürünlere, yeni sorunlara çözüm üreten prototiplere evet ama doğru noktayı bulup seri üretime geçmek gerek. Hem sektörü büyütecek hem ülkeyi kalkındıracak bu sanayi yatırımıdır. Özetle prototip cenneti olmayalım, güçlü bir Türkiye ve güçlü bir TSK'ya sahip olalım.
MSB VE SAVUNMA SANAYİSİ BAŞKANLIĞI ARASINDAKİ KOORDİNASYON TARTIŞMASI
En baştan beri denetlenebilir olmayı, projelerde harekat ihtiyaç makamlarının taleplerine göre öncelik sıralaması yapmayı, belirli şartlar hariç aynı ürün için değişik firmaların görevlendirilerek veya üzerinde çalışarak gayret israfı yapılmamasını kaynakların doğru yere aktarılmasını vurguladık. Savunma Bakanlığı'nın Yıldırımhan füzesi ve Güçhan Turbofan motorunu gördünüz, SAHA'da sergilendi. Sayın Bakan Güler'in basın mensuplarına ifadesi burada dikkatle dinlenmeli. Bakan Güler, 'MSB olarak sıvı yakıtlı roket motoru ve uçak motoru teknolojilerine yönelik çalışmalarımıza uzun yıllar önce başladık' diyor. Bu ülkede Savunma Sanayii Başkanlığı var ve bütün projeler bu başkanlığın sorumluluğunda yürütülüyor. Bizim ifade ettiğimiz sorunları demek ki MSB de yaşıyor ama kamuoyuna aksetmiyor ki bu birim kurulmuş. Bakanlık kendi sorununu kendi içerisinde çözmeye çalışıyor. Bizim aylardır gündeme getirdiğimiz bu. Sektör bizim sektörümüz, ürünler bizim ürünlerimiz ama cephede savaşanlar da bizim kendi evlatlarımız. Ürünlerimizle gurur duyuyoruz ama çocuklarımız, insanımız her şeyimiz. İşte bu nedenle biz yapılana milletimiz adına teşekkür ediyor ama 'Savunma sanayisini bu iktidardan çok daha iyi yönetiriz' diyoruz. Türkiye savunmada bu noktaya yetişmiş iş gücü sayesinde geldi. Bu başarı Cumhuriyet'in yetiştirdiği çocukların başarısıdır. Ama bu sektörün doğru yönetilmemesi bu iktidarın yarattığı bir sorundur. Sorunun adı da liyakattir.
CHP'NİN SAVUNMA SANAYİSİ VİZYONU
İktidara geldiğimize atacağımız her adım ilgili sorumlu kişilerin bilgisi, tecrübesi, vizyonu ışığında atılacaktır. Aslında şu anda da onların engin katkısıyla çok kapsamlı bir program oluşturduk ve bunu parti programına ekledik, hükümet programı üzerinde de çalışıyorlar. Böylece hem iktidara geldiğimizde her konuya hakim şekilde işe koyulacağız ve ilk 100 günde iyileşme, gelişme yönünde çok önemli kararlara imza atacağız hem de uzun vadeli planları hayata geçireceğiz. Bizler eser üretenleri sayan, o eserleri daha yukarılara taşımayı görev addeden bir anlayışın temsilcileriyiz. Bugünün gururunu yaşarken geçmişe vefa duymak da bizim boynumuzun borcu. Savunma sanayisinin siyasi baskılardan uzak, liyakat esaslı ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturacağız. Stratejik kararların alınacağı ve koordinasyonun sağlanacağı etkin bir konsey yapısı kuracağız. İhale süreçlerini ve kaynak aktarımlarını daha şeffaf denetlenebilir hale getireceğiz. Mevcut başarılı projeleri devam ettireceğiz. Aksayan alanlarda hızlı çözüm üreteceğiz. CHP, savunma sanayisini bir 'beka meselesi' olarak görmekte, iddia edildiği gibi projeleri durdurmak değil daha kurumsal ve verimli hale getirmeyi hedeflemektedir. Yani, 'CHP iktidara geldiğinde İHA'lar uçmayacak, gemiler yüzmeyecek' demek en basit tabirle iftiradır, bunları gündeme getirenler de müfteridir. CHP heyetinin SAHA EXPO'yu ziyaretinden rahatsız olanları rahatsız etmeye devam edeceğiz. Tekrar hatırlatıyorum: Milli savunma sanayimiz, tüm Cumhuriyet hükümetlerinin ve Türk milletinin ortak eseridir, siyaset dışıdır.
30 AĞUSTOS'TA DONANMA GEÇİŞİ ÇAĞRISI
27-30 Ağustos'ta yapılacak Türk Teknoloji Takımı Vakfı yürütücülüğünde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve MSB iş birliğiyle düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan etkinliğinin bu yıl 27-30 Ağustos'ta Gölcük Tersanesi Komutanlığı'nda yapılacağı bildirilmiştir. Bu tip etkinlikleri gönülden desteklediğimizi biliyorsunuz ama bir uyarıyı tekrar dile getiriyorum: Bu faliyeti ciddi bir şekilde desteklememize rağmen 30 Ağustos Zafer Bayramı ve TSK Günü'nde, İstanbul Boğazı'nda savaş gemilerimizin geçişi mutlaka planlanmalıdır. Geçen seneki planlama hatasına kesinlikle düşülmemelidir. 2025 yılında ikaz ve hatırlatmalara rağmen yapılmayan tören geçişinin bu sene mutlaka yapılmasını bekliyoruz. Hem TEKNOFEST Mavi Vatan icra edilebilir hem de 30 Ağustos'ta donanma İstanbul'da Türk milletiyle buluşabilir."
ASKERİ ALANLARIN İMARA AÇILMASINA TEPKİ
Askeri alanların imara açılmasını "bir diğer kanayan yara" olarak niteleyen Bağcıoğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Askeri alanların ranta açılması sadece şehir planlama sorunu değil, kamu yararını göz ardı eden rant odaklı bir anlayışın sonucudur. 2009-2025 arası sadece İstanbul'da askeri alanların yüzde 41,3'ü askeri statüden çıkarıldı. Yüzde 74'ü imara açıldı ve bu durum şehrin geleceği için ciddi bir tehlike. Şimdi de Balıkesir, Eskişehir, Elazığ illerimizde yine askeri alanların ranta açılmasıyla toplanma alanlarının kaybı, deprem sonrası müdahalede zafiyet var. bunlar kent suçu. Askeri alanlarda lüks konut ve AVM projeleri yaparken ülkemiz için fedakarca görev yapan TSK personelinin mevcut zorlu ekonomik şartlarda yetersiz lojman ve sosyal tesis imkanlarıyla ciddi sorunlar yaşadığı gerçeği de bu durumun ne denli çelişkili olduğunu ortaya koymaktadır."
OYAK NEMA ORANINA ELEŞTİRİ
OYAK tarafından açıklanan yüzde 37,1 nema oranı kabul edilemez. Şehit olanın, gazi kalanının, zor şartlarda görev yapan askerimizin birikimi gerçek enflasyon karşısında erimemelidir. Açıklanan oran, ENAG ve İTO verilerinin, hatta banka faiz oranlarının dahi gerisinde kalmıştır. OYAK yönetimi şeffaf olmalı, yatırımlar yalnızca üyelerin menfaatleri doğrultusunda yönetilmelidir. Yönetim ve denetim süreçlerinde temsil, üye yapısındaki dağılıma uygun şekilde sağlanmalıdır. TSK personelinin alın teri ve çocuklarının geleceği yanlış bir yönetim anlayışına teslim edilmemelidir. OYAK'ın kar ve nema oranının olması gerekenden daha az bir seviyede kaldığı sorusunun peşine düşeceğiz. Bu konuyla ilgili üç emekli asker derneği ortak bir bildiri yayınladılar. Emekli askerlerin bu sessiz çığlığını duymaları gerekiyor. İktidara geldiğimizde; OYAK nema oranı hesaplamalarında ne gibi hatalar yapıldığı, askerlerimizin birikimlerinin nerelere tahsis edildiğini de şeffaf bir şekilde incelenecek ve inceletilecektir."
ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİNİN YENİDEN KURULMASI ÇAĞRISI
Açıklamasının sonunda askeri sağlık sistemi, TSK personelinin özlük hakları ile şehit yakınları ve gazilerin sorunları başlıklı üç konuda daha önce yaptığı açıklamaları hatırlatan Bağcıoğlu, bu konularda somut adımlar atılmadıkça gündeme getirmeye devam edeceğini belirterek şöyle konuştu:
"Türkiye'de yeni yayımlanan yönetmeliklerle askeri sağlık sisteminin kavramsal ve kurumsal olarak tamamen literatürden çıkarılması, sistemin teorik olarak muhafazasına dahi tahammül edilmediğini ve tekrar tesis niyetinin olmadığını açıkça göstermektedir. Bu sistemin yokluğunun kriz ve savaş anında telafisi mümkün olmayan zafiyetler doğuracağı açıktır. Bu nedenle oluşacak risk ve kayıpların sorumluluğu, bu sistemi yok eden ve uygulayan karar vericilere ait olacaktır. Türkiye'nin bu sistemi yeniden, oyalanmadan kurumsal ve sürdürülebilir bir yapı içinde inşa etmesi önemli bir gerekliliktir, bir milli güvenlik ve beka sorunudur."
ASKERİ PERSONELİN ÖZLÜK HAKLARI VE GEÇİM SORUNU
Bugün muvazzaf ve emekli askeri personelin önemli bir bölümü; özellikle emekli astsubaylar, emekli binbaşılar, emekli uzman erbaşlar ve devlet memurları yoksulluk, hatta açlık sınırının altında maaşlarla yaşam mücadelesi vermektedir. TSK'dan ayrılan uzman erbaşlar ve sözleşmeli erler için yasal ve sürdürülebilir bir istihdam mekanizması bulunmamaktadır. Özlük ve sosyal haklardaki adaletsizlikler, nitelikli personelin teminini ve elde tutulmasını ciddi biçimde riske atmakta, genç nesiller askerlik mesleğini giderek daha az tercih etmektedir. Verilen taahhütlere rağmen haklarını alamayan emekli astsubaylar başta olmak üzere emekli askeri personelin özlük haklarında köklü ve kalıcı iyileştirmeler yapılmalıdır.
ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLER İÇİN YASAL DÜZENLEME TALEBİ
Asla unutulmayacak nihai fedakarlığı yapan şehit yakınları ve gazilerimiz, Türk vatanının asli sahibi olup Türk milletine emanettirler. Ama maalesef emanete sahip çıkılmamakta, şehit aileleri ve gazilerimizin sosyal ve özlük haklarına ilişkin sorunları devam etmektedir. Şehit Aileleri ve Gaziler Kahramanlara Vefa Çalıştayı kapsamında hazırladığımız 18 kanun teklifi ve altı soru önergesiyle birlikte Meclis Genel Kurulu'na sunulmuştur. Bunlardan sadece dört başlıkta düzenleme yapılmıştır. Er ve erbaş şehitlerinin aileleriyle gaziler için yıllardır söz verilen emsal maaş uygulamasının hala hayata geçirilmemesi, kahramanlarımızın ve ailelerinin zorlu ekonomik şartlar altında yaşam koşullarını daha da ağırlaştırmaktadır. Özellikle sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlar, gazilerin günlük yaşamını doğrudan etkilemektedir. Ortez ve protez hizmetleri için yalnızca tek bir hastanenin yetkilendirilmesi, bu alanda karşılarına çıkarılan bürokratik engeller, gazilerimize reva görülen sessiz bir hak gasbıdır. Terörle mücadele sırasında yaralanmış ancak gazi sayılmamış kahramanlarımızın yıllardır dile getirdiği haklı talepler de karşılıksızdır. Bu çerçevede, şehit aileleri ve gazilerimizin sosyal ve özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik verilen ve hala komisyonda bekletilen 18 kanun teklifinin bir an önce yasalaşması talebimizi tekrarlıyoruz."
Basında yer alan şehit aileleri ve gaziler için "iki asgari ücret", "bayramdan sonra gündeme gelecek" gibi haberleri son derece onu kırıcı olarak değerlendiren Bağcıoğlu, "103 yıllık Cumhuriyeti bin yıllık devlet geleneğinde bu düzenleme getirilir, kabul edilir, gündeme bile getirilmez. Devlet adabına ve aklına uygun olarak hareket edilmesini ve birtakım basın kuruluşlarının da bunu bir propaganda mekanizması olarak kullanmasını şiddetle kınıyoruz" diye konuştu.
SIĞINAK VE HAVA SAVUNMASI DEĞERLENDİRMESİ
CHP'li Bağcıoğlu açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. "İran Savaşı başladıktan ve Gaziantep'e füzeler düştükten sonra, 'Gaziantep'teki sığınaklar yeterli mi' sorusu gündeme geldi. Nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusunu yanıtlayan Bağcıoğlu, şöyle konuştu:
"Sivil savunma ciddi bir konu. Bu konuda yasal mevzuatlar güncellendi ama daha önce de sığınakların tesis edilmesi zorunluluğu vardı ama hiçbir denetim mekanizması olmadığı için bu konuda zafiyetler yaşanıyordu. Umarız bu son yasal düzenlemeyle birlikte sığınaklara yönelik tedbirler uygulanır. Bunun yanında tatbikatlar, okullarda sivil savunma eğitimlerinin yapılması artık zorunlu. Gaziantep, 2011 yılındaki yanlış devlet politikasıyla, birtakım grupların giriş-çıkışına izin verilmesiyle bu göçmen durumu ortaya çıktı. Ama hem basının hem siyasi partilerin gündeme getirmesiyle ben şu anda sınır güvenliğinde bir ilerleme kaydedildiğini değerlendiriyorum. Hava savunma konusunda da NATO'nun bölgedeki unsurları ve Türkiye'nin özellikle İncirlik ve Malatya bölgesindeki unsurlarıyla gerekli tedbirleri aldıklarını değerlendiriyorum."