"Mesele Yalnızca Kaldırıma Rampa Yapmak Değil, Onu Kullanacak Engelliyi Tek Başına Dışarı Çıkarmaya...
Engelli Hakları Alt Komisyonu'nun raporu, TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nda kabul edildi Rapordan: "Mesele yalnızca kaldırıma rampa yapmak değil, öncelikle onu standarda uygun yapmak ardından ise onu kullanacak olan engelli kişiyi tek başına özgürce dışarı çıkarmaya yüreklendirmektir" "Doğuştan gelen görme, işitme ya da ortopedik engellilerin Engelli Memur Seçme Sınavı'na şeker ya da böbrek yetmezliği hastaları gibi kronik rahatsızlığı olanlarla girmeleri eşit değil" "Engellilere karşı işlenen cinsel taciz suçlarında cezalar ağırlaştırılmalı, engelli bireylerin hakim savcı olmasını engelleyen madde kaldırılmalı, özel eğitim öğretmeni yetiştiren eğitim fakültelerinde işaret dili dersi zorunlu olmalı, halen ders veren öğretmenlere işaret dili kursu verilmeli" "Fiziksel erişebilirlik konusunda kanun’un öngördüğü sürenin 1 yıl uzatılması üzücü olmuştur. Yeni süre, 7 Temmuz'da sona ermektedir. Ancak geçen 8 yıl içerisinde ne yazık ki istenen düzeyde bir değişim gerçekleşememiştir" "Engelliliğe dair olumsuz algı engellilerin öz güvenini olumsuz etkilemektedir. Dışlandığını hisseden engelli kişilerin intihara kadar giden hikayeleri mevcuttur"
Coşkun Ergül - TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde, engelli haklarının ve engelli bireylerin karşılaştıkları hak ihlallerinin incelenmesi amacıyla kurulan alt komisyon çalışmalarını tamamlayarak raporunu hazırladı. Rapor, komisyonda kabul edildi.
Alt komisyonun ilgili kanunda öngörülen sürenin azalması dolayısıyla fiziksel erişilebilirlik konusuna özel önem verdiği belirtilen raporun sonuç ve değerlendirme bölümünde, komisyonun, bütün valiliklerden ve büyükşehir ile il belediyelerinden, Yüksek Öğretim Kurulu'ndan (üniversiteler hakkında) ve Adalet Bakanlığı'ndan (ceza infaz kurumları ve adliyeler hakkında) erişilebilirlik çalışmaları ile ilgili bilgi talep ettiği vurgulandı.
Fiziksel erişilebilirlik konusunun yeterince çözümlenmediğinin görüldüğü ifade edilen raporda, "Kanun'un öngördüğü sürenin 1 yıl uzatılması üzücü olmuştur. Yeni süre, 7 Temuz 2013'te sona ermektedir. Ancak geçen 8 yıl içerisinde ne yazık ki istenen düzeyde bir değişim gerçekleşememiştir" denildi.
Bu konuda yaşanan sıkıntılara yer verilen raporda, "Kurumlar gerekli tespitlerini yapmış olmalarına rağmen özellikle eski binaların dönüşümü çok maliyetli olduğundan yetersiz bütçe ile çalışmalar yarım kalmaktadır. Özellikle İstanbul gibi tarihi şehirlerde yıkılması ya da tadil edilmesi mümkün olmayan çok eski binalar engelli erişimine uygun hale getirilememektedir. Mahalli idareler bu konuda ya geç adım atmakta ya da standartlara uygun olmayan düzenlemeleri ile maddi manevi ek külfet oluşturmaktadırlar. Düzenleme çalışmaları çok geç başlatılmış, yaklaşık olarak son iki yıldır bu konuya önem verilmeye başlandığı görülmüştür. Bu ağır gidişatta farkındalık eksikliğinin de önemli olduğu düşünülmektedir" görüşü dile getirildi.
Raporda, belediyelerin engelli kişiler bir yana, sağlıklı vatandaşlara dahi engel çıkaran üstyapı düzenlemelerinin olduğu kaydedilerek, "Kaldırıma eklenen bir rampa kişinin tek başına hareketine imkan vermeyen bir eğime sahipse rampanın orada bulunması anlamlı değildir. ya da görme engelliler için topyekun planlanmadan yapılan kabartma sarı çizgiler kişiyi başka bir engele götürüyorsa bu da hedeflenenin gerçekleşmediğini göstermektedir" denildi.
7 Temmuz 2013'te sona erecek olan sürenin ilgili kanun uyarınca iki yıl daha uzatılabileceğinin öngörüldüğü vurgulananraporda, bu süreden sonra ise yükümlülüklerini yerine getirmediği tespit edilen idarelere, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından idari para cezası uygulanacağı kaydedildi.
-"Engelliler dışlanmaktadır"
Raporda, şöyle denildi:
"Özellikle hastanelerde uygulanan duvarlardaki kabartma yazıların istenen işleve sahip olmadığı bilgisi edinilmiştir. Gerçekten de bir görme engellinin duvarları elleriyle yoklayarak istediği yere gitmesi mümkün olsa da oldukça zahmetlidir. Bu anlamda hastaneler başta olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarında refakatçi personelin bulunmaları önemlidir. Toplu taşıma konusunda ise özellikle İstanbul'da son derece modern uygulamalar mevcuttur. Maalesef ziyaret edilen diğer illerde bu alanda istenen seviyede olunmadığı müşahede edilmiştir. Özellikle Kayseri'de yapımı planlanan, otobüs duraklarında bluetooth sistemi ile çalışacak ve engelli kişiyi algılayacak bir sistemin son derece işlevsel olacağı düşünülmektedir.
TCK'nın 122. maddesinde tanımlanan 'engelliliğe dayalı ayrımcılık' suçuna ilişkin bir kez mahkumiyet kararı verilmiştir. Kararda, Beyoğlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2009 tarihli kararında, halk otobüsü şoförünün tekerlekli sandalye sahibi engelli bir vatandaşı otobüse almayarak ayrımcılık yaptığına hükmedilmiştir. Tazminat davası için istenen yüksek harç bedellerinin engelliler için kaldırılması ve danışmanlık konusunda engellilere yönelik özel imkanların sağlanması faydalı olabilir. Engellilere karşı işlenen cinsel taciz suçlarında ek yaptırım getirilmeli ve cezalar ağırlaştırılmalıdır. Engelli bireylerin hakim-savcı olmasını engelleyen 2802 sayılı Kanun'un ilgili maddesinin fıkrası kaldırılmalıdır.
Bir diğer ayrımcı uygulama ÖTV muafiyeti için geçerlidir. İlgili mevzuat, engelliliği sağ ve sol kolunda bulunan yüzde 90'ın altında sağlık raporu olan engellileri dışlamaktadır. Başka bir deyişle mevcut düzenleme, diğer bir alandaki mevzuata göre engelli sayılan ve haklarından diğer engellilerle eşit olarak yararlanan bireyin, ÖTV mevzuatına göre engelsiz değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Bu ayrımcı uygulamanın ortadan kaldırılması için ilgili mevzuatta tüm engelli vatandaşların söz konusu haklardan yararlanmalarını sağlayacak ve farklı yorumları önleyecek şekilde değişiklik yapılması uygun olacaktır."
-"İşaret dili"
Raporda, özel eğitim öğretmeni yetiştiren eğitim fakültelerinde işaret dili dersi zorunlu olması ve halen ders veren özel eğitim öğretmenlerine işaret dili kursu verilmesi gerektiği vurgulandı.
İlkokulun 4 yılla sınırlandırılmasının, görme ve işitme engelliler okullarındaki çocukların kendilerine asıl eğitimi veren sınıf öğretmenlerinden erken ayrılmalarına sebep olduğu ifade edilen raporda, ortaokul bölümünde görevli branş öğretmenlerinin görme ya da işitme engellilerin eğitimi konusunda bilgi sahibi olmadıkları için bu durumun çocukların eğitimini yavaşlatabildiği bildirildi.
Raporda, Engelli Memur Seçme Sınavı'na, hem şeker ya da böbrek yetmezliği hastaları gibi kronik rahatsızlığı olanların hem de doğuştan gelen görme, işitme ya da ortopedik engellilerin girmesinin eşitlikçi olmadığı kaydedilerek, ileride bu sınavın da engel durumuna göre ayrılmasının yerinde olacağı vurgulandı. Raporda, evde bakım desteği ölçütünün asgari ücretin 2/3'ü ölçütünden çıkartılarak, ödenecek miktarın engellilik derecesine göre kademelendirilerek bakıma muhtaç olan her engelli vatandaşa verilmesi yönünde gerekli düzenlemelerin yapılmasının yerinde olacağı belirtildi.
Özel bakım ve rehabilitasyon merkezleri için "Mavi Bayrak uygulaması" gibi teşvik edici uygulama ya da çeşitli vergilerden indirim gibi maddi açıdan destekleme teşviklerinin sağlanabileceği belirtilen raporda, kanun ile mevzuatta kullanılması öngörülen "engelli" kavramının yaygınlaştırılması gerektiği kaydedildi.
-"Engellilere olumsuz algı"
Raporda, şu görüşlere yer verildi:
"Ziyaret edilen illerde alt komisyona iletilen; talebin yüksek olduğu müsabakalar için spor kulüplerinin keyfi olarak tribündeki engelli kontenjanını düşürmesi, duraklara konan sesli ikaz sisteminin vatandaşların şikayeti üzerine kaldırılması, engelli otoparklarının sağlıklı kişilerce kullanılması, işletmecilerin engelli gruplarını mekanlarında istememeleri, engelli bir çocuğun rahat girip çıkması için sınıfların değiştirilmesi gündeme geldiğinde diğer velilerin mevcut sınıfa harcama yapmaları dolayısıyla itiraz etmeleri, engelliler için yapılan bir binanın beğenilmesi ile kaymakamlığa tahsis edilmesinin istenmesi ya da zaman zaman otobüs şoförlerinin engelli yolculara yönelik duyarsızlığı vb. bilinç eksikliğinin ve engelliğe dair olumsuz algının göstergesidir. Doğal olarak bu olumsuz algı engellilerin öz güvenini de olumsuz etkilemektedir. Ne yazık ki benzer örnekler yaşayarak dışlandığını hisseden engelli kişilerin intihara kadar giden hikayeleri mevcuttur.
Yine ailelerin de bilinçsiz olmaları engelli çocukları üzerinde bazı sorunlara yol açmaktadır. Genellikle aileler merhamet temelli yaklaşarak çocukların her işini kendileri üstlenmekte ve onlardan hiçbir şey talep etmemektedir. Örneğin tüm işini ailesinin gördüğü çocuğun kasları gelişmemekte, çocuk elini kolunu dahi zorla kullanabilmektedir. ya da kendisinden hiçbir şey istemeyen ebeveyni dolayısıyla çocuk kendisine farklı davranıldığını idrak etmekte ve kendisini aciz olarak görmeye başlamaktadır. Bu negatif kalıplarla yetiştirilen çocuklar da hayata atılma konusunda maalesef isteksiz olmaktadırlar.
Esasen yapılan ufak düzenlemelerle engellilerin hayatı son derece kolaylaştırılmaktadır. Fakat mesele yalnızca kaldırıma bir rampa yapmak değil, öncelikle onu standarda uygun yapmak ardından ise onu kullanacak olan engelli kişiyi tek başına özgürce dışarı çıkarmaya yüreklendirmektir. Diğer bir ifadeyle, fiziksel düzenlemelerin toplumsal bir karşılığının olması gerekmektedir. Engelli haklarını savunmak ya da engellilere dikkat ederek onların ihtiyaçlarına karşılık gelecek düzenlemeler yapmak için 'bir gün biz de engelli olabiliriz' düşüncesine ihtiyaç bulunmamaktadır. Zira insan hakları mutlaktır ve bunu savunmak bireysel menfaatten öte bir anlam taşımaktadır." -