İBB restorasyonunun ardından Muammer Karaca Tiyatrosu 14 yıl sonra açıldı

Son Güncelleme:

İBB Miras ve İBB Kültür ortaklığıyla restore edilen Beyoğlu'ndaki tarihi Muammer Karaca Tiyatrosu, 14 yıl sonra yeniden perdelerini açtı. Muammer Karaca'nın yeğeni oyuncu Ulvi Alacakaptan, açılışa davet edilmediğini, döner sahne ve orkestra çukurunun kaldırıldığını söyledi.

İstanbul'un köklü tiyatro sahnelerinden Beyoğlu'ndaki tarihi Muammer Karaca Tiyatrosu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Miras ve İBB Kültür ortaklığında yürütülen kapsamlı restorasyon çalışmalarının ardından 14 yıl sonra yeniden perdelerini açtı.

Türk tiyatrosunun unutulmaz ustası Muammer Karaca'nın yeğeni, tiyatro sanatçısı Ulvi Alacakaptan, mekanın tarihini, çocukluk anılarını, sahnenin mimari dönüşümünü ve Türk tiyatrosundaki seyirci profilini AA'ya değerlendirdi.

Çocukluk yıllarının Karaca Tiyatrosu'nun karşısındaki aile apartmanında geçtiğini anlatan Alacakaptan, babaannesinin Muammer Karaca'nın ablası olduğunu belirterek kuliste Adile Naşit ve Gülriz Sururi gibi ustaların arasında büyüdüğünü ifade etti.

Alacakaptan, akrabası mimar Perran Doğancı tarafından tasarlanan tiyatronun 1955'te inşa edildiğini söyledi.

Karaca'nın ailesinden gelen ve yaşayan en yakın tiyatrocu akrabası olmasına rağmen açılışa davet edilmediğini söyleyen usta oyuncu, restorasyon sonrası tiyatroyu gezdiğini belirterek tarihi mekanın özgün yapısına dair iki teknik eksikliğe dikkati çekti:

"Gezdim tozdum içeride. Güzel olmuş. İki eksiği var aslında. Döner sahnesi vardı, onu kaldırmışlar. Aslında tiyatrolarda çok önemli bir şeydir döner sahne. Bir de orkestra çukuru vardı. Çünkü 'Lüküs Hayat' Carlo Capocelli Orkestrası'yla beraber oynamıştı ve on kişi civarındaydı. Onu kaldırmışlar. Ama güzel. Sevindik."

"Ankara'da neler oluyor bitiyor diye tiyatroya giderlerdi"

Muammer Karaca'nın dünya tiyatro tarihinde eşine az rastlanan bir güldürü ve taşlama üslubuna sahip olduğunu vurgulayan Alacakaptan, Karaca Tiyatrosu'nun özellikle 1950'li yıllarda dönemin siyasi baskılarına rağmen adeta bir "gazete tiyatrosu" işlevi gördüğünü dile getirdi.

Ulvi Alacakaptan, "'Ankara'da neler oluyor bitiyor?' diye her gece tiyatroya gidenler vardı. Çünkü bir yerlerinden sıkıştırıyor, eleştirilerini yapıyor. Menderes'in son zamanları. Vatan Cephesi diye yeni bir şey kurulmuş, listeler yayınlanıyor. Diyorlar ki 'Beyefendi gelecek'. Geliyor, kahve içiyorlar soyunma odasında. 'Nasıl arzu edersiniz beyefendi? Olduğu gibi mi oynayalım, yoksa biraz yumuşatalım mı?' diyor. 'Olduğu gibi oynayın.' diyor. Dünya tiyatro tarihinde tektir bu. En ön sırada oturuyor Başbakan, gülmekten iki kat oluyor ve düşüp kafasını sahneye vuruyor. Ondan sonra gelen Demirel, Özal... Onları da kıyasıya eleştirirdi ama hepsi de çok severdi onu, devamlı gelirlerdi tiyatrosuna."

Karaca'nın tuluat anlayışına da değinen sanatçı, diğer oyuncuların sahnede seyirciyi yakalayan başarılı doğaçlamalarını fark ettiğinde kuliste oyuncuya hakkını verip, "Al şu 50 lirayı. Bu repliği bundan sonra ben söyleyeceğim" diyerek espriyi bizzat satın aldığını paylaştı.

Sular İdaresi yemekhane yapmak istemişti

Tiyatronun geçmişte birçok kez kapanma ve yıkılma tehlikesi atlattığını söyleyen Alacakaptan, 1979'da binayı yemekhaneye dönüştürmek isteyen Sular İdaresine karşı verdikleri mücadeleyi şu sözlerle aktardı:

"1979 senesinde Sular İdaresi orayı yıkıp kendine katmak istiyordu. Bütün tiyatrocular toplandık tiyatronun önünde. Sonra içeriyi gezdik. TRT'de çalışan Aziz Üstel'in hanımı da programda bize yardımcı oldu. Videoya çektik, mezbelelik halindeydi. Ondan sonra Gülriz Hanım (Sururi) o zamanın belediye başkanına çıktı ve yıkımı durdurduk biz."

"Muammer Karaca'nın tarzı kendisiyle beraber gitti"

Muammer Karaca ekolünün bugün yaşatılmasının güç olduğunu savunan Alacakaptan, tiyatronun en temel unsurunun nitelikli seyirci olduğunu kaydetti:

"Vallahi imkansıza yakın zor. Neden derseniz, 'kendisiyle kaim' der ya eskiler, Muammer Karaca'nın tarzı kendisiyle beraber gitti. Çünkü birincisi oyuncunun kendisi, ikincisi ise seyirci. Tiyatroda en önemli şey oyuncudan önce seyircidir. Ali Poyrazoğlu 'Seyirci bizim meslektaşımızdır' diyor. O seyirci yok artık. Espri 'spiritus' kökünden geliyor, ruh demektir. Ruhu olan şaka, espridir. Yoksa adam oturacakken altından sandalyeyi çek, düşsün. Bu espri falan değildir, şakadır, hatta eşek şakasıdır. Çok incelikle espri yapan, biraz tarih, ekonomi bilecek. Ama şimdi maalesef bilgisiz, ilgisiz, pırıltılı mırıltılı şeylere takılmış bir seyirci var. Biz aslında eğer patron değilsek çok seyirci değil, iyi seyirci isteriz."

1980 yılında "Şahları da Vururlar" oyununu sergiledikleri günleri örnek veren Alacakaptan, salonda 7 kişi varken dahi oyunun sahnelendiğini ve o nitelikli seyircinin sahiplenmesiyle oyunun 4 yıl boyunca 579 kez kapalı gişe oynandığını sözlerine ekledi.

Kaynak: AA