5. Din Şurası

Son Güncelleme:

Cumhurbaşkanı Erdoğan: (1) "Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı sıfatıyla benim asıl ilgi alanım pek tabii biçimde meselenin pratik boyutlarıdır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, " Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı sıfatıyla benim asıl ilgi alanım pek tabii biçimde meselenin pratik boyutlarıdır. Şahsen bu alanda bir başka vazifem daha olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanı olarak, bu ülkede dine ait tüm meselelerin, tüm konuların artık özgürce ve özgüvenle ele alınabilmesi için ilgili tüm kesimleri cesaretlendirmekle mükellef olduğum inancı içindeyim" dedi.


Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Bilkent Otelde düzenlenen 5. Din Şurası'ndaki konuşmasında, şuranın ülke, millet ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi. Şurayı düzenleyenlere şükranlarını sunan Erdoğan, katılımcılara da katkılarından dolayı teşekkür etti.


Türkiye'nin pek çok güncel meselesinde olduğu gibi, bölgede ve dünyada dinin ve dine müteallik meselelerin tartışmaların odağında yer aldığı bir süreçten geçildiğini aktaran Erdoğan, Batı'da kiliseyle devlet arasında ya da kiliseyle bilim arasında asırlar boyunca devam eden tartışmaların, dinin kamusal alandan silinmesi, dinin bireyin özel hayatına hapsedilme mücadelesine dönüştüğünü aktardı.


Batı'da asırlardır devam eden bu mücadelede kimin ne kadar başarı sağladığının bugün bile tartışma konusu olduğunu belirten Erdoğan, şunları söyledi:


"Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki Batı'da Hristiyanlığın bıraktığı boşluk, modernleşme gibi, kapitalizm gibi, para, teknoloji, moda hatta bilim gibi önemli bir çoğunluk tarafından din kabul edilen olgularla doldurulmak istendi.


Başta Türkiye olmak üzere bazı İslam ülkeleri, Batılılaşma süreçleri içinde birçok şeyi taklit ettikleri gibi ne yazık ki kilise ile devlet, kilise ve bilim arasındaki tartışmaları da taklit ettiler. Batı'da Hristiyanlıktan oluşan boşluğa örneğin yurttaşlık dini ikame edilirken Türkiye gibi Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde de benzer bazı denemelere girişildi. Hristiyanlık tartışmalarında din bir afyon olarak tanımlanırken, aynı tavır ülkemize ya da başka İslam ülkelerine bir taklit olarak yerleştirilmek, ikame edilmek istendi.


Son 200 yıldır Türkiye topraklarında yaşanan tartışmaların önemli bir çoğunluğunun merkezinde aleni ya da gizli şekilde din vardır. Dine müteallik meseleler, siyasetten sosyolojiye, idareden iktisada, eğitimden sanata kadar hemen her alanda gizli ya da açık özne olmuştur. Batılılaşmanın bir taklit şeklinde, bir sorgusuz sualsiz kabul şeklinde ilerlediği son 200 yıllık süreçte Türkiye'nin de Batı'daki tartışmaları yaşaması istenmiş, ancak çok bariz bir doku uyuşmazlığı ortaya çıkmıştır."


Erdoğan, Batı'da yaşanan tartışmaların yaşanmadığı ve tabii bir doku uyuşmazlığı ortaya çıktığı için Türkiye'nin 200 yıldır devam eden tartışmalara, anlaşmazlıklara bunun yol açtığı baskı ve zulümlere, ayrışmalara zemin olduğunu belirtti.


-"İslamofobi sürekli körüklendi"


İmam Hatip okulunda okumuş, fırsat buldukça da dine ait teorik meseleleri takip etmiş biri olsa da elbette böyle önemli bir konuda, böyle derin bir mevzuda değerli hocalar karşısında teorilerden bahsetmeyeceğini dile getiren Erdoğan, "Yaklaşık 40 yıldır siyasetle iştigal eden bir kardeşiniz olarak, bugün de Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı sıfatıyla benim asıl ilgi alanım pek tabii biçimde meselenin pratik boyutlarıdır. Şahsen bu alanda bir başka vazifem daha olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanı olarak, bu ülkede dine ait tüm meselelerin, tüm konuların artık özgürce ve özgüvenle ele alınabilmesi için ilgili tüm kesimleri cesaretlendirmekle mükellef olduğum inancı içindeyim" diye konuştu.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:


"Tanzimat'tan bugüne, yani yaklaşık son 200 yıldır bu ülkede bazı meseleler özgürce, özgüvenle ve cesaretle ele alınamamıştır. Türkiye'nin hemen her meselesinde bir şekilde özne olan, bir şekilde odak noktasında bulunan din konusu, objektif, tarafsız, korkulardan ve mahalle baskısından uzak şekilde gündeme taşınamamıştır. Bırakınız dine ait meseleleri özgürce tartışabilmeyi din ve dindarlar, yaklaşık 200 yıl boyunca her türlü eleştiriye, tahkire, horlamaya sistematik şekilde maruz kalmıştır.


Filmlerde, romanlarda, hikayelerde, karikatürlerde, bilim ve fikir dünyasında dindarlık ile cehalet hep eş tutulmuştur. Din ve dindarlık yoksulluğun nedeni olarak gösterilmiştir. Din ve dindarlık, yobazlığın, tutuculuğun, gericiliğin, baskının nedeni olarak lanse edilmiştir. Gerek Türkiye'de gerek tüm İslam coğrafyasında din hep terakkiye mani olarak anlatılmıştır. İslamofobi dediğimiz faşizmle eşdeğer olan hastalık, sadece Batı'dan Doğu'ya yönelen bir sorun değildir. Türkiye'de ve İslam coğrafyasında bizzat içeride, idareciler, siyasetçiler, bilim insanları, düşünürler ve medya yoluyla İslamofobi sürekli körüklenmiştir. İslamofobiklere göre, İslam dünyasının geri kalmasının sebebi dindir. Bunlara göre İslam coğrafyasının kanla, gözyaşıyla, terörle anılmasının sebebi de budur. Bilimde ve teknolojide geride kalmanın sebebi işte bu islamofobiklere göre dindir. Öyle bir taarruz yapılmış, öyle sistemli bir saldırı gerçekleşmiştir ki İslam dünyası, özellikle de İslam dünyasının münevverleri kendilerini savunmaktan, defansta kalmaktan ofansif bir hareketin içine girmemiştir, girememiştir. Asıl meselelere yönelmeye fırsat bulmamışlardır."


-"İlk emir ilim"


Erdoğan, "Bakınız, vahiy çok ortada, açık. İlmi, akletmeyi emrederken yıllardır, on yıllardır bizim ülkemizde bazı zihniyet mensupları hep akıl ve bilimden başka bir şey tanımamışlardır" dedi.


Bu zihniyet mensuplarının dine ve vahiye ciddi bir saldırıda bulunduklarını dile getiren Erdoğan, "Biz öyle bir dinin mensubuyuz ki ilk emir ilim. Oku diye emreden bir dinin mensubuyken, adeta sanki ilmi reddeden bir din varmış gibi sunulmaya çalışılmıştır. Öbür tarafta sanki aklı inkar eden bir din varmış gibi sunulmaya gayret edilmiştir. Halbuki bizim mukaddes kitabımız Kuranı Kerim'de birçok yerde sürekli olarak, akletmek emredilmiştir. 'Akletmez misiniz?' Sürekli bu bize uyarı şeklinde hep hatırlatılmıştır" diye konuştu.


Erdoğan, böyle bir dinin mensuplarının, vahyin bir kenara konulup aklın ve bilimin tek çıkış yoluymuş gibi gösterilmesinin manidar olduğunu bildirdi.


- Ankara

Kaynak: AA