Namık Tan: NATO Zirvesi’nin Başarısı Stratejik Kazanımla Ölçülür

Son Güncelleme:

CHP'li Namık Tan, NATO Zirvesi’nde ev sahipliğinin başarılı olduğunu ancak diplomatik başarının stratejik sonuçlar ve demokratik kurumlarla ölçüleceğini belirtti. Trump’ın ziyaretinde somut taahhüt alınmadığını, F-35 ve S-400 belirsizliklerini eleştirdi.

(ANKARA) - CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan, NATO Liderler Zirvesi'ne ilişkin, "Ankara'daki zirve Türkiye'nin önemli organizasyonlar düzenleme kapasitesini ortaya koymuştur. Ancak diplomatik başarı, ev sahipliğiyle değil; elde edilen stratejik sonuçlarla, öngörülebilir devlet politikalarıyla ve güçlü demokratik kurumlarla ölçülür" açıklamasını yaptı.

CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan, Türkiye'nin ev sahipliğinde yapılan 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin ardından değerlendirmelerde bulundu. Tan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı:

"Trump'ın NATO Zirvesi münasebetiyle Ankara ziyareti, Türkiye-ABD ilişkilerinin temel başlıklarında belirsizliklerin devam ettiğini bir kez daha ortaya koydu. En dikkati çekici örnek,Türkiye'nin F-35 programına yeniden katılımı konusunda yaşandı. Ziyaret öncesinde ve sırasında yapılan açıklamalar olumlu bir beklenti yaratmış olsa da Trump Ankara'dan ayrılırken somut bir taahhütte bulunmadı.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gazeteci Hümeyra Pamuk'un sorusuna verdiği 'Bizi izlemeye devam edin' yanıtı da bu belirsizliği giderecek nitelikte değildi."

Oysa sorun yalnızca F-35 değildir. Asıl mesele, son on yılda Türkiye'nin savunma ve dış politika ekseninde yaşanan yön değişikliklerinin stratejik muhasebesinin kamuoyuyla hala paylaşılmamış olmasıdır. S-400 tedarikine hangi güvenlik değerlendirmesiyle karar verildiği, bu tercihin öngörülen sonuçları doğurup doğurmadığı ve bugün neden yeniden Batılı savunma sistemlerine yönelindiği konusunda kapsamlı ve kurumsal bir açıklama yapılmış değildir. Devletlerin politika değiştirmesi olağandır; ancak bu değişimin gerekçelerinin şeffaf biçimde ortaya konulması,demokratik yönetimin temel gereklerinden biridir.

Aynı durum savunma sanayinde de görülmektedir. Bir yandan milli platformların Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılayacağı vurgulanırken, diğer yandan yabancı motorlara, hava savunma sistemlerine ve alternatif savaş uçağı projelerine yeniden öncelik verilmesi, kamuoyunda doğal olarak tutarlılık sorusunu gündeme getirmektedir. Stratejik özerklik iddiası ile dış tedarik politikası arasında kurulan ilişkinin daha açık biçimde anlatılması gerekmektedir.

NATO Zirvesi de benzer bir çelişkiyi yansıttı. Ev sahipliği bakımından başarılı bir organizasyon gerçekleştirilmiş olsa da uluslararası zirvelerin başarısı yalnızca kusursuz protokolle değil, ortaya çıkan siyasi sonuçlarla ölçülür. Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu güçlendiren hangi somut diplomatik kazanımların elde edildiği, kamu kaynaklarıyla finanse edilen bu büyük organizasyonun ülkeye ne kazandırdığı konusunda ayrıntılı ve hesap verebilir bir değerlendirme henüz yapılmadı.

Zirve boyunca öne çıkan semboller ve törenler de, stratejik mesajların önüne geçti. Oysa uluslararası diplomaside protokol, politikanın yerine geçmez; onu desteklediği ölçüde anlam kazanır. Devletlerin itibarı, seremonilerin ihtişamından çok, öngörülebilir politikaları, kurumsal güvenilirlikleri ve karar alma süreçlerinin tutarlılığıyla şekillenir.

Trump'ın Ankara'da bulunduğu süre boyunca yaptığı açıklamalar, ikili ilişkilerde inisiyatifin büyük ölçüde Washington'da olduğu algısını güçlendirdi. Türkiye'nin bölgesel ağırlığı ve NATO içindeki konumu dikkate alındığında, daha dengeli ve karşılıklılık ilkesine dayanan bir diplomatik görünüm beklenirdi. Aynı günlerde İran'a ilişkin gelişmeler karşısında verilen mesajlar da Türkiye'nin geleneksel bölgesel diplomatik ağırlığını yansıtmakta yetersiz kaldı.

Bununla birlikte, dış politika yalnızca dışarıya verilen mesajlardan ibaret değildir. Bir ülkenin uluslararası etkisi, içerideki hukuk düzeni ve demokratik kurumlarının güvenilirliğiyle doğrudan ilişkilidir. Zirve sırasında Ekrem İmamoğlu hakkında yürüyen yargı sürecinin uluslararası kamuoyunda yeniden tartışma konusu olması, Türkiye'nin dış politikada vermeye çalıştığı mesajların iç hukuk alanındaki gelişmelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini bir kez daha gösterdi.

Sonuç olarak, Ankara'daki zirve Türkiye'nin önemli organizasyonlar düzenleme kapasitesini ortaya koymuştur. Ancak diplomatik başarı, ev sahipliğiyle değil; elde edilen stratejik sonuçlarla, öngörülebilir devlet politikalarıyla ve güçlü demokratik kurumlarla ölçülür. Türkiye'nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu unsur, yeni sloganlar üretmek değil; dış politika, savunma stratejisi ve hukuk devleti arasında yeniden tutarlı ve güven veren bir bütünlük kurabilmektir. Böyle bir bütünlük,yalnızca müttefiklerin güvenini artırmayacak, aynı zamanda Türkiye'nin kendi vatandaşları nezdindeki kurumsal meşruiyetini de güçlendirecektir."

Kaynak: ANKA