Bddk."Türkiye'nin Gelişmiş Ülkelerle Pozitif Ayrışması, 2012'de Potansiyel Büyüme Hızına...
BDDK'nın 2011 yılı Finansal Piyasalar Raporu'na göre Türkiye'nin 2011 yılında yüzde 8Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) 2011 yılı Finansal Piyasalar Raporu'na göre Türkiye'nin 2011 yılında yüzde 8.5 oranında büyümesi tesis...
BDDK'nın 2011 yılı Finansal Piyasalar Raporu'na göre Türkiye'nin 2011 yılında yüzde 8Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) 2011 yılı Finansal Piyasalar Raporu'na göre Türkiye'nin 2011 yılında yüzde 8.5 oranında büyümesi tesis edilen güven ortamı ve makroekonomik istikrarın bir sonucu olup, orta ve uzun vadede de büyüme potansiyelinin ve refah artışının da bir göstergesi. Açıklanan son veriler, Türkiye'nin gelişmiş ekonomilerle olan pozitif ayrışmanın devam ettiğini ve 2012 yılında potansiyel büyüme hızına erişilebileceğinin sinyallerini veriyor.
BDDK, 2011 Yılı Finansal Piyasalar Raporu'nu yayımladı. Küresel ekonomik aktivitenin 2011 yılının ikinci yarısından itibaren Avrupa Birliği ülkelerinin kamu borç yönetimi krizinin derinleşmesiyle, yeniden bir durgunluk riskine maruz kaldığına dikkat çekilen Raporda, aynı dönemde gelişmekte olan ekonomilerin aşırı ısınmayı önlemeye yönelik tedbirlerinin, büyüme performansını öngörülenden daha sert bir şekilde yavaşlatmasının, dünya hasıla artış hızının belirgin bir biçimde azalmasına neden olduğu vurgulandı. IMF hesaplamalarına göre, 2011 yılı küresel büyüme hızının Eylül ayında tahmin edilen yüzde 4 seviyesinin altında, yüzde 3.8 olarak gerçekleştiğinin belirtildiği Raporda, ayrıca, gelişmiş ekonomilerdeki sıkıntıların yapısal nedenlerinin olmasının, küresel ölçekte orta vadeli büyüme perspektifinin bozulmasına yol açtığı kaydedildi. Rapora göre büyümedeki hız kaybı, istihdam açısından daha uzun süreli bir soruna işaret etti. Beklentilerdeki bu bozulma, tüketici ve yatırımcı güvenin zayıflamasına ve küresel finansal piyasalarda yaşanan güven erozyonu, küresel sermaye hareketlerinde yavaşlamaya yol açtı. Bu dönemde emtia fiyatlarının, küresel düzeyde düşük seyreden talebe herhangi bir azalmayla cevap vermediği, aksine artan jeopolitik riskler ve doğal afetler sebebiyle yüksek düzeyini koruduğu görüldü. Türkiye ekonomisi 2011 yılında yüzde 8.5'lik bir büyüme performansı gösterdi. Söz konusu oran, Türkiye'de tesis edilen güven ortamı ve makroekonomik istikrarın sonucu olup, orta ve uzun vadede de büyüme potansiyelinin ve refah artışının da bir göstergesi niteliğinde gerçekleşti. Açıklanan son veriler, gelişmiş ekonomilerle olan pozitif ayrışmanın devam ettiğini ve 2012 yılında potansiyel büyüme hızına erişilebileceğinin sinyallerini verdi.
-"TL'NİN DEĞERLİ SEYRİ VE ALINAN TEDBİRLER YILLIK BAZDA CARİ AÇIĞA HIZ KESTİRDİ"-
Dış talebin nispeten zayıf seyretmesi, dış ticaret açığı, ithalatta enerji giderinin yüksek olması ve yurtiçi üretimin ithal ara mallara olan yüksek bağımlılığına rağmen, güçlü iç talebin etkisiyle sürüklenen 2011 yılı büyümesi, küresel boyutta elde edilen en yüksek büyüme performansları arasında yer aldı. Bununla birlikte, TL'nin değerli seyretmesi ile bankacılık ve para politikası tedbirleri, yıllık bazda cari açığın hız kesmesine yardımcı oldu. Ayrıca, muadil ekonomilerle kıyaslandığında; Türkiye'nin büyüme performansının güçlü, kamu ve özel borçlanma eğiliminin sürdürülebilir, bankacılık sisteminin istikrarlı, reel kesim şirketlerinin bilanço yapısının sağlam ve işgücü piyasasındaki düzelmenin devamlı olması, makro riskleri yönetilebilir kıldı.
-"BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN KALİTELİ SERMAYE YAPISI DALGALANMALARA KARŞI KORUYUCU"-
Rapora göre ekonomik çerçevedeki olumlu seyir ile birlikte Türk bankacılık sektörünün kaliteli sermaye yapısı, finansal veya makro kaynaklı muhtemel dalgalanmalara karşı koruyucu gösterge oldu. Güçlü sermaye tabanı ve yüksek likidite yapısı, bankacılık sisteminde iş iklimini iyileştirdi ve sektörün büyüme potansiyeli ile borç ödeme kapasitesini arttırdı. Takibe dönüşüm oranlarının düşüş eğilimi, ekonomik büyümenin sürdürülebilir bir düzlemde devam etmesine katkı sağladı. Türkiye bankacılık sektörüne ait finansal sağlamlık göstergelerinin, gerek gelişmiş, gerekse yükselen ekonomiler arasında üst sıralarda yer aldığı görüldü.
-"TAKİBE DÖNÜŞÜM ORANI DAHA DA ALT DÜZEYLERE ÇEKİLMELİ"-
2011 Yılı Finansal Piyasalar Raporu'na göre Türk bankacılık sektöründe takibe dönüşüm oranının daha da alt düzeylere çekilmesi, sektörün kredi portföyünü sağlıklı bir yapıda büyütmesini, güven ortamının pekişmesini ve istikrarın daha da yaygınlaşmasını sağlayacak.
-"KARLILIK PERFORMANSI GÜÇLÜ GÖRÜNÜMÜNE DEVAM ETTİ"-
Bankacılık sektörünün karlılık performansı, G-20 ülkeleri arasındaki güçlü görünümünü devam etti. Sektörün karlılık potansiyelinin, yatırımcıların cesaretlenmesine, ekonomik devinimin güçlenmesine ve sektöre küresel yönelimin artırmasına katkı sağlaması muhtemel. Sektörün kaldıraç göstergeleri, muadil ekonomilere göre çok daha büyük bir gelişme potansiyelini ima ediyor. İçsel ve dışsal talep koşullarının uyumlu birlikteliği yönünde adımlar atılmasıyla, Türkiye'de küresel bir finans sektörünün inşası mümkün olabilecek. Bu gelişmeleri destekleyici olarak, sektörün finansal aracılık göstergelerindeki iyileşmenin devam etmesi ve reel kesim ile finansal sektör arasında bütünleşmeye hız verilmesi yararlı olacak.
-"KREDİ BÜYÜMESİNİN YAVAŞLATILMASINA YÖNELİK TEDBİRLER 2. YARIDA ETKİLİ OLDU"-
Kredi büyümesinin yavaşlatılmasına yönelik alınan tedbirler, 2011 yılının ikinci yarısında etkili oldu. Kredilerin, 2011 yılında yıllık olarak nominal bazda yüzde 29.9, reel bazda yüzde 17.6, ABD doları bazında ise yüzde 6 oranında büyüdüğü, söz konusu oranların 2010 yılında ise, sırasıyla yüzde 33.9, yüzde 25.9 ve yüzde 30 olarak gerçekleştiği, kredi genişlemesi modeline göre de kredi türlerinin hiçbirisinin kredi genişlemesini ifade eden eşik değerleri geçmediği görüldü. Bu gelişmeler çerçevesinde, 2011 yılsonu itibarıyla mevcut kredi büyümesi finansal ve ekonomik istikrar için zedeleyici olmadı ve kredi sisteminin etkin işleyişi devam etti.
-EKONOMİK BÜYÜME İLE KREDİ BÜYÜMESİ ARASINDAKİ YÜKSEK POZİTİF KORELASYON-
Türkiye'de görülen ekonomik büyüme ile kredi büyümesi arasındaki yüksek pozitif korelasyon, ekonomik dalgalanmaların kredi piyasasında aynı yönde dalgalanmalara yol açtığını gösterdi. Bankacılık sektörünün kredi kanalı vasıtasıyla ekonomik büyümeye sağlayacağı doğrudan katkı düşünüldüğünde kredi sistemi, özellikle ekonomik daralma dönemlerinin şiddetinin ve süresinin daha da uzamasına yol açabildiği, bu sebeple, finansal istikrarın sürdürülmesi açısından kredi sistemi ve ekonomik büyüme arasındaki dinamik etkileşimin kaynağının analiz edilmesi ve kredi büyümesinin ekonomik büyümenin aynı yönünde değil karşıt yönünde bir davranış göstermesi üzerinde durulabileceği kaydedildi. Bu şekilde, ekonominin uzun dönem trendinden sapmaları en aza indirilerek bankacılık sektörünün istikrarlı büyümeye katkısı en üst düzeye çıkabilecek.
-"VARLIK FİYATLARININ GELİŞİMİ, FİNANSAL İSTİKRAR AÇISINDAN RİSK OLUŞTURMADI"-
Türkiye'de varlık fiyatlarının gelişimine bakıldığında, konut maliyet ve fiyat artış eğiliminin 2011 yılında da devam ettiği ve hisse senedi piyasasında fiyatların 2010 yılı düzeyine göre daha aşağıda olduğu ve bu nedenle finansal istikrar açısından risk oluşturmadığı görüldü. Türk bankacılık sektörünün bilançosunun kaynak ve ürün çeşitlendirmesi politikalarıyla birlikte büyümesi, kaynak maliyetlerinin daha iyi yönetilmesine ve vade uyumsuzluğu sorununun azaltılmasına katkıda bulundu. Gelecek dönemde uluslararası yatırımlar yoluyla Türk bankacılık sektörünün küresel ekonomiyle entegrasyonun artmasının, büyüme kapasitesinin genişlemesine yardımcı olması öngörüsünde bulunuldu.
-"YURTİÇİ PİYASALARDA MAKROEKONOMİK İSTİKRARIN SAĞLANMASI FİNANSAL SEKTÖRE KÜRESEL İLGİYE KATKIDA BULUNDU"-
Küresel piyasalarda dalgalanma devam ederken yurtiçi piyasalarda makroekonomik istikrarın sağlanması ve hızla büyüyen ekonomi konumunun güçlenmesi Türkiye'ye ve özellikle finansal sektöre olan küresel ilginin devam etmesine katkıda bulundu. Sektörün şube ağı ve alternatif dağıtım kanallarını yaygınlaştırması, hane halkı ve reel kesimin finansal hizmetlere ve kaynaklara erişimini artırdı. Finansal sektörün, anapara korumalı altın fonu, varant gibi yatırım araçlarıyla finansal yeniliklere giderek portföyünü çeşitlendirmeye devam etmesi yatırımcıların finansal inovasyonlara açık olduğunu gösterdi. Makro ekonomik göstergelerdeki iyileşmelerin yansımasıyla özel sektör tahvil ve bono ihraçlarının artması yatırımların vadesinin uzamasını sağladı. Yatırım araçlarındaki büyümenin devam etmesi, gerek yurtiçi gerekse yurtdışı yerleşiklerin finansal sisteme ve ekonomiye güvenini ortaya koydu.
-"MEVDUAT FON GİRİŞİNİN TEMEL BİLEŞENİ OLDU"-
Bankacılık sektörünün en önemli fon kaynağı olan mevduat, 2011 yılında da fon girişinin temel bileşeni oldu. Alınan krediler ve ihraç edilen menkul kıymetler, bankacılık sektörünün önemli fon kaynakları olmaya devam etti. Sektörün en önemli kaynağı olan mevduat piyasasında yoğunlaşmanın düşük olması, mevduatın orta ve uzun vadede de istikrarlı bir fon kaynağı olacağını gösterdi. Mevduat tabanının genişletilmesi, ekonomideki tasarruf oranlarının arttırılmasında etkili olacak.
-"SÜRDÜRÜLEBİLİR KAR DÜZEYİ İÇİN BANKALARIN MALİYETLERİNİ AŞAĞI ÇEKMESİ BEKLENİYOR"-
Son üç yılda olduğu gibi sektörün aktif artışının temel kaynağı krediler oldu. Sektörde sağlanan fon artışının 3'te 2'si tekrar kredi olarak kullandırıldı. Menkul değerler portföyünde görülen azalışa paralel olarak, kredilerin büyüme hızının aktif büyüme hızının üzerinde seyretmesi, sektörün finansal aracılık işlevinin güçlenmesine katkıda bulundu. Toplam bilanço dışı işlemlerin bilanço büyüklüğüne oranı, yaklaşık yüzde 140'a ulaştı. Bilanço kompozisyonundaki değişmeler sektörün faiz ödemeleri ve faiz gelirleri kompozisyonunu da etkiledi; faiz gelirleri içinde kredilerden sağlanan gelirler artarken, mevduata ödenen faizlerin payı azaldı. Sürdürülebilir kar düzeyi için, gelecek dönemlerde bankaların operasyonel maliyetlerini aşağıya çekmeleri bekleniyor.
-ÖZKAYNAKLARDAKİ ARTIŞIN 18.8 MİLYAR TL'Sİ DÖNEM KARINDAN-
2011 yılında elde edilen karın 2.8 milyar TL'si temettü olarak hisse senedi sahibi ortaklara ve personele ayrıldı. 2011 yılında özkaynaklardaki artışın 18.8 milyarı dönem karından, 2.4 milyar TL'si birleşmelerden kaynaklanırken, 0.4 milyar TL'lik kısmı ise nakit sermaye artışından kaynaklandı.
Bankacılık dışı finansal kesimin toplam aktifleri, 2011 yılında 2010 yılına göre yüzde 18.9 büyüdü. Varlık yönetimi şirketleri, tüketici finansman şirketleri, finansal kiralama şirketleri ve faktoring şirketlerinin toplam aktifleri, Aralık 2011'de geçen yıla göre, sırasıyla yüzde 33.1, yüzde 46.6, yüzde 7.7 ve yüzde 17.9 oranında arttı. Bankacılık dışı finansal kesim içindeki paya bakıldığında, finansal kiralama ve faktoring şirketlerinin payının hafif azaldığı buna karşın tüketici finansman ve varlık yönetimi şirketlerinin payının arttığı gözlemlendi. Bankacılık dışı finansal kesimin karlılığında varlık yönetimi şirketleri dışındaki tüm alt sektörler için artış gözlemlendi. En fazla kar artışı tüketici finansman şirketlerinde sağlandı. Özkaynaklardaki en büyük artış, varlık yönetimi şirketlerinde görüldü. Sektörde zarar eden şirket sayısı bakımından, finansal kiralama şirketlerinin sayısı 9'dan 3'e ve faktoring şirketlerinin sayısının 14'den 10'a düştüğü, varlık yönetimi şirketlerinin sayısının 6'dan 8'e ve tüketici finansman şirketleri sayısının 4'den 6'ya çıktığı gözlendi.
-RİSK FAKTÖRLERİ-
Risk faktörlerinde 2011 yılının son çeyreğinde yaşanan gelişmeler, bankacılık sektörüne ilişkin risk görünümünde kredi riski, piyasa riski, operasyonel risk ve yoğunlaşma riskinde mevcut risklilik düzeyinin sürdüğünü; türev işlemlerden kaynaklanan riskler, yapısal faiz oranı riski ve likidite riskinde ise risk düzeyinin arttığını gösterdi. İngiltere'de yerleşik bankalar ile yapılan türev işlemlerin yoğunluğunun artması, yapısal faiz oranında stres testi sonuçları, likidite riskinde ise, yasal oranlardaki düşüş dikkat çekti.
-BRÜT GELİRDEKİ BÜYÜME PARALELİNDE ARTIŞ BEKLENTİSİ-
Türkiye'nin uzun vadeli stratejileriyle uyumlu olarak finansal istikrarın sağlanmasıyla birlikte, bankacılık sektörü kredi kalitesinin iyileştiği görüldü. Bankacılık sektörünün takipteki alacak tutarı ve takibe dönüşüm oranı 2011 yılında gerilemiş olup, yüzde 2.7 olarak gerçekleşen takibe dönüşüm oranı 2002 yılından beri gözlenen en düşük değer olarak ortaya çıktı. Bununla birlikte, sürdürülebilir büyüme, karlılık, rekabet edebilirlik ve sermaye güçlü konumu için kredilendirme sürecinin daha da iyileştirilerek takibe dönüşüm oranının indirilmesi konusuna yoğunlaşılması faydalı olacak. Krediler türler itibarıyla incelendiğinde, 2011 yılsonunda bir önceki çeyreğe göre bireysel kredilerin takibe dönüşüm oranının azaldığı ve kredi kartları için yüzde 5.9, taşıt kredileri için yüzde 3.4, konut kredileri için yüzde 0.9, ihtiyaç kredileri için ise yüzde 2.3 olarak gerçekleştiği görüldü. Kredi kartları için söz konusu oranın 2008 yılı ilk yarısından beri gözlenen en düşük değer olduğu, bununla birlikte bu oranın ileriki dönemlerde daha da düşmesi bekleniyor. KOBİ kredileri ve ticari kredilerin takibe dönüşüm oranları ise, kısmen de olsa yükseldi. Kredi kalitesinin iyileşmesi, tahsili gecikmiş alacak tutarında azalma sağlayarak sektörün karlılığını olumlu etkileyecektir. Bu durum aynı zamanda sektörün sermaye yapısının daha sağlıklı hale gelmesine de katkı sağlayacak ve yeni kredi kullandırma imkanını artıracak.
Bu arada, Bankacılık sektörünün piyasa riskine esas tutarı, 2011 yılında bir önceki yıla göre yükseldi. Bankacılık sektörünün 1 aya kadar vadeli TL açık pozisyonunun 2011 yılı boyunca arttığı görüldü. - Ankara