Ddk Madde Bağımlılığı Raporu: Zamlar Bağımlılıkla Mücadele Stratejisinde Değerlendirilmediği...
Devlet Denetleme Kurulu'nun, madde bağımlılığı raporunda, madde talebinin azaltılmasına yönelik kullanılan zamların bağımlılıkla mücadele stratejisinin bütünü içerisinde değerlendirilmediği zaman aşırı fiyat uygulamalarını ortaya çıkardığını, bu durumunda sahte ve kaçak ürünlerin tüketilmesine neden olduğu tespitinde bulunuldu.
Devlet Denetleme Kurulu'nun, madde bağımlılığı raporunda, madde talebinin azaltılmasına yönelik kullanılan zamların bağımlılıkla mücadele stratejisinin bütünü içerisinde değerlendirilmediği zaman aşırı fiyat uygulamalarını ortaya çıkardığını, bu durumunda sahte ve kaçak ürünlerin tüketilmesine neden olduğu tespitinde bulunuldu.
Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK), "Madde ve Diğer Bağımlılıklar ile Mücadele Kapasitesinin ve Bu Bağlamda Türkiye Yeşilay Cemiyeti'nin Değerlendirilmesi" başlıklı raporunun sonuçları yayımlandı. Raporun alkol bağımlılığına yönelik tespitte ise Türkiye, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerle karşılaştırıldı. Buna göre, tüketilen yıllık içki miktarının Avrupa Birliği ortalamasının yarısı (AB'de 40 litre, Türkiye'de 20 litre), saf alkol tüketim miktarının ise yedide biri (AB'de 10,8 litre, Türkiye'de 1,55 litre) olduğu, 15 yaş üstü toplam nüfus esas alınarak yapılan bu hesaplamanın alkol kullanan 12 milyon 202 bin 750 kişi esas alınarak yapılması halinde kişi başına yıllık alkollü içki tüketim miktarı 92 litreye, saf alkol tüketimi ise 7,19 litreye yükseldi.
Türkiye'de herhangi bir yasa dışı bağımlılık yapıcı uyuşturucu maddenin en az bir kere denenme oranının yüzde 2,7, Avrupa Birliği'nde ise bu oranın yüzde 30 civarında olduğunun tahmin edildiği, buna göre nüfus başına tüketim oranlarının gelişmiş ülkelere göre oldukça düşük olduğunun, nüfus içinde bu maddeleri hiç kullanmayanların sayısının yüksek olması nedeniyle bu maddeleri kullananların tüketimlerinin ve bağımlılığa yakalanma oranlarının ve uğradıkları zararların aslında istatistiklere yansıyan oranlardan daha yüksek olduğunun belirtildiği raporda, bu alanlarda yürütülen mücadelenin ise tütün bağımlılığı ile karşılaştırıldığında etkili olmadığı ve söz konusu mücadelenin gözden geçirilmesi ve stratejik bakış açısı ile yeniden tasarlanması gerektiği önerisinde bulunuldu.
-SANAL KUMARLA İLGİLİ MÜCADELE YOK-
Raporda internet kullanım oranlarının hızla arttığı, hanelerin internete erişim oranının 2007 yılında yüzde 19 iken, 2012 yılında yüzde 49'a ulaştığı, 15-74 yaş aralığı nüfusun yüzde 60'ının internet kullandığı, bazı uluslararası sosyal paylaşım sitelerindeki kullanıcı sayısında Türkiye'nin 2. ve 4. sıraya kadar yükseldiği, bazı araştırmalarda interneti bağımlılık derecesinde kullananların oranının yüzde 20 ile yüzde 32 arasında değiştiğinin tespiti yapıldı. Türkiye'nin yasal olarak oynatılan şans oyunlarında dünyada 11. sırada bulunduğu, yasa dışı kumar ile ilgili bir istatistik bulunmadığı ancak internet üzerinden oynanan sanal kumarın yaygınlaştığı kanaatinin hâkim olduğu, kumar bağımlılığının yasal oyunların sorumluluk anlayışı içinde planlanmaması, sanal kumar ve kumar yasağının da etkili olarak uygulanamaması nedeniyle toplumsal boyuta doğru ivme kazanacak ve derinleşecek bir sorun olmaya aday olduğu uyarısında bulunuldu. Raporda bu iki alanla ilgili bağımlılıklarla mücadelenin hiç yapılmadığına dikkat çekildi.
-ERKEKLERİN YÜZDE 63,9'U, KADINLARIN YÜZDE 93'Ü HİÇ ALKOL KULLANMAMIŞ-
İstatistiklerin yorumlanmasında; bağımlılık yapıcı madde veya davranışların nüfusun tümü üzerinden hesaplanan kişi başına ortalama tüketim/etkilenme düzeyinin yanında, sadece madde kullananların sayısına göre tüketim düzeyinin de dikkate alınmasının istendiği raporda, "Diğer ülkelerde çok kullanıcıya dayanan kişi başı çok kullanım var iken, Türkiye'de ise az kullanıcıya dayanan kişi başı çok tüketim durumu vardır. Örneğin, ülkemizde erkeklerin yüzde 63,9'u, kadınların ise yüzde 93'ü hiç alkol kullanmamıştır. Bu itibarla, hâlihazırda bile zorlanan ve yetersiz kalan özellikle zarar azaltımına yönelik bağımlılıkla mücadeleye ilişkin mevcut kurumsal, toplumsal ve bireysel kavrama, algı ve
yaklaşımların, gelecekte karşılaşılması muhtemel daha ağır sorunlarla mücadele açısından önemli bir risk unsuru olduğu görülmektedir" uyarısında bulunuldu.
-MÜCADELEYE ÖZEL SEKTÖR VE SİVİL TOPLUMDA ORTAK EDİLMELİ-
Bağımlılıklar konusunda farkındalığı artırmaya yönelik önleme çalışmaları dışında diğer önleme faaliyetleri ile tedavi ve tedavi sonrası hizmetler ve doğrudan bağımlı, bağımlıyla ilişkili faaliyet ve hizmetlerin sınırlı çerçevede kaldığı vurgulandı. Bağımlılıkla mücadelede kamu otoritesince tekelci bir yaklaşım sergilendiğinin altı çizilen raporda, özel sektör ve sivil toplumun da çözümün ortağı olarak görülmesinde isteksiz davranıldığı kaydedildi. Türkiye'de bağımlılıkla mücadele konusunda yürütülen faaliyetlerin daha çok önleme, yasak getiren düzenlemeler ve yasa uygulamaları konularında yoğunlaştığının vurgulandığı raporda, bu durumun bağımlılığın kamuda bir asayiş ve sağlık sorununa indirgendiği algısını doğurduğuna dikkat çekildi. Önleme alanındaki çalışmaların ise, belirli bir sistematik dâhilinde yapılmayan bilgilendirme ve eğitim çalışmaları, afiş, broşür, kitapçık vb. doküman hazırlanması ve dağıtımı, kamu spotları yayınlanması, seminer, konferans ve sempozyum düzenlenmesi gibi kamuoyunun farkındalığını artırmaya dönük faaliyetlerden oluştuğunun ifade edildiği raporda, dezavantajlı ve riskli gruplar özelinde madde kullanımının erken safhada teşhisi ve bağımlı hale gelinmeden önlenmesine yönelik olarak etkin bir erken müdahale mekanizmasının kurulduğundan söz etmenin mümkün olmadığı kaydedildi.
-AİLELER YÜKÜ TEK BAŞINA GÖĞÜSLÜYOR-
Türkiye'de tüm bağımlılık türlerine yönelik uygun tedavi imkânının bulunmadığının tedavi merkezlerinin mevcut kapasite ve ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu tespitinin yer aldığı raporda, maddi ve idari ve kapasite yetersizleri nedeniyle bağımlı bireylerin tedavi sonrası bakım ve rehabilitasyonu için ihtiyaç duyulan hizmetlerin gerektiği şekilde verilemediği, bu durumun da hastanın yeniden bağımlı hale gelme riskini yükselttiği belirtildi. Bireylerin bağımlılıktan kurtulma ve hayata yeniden tutunma ve toplumsal yaşamla kuvvetli bağlar kurma konusunda yeterince desteklenmediğinin altı çizilen raporda, sivil toplumun mücadelenin ortağı olarak görülmemesinin başta Yeşilay gibi sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerinin yetersiz kalmasına neden olduğu ifade edildi. Bağımlılıkla mücadelede, bağımlı insanlara erken dönemde ulaşılması ve risk gruplarının belirlenerek önleyici nitelikte faaliyetlerde bulunulmasının önemine değinilen raporda, mahrumiyetin sağlanması noktasında kaygıların giderilemediği ve bağımlılıkla doğrudan temasta yetersiz kalındığı tespitinde bulunuldu. Kamu kurumlarına müracaat etmeyi düşünmeyen bağımlı ailelerinin bu yükü tek başına göğüslemek zorunda kaldığı kaydedilen raporda, batı ülkelerinde bağımlılıklarla mücadele alınanda vakıf, dernek gibi adlarla kurulmuş sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerinin sahasının oldukça geniş olduğu anımsatıldı. Raporda, "Gelişmiş ülke örneklerinin aksine Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının bağımlılıkla mücadelede doğrudan sahada yer al(a)mamaları ve doğrudan bağımlılara ve bağımlılık sorunundan etkilenen kesimlere yönelik yaygın ve tesirli proje ve faaliyet yürüt(e)memeleri; başta Yeşilay olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşlarının gelir yaratma kapasitelerinin düşük olmasına ve geniş çaplı gönüllü katılımının aktif hale getirilememesine sebep olmaktadır" tespiti yapıldı.
-DAVRANIŞ BAĞIMLILIKLARI KONUSUNDA BUGÜNE KADAR HERHANGİ BİR ULUSAL POLİTİKA HAZIRLANMADI-
Bağımlılıkla mücadelede yaşanan temel sıkıntının, sorunu tanımlamaya ve kavramaya yönelik stratejik bir yaklaşım eksikliğinden kaynaklandığının belirtildiği raporda, bağımlılık sorununa ilişkin talep, arz ve zarar azaltımını öngören bütünsel bir mücadele stratejisinin belirlenmesi ve uygulanması ile ilgili yaklaşımların gözden geçirilmesi gerektiği vurgulandı. Davranış bağımlılıkları konusunda bugüne kadar herhangi bir ulusal politika ve strateji belgesi hazırlanmadığına dikkat çekilen raporda, bağımlılıkla mücadelede stratejik bakış açısı ile ilgili bahsedilen eksikliklerin neden olduğu sorunlar ise şöyle açıklandı:
"Bağımlılık sorununa ilişkin bütünsel bir mücadele stratejisi belirlenmemesi nedeniyle özellikle bağımlılıkla mücadelede amaçların/hedeflerin belirlenmesinde ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesinde kullanılacak yöntem ve araçların tümünden etkin bir şekilde yararlanılamamaktadır. Stratejik bakış açısı eksikliği, gerek bağımlılıkla mücadele kapasitelerinin oluşturulmasında gerekse toplumsal tutum ve davranışlarda "olanı kavramak" şeklinde değil "olması gereken" yaklaşımlara yönelik tercih ve belirlemelerde bulunulmasına yol açmaktadır. Bağımlılığı tezahür ettiği şekliyle bir sorun olarak görmek ve bununla ilgili mücadele yöntemi geliştirmek yerine, bağımlılığa konu maddelerin veya kullanımların/davranışların yasakçı bir bakış açısı ile ele alınması veya hayat tarzı yaklaşımları ile savunulması sonucunda hem bağımlılıkla mücadeleye yönelik toplumsal tutum ve davranışların hem de mücadeleye ilişkin amaç ve araçların belirlenmesinde doğru ve müşterek bir zemin oluşturulamamaktadır."
-TOPLUMSAL SAHİPLENMESİ OLMAYAN MÜCADELE AİLELERİN KATLANDIKLARI BİR SORUN HALİNE GELİYOR-
Raporda, toplumsal sahiplenme olmaksızın oluşan ortamda bağımlılıkla mücadelenin sadece talep ve arz azaltımına yönelen kısmi amaçlarla ve sınırlı araç ve gereçlerle devlet tarafından yürütülen bir çabaya dönüştüğünün, bağımlılık sorunu ve sonuçlarının büyük ölçüde bağımlıların ve bunların ailelerinin yaşadıkları ve katlandıkları bir sorun haline geldiği vurgulandı. Bağımlılıkla mücadelenin toplumsal bir mücadele alanı olarak görülmemesinin sivil toplum kapasitesinin oluşturulamamasına yol açtığının ifade edildiği raporda, bağımlılıkla mücadele strateji belgesinin oluşturulamaması ve sorunun toplumsal düzeyde sahipsiz bırakılmasının kendi kendini sürekli olarak tekrarlayan ve kısır döngüye dönüştüğü tespitine yer verildi. Toplumun bağımlılıkla mücadelede sivil topluma yönelik olumsuz bakışına devlet tarafından da sahip çıkıldığı izlenimi verildiği, sivil toplum çabalarının ve yerel dinamiklerin filizlenmesine imkân vermeyen bir ortam yaratıldığının kaydedildiği raporda, mücadelenin merkeziyetçilikten ziyade yerel kaynak ve ihtiyaçları esas alan, çok sektörlü, bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiği belirtildi. Raporda, madde talebinin azaltılmasına yönelik kullanılan zamların bağımlılıkla mücadele stratejisinin bütünü içerisinde değerlendirilmediği zaman aşırı fiyat uygulamalarını ortaya çıkardığını, bu durumunda sahte ve kaçak ürünlerin tüketilmesine neden olduğu tespitinde bunuldu. Rapora göre bu durum, bir yandan arz azaltımı ile ilgili politik amaç ve araçları diğer yandan da zarar azaltımı ile ilgili amaç ve araçları (sağlık ve sosyal güvenlik harcamaları gibi)
olumsuz yönde etkileyecek sonuçlar doğuruyor.
-BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE ULUSAL POLİTİKA VE STRATEJİ BELGESİ HAZIRLANMALI-
Raporda, "Stratejik bakış açısı eksikliği, hem bağımlılık sorununun boyutunu kavramaya hem de mücadeleye ilişkin araç ve gereçlerin geliştirilmesine yönelik olarak gerekli ve yeterli verilerin üretil(e)memesine, bağımlılık risk haritalarının geliştiril(e)memesine ve bilimsel araştırma ve incelemelerin yeterli içerik ve sayıda yapıl(a)mamasına yol açmaktadır. Başka bir deyişle, çoğu zaman söz konusu hususlar birer ihtiyaç olarak dahi hissedilmemektedir" denildi. Stratejik bakış açısı eksikliğinin, sorunu bütünüyle kavrama yanında, bağımlılıkla mücadele türleri itibarıyla sahiplik ve koordinasyon anlamında da ciddi sorunlar ortaya çıkardığının belirtildiği raporda, şu tavsiyelerde bulunuldu:
"Talep azaltımı, arz azaltımı ve zarar azaltımına yönelik amaçları netleştiren, belirlenen amaçlara ilişkin hedefleri tam olarak tanımlayan, tayin edilen hedefleri gerçekleştirmeye yönelik kanıta dayalı eylem ve programları içeren, faaliyetlere yönelik kaynakları etkili ve verimli bir şekilde dağıtan, eylem ve programların sonuçlarının (performans) ölçülmesine imkân sağlayan, bağımlılıkla mücadelede yer alabilecek kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimler gibi paydaş ve çözüm ortaklarının tümünü kapsayan, mücadelede yer alan çözüm ortaklarının rollerini tanımlayan, mücadeleyi yürütecek ana çözüm ortağının sahiplik (liderlik) ile ilgili sorunlarını gideren, mücadeleyle ilgili alanlar ve aktörlerle ilgili kapasiteleri kavrayan ve herhangi bir boşluk bırakmayan temel bir Bağımlılıkla Mücadelede Ulusal Politika ve Strateji Belgesinin hazırlanmasının uygun olacağı düşünülmektedir."