Eğitim-Sen, Başakşehir'deki 1 ölü, 7 yaralı saldırıyı münferit vaka saymadı

Son Güncelleme:

Eğitim-Sen, İstanbul Başakşehir'de bir öğrencinin öldüğü, yedi öğrencinin yaralandığı bıçaklı saldırıya tepki gösterdi. Sendika, okullarda şiddetin münferit vakalar sayılamayacağını, okul güvenliği için koruyucu ve pedagojik önlemlerin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

(ANKARA) - Eğitim-Sen, İstanbul Başakşehir'de bir öğrencinin yaşamını yitirdiği, yedi öğrencinin yaralandığı bıçaklı saldırının ardından yaptığı açıklamada, okullarda şiddetin "münferit" vakalar üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtti. Sendika, okul güvenliğinin yalnızca kamera, güvenlik görevlisi ve polisiye tedbirlerle sağlanamayacağını vurgulayarak koruyucu, önleyici ve pedagojik mekanizmaların güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Eğitim-Sen, İstanbul Başakşehir'de bir okulda meydana gelen bıçaklı saldırıya ilişkin açıklama yaptı. Sendika, yaşamını yitiren öğrencinin ailesine ve yakınlarına başsağlığı, yaralanan yedi öğrenciye acil şifa dileğinde bulundu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"BAŞAKŞEHİR'DE YAŞANAN ACI OLAY UYARILARIMIZIN NE KADAR ACİL OLDUĞUNU ORTAYA KOYMUŞTUR"

"İstanbul Başakşehir'de bir okulda gerçekleşen bıçaklı saldırı sonucunda bir öğrencinin yaşamını yitirmesi, yedi öğrencinin yaralanması hepimizi derin bir üzüntüye ve öfkeye boğmuştur. Yaşamını yitiren öğrencimizin ailesine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır, yaralanan öğrencilerimize acil şifalar diliyoruz. Yaşanan bu acı olay, uzun süredir dikkat çektiğimiz okullarda şiddet ve güvenli eğitim sorununun artık görmezden gelinemeyecek kadar ciddi bir noktaya ulaştığını bir kez daha göstermiştir. Eğitim Sen olarak son yıllarda okullarda yaşanan her şiddet olayının ardından Milli Eğitim Bakanlığı'nı defalarca uyardık. 18 Mart 2026 tarihinde kamuoyuyla paylaştığımız Şiddetsiz Okul Deklarasyonu'nda, 1 Temmuz 2026 tarihinde yayımladığımız Okulda Şiddet ve Güvenli Eğitim Raporu'nda ve son olarak 28 Eylül 2026 tarihinde yaptığımız açıklamada, okullarda yaşanan şiddetin tek tek olaylar üzerinden ve 'münferit' vakalar olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça ifade ettik.

Başakşehir'de yaşanan acı olay, bu uyarılarımızın ne kadar önemli ve acil olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Bir çocuğun başka çocuklara yönelik ağır bir şiddet eyleminin faili haline gelmesi üzerinde ciddiyetle durulması gereken toplumsal ve pedagojik bir sorundur. Çocukları yalnızca 'fail' ve 'mağdur' olarak karşı karşıya koyan bir yaklaşım, yaşanan şiddetin nedenlerini anlamamızı ve benzer olayları önlememizi sağlamaz. Asıl sorulması gereken; çocukları şiddetle karşı karşıya bırakan koşulların nasıl oluştuğu ve eğitim sisteminin koruyucu ve önleyici mekanizmalarının neden işlemediğidir. Şiddet, toplumdan bağımsız olarak okul kapısında ortaya çıkmamaktadır. Toplumsal yaşamda giderek yaygınlaşan şiddet dili; ekonomik ve sosyal eşitsizlikler, yoksulluk, çocukların maruz kaldığı ihmal ve istismar, dijital mecralarda kontrolsüz biçimde yayılan şiddet içerikleri, sınav ve başarı baskısı, rekabetçi eğitim sistemi, akran zorbalığı ve okullardaki psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin yetersizliği birlikte değerlendirilmek zorundadır. Bunun yanında yıllardır eğitim alanında sürdürülen piyasacı, tasarrufçu ve güvencesiz politikalar; rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin yetersiz kalmasına, çocukların sosyal ve psikolojik gelişimini destekleyecek mekanizmaların zayıflamasına neden olmaktadır. Eğitimde yaşanan sorunların sorumluluğunu öğrencilere, velilere ya da eğitim emekçilerine yüklemek, kamunun ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Okullar çocukların korktuğu, kendisini tehdit altında hissettiği mekanlar değil; kendilerini güvende hissettikleri, özgürce geliştikleri, dayanışmayı, eşitliği, farklılıklara saygıyı ve birlikte yaşamayı öğrendikleri demokratik yaşam alanları olmak zorundadır. Bu nedenle okul güvenliği meselesi okul kapısına güvenlik görevlisi koymak, kamera sayısını artırmak ya da polisiye tedbirleri çoğaltmak üzerinden ele alınamaz. Okulları daha fazla baskı, denetim ve cezalandırmanın hakim olduğu mekanlara dönüştürmek çözüm değildir. Asıl yapılması gereken, şiddet ortaya çıkmadan önce onu önleyecek kamusal, sosyal ve pedagojik mekanizmaları kurmaktır. İstisnasız her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman ve rehber öğretmen görevlendirilmeli; sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve ilgili uzmanların görev aldığı destek mekanizmaları oluşturulmalıdır. Akran zorbalığı, çocuk ihmali ve istismarı, siber zorbalık ve şiddet eğilimlerini erken aşamada tespit edecek koruyucu ve önleyici çalışmalar sürekli hale getirilmelidir. Sınıf mevcutları azaltılmalı; çocukların sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere erişimi artırılmalı; öğrencilerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri demokratik katılım mekanizmaları güçlendirilmelidir.

"BAŞAKŞEHİR'DE YAŞANAN OLAY BÜTÜN YÖNLERİYLE ARAŞTIRILMALI"

Öğrencileri sürekli rekabete, sınava ve başarı baskısına mahküm eden eğitim anlayışı yerine iş birliğini, dayanışmayı, eşitliği ve birlikte yaşam kültürünü esas alan bilimsel ve demokratik bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Başakşehir'de yaşanan olay bütün yönleriyle, olası ihmaller de dahil olmak üzere araştırılmalı; sorumluluğu ve ihmali bulunanlar hakkında gerekli idari ve adli süreçler şeffaf biçimde yürütülmeli ve kamuoyu eksiksiz bilgilendirilmelidir. Ancak yapılacak inceleme yalnızca olay anına ve bireysel sorumluluklara indirgenmemeli; çocukları şiddete yönelten sosyal, psikolojik ve pedagojik süreçler de araştırılmalıdır. Olayın ardından getirilen yayın yasağı ise ayrıca kaygı vericidir. Gerçekleri gizlemek, kamuoyunun bilgi alma hakkını kısıtlamak ya da yaşananları yayın yasaklarıyla görünmez hale getirmek, okullardaki şiddetin nedenlerini ortadan kaldırmayacaktır. Yapılması gereken sorunların üzerini örtmek değil, ihmalleri ve yapısal nedenleri bütün açıklığıyla ortaya koyarak çözüm üretmektir.

Bir öğrencimizi daha kaybettikten sonra bir kez daha hatırlatıyoruz: Çocukların yaşam hakkını ve güvenli eğitim hakkını korumak devletin temel sorumluluklarından biridir. Hiçbir çocuk okula giderken ya da okuldayken şiddete maruz kalma korkusu yaşamamalı; hiçbir veli çocuğunu okula gönderirken onun can güvenliğinden endişe etmemeli; hiçbir eğitim emekçisi görevini yaparken şiddet tehdidi altında olmamalıdır. Eğitim Sen olarak bir kez daha ifade ediyoruz: Okullarda şiddet önlenebilir. Bunun yolu daha fazla baskıdan, cezalandırmadan ve okulları güvenlikçi mekanlara dönüştürmekten değil; çocukları merkeze alan, koruyucu ve önleyici hizmetleri güçlendiren, yeterli kamusal kaynak ayıran, eşitlikçi, demokratik, bilimsel, laik ve kamusal bir eğitim politikasından geçmektedir. Yaşamını yitiren öğrencimizin ailesine ve yakınlarına bir kez daha başsağlığı, yaralanan öğrencilerimize acil şifalar diliyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı'nı sorumluluğunu yerine getirmeye ve şiddetsiz, güvenli okullar için acil, somut ve kalıcı adımlar atmaya çağırıyoruz."

Kaynak: ANKA