İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu İmamoğlu'nun savunmasının dikkatle izlenmesini istedi
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, tutuklu İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun 436 sanıklı İBB Davası'ndaki savunmasının demokratik düzen ve anayasal hükümler bakımından dikkatle izlenmesi gerektiğini söyledi. İBB Davası 100. gününde sürüyor.
(İSTANBUL) - İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, tutuklu İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun İBB Davası'nda yaptığı savunmaya ilişkin "Sayın İmamoğlu'nun savunmasının demokratik düzenimiz açısından ve anayasal amir hükümler bakımından dikkatle izlenmesi gereken bir savunma olduğunu söyleyebiliriz" dedi.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası'nın 100. günü Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesindeki duruşmayla devam ediyor. Ekrem İmamoğlu, üçüncü günde savunmasına devam ediyor. Konuya ilişkin değerlendirme yapan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, baro olarak duruşmaları başladığı günden beri takip ettiklerini belirterek, şunları söyledi:
"Tutukluluğa itiraz duruşmasında 'burada eğer 104 tutuklu varsa bunların 103'ünün en azından serbest yargılanması gerekiyor, anayasal düzenimize göre' demiştim. Anayasa madde 19 ve 13'e göre bir ihtiyat payı bırakmıştım, o da hukukçu ihtiyat payıydı ama mahkeme aradan geçen 7 ayda 104 tutuklunun yarısını serbest bıraktı ve 50'yi aşkın tutukluyla devam ediyor. Buradaki ciddi soru şudur: Neden tutuklu yargılıyor? O 50 kişiyi serbest yargılamasıyla diğer 50 kişiyi tutuklu yargılaması arasında ne fark var? Oysa tutukluluğa devam Anayasamıza aykırıdır. Bu açıdan bunu özellikle vurgulamak istiyorum ve her ay sonunda, tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını vurguluyorum. Bireysel karar verilmeli, gerekçeli karar verilmeli bunu vurguluyorum.
"ÖNCE İMAMOĞLU'NUN SAVUNMASININ ALINMASI GEREKİYORDU"
İmamoğlu'nun savunmasına gelince, İmamoğlu'na temmuz ayında savunma hakkının tanınması gerekiyordu ama bu kadar büyük bir dava yani, suçsuz sayılma hakkı ihlal edilerek yürütülen bu soruşturmada, İmamoğlu eğer bir suç örgütü lideri olarak kabul ediliyorsa önce İmamoğlu'nun savunmasını alması gerekiyordu. En sonunda da yine Büyükşehir Belediye Başkanı'nın savunmasını alması gerekiyordu. Bu yapılmadı. Temmuz başında savunma hakkı verilecekti ama o sırada da askıya alındı. Oysa İmamoğlu hiçbir zaman 'ben savunma hakkımdan vazgeçiyorum' demedi.
"SAVUNMA HAKKI TEMELDİR"
Anayasanın gereği adil yargılanma hakkının özü savunma hakkı. Dün yaptığı savunma sırasında kullandığı ifadeler nedeniyle yeni bir soruşturma açılmış. Savunma hakkı temeldir. Savunma hakkı adil yargılanma hakkının özüdür Savunma hakkı sırasında kullanılan ifadeler, başkaları için hakaret teşkil etmiyorsa, eğer ırkçılık söz konusu değilse, şiddete çağrı değilse o zaman o tamamen dokunulmazdır. Yani savunma hakkının özgür oluşu, bunu gerekli kılar. Zira 18 aydır tutuklu olan bir kişi, özellikle haksız olarak tutuklu olduğunun farkında ise ki yaptığı savunmada bunu görmekteyiz, o zaman ister istemez öfkesini dışa vuracaktır. Öfkesini dışa vuruş sırasında kullandığı ifadeler, soruşturma konusu olursa o zaman bu savunma hakkının özüne dokunmak demektir. Çünkü daha sonraki gün yeniden soruşturma açılacak diye daha dikkatli konuşması gerekebilir. Daha dikkatli konuşma kaygısı onun savunma hakkının özünü zedeler.
"CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI SUÇ ÜRETMEYE ÇALIŞIYOR"
Bu saptamadan sonra şu anda tanık olduğumuz savunma aslında daha önceki duruşmalarda yine tutuklu sanıkların savunmalarının uzantısı olarak bir savunma şeklinde nitelendirilebilir. Burada bir kent düzeni söz konusu. Kentsel kamu düzeni söz konusu ve Büyükşehir Belediyesi, 'benim varlık nedenim kentsel kamu düzenini korumaktır', 'Anayasayı ve imar kanununu uygulamaktır' diyor. Fakat Cumhuriyet Başsavcılığı ise bu uygulamalardan suç üretmeye çalışıyor. Oysa bunlar imar planları, imar planlarındaki değişiklikler, herhangi bir soruşturma konusu olsa dahi bunlar ceza davasının konusu değil, idari denetimin, idari yargılamanın konularıdır. Kaldı ki Sayın İmamoğlu bugün de vurguladığı gibi, '2019'dan itibaren yapılan işlemlerle 2019 öncesi yapılan işlemler arasında herhangi bir fark yok bize yöneltilen suçlamalar bakımından. Eğer bunlar suç ise neden 2019 öncesi, işlemler burada yargılamanın konusu değil de yalnızca sonraki işlemler yargılamanın konusudur' diyor. Haklı savunmalar var. 'İmar planlarında değişiklik, 2019 öncesi dönemde yapılmıştır. Biz imar planlarında değişiklik yapmadık' diyor. Bunu belgeleriyle ortaya koyuyor. Son nokta ise şudur, Sayın İmamoğlu'nun söylediği 'Biz sürekli denetim altındaydık. Denetim İçişleri Bakanlığı'nın denetimi, denetim Sayıştay'ın denetimi. O zaman bu denetimler etkili yapıldığına göre, bu denetimlerden ortaya konulmayan yolsuzluklar şimdi nasıl oluyor da Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ortaya konuyor' biçiminde haklı savunmalar var.
"BU SAVUNMA NEDEN SAKLANIYOR?"
En önemlisi belki de İmamoğlu'nun savunmalarında ortaya çıkan tablo: Neden saklanıyor bu savunma? Neden yayın yoluyla halka duyurulmuyor? Çünkü İmamoğlu'nun tezi şu: Ben eğer Cumhurbaşkanı adaylığımı koymasaydım, yerim burası olmayacaktı diyor ve buna savunmasında siyasal bir savunma yaparak demokratik hukuk devleti açısından bunun ögelerini ortaya koyuyor ve bunu sorguluyor. Yani şu anda Türkiye'deki yönetimin saydam olmayışı, anayasal düzenin sürekli ihlal edilmesi, büyük rüşvet çarkları, fon skandalına kadar ortaya çıkan büyük yolsuzluklar ama bu yolsuzluklar karşısında yargı düzeneğinin işletilmemesi, bir cezasızlık politikası ama demokratik muhaliflerin ise sanık sandalyesinde özellikle tutuklu olarak yargılamaları dikkate alındığında, Sayın İmamoğlu'nun savunmasının demokratik düzenimiz açısından ve anayasal amir hükümler bakımından dikkatle izlenmesi gereken bir savunma olduğunu söyleyebiliriz.
"BU DURUŞMA SALONU DÜNYADA EŞİ BENZERİ BULUNMAYAN BİR SALONDUR"
Bu savunma aslında İmamoğlu'nun belirttiği gibi 'Bu duruşma salonu benim için mi yapıldı?' diyor. Gerçekten bu duruşma salonu aslında dünya da eşi benzeri bulunmayan bir salondur. Böyle bir dava ise yüzlerce kişinin yargılandığı dava, tarihimizde de eşine rastlanmayan bir davadır. O nedenle biz İstanbul Barosu olarak hukukun üstünlüğünü korumak ve insan haklarını savunmakla yükümlü baro olarak, gözlem raporları hazırlıyoruz periyodik olarak. Bunları yayınlıyoruz. Bizim ölçümüz, ölçütümüz adil yargılanma hakkı gereklerine uyulup uyulmadığını izlemek ve gözlemektir. Yoksa biz haliyle hukukçular olarak, bir hukuk kurumu olarak taraf tutma gibi bir lüksümüz yoktur. Çünkü buradaki yargılamanın adil olup olmadığı Türkiye'nin geleceği açısından son derece önemlidir. Yani Anayasa madde 2, insan haklarına dayanan laik ve demokratik hukuk devleti yaşayabilecek mi, yaşayamayacak mı? Belki de burada yapılan duruşmalar, savunmalar ve verilecek karar, bu konularda ölçü olacaktır diye düşünüyorum."