Küresel Ekonomik Kriz 5 Yaşında
Dünya ekonomisinin dinamiklerini değiştiren 2008 krizi, üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen gelişmiş ve gelişmekte olan piyasaları etkilemeye devam ediyor Eylül 2014’ten itibaren Avrupa Merkez Bankası, sorunlu 150 Avrupa bankasını doğrudan kontrol edebilecek
AYŞENUR SAĞLAM - Dünya ekonomisinin dinamiklerini değiştiren 2008 krizi, üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen gelişmiş ve gelişmekte olan piyasaları etkilemeye devam ediyor.
AA muhabirinin derlemelerine göre, ilk olarak ABD'de mortgage piyasasında yaşanan sıkıntılarla başlayan ekonomik kriz, Avrupa ülkelerinde kamu borç sorunu, bütçe açığı ve işsizliğin artmasıyla yayıldı.
Küresel ekonomiyi tehdit eden krizin Avrupa'daki yansımaları ülkelere göre farklılık gösteriyor. Avro Bölgesi'nin yapısal sorunlarının çözümü ve ekonominin toparlanması için bir dizi tedbir alınsa da özellikle krizin daha çok etkilediği Yunanistan, Portekiz, İrlanda, Güney Kıbrıs Rum kesimi, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde tedbirlerin istenilen sonuçları verip vermediği tartışılıyor.
Avro Bölgesi'nin kırılgan ekonomilerine sahip Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya'nın, İngilizce baş harflerinden oluşan "PIIGS" ülkeleri, çeşitli finansal sıkıntılar ve gittikçe artan güvensizlikle mücadele etmeye devam ediyor. Yunanistan'ın aldığı finansal dış yardımlar nedeniyle söz konusu ülkelerin içinde bulunduğu sorunlar, artık AB'nin yönetişim sorunu haline geldi.
Paketler de kurtaramadı
Uluslararası piyasalarda yaşanan gelişmeler sonrasında kaybedilen güvenin tekrar sağlanabilmesi için ABD ve Avrupa'da trilyon dolarları bulan kurtarma paketleri açıklandı. Avro Bölgesi'ni sarsan borç krizinde ilk finansal yardım talebinde bulunan ülke Yunanistan oldu. Yunanistan'ın borçlarını ödeyemeyecek hale geleceği ve krizin diğer ülkelere sıçrayacağı endişeleri üzerine Uluslararası Para Fonu (IMF) ve AB, mayıs 2010'da Yunanistan'a 110 milyar avroluk bir kurtarma paketi sağlama kararı almış, uygulanan tasarruf önlemlerinin istenilen sonucu vermemesi üzerine, temmuz 2012'de Yunanistan 158 milyar avroluk yeni kurtarma paketi ile ikinci kez "kurtarıldı."
Yüksek borç stoku ve tahvil getirileri ile kırılganlığı gittikçe artan Yunanistan, Avrupa için üçüncü kez kurtarılması gereken ülke olarak gündeme oturdu. AB'nin önde gelen liderleri, yıllar sonra "Yunanistan'ın aslında Birliğe alınmaması gerektiği" itirafında bulundu. IMF'nin ülkeye ilişkin son raporunda da büyüme tahminleri konusunda iyimser davranıldığı belirtilerek, ülkenin borçlarının yeniden yapılandırılmasına çok daha önceden başlanmış olması gerektiği ifade edildi.
Küresel kriz öncesinde Avro Bölgesi'nin en az borç yüküne sahip ülkelerinden olan İrlanda, 2010 sonunda yüzde 170'e ulaşan kamu borcu sonrasında yardım paketi alan ülkeler arasına katıldı. Kasım 2010'da İrlanda'yı kurtarmak için hazırlanan 85 milyar avroluk AB-IMF yardım paketinin 35 milyar avrosunun bankalara yönlendirilmesi, 50 milyar avrosuyla da kamunun finansman ihtiyacının karşılanması öngörüldü.
Ağır borç yükü altındaki Portekiz de Yunanistan ve İrlanda'dan sonra AB, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve IMF'den yardım isteyen üçüncü ülke oldu. Portekiz için hazırlanan kurtarma paketinin büyüklüğü de 78 milyar avroyu buldu.
Portekiz'de yerli bankaların yükümlülüklerinin önemli bir bölümünün İspanyol bankalarında olması, ülkede yaşanan krizin İspanya'yı da etkilemesiyle sonuçlandı. Haziran 2012'de bankacılık reform programı için Avrupa Finansal İstikrar Fonundan (EFSF) yardım talebinde bulunan İspanya da kriz sürecinde ekonomisi "alarm" veren ülkeler arasında yer aldı.
Sahip olduğu tahvillerle Yunanistan ekonomisine büyük oranda bağımlı olan Güney Kıbrıs Rum kesimi de geçen yıl bankacılık sektörünü kurtarmak için EFSF'ye başvurdu. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve İspanya'nın ardından AB'den finansal yardım talebinde bulunan beşinci ülke olarak kayıtlara geçti. AB ve IMF'nin 10 milyar avroluk kredi sağlayacağı Güney Kıbrıs Rum kesiminde de kriz, yüksek kamu borcu ve bütçe açığının yanında bankacılık sektöründen kaynaklandı.
Bankalara ortak denetim
Avrupa'daki kriz, aradan geçen yıllara rağmen etkisini sürdürürken, finansal bütünleşmenin önemi üzerinde duran AB komisyonu, ortak bir bankacılık denetleme mekanizmasının oluşturulması, bankaların daha şeffaf olması için gerekli düzenlemelerin yapılması, sorunlu bankalarla ilgili kurtarma planlarının belirlenmesi ve likidite sıkıntılarını önlenmesi amacıyla Bankacılık Birliği kurma kararı aldı.
AB maliye bakanlarının ilk kez Aralık 2012'de gündeme getirdiği ECB bünyesindeki Tek Denetim Mekanizması kararı, Avrupa parlamentosu tarafından onaylandı. Gelecek yıl itibarıyla Bankacılık Birliği çerçevesinde, Avrupa bankalarını denetleyen tek mekanizma ECB olacak. Eylül 2014'ten itibaren ECB, sorunlu 150 Avrupa bankasını doğrudan kontrol edebilecek. Talep etmeleri halinde Avro Bölgesi dışındaki AB üyeleri de bu mekanizmaya katılabilecek. Bankaların krizden kurtarılıp kurtarılmayacağına ise hükümetler değil Avrupa Merkez Bankası'nın emrinde olacak bir kurum karar verecek.
Piyasaların gözü Fed'de
Piyasalar, Amerikan Merkez Bankasının (Fed) 17-18 Eylül'de gerçekleştireceği toplantılardan çıkacak kararı bekliyor.
Parasal genişlemenin ilk ayağını (QE1) 25 Kasım 2008'de, ikinci fazını da (QE2) 3 Kasım 2010'da uygulamaya koyan Fed, 13 Eylül 2012'de başlayan süreçte ise ekonomi düzelene kadar her ay 40 milyar dolar mortgage destekli tahvil ve 45 milyar dolar da hazine tahvili olmak üzere 85 milyar dolarlık varlık alımı yapacağını duyurdu.
Fed'in bu tahvil alım programına ilişkin 17-18 Eylül'de gerçekleştirilecek toplantılarda alacağı karar, piyasaların yönü üzerinde etkili olacak.
- Ankara