İYİ Parti Genel Sekreteri Özel, çerçeve yasa ve fon krizini İzmir'de eleştirdi
İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel, İzmir'deki basın toplantısında çerçeve yasayı eleştirerek fon krizini değerlendirdi. Özel, çerçeve yasanın kapsamını sorguladı ve fon krizinde 850 milyar liralık hacme dikkat çekti.
(İZMİR) - İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel, "çerçeve yasa"ya ilişkin "Bu çerçeveyse bunun içinde hangi fotoğraflar olacak? veya terör örgütünün dediği gibi bu bir kök yasa ise bunun dalı budağı, gövdesi ne olacak" dedi. Fon krizine de değinen Özel, "Şu an Sayın Erdoğan ve tüm ilgililer şunu biliyor: Kim kaç lirayken hangi kağıdı almış? Kim kaç lirayken satmış, tam krizden önce kim satmış? Yani tanımadıkları kimse yok" diye konuştu.
İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel, İzmir'de düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin ekonomik ve siyasi gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Toplantıya İYİ Parti Genel İdare Kurulu (GİK) Üyesi Ali Topçu ve İzmir İl Başkanı Ülkü Doğan da katıldı. Ekonomideki uzun süreli sorunların toplumsal yaşamı doğrudan etkilediğini ifade eden Özel, Terörsüz Türkiye sürecinin yasal çerçevesini, sermaye piyasalarındaki tartışmaları ve İzmir'deki siyasi gelişmeleri değerlendirdi.
EKONOMİK KRİZ VURGUSU
Türkiye'de seçim sonuçlarının matematiksel dengelerle yakından ilişkili olduğunu belirten Özel, ekonomik koşulların vatandaşların eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimini etkilediğini söyledi. Özel, konuşmasına şu şekilde devam etti:
"Ekonomimiz ne durumda diye baktığımızda şunu görüyoruz. Şimdi geriye dönük olarak 7-8 senedir ciddi bir ekonomik durgunlukla başlayan ama özellikle son 3 senedir gerçekten bir kriz halinde bulunan verilerle biz karşı karşıyayız. Şimdi şunu kabul etmek lazım. Bir şey krizse anlıktır. Yani kalp krizi gibi düşünebilirsiniz bunu. Kalp krizi geçiriyorsunuzdur. Yani ya hayata devam edersiniz ya da edemezsiniz. Ama sürekli bir kalp krizi halinde kalamazsınız. Ama Türkiye'nin ekonomisi 7-8 senedir bu kriz halinin içerisinde kalmış durumda. Orada da maalesef biraz üzücü ama şunu kabul etmek gerektiğini ben düşünüyorum. 7-8 sene süren şey kriz değildir. Siz artık o olmuşsunuz demektir, osunuz. Bu 7-8 senedir ortadan kaldırılamıyorsa eğer, demek ki Türkiye'nin yeni ritüeli, yeni doğrusu bu. Baktığınızda 94 krizini hatırlayın. Baktığınızda 2001-2002 krizini hatırlayın. Bakın bunları anarken ne diyorsunuz? 94 diyorsunuz. Niye? 95'te o ayarda değil çünkü. Niye 2001-2002 diyorsunuz? 2003 de öyle değil çünkü. Ben size desem ki bu krize bir isim koyun ve yıllara bunu bağlayın. Hangi yılları söyleyeceksiniz mesela? 2026 kötü, 25 kötü, 24 kötü, 23 kötü, 22 kötü, böyle kriz olmaz. Yani 1999 buhranı dediğiniz şey bile esasen, bakın, bütün dünyada etkili olmuş bir şey ve bir yıl ismiyle anabiliyorsunuz. Ama Türkiye'nin mevcut durumu böyle değil.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ
Bir siyasi parti genel başkanının gelip Türkiye'de işte Apo çıksın gelsin, DEM Parti'nin grup toplantı salonunda konuşsun demesiyle başlayan, aslında kendisine başlattırılan bir açılım süreci. Terörsüz Türkiye adını verdikleri bir süreç. İki sene içerisinde kimi zaman bu süreç alevlendi, kimi zaman biraz ateşi düştü ama en nihayetinde biliyorsunuz ki Meclis kapanmadan evvel bir çerçeve yasağı adı verilen taslak metin geldi, Meclis'e sunuldu bir yasa teklifi olarak ve Meclis'te 467 oyla kanunlaştı. Şimdi bu çerçeve yasağı metnin neydi? Ona iyi bakmak gerekiyor. Şimdi çerçeve denilince şöyle bir beklenti oluyor doğal olarak. E, bu çerçeveyse bunun içinde hangi fotoğraflar olacak? veya terör örgütünün dediği gibi bu bir kök yasa ise bunun dalı, budağı, gövdesi ne olacak? Bunun devamı var manasında bunun ismi çerçeve aslında. Şimdi yasaya baktığınızda şunu görüyorsunuz: Yasadan kim faydalanıyor? Kimler bu yasadan faydalanabilir? Örgütü kuran faydalanıyor. İdare eden faydalanıyor, yöneten faydalanıyor, üye olan faydalanıyor. Örgüte propaganda yapan faydalanıyor, finans sağlayan faydalanıyor. ya bu örgütün başka kimi var zaten? Örgüt dediğiniz bu. Hangi suçlar kapsamında bunlar bu yasadan faydalanabiliyor diye baktığınızda şunu görüyorsunuz, diyor ki 1 Haziran 2005 öncesi hariç olmak üzere diyor. İstiyorlar ki Apo faydalanamıyor diye düşünün.
Yani bebek katili bundan faydalanamıyor diye. Aslında 1 Haziran 2005 tarihi şu demek: Bir önceki ceza kanununa atıf yapıyor. ve diyor kasten adam öldürme suçları hariç. Yani bu da tamamen bir iletişim. Siz hepiniz iletişimcisiniz. Şimdi kasten öldürme suçu ne demek? Zaten bir terör faaliyetinde bir kasten öldürme söz konusuysa terörist ya ölmüştür ya da kendisini ortadan kaldırmıştır. Haricen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin elinde kasten adam öldürme suçu işlemiş kaç tane teröristin tespitli listesi var? Bu yok zaten. Böyle bir şey yok. Şimdi dolayısıyla pratikte bunun bir karşılığı yok. E kaldı ki 2005'ten bugüne kadar Abdullah Öcalan örgütü idare etmedi mi? Şimdi bu sürecin içerisinde bu kurul ne yapacakmış? Örgütün her türlü silah ve mühimmatını teslim ettiğini tasdik edecekmiş. ya sizde örgütün ne silah ve mühimmatı olduğuna dair bir liste mi var? Şimdi siz insanlara terörsüz Türkiye sürecini destekliyor musunuz diye sorarsanız, terör ve Türkiye'yi bilen, bu iki kelimenin manasını bilen herkes onsuz bir Türkiye'yi istediği için buna der ki evet, destekliyorum ya. Ben de destekliyorum, Türkiye terörsüz olsun tabii ki, orada problem yok. 467 milletvekili bu iradeye nasıl sahip oldu? 2023 seçimleriyle. 2023 seçimlerinde yolda ve evde, sokakta gezerken insanlara ne dediler? Bize oy vermezseniz dediler, bunlar Apo'yu salacaklar. Bize oy vermezseniz dediler, örneğin İYİ Parti için dediler ki bunlar HDP ile iş birliği yapıyor. Altılı Masa'nın altında 7. olarak HDP var. Bunlar terörist dediler. O zaman Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'ydu. Onun yapay zekayla yapılmış, işte terör örgütü üyeleriyle videolarını yayınladılar ve Sayın Cumhurbaşkanı'na bu hani ayıp değil mi?
FON KRİZİ GÜNDEMDE
İnsanların iradesi, bakın, üç şekilde sakatlarıd hukukta: Cebren, hata ile ve hile ile. Hile ile sakatlandı. Borsaya normalde bir şirketin girip oradan hisse satabilmesi için birçok hukuki prosedürden geçmesi lazım ve bunlar çok ciddi prosedürlerdir. Ama son 3-5 yılda bu iş Ankara'da şuna döndü: Avukatı belli, bağımsız denetimcisi belli, mali müşaviri belli. Siz de batıyorsunuz. Paket programı bu adamlara gidiyorsunuz. Bu adamlar sizi allıyor pulluyor. Bir güzel şişiriyor. SPK'dan da geçiyorsunuz. İnsanların parasını topluyorsunuz. Sizin şirket değeriniz artsın diye de işte bu Tera ve benzeri diğer fonlar sizden sürekli alım yapıyor. Bir liralık, iki liralık şirketiniz yüz lira oluyor. Siz de işinizi görüyorsunuz, paranız cebinizde. O sırada üç lirayken, beş lirayken, on lirayken kağıt almış olanlar da kazanıyor. Herkes diyor ki ne kadar güzel kazanıyorum. Bir yandan borsada, fonda para kazanıyorsunuz zaten diye eski usul işte taşıt yatırımı da yapmıyorsunuz, emlak yatırımı, konut yatırımı da yapmıyorsunuz. Yani piyasa da ölüyor.
Dolayısıyla günün sonunda boş bir mal alıyorsunuz siz. ve bakın, bu bir şebeke. ve Ankara'da, İstanbul'da, yani bu işin gurmeleri bilir diyor ya, isim isim bu adamlar bilinir. Yani hangi avukatla bunu yapabiliyorsunuz, hangi mali müşavirle bunu yapabiliyorsunuz, bunlar bilinir. Günün sonunda yaptıkları şey 850 milyar liralık bir hacim. Bunun hepsi iç edilmiş değil. Bunun 330-350 milyar lirası para piyasası fonlarında. Yani adam risk almamış. Adam maaşını almış, kiraya kadar param erimesin diye para piyasası fonunda, en risksiz fonda tutmuş. Bunun 500 milyar lirası da hisse senedi ağırlıklı. Ama bakın, hisse senedi ağırlıklı olan bu 500 milyar liranın şirket değeri 10-15 milyar lira var yok. Yani tasfiyelerden sonra ele kalacak olan bu. Hisse senedi piyasasındaki parası olanların parasının yüzde 80'i, yüzde 90'ı, belki hepsi gitti. Şimdi ne yapmaya çalışıyorlar? 550 bin hesap var. Bunun 350-400 bin kişiye ait olduğu söyleniyor. Bir yandan da bakın, muhalefetin şöyle bir pozisyonu var: Bir şey bilmiyorsunuz. Çünkü bunlar kamusal veri. Yani bunu kim bilir? Bunu Maliye Bakanlığı bilir. Bunu SPK bilir. Sizin onlardan evrak, kağıt alma imkanınız yok ki. Ama şu an Sayın Erdoğan ve tüm ilgililer neyi biliyor? Şunu biliyor: Kim bu fon kapalı iken buraya girmiş? Bunun bir Excel'i var, onda var. Kim kaç lirayken hangi kağıdı almış? Kim kaç lirayken satmış, ne zaman satmış, tam krizden önce kim satmış, bunların hepsini biliyorlar. Bunu niye açıklamıyorlar? Çünkü o adamlar bugün bir düğün davetiyesi dağıtsa, nasıl bir liste yapacaklarsa şu an o Excel'de o isimleri görüyorlar. Yani tanımadıkları kimse yok. Şimdi bir yandan kızıyorlar. Diyorlar ki ya bu kadar olur mu? Bu kadar olur mu? Bu kadar yapılır mı?
CEMİL TUGAY'IN AK PARTİ'YE KATILMASI DEĞERLENDİRİLDİ
Şimdi Türkiye 2018'de bir rejim değişikliğine gitti aslında. Tek adam rejimi. Tek adam daha sağlıklı iken, daha kudretli iken, daha kuvvetli iken bu meseleye biraz daha sahip çıkabiliyordu. Ama insanoğlu, yaş geçiyor vesaire oluyor, yorgunluk şu bu... Günün sonunda bizim rejim artık tek adam rejimi değil. Bu rejim tek tük adamlar rejimi. Böyle adamlar var. Esas adamın etrafında işi onlar görüyor. Esas adamla fotoğraf çektiriyorsunuz ve bu işleri yapıyorsunuz. Ama bu duvarın temel kilit taşı şahsiyettir. İnsanların şahsiyetiyle alakalı bir şey söylemek elbette ki benim hakkım değildir. Ama siyaseten, siyaseten bakın, zorlanıyor olabilirsiniz. Tehdit ediliyor da olabilirsiniz. Türkiye'nin Norveç olmadığını bilecek kadar biz de bu vatandaşlığa sahibiz, burada yaşıyoruz. Ama eminim ki anneniz sizi belediye başkanı, milletvekili olarak doğurmamıştır. Dolayısıyla ondan istifa edebilirsiniz. Ondan istifa edersiniz, partinizden etmezsiniz, ya partinizden de hadi edersiniz, evinize gidersiniz, bir eviniz vardır illaki yani.
Şimdi burada aylardır süren, hatta belki yılı bulmuş bir meseleydi. İşte Sayın Tugay'ın AK Parti'ye gitmesi, gitmemesi hadisesi. ve sürekli bir yalanlama, sürekli bir yalanlama, sürekli bir yalanlama. Yani burada ateş ve duman hadisesi aslında bu. Yani bu duman buradan boşuna çıkmıyor. Yani ne kendi vaktinizi kaybedin ne İzmirliye vakit kaybettirin. Yani amacınız gerçek manada İzmir'e hizmet getirmekse o vakitten de çalmayın o zaman. İnsanları da oyalamayın. Her ne yapacaktıysanız yapın bunu. Yani İzmir'in bir senesini, kendi 4-5 seneniz içerisinde gitti gitmediğiyle niye çalıyorsunuz? İşin böyle bir boyutu da var. ve baktığınız zaman ben şunu da izah edemiyorum. İktidar açısından da makul bir hamle olduğu kanaatinde değilim. Yani bunun siyasi bir kazanım olduğunu düşünmüyorum. Bunun bir ganimet gibi algılandığını düşünüyorum onlar tarafından. Yani bir gönül kazanma olmasa gerek bu. Yani bu pazar seçim olsa ne Sayın Tugay'ın AK Parti adayı olarak ne de herhangi bir AK Partilinin İzmir'de seçim alacağı kanaatinde değilim ben. Burada ortaya şu çıkıyor: Sayın Tugay'ı aday etme iradesi, Sayın Tugay'ın aday olduktan sonraki izlediği sürece dair genel merkez iradesi, onları sorgulama yetkisinde de değilim ama İzmirli'nin net bir biçimde artık şunu gördüğünü düşünüyorum. Yani İzmir gerçekten bu kayıkçı kavgasına terk edilemeyecek bir yer."