Gönültaş, okul saldırganlarının şiddet oyunu karakterlerine benzediğine dikkat çekti

Son Güncelleme:

Prof. Dr. Gönültaş, okul saldırılarını bilimsel gözle değerlendirip saldırgan davranışlarının şiddet içerikli oyun karakterlerine benzediğini belirtti. Gönültaş, silaha kolay ulaşımın eylemi hızlandırdığını, akran zorbalığı ve antisosyal davranışların riski artırdığını söyledi.

Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, okul saldırılarını bilimsel bir gözle değerlendirip, saldırganların davranışlarının şiddet içerikli oyun karakterleriyle benzerlik göstermesine dikkat çekti.

Çocuk suçluluğu, çocuk istismarı, kriminoloji ve adli sosyal hizmet alanında önemli çalışmalara imza atan Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, okul saldırılarını bilimsel bir gözle değerlendirip, saldırganların davranışlarının şiddet içerikli oyun karakterleriyle benzerlik göstermesine dikkat çekti.

Amaç dikkat çekmek olabilir

Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, saldırıların karşı tarafa zarar vermek için gerçekleştirilebileceği gibi dikkat çekmek içinde gerçekleştirilebileceğini belirterek, "Okullarda özellikle bu tarz şiddet vakalarının meydana gelmesi gerçekten çok üzücü. Özellikle çocukların eğitim ve öğretim mekanları buralar. Böylesi yerlerin daha çok eğitim ve öğretimle ön plana çıkması gerekirken bu tarz vakaların fazla olması hem çocukları hem ebeveynleri hem de toplumu ciddi şekilde üzebiliyor ve kaygılandırabiliyor. Bu dönemlerde yaşadığımız hem de geçen dönemde yaşadığımız vakalarda; Kahramanmaraş'taki, Şanlıurfa'daki, Manisa'daki olaylarda ve birkaç gün önce meydana gelen olaylarda gördüğümüz şey, maalesef şiddetin bir araç olarak kullanılması. Silahın kullanımının ve suçun temelinde de şiddet var. Şiddetin kullanımında iki türlü durum söz konusu olabiliyor. ya karşı tarafa zarar vermek ya da dikkat çekmek- fark edilmek. Bunların her ikisini de okullarda meydana gelen vakalarda görebiliyoruz" dedi.

"Şiddet içerikli oyun karakterleri ile benzerlikler var"

Gönültaş, saldırganların davranışları izlendiğinde şiddet içerikli oyun karakterleri ile benzerlikler gözlendiğini ifade ederek, "Manisa'daki olaya baktığımızda benim gözüme çarpan önemli bir nokta oldu. Çocuğun okula gelişine ve kaçış şekline baktığımızda elinde silahla hareket etmesi, özellikle şiddet içerikli oyunlardaki bazı karakterleri andırıyordu. Elindeki silahı tutuş şekli ve kaçış biçimi, piyasada bilinen şiddet içerikli oyunlardaki karakterlerin hareketlerine çok benziyor. Demek ki bu çocukların özellikle bu tarz eylemlerdeki davranış biçimlerini, şiddeti uygulama şekillerini bu tür içeriklerden öğrendiklerini tahmin edebiliyoruz."

"Silah kolay erişilebilir olmamalı"

Gönültaş, silahların çocuklar için kolay ulaşılabilir olmaması gerektiğini vurgulayarak, "Buradaki önemli faktörlerden bir tanesi de çocuğun bulunduğu ortamlarda, özellikle aile ve ev ortamında silaha ulaşmasının kolay olması. Bu en tehlikeli durumlardan biri. Kahramanmaraş'taki vakada bunu gördük. Ebeveynlerin burada çok daha dikkatli olmaları gerekiyor. Bu tür araçların mümkün olduğunca kullanılmaması, kullanım amacı neyse ona uygun şekilde ve çocukların ulaşamayacağı biçimde saklanması gerekiyor. Çocuk ve gençler böyle bir şekilde motive olurlarsa eylemlerinde silaha ulaşmalarının kolay olması süreci hızlandırabiliyor. Yani silaha ulaşımın kolay olması maalesef eylemin ortaya çıkmasını kolaylaştırıyor" dedi.

"Saldırganlar iyi bildikleri, çok vakit geçirdikleri mekanları seçiyor"

Gönültaş, saldırganların fazla vakit geçirip iyi bildikleri mekanları tercih ettiklerini söyleyerek, "Bu vakaları kriminolojik açıdan incelediğimizde önemli bir husus var. Failler, mağdurlar ve mekanlar genellikle rastgele veya tesadüfen meydana gelen unsurlar değildir. Failler rutinlerinin geçtiği, bildikleri, aşina oldukları ve etkileşim içerisinde oldukları yerlerde eylemlerini gerçekleştirmek isterler. Çünkü buralar bildikleri yerlerdir. Nasıl geleceğini, nasıl kaçacağını, nerede ne yapacağını bilir. Gençlerin gün içerisinde en fazla zaman geçirdiği ve rutinlerinin bulunduğu yerlerden biri de okullardır. Dolayısıyla bu tarz vakaları okul ortamında gerçekleştirme ihtimalleri artabiliyor. Çünkü en iyi bildikleri ve aşina oldukları mekan okul oluyor. Yakın zamanda bu konularla ilgili 360 çalışmanın değerlendirildiği bir derleme yapılmış ve okullarda meydana gelen şiddet olaylarının sebepleri ve sonuçları ortaya konulmuş" dedi.

Antisosyal kişilik öne çıkıyor

Gönültaş, saldırgan çocukların antisosyal kişilik özellikleri taşımasına dikkat çekip, "Özellikle bu tarz eylemlere yönelen çocuk ve gençlerde güçlü tahmin edicilerden bir tanesi antisosyal davranışlar, yıkıcı ve bozucu davranışlar sergileyen, akran zorbalığına karışan, madde kullanan, ciddi şiddet vakalarına karışan, otoriteyle çatışan, sık yalan söyleyen veya okul kurallarını kabul etmeyen çocuklarda risk artabiliyor. Bu çocukların okul içerisindeki kuralları ve disiplini kabul etmediğini görüyoruz. Okul, doğal olarak sosyalize yönünü kaybedebiliyor. Çocuk okuldan kendisini ayrı hissettiğinde, öğretmenlerin ve diğer arkadaşlarının ne düşündüğü çok fazla önem taşımayabiliyor. Böyle durumlarda çocuk, 'Ben böyle bir şey yaparsam yanlış mı yaparım?' şeklindeki içsel ve vicdani muhasebeyi yeterince gerçekleştiremeyebiliyor. Bunun dışında aile içerisinde şiddete tanık olmak da önemli bir faktör" şeklinde konuştu.

"Akran zorbalığı saldırganlığı tetikleyebiliyor"

Prof. Dr. Gönültaş, çocuklardaki saldırganlığın birçok nedeni olabileceğinin altını çizerek, "Sosyal medya ve dijitalleşmeyle birlikte çocuklar dijital mecralarda çok daha fazla zaman geçiriyor. Burada karşılaştıkları içeriklerde şiddetin ve şiddet sonrası mağdurların yaşadıklarının yeterince sorgulanmaması, şiddeti kolaylaştıran ve şiddet uygulandığında ortaya çıkabilecek vicdani rahatsızlığın üstesinden gelmeyi öğreten içeriklere maruz kalmaları da bu durumları artırabiliyor. Çocuğun duygusal ve psikososyal gelişimine baktığımızda empati yeteneğinin gelişmemiş olması, empatiden yoksunluk ve duygusal anlamda bazı ihtiyaçlarını karşılayamaması da önemli. Geçmişte yaşamış olduğu problemler de bulunabiliyor. Bu tarz vakalara yönelen çocukların geçmişte kendilerinin de çeşitli şekillerde mağdur olduklarını, özellikle aile içerisinde veya başka ortamlarda kötü muameleye maruz kaldıklarını görüyoruz. Okullardaki akran zorbalığı problemi de burada çok önemli. Hem akran zorbalığını yapan faile yönelik müdahaleler yapılmalı hem de mağdur olan çocuklar desteklenmeli. Silahlı şiddet olaylarına karışan çocuklarda ayrıca eylemi gerçekleştirmeden önce hem ailelerine hem de çevrelerine karşı tehdit mesajları verdikleri de görülüyor. Bu tehdit mesajları sosyal medya üzerinden çeşitli şekillerde yapılabiliyor. Okullarda alınan güvenlik tedbirleri oldukça önemli ve faydalı. Özellikle akut vakaları önleme açısından önemli bir rol oynuyor. Ancak bu tür vakaları gerçekleştiren çocuklar bu noktaya gelmeden önce bazı sinyaller veriyor. Bu sinyalleri fark edip müdahale edebilecek daha önleyici, psikososyal, koruyucu ve destekleyici mekanizmalara ihtiyaç var" şeklinde konuştu.

Ne gibi tedbirler alınabilir

Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, okullarda güvenliğin artırılması noktasında şu tavsiyelerde bulundu:

"Okulların asli görevi eğitim ve öğretim üzerine yoğunlaşmak. Ancak nasıl ki bir havalimanında ulaşımın yanında güvenlik, kargo, hizmet ve yeme içme gibi farklı alanlarda çalışan insanlar bir arada bulunuyorsa, okulların da böyle bir yapıya sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Okul içerisinde özellikle risk taşıyan çocukları tespit edip onların korunmasını sağlamak, davranışlarının daha ciddi riskli durumlara dönüşmesini engellemek, psikososyal odaklı yaklaşımlar geliştirmek, birebir mentörlük ve rehberlik yapmak, çocukları takip etmek ve ebeveynlerle birlikte çalışmak gerekiyor. Aynı zamanda çocukların sosyalizasyonunu artıracak yeni ekip ve mekanizmalara ihtiyaç var. Yurt dışında yapılan çalışmalarda okul içerisinde anonim ihbar mekanizmalarının oluşturulduğunu görüyoruz. Bir çocuk başka bir çocuğun bu tarz eğilimleri olduğunu fark ettiğinde, duyduğunda veya sosyal medya paylaşımlarında gördüğünde, ismini belirtmeden durumu bildirebiliyor. Bu ihbarlara yalnızca güvenlikçi bir anlayışla değil, psikososyal açıdan yaklaşılması ve olayın önlenmesine yönelik çalışma yürütülmesi gerekiyor. Çocukların böyle bir durumu gördüklerinde isimlerini vermeden, kendilerini riske atmadan 'Şöyle bir durum var, şu çocukta böyle bir şey fark ettik' diyebilecekleri ve bunun ardından hızlı şekilde müdahale edilebilecek yeni bir anlayışa ve ekip çalışmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum."

Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, dizi ve filmleri suçu normalleştirdiğine de dikkat çekip şunları ifade etti:

"Özellikle mahrem konuların ve şiddet içeriklerinin bazı programlarda veya filmlerde bu kadar rahat konuşulması da çocukların bunları normal bir şeymiş gibi algılamasına neden olabiliyor. Bu da şiddetin normalleşmesine yol açabiliyor. Suçta iki önemli merhale var. Birincisi suçun öğrenilmesi ve normalleştirilmesi. Dijitalleşme ve dijital mecralar bunu maalesef kolaylaştırabiliyor. Bundan daha tehlikeli olan ise işlenen suçun ve şiddetin ardından ortaya çıkması gereken vicdani rahatsızlığın üstesinden gelmeyi öğrenmek. Bu nedenle çocukların şiddeti normalleştirmesini önleyecek, empati ve sosyalizasyonlarını güçlendirecek, riskli davranışları erken dönemde fark edecek ve aileyle birlikte müdahale edecek mekanizmalara ihtiyaç var."

Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. Miraç Burak Gönültaş, geçtiğimiz yıl TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu'na görüşlerini aktarmıştı.

Kaynak: İHA