15 TEMMUZ DEMOKRASİ ZAFERİNİN 10. YILI - Şehitler Köprüsü'nde darbecilere direnen gaziler, 10. yılda duygularını anlattı

Son Güncelleme:

15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde tek başına darbeci askerlerin karşısına geçen ve direnişin sembollerinden olan gazi Safiye Bayat: - "Biz o gün cesaretle, ferasetle, dirayetle sokaklardaydık. Neden? Çünkü başımızda Recep Tayyip Erdoğan gibi, dünyaya ismini en güzel harflerle yazdırmış bir lider var. Cesaret timsali, merhamet timsali bir devlet başkanımız var. Onun himayesindeydik biz aslında" - Gazi avukat Muhammed Taşdemir: - "7 ameliyat geçirdim. En son ameliyatımda da sağ olsun mazlumların duasıyla ayağım kesilmekten kurtarıldı" - Gazi Ahmet Alkılıç: - "6 ay bir bebek gibi konuştum. Hiçbir şey hatırlayamadım. Ne okuma vardı ne yazma vardı. Hayata tekrardan başladım. 6 ayın sonunda yavaş yavaş konuşmaya başladım, hatırlamalar gelmeye başladı. Tam manasıyla iyileşmem de 2 seneyi buldu"

ADEM KOÇ/ŞADUMAN TÜRKAY/FATMA NUR DUMAN ARI - Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirilen Boğaziçi Köprüsü'nde, darbeci askerlere karşı duran gaziler 10 yıl sonraki duygularını anlattı.

15 Temmuz akşamı bir grup asker tarafından Boğaziçi Köprüsü'nün kapatıldığı ve hükümete darbe girişiminde bulunulduğu haberlerinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın televizyonda yaptığı çağrı üzerine birçok vatandaş darbeyi protesto etmek için meydanlara çıktı.

Boğaziçi Köprüsü'ne de çıkan vatandaşlardan Gazi Safiye Bayat'ın, darbeci askerlerin karşısına tek başına çıktığı görüntüler hafızalara kazındı.

Yaşadıklarını ve 10 yıl sonraki duygularını AA muhabiriyle paylaşan 3 çocuk annesi Safiye Bayat, o gecenin dün gibi aklında olduğunu, hafızalardan silinmeyeceğini söyledi.

Daha önceki darbeleri görmediğini, sadece anlatıldığı kadarıyla bildiğini belirten Bayat, "Annemizden, babamızdan öğretilenlerle büyüdük. Eski darbeleri görmedik, bilmiyoruz. O sindirilmiş sıkıştırılmış baskı görmüş insanların torunları olarak biz o gün cesaretle, ferasetle, dirayetle sokaklardaydık. Neden? Çünkü başımızda Recep Tayyip Erdoğan gibi, dünyaya ismini en güzel harflerle yazdırmış bir lider var. Cesaret timsali, merhamet timsali bir devlet başkanımız var. Onun himayesindeydik biz aslında." dedi.

Bayat, ilk başta tankların ve askerlerin Boğaziçi Köprüsü'nde olduğunu duyan herkesin bunun nedeninin sorguladığını, kendisinin de bunu kimlerin, neden yaptıklarını sormak için köprüye yürüdüğünü ifade etti.

Başta yaşananlara anlam veremediğini dile getiren Bayat, bunun bir darbe olduğunu düşünemediğini, aklına gelen ilk şeyin ülkeyi yabancı askerlerin ele geçirmeye çalıştığı olduğunu kaydetti.

Köprüye gittiğinde askerlere defalarca kim olduklarını sorduğunu vurgulayan Bayat, yaşananları şöyle anlattı:

"'Bunlar Türk askerinin sadece üniformasını çalmış hain hırsızlar' dedim önce. 'Hırsızsınız siz' dedim. 'Bu üniformalara nasıl sahip oldunuz, nasıl giydiniz bunları?' dedim. Sonra beni hırpalamaya başladı, sözde binbaşıymış. Adını mahkemelerde öğrendim, Ahmet Taştan. Beni hırpalıyor. Sonra biri diyor, 'Öldürelim mi komutanım?' Biri, 'İçeriye atalım mı komutanım?...' Ben bunların kim olduğunu anlayamadım ama yapacaklarını anladım. Bunlar buraya korkutmaya değil, sindirmeye değil, bir hareketi eyleme çevirmeye gelmişler. Dedim ki 'Yaptığınız yanlış, bu yoldan dönün."

Gazi Safiye Bayat, birkaç saat sonra sığındığı yerde telefonundan haberlere bakınca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın halka seslendiğini ve herkesi sokağa davet ettiğini öğrendiğini, bunun üzerine köprüye gelen diğer insanlarla mücadeleye devam ettiğini belirtti.

Bayat, "Sokağa herkesi davet etmek ne demek? Bu, Türkiye sizin demek, her yer size ait demek. 'Ben hepinizi orada görmek istiyorum. Orada olun, sahip çıkın. Eskisi gibi olmasın hiçbir şey' demek. Eski darbeleri dinledik sadece ama o gün yaşıyorsunuz. Nasıl yaşayacağınız da ileride size bağlı. ya geçmişteki atalarınız gibi korkarak, sindirilmiş bir şekilde, baskıyla, idamlarla sessiz kalıp evde oturacaksınız ya da devlet reisinizin önderliğinde, güçlü kuvvetli iradenizle, sizde mevcut olan vatan millet sevgisiyle o sokaklara yürüyeceksiniz." diye konuştu.

Darbecilerin kendilerine karşı duran halkın üzerine ateş etmeleri sonucu çok sayıda kişinin yaralandığını hatırlatan Bayat, birçok yaralıya yardım ettiğini, bazı yaralıların gözünün önünde şehit olduğunu dile getirdi.

Kendisinin de bacağından vurulduğunu ifade eden Bayat, "Bir kurşun ama ne kurşun. Havaya uçtum ve düştüm. Kurşunlandığım yer neresi? Kendi kalem. Kendi kardeşlerimin kanının üzerine düştüm. Öyle bir acı yok, o kurşun yarası kadar acı bir yara yok. İlk defa tadıyorsunuz, ilk defa böyle kan görüyorsunuz. İlk defa böyle ölmüş insanları bir arada görüyorsunuz. Ama zihniniz berrak, diliniz de berrak, sadece gözünüzde Allah için, kardeşleriniz için ve geleceği artık görebildiğiniz bir mutlulukla gözyaşı akıtıyorsunuz. Çünkü burada görevimizi yapıyoruz, ölüyoruz. Bu sözü unutmayın. Biz dünyanın çocuklarını yaşatmak için ölüyoruz. Türk budur." şeklinde konuştu.

Bayat, bir araca bindirilip hastaneye ulaştırıldığını ve tedavisine başlandığını söyleyerek, "Benim tibia kırığım vardı, parçalı kırık. Ayağım kesilebilirdi. Ama Allah'ın rahmet ve merhamet tecellisine vakıfım elhamdülillah. Allah iki damar arasından kurşunu geçiriyor. Bir milimle kurtarıyorum, üst ya da alt kesilecek. İkisinin arasından geçiyor G3 kurşunu ve iki gün boyunca ameliyata alınamıyorum mikroplu yaralanma diye. Izdırabımızın haddi hesabı yok. Buna tiyatro diyenler önce acıyı yaşasın. Acıyı yaşayabiliyorsa, bizimle aynı günü tadabiliyorsa, karşıma ancak öyle geçebilir." ifadelerini kullandı.

Türk milletinin devletine güvenmesi gerektiğinin altını çizen Bayat, sözlerini şöyle tamamladı:

"Devletine güvenmeyen bir toplum muhakkak ki sürünmecenin içindedir. Sürünmemek için, size boyunduruk vurulmaması için önce devletinizi, milletinizi seveceksiniz. Birbirimizi sevmediğimiz müddetçe gerçekten iman etmiş sayılmayacağız. Yani iman aslında bizim varoluş inancımız, içinde merhameti, kudreti ve kuvveti taşıyan inancımız. Ben milletimize derim ki İslam'la yaşayın, Allah'la yaşayın. O size yol da gösterir, yönünüzü de çizer. Siz nerede olursanız olun, sizi sizin gibilerle beraber haşreder."

Motosikletiyle köprüye çıkan gazi, polisin can güvenliği uyarısına rağmen yolundan dönmedi

15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde yaralanan gazi Bilal Özyıldırım da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısının ardından evinden çıkarak motosikletiyle önce Kısıklı'ya, ardından Üsküdar'a gittiğini, köprüde vatandaşlara ağır silahlarla ateş açıldığı haberini alınca rotasını buraya çevirdiğini anlattı.

Altunizade'ye ulaştığında polis ekiplerinin, can güvenliği olmadığı konusundaki uyarısına rağmen binlerce kişi gibi yolundan dönmediğini söyleyen Özyıldırım, vatandaşların tekbir getirip sloganlar attığı sırada darbecilerin halkın üzerine ateş açtığını ve çok sayıda kişinin şehit olduğunu vurguladı.

Köprüde omzundan yaralandığını, buna rağmen geri adım atmayı düşünmediğini belirten Özyıldırım, o gece sokaklarda bulunan herkesin büyük bir cesaret ve fedakarlık örneği sergilediğini ifade etti.

Özyıldırım, şunları anlattı:

"Şehitlerimiz bize vatan bıraktı, biz de çocuklarımıza güçlü bir devlet bırakmalıyız. Bunun için de tarihimizden dersler çıkartıp geleceğimizi öyle inşa etmeliyiz. Birlik olmak, aynı düşünmek değil, doğruyu düşünmek, doğrusunu yapmak, edep ve erkandan ayrılmadan vatana aynı sadakatle bağlı kalabilmektir. O gece Cumhurbaşkanımız gerçek anlamda bir lider, başkomutan olarak binlerce yıllık şanlı tarihi olan bu asil Anadolu halkının, bu büyük milletin silkelenmesini, üzerindeki ölü toprağını atıp yeniden şahlanmasını ve milletin, bizlerin yeniden özümüze dönmesini sağlamıştır. Tankların önüne çıkan insanlar arasında sağcı da solcu da şeriatçı da vardı demokrat da. Çünkü söz konusu vatandı. İşte o ruhu kaybetmememiz gerekiyor. Bundan sonra da benzer girişimlerin yaşanmaması için daha özverili, daha birlikte, daha dirayetli olmamız gerekiyor. Burada en büyük görev gençlerimize düşüyor."

12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997'deki darbeleri gördüğünü kaydeden Özyıldırım, bu darbelerin ardından çok büyük zulümlerin yaşandığını dile getirdi.

7 ameliyat geçiren gazi avukatın acıları dinmedi

Boğaziçi Köprüsü'nde darbeci askerlerin kullandığı G3 piyade tüfeğinden çıkan mermiyle ağır yaralanan gazi avukat Muhammed Taşdemir, 7 ameliyat geçirmesine rağmen ağrılarının devam ettiğini, ayağındaki kalıcı hasarın kendisine her gün 15 Temmuz gecesini hatırlattığını söyledi.

Kendisinin de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısı üzerine saat 23.00 sıralarında Maltepe'deki evinden çıktığını anlatan Taşdemir, selaların okunmaya başlaması ve vatandaşların meydanlara akın etmesi üzerine daha kararlı hareket ettiğini belirtti.

Taşdemir, vatandaşların Bostancı Köprüsü'nde yolu kapatan demir yüklü tırı kaldırmak için çaba gösterdiğini, metrobüs güzergahında yaralı vatandaşlarla karşılaştığını, darbecilerin sivillere ateş açtığına bizzat tanıklık ettiğini aktardı.

O geceyi unutamadığını ifade eden Taşdemir, "Sol tarafta metrobüste kanlar içinde insanları gördüm. Halkın 'Allahuekber' deyip tekbirlerle ilerlediğini, asker görünümlü hainlerin halka ateş ettiğini gördüm. Halkına, milletin kendi silahıyla ateş eden, mermiyle sıkan bir örgüt vardı karşımızda." diye konuştu.

Darbe girişimine karşı vatandaşların büyük bir cesaret ortaya koyduğunun altını çizen Taşdemir, "Orada 16 yaşındaki çocuklar bile ellerinde silah olmadan bu mücadeleyi verdi. Allah'a şükürler olsun, Türk halkı orada o oyunu bozdu. Halkın desteğiyle o gün onlara bir 'dur' denildi." ifadelerini kullandı.

Taşdemir, diğer vatandaşlarla birlikte köprüye ilerlediğini belirterek, "Bariyerlerden korunarak gidiyordum. Önümdeki herkes şehit olmuştu. Ben de orada vuruldum. İlk vurulma anında hiçbir şey hissetmedim. Daha sonrasında ciddi bir kanamam vardı. Önce bir eşarpla, daha sonrasında kemerle sıkıldı. Sağ olsun vatandaşlar, elinden geldiğince beni hastaneye götürmeye çalıştı. O arada motosikletle Şükrü Bey canını yok sayıp beni hastaneye götürdü." şeklinde konuştu.

İlk Başkent Hastanesi'ne kaldırıldığını, daha sonra Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gönderildiğini dile getiren Taşdemir, "Gecikmeli olsa da ameliyat oldum, 7 ameliyat geçirdim. En son ameliyatımda da sağ olsun mazlumların duasıyla ayağım kesilmekten kurtarıldı." dedi.

Hastanelerde yaralıların, sağlık çalışanlarının ve hasta yakınlarının yaşadığı çaresizliğin de hafızasından hiç silinmediğini vurgulayan Taşdemir, şunları kaydetti:

"Çocuklarıma da bu acıyı her zaman söyledim. Söylemeye devam ediyorum, anlatıyorum. Vatanına, milletine, bayrağına hizmet edecek evlatlar yetiştirmeye çalışıyorum. Bizim amacımız bu. Gerçekten o sokaktaki birçok insanı, şehit yakınlarını tanıyorum, gazileri tanıyorum. Hepsi tertemiz insanlar. Hepsinden Allah binlerce kez razı olsun. Orada gazi olmayıp da kahramanlık yapan binlerce insan var. Bu bir toplum mücadelesiydi. Bunu hiçbir zaman Türk halkının unutmaması gerekiyor. 15 Temmuz bu milletin şerefi, namusu. 15 Temmuz'u itibarsızlaştıran kim varsa gerekli cevabı vermemiz gerekiyor."

"Hayata tekrardan başladım"

15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde yaralanan gazilerden Ahmet Alkılıç ise TRT'de darbe bildirisinin okunduğunu görünce yerinde duramadığını, eşine darbe girişimine karşı koymak için dışarı çıkması gerektiğini söylediğini aktardı.

Kendisiyle dışarı çıkmak isteyen eşini çocuklara bakması için evde kalmaya ikna ettiğini söyleyen Alkılıç, "Tam evden çıkarken Cumhurbaşkanımızın halkı sokağa davet ettiği video telefonuma geldi. Onu gördükten sonra durmanın imkanı yoktu. Arkadaşımı da aldım ve Ümraniye Meydanı'na geldim. Ellerimizde bayraklar, ağzımızda tekbirler vardı. O anda bir kalabalık oluştuk." diye konuştu.

Ümraniye Meydanı'nın adeta panayır yerine dönüştüğünü, binlerce insanın sokaklara döküldüğünü vurgulayan Alkılıç, bir süre sonra arkadaşlarıyla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Kısıklı'daki evinin önüne doğru yürüme kararı aldıklarını anlattı.

Alkılıç, Boğaziçi Köprüsü'nde katliam olduğu haberini alınca Kısıklı'dan köprüye geçmeye karar verdiklerini belirterek, "Polisler 'gitmeyin, insanları katlediyorlar' dediler. O anda üzerimize mermi gelir, vuruluruz, ölürüz, hiç umurumuzda değildi." ifadelerini kullandı.

Köprünün girişinde FETÖ'cü darbeciler tarafından kurşunlanan yaralıların taşındığını ve silah seslerinin hiç susmadığını dile getiren Alkılıç, "Anadolu yakası tarafında gidiş istikametinde TOMA'lar vardı. İnsanlar arkasına siper almışlardı, çünkü devamlı ateş ediliyordu. Üzerimize çok yoğun atış geldi. Ben de arkadaşım Tayfun'u ittim, yere yatsın diye. Kendimi siper almaya çalışırken, o anda iki mermi yemişim. Biri kolumda, biri başımda. Kafa tasını kırdı, beyin zarını yırttı. Kafamın sol tarafında kemik yoktur. Yere düştükten sonra Tayfun beni buluyor, sırtına alıyor ve yüz metreye yakın beni atış alanından çıkartmak için sırtında taşıyor." şeklinde konuştu.

Alkılıç, hastanede doktorların kendisine müdahale edemediğini ve bir sedyede ölmesinin beklendiğini söyleyerek, "Orası zaten bir mezbahaya dönmüş gibiydi." dedi.

Hastaneye yaralı getiren bir ambulanstaki görevlilere babasının ricası üzerine başka bir hastaneye sevk edildiğinidile getiren Alkılıç, tedavi sürecini şöyle anlattı:

"Yaklaşık 8,5 saatlik bir operasyonla tekrar hayata dönüyorum. Uzun bir süre tedavi sürecimiz devam ediyor. 6 ay bir bebek gibi konuştum. Hiçbir şey hatırlayamadım. Ne okuma vardı ne yazma vardı. Hayata tekrardan başladım. 6 ayın sonunda yavaş yavaş konuşmaya başladım, hatırlamalar gelmeye başladı. Tam manasıyla iyileşmem de 2 seneyi buldu. Doktorlar bana şimdi, 'Biz sana konuşamaz, ayakta duramaz dedik, ayakta duruyorsun' diyorlar. Allah'a hamdolsun, herhangi bir sıkıntım kalmadı."

Kaynak: AA