Etiyopya'da 7 silahlı grup Abiy Ahmed'e karşı birleşti, uzmanlar uzlaşı görmüyor
Uzmanlar, Etiyopya'da TPLF, Fano ve OLA'nın da aralarında olduğu 7 silahlı grubun Abiy Ahmed yönetimine karşı ittifakını ortak siyasi vizyondan yoksun buldu. İktidar değişikliği halinde toprak anlaşmazlıkları nedeniyle yeni güç mücadeleleri yaşanabileceği belirtildi.
ADAMA BAMBA/GÜLSÜM İNCEKAYA - Etiyopya'da farklı siyasi hedefler ve bölgesel çıkarlara sahip silahlı grupların Başbakan Abiy Ahmed yönetimine karşı ortak tutumda birleştiğini belirten uzmanlar, bu ittifakın uzun vadeli bir siyasi uzlaşıya dayanmadığını ve olası bir iktidar değişikliğinin ülkede yeni güç mücadelelerini beraberinde getirebileceğini ifade etti.
Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ile ilişkili Afrika uzmanı Dr. Fatma Yıldız ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yunus Turhan, AA muhabirine yaptıkları değerlendirmelerde Etiyopya'da geçmişte birbirleriyle çatışan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Fano ve Oromo Kurtuluş Ordusu (OLA) gibi silahlı yapıların da aralarında bulunduğu 7 grubun hükümete karşı aynı ittifakta buluşmasının ortak bir siyasi programdan değil, hükümete karşı ortak tutumdan kaynaklandığını ifade etti.
Turhan, 7'li ittifakı bir araya getiren farklı saiklerin bulunduğunu ancak bunların başında Başbakan Ahmed'in "merkezileştirme" politikalarının geldiğini belirtti.
Abiy Ahmed'in merkezi yönetimin yetkilerini güçlendirmeye yönelik adımlarının zaman içinde farklı gruplarla ilişkileri bozduğunu ifade eden Turhan, "Bu yönde atılmış her adım ona bir müttefik kaybettirdi." dedi.
Doç. Dr. Turhan, 2019'da Etiyopya Halkları Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF) feshedilerek Refah Partisi'nin kurulmasının Tigray'da etnik federal düzenin tasfiye edileceği endişesine yol açtığını ve bunun da 2020'de başlayan savaşın zeminini hazırladığını söyledi.
Tigray Savaşı sırasında federal hükümetin yanında yer alan Eritre'nin, Pretoria Anlaşması sürecinin dışında bırakılması ve TPLF'nin siyasi varlığını sürdürmesi nedeniyle tutum değiştirdiğini aktaran Turhan, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'de liman talebinin de Asmara tarafından Eritre'deki Assab Limanı üzerinde hak iddiası olarak yorumlandığını kaydetti.
Amhara bölgesinde Welkait ve Raya meselesinin çözülememesinin tepkiyi artırdığını belirten Turhan, şunları söyledi:
"2023'te bölgesel özel kuvvetlerin dağıtılması kararı Fano'yu açık isyana itti. Oromiya'da ise OLA ile federal hükümet arasındaki çatışmalar sürüyor. Etnik düzlemde her grup kendi bölgesinin özerkliğini, siyasi düzlemde temsil ve güç paylaşımını, ekonomik düzlemde de toprak ve kaynak kontrolünü talep ediyor. Bu talepler birbirinden çok farklı olsa da hepsinin muhatabı aynı merkez."
Ekonomik eşitsizlik silahlı gruplara desteği besliyor
Etiyopya'da ekonomik adaletsizlik algısının uzun süredir etnik kimlikle iç içe geçtiğini belirten Yunus Turhan, bunun silahlı grupların toplumsal taban bulmasında etkili olduğunu ifade etti.
EPRDF döneminde Tigraylı elitlerin ekonomi ve güvenlik bürokrasisindeki etkisinin diğer bölgelerde Tigray'ın ülke yönetiminde ayrıcalıklı konuma sahip olduğu algısını güçlendirdiğini belirten Turhan, bu dönemde ekonomik kaynakların dağılımına ilişkin rahatsızlıkların da arttığını söyledi.
2014-2016 yıllarındaki Oromo protestolarında ise Addis Ababa'nın genişletilmesi ve yatırım projeleri için gerçekleştirilen toprak istimlaklarının önemli rol oynadığını kaydetti.
Abiy Ahmed döneminde bölgesel güç dengesinin değiştiğini ancak ekonomik sorunların ortadan kalkmadığını ifade eden Turhan, Tigray'ın savaş sonrası yeniden yapılanma kaynaklarına erişmekte zorlandığını, Amhara'da genç işsizliği ve toprak baskısının Fano'nun taban bulmasını kolaylaştırdığını söyledi.
Oromiya'da Addis Ababa çevresindeki kentsel dönüşüm ve yıkımların da kaynakların başkent ve prestij projelerine aktarıldığı algısını güçlendirdiğini dile getiren Turhan, ekonomik kazanımların bölgeler arasında adil dağıtıldığına ilişkin yaygın bir kanaat bulunmadığını kaydetti.
Doç. Dr. Yunus Turhan, ülkede ortalama yaşın 19 olduğuna işaret ederek "Kendini merkezin ekonomik tercihlerinin dışında gören genç nüfus için silahlı hareketler hem kimlik hem geçim meselesine cevap veriyor gibi görünüyor." ifadelerini kullandı.
TPLF-Fano yakınlaşması taktiksel düzeyde
TPLF ile Fano'nun aynı ittifakta buluşmasının yeni bir gelişme olduğunu belirten Turhan, ancak bunun uzun vadeli bir siyasi ortaklığa dönüşüp dönüşmeyeceğini söylemek için erken olduğunu ifade etti.
İki hareketin 2020-2022 yıllarındaki savaşta karşı saflarda yer aldığını hatırlatan Turhan, "Bugün TPLF ile Fano'nun ittifak kurması, onları birleştiren şey Abiy Ahmed'e duydukları ortak husumet." dedi.
Welkait ve Raya bölgelerinin TPLF ile Fano arasındaki gerilimin en somut başlıkları olduğunu belirten Yunus Turhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Amhara güçleri 2020'den bu yana Batı Tigray'ı fiilen kontrol ediyor ve bölgeyi tarihsel Amhara toprağı sayıyor. Tigray tarafı ise bu bölgeleri 1995 anayasal sınırları içinde görüyor ve yerinden edilmiş yüz binlerce Tigraylının geri dönüşünü şart koşuyor. Dolayısıyla iktidar mücadelesi sürdükçe iki taraf da bu meseleyi erteleyebilir, ancak ortak hedefe yaklaşıldığı anda ilk çözülecek düğüm burası olacaktır."
Fano'nun yerel komutanlıklardan oluşan dağınık bir yapıya sahip olduğunu, TPLF'nin ise 2025'te kendi içinde bölündüğünü belirten Turhan, bu parçalanmaların ittifakın işbirliğini zayıflatabileceğini söyledi.
İttifak sonrası yeni çatışma riski
Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ile ilişkili Afrika uzmanı Dr. Fatma Yıldız ise Etiyopya'daki mevcut çatışmanın yalnızca askeri gelişmeler üzerinden değil, ülkedeki etnik, toplumsal, ekonomik ve siyasi dinamikler üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ekonomik sorunların mevcut çatışma dinamiklerinin önemli nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Yıldız, ekonomik sıkıntıların ve yatırımların belirli bölgelerde yoğunlaşmasının diğer bölgelerde yaşayan toplulukların rahatsızlığını artırdığını kaydetti.
Tigray, Amhara, Afar ve Oromiya gibi bölgelerde farklı çatışma dinamiklerinin bulunduğunu belirten Yıldız, ekonomik ve siyasi sorunların bu gerilimleri yeniden harekete geçirebildiğini söyledi.
Abiy Ahmed'in daha merkeziyetçi bir yönetim oluşturma çabasının farklı grupların tepkisine neden olduğunu belirten Yıldız, "Bu gruplar kendi dillerini, kültürlerini ve yerel özelliklerini koruyabilecekleri bir siyasi yapı istiyor. Fano'nun tepkisi ise özellikle silahsızlanma süreciyle bağlantılı." diye konuştu.
"Düşmanımın düşmanı benim dostumdur"
TPLF'nin de aralarında bulunduğu 7 silahlı grubun geçmişte birbirleriyle çatışmasına rağmen federal hükümete karşı aynı ittifakta buluşmasına dikkati çeken Yıldız, bu birlikteliğin uzun vadeli ortak bir siyasi vizyondan kaynaklanmadığını söyledi.
Özellikle TPLF ile Fano arasındaki geçmişte çatışmaların yaşandığını, iki taraf arasında Welkait ve Raya bölgelerine ilişkin toprak anlaşmazlıklarının halen devam ettiğini kaydeden Yıldız, "Düşmanımın düşmanı benim dostumdur anlayışı doğrultusunda bir birleşme sağladılar." dedi.
Welkait'in ekonomik ve stratejik önemine dikkati çeken Yıldız, bölgenin tarımsal üretim ve Tigray'ın dış bağlantısı açısından taşıdığı önemin anlaşmazlığı derinleştirdiğini dile getirdi.
Mevcut ittifakın federal hükümete karşı başarılı olması halinde dahi gruplar arasındaki anlaşmazlıkların ortadan kalkmayacağını vurgulayan Fatma Yıldız, silahlı grupların ülkenin gelecekte nasıl yönetileceği konusunda ortak bir siyasi program veya lider etrafında birleşmediğini söyledi.
"Abiy Ahmed'e karşı başarılı olsalar bile ortada uzlaşma sağlayacakları bir konu yok. Bir liderleri de yok." diyen Yıldız, TPLF ile Fano arasındaki toprak anlaşmazlıklarının ilerleyen dönemde yeniden çatışmaya dönüşebileceğine dikkat çekti.
Dr. Yıldız, federal yönetimin zayıflaması halinde güç ve yönetim paylaşımının yeni bir mücadele alanına dönüşebileceğini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
"Abiy Ahmed sonrası dönem çok daha büyük bir risk taşıyor. Büyük bir bölünme riski var. Çünkü bu grupların Abiy Ahmed'e karşı ortak hareket etmeleri, Abiy Ahmed sonrasında nasıl bir yönetim oluşturacakları konusunda anlaştıkları anlamına gelmiyor."
Etiyopya'daki köklü toplumsal kurumların ve dış aktörlerin yeni çatışmaların önlenmesinde rol oynayabileceğini belirten Yıldız, özellikle Etiyopya Ortodoks Kilisesi gibi kurumların bu süreçte katkı sağlayabileceğini kaydetti.