NATO'nun Evrimi ve Geleceği
Dr. Erman Tatlıoğlu, NATO'nun güvenlik ortamındaki dönüşümünü ve yeni rollerini analiz etti.
Bağımsız Araştırmacı Dr. Erman Tatlıoğlu, çatışmalar, gerginlikler ve savaşlar ışığında değişen küresel güvenlik ortamını ve bu bağlamda NATO'nun değişen ve dönüşen rolünü AA Analiz için kaleme aldı.
***
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), kuruluşundan bu yana yalnızca bir askeri ittifak olarak değil, aynı zamanda değişen güvenlik ortamına sürekli uyum sağlayan dinamik bir kurum olarak işlev görmüştür. 1949'da imzalanan Washington Antlaşması ile kurulan örgüt, Soğuk Savaş boyunca öncelikle Sovyetler Birliği ile olası sıcak çatışmaya karşı kolektif savunma ve caydırıcılık fonksiyonu üstlenmiştir [1]. Ancak ittifakın tarihi incelendiğinde, NATO'nun sabit bir kimlikle değil, güvenlik ortamındaki dönemsel değişimlere paralel olarak bazen daralan bazen genişleyen bir kurumsal kimlikle var olduğu görülmektedir.
1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasından 2022'de Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik kapsamlı harekatına, 2001'deki 11 Eylül saldırılarından günümüzün hibrit ve siber tehdit ortamına kadar geçen süreçte NATO, kriz yönetimi, ortaklık mekanizmaları, terörle mücadele, kritik altyapı güvenliği ve savunma sanayii dayanıklılığı gibi yeni görev alanlarına yönelmiştir [2]. Bu dönüşüm doğrusal bir genişleme değil, dönemsel tehdit algılarına bağlı olarak şekil değiştiren, ancak her durumda ittifakın temel varlık nedeni olan kolektif savunma anlayışını koruyan bir süreç olmuştur.
Çalışmanın kaleme alındığı dönem itibarıyla NATO, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek 36. zirveye hazırlanmaktadır. Türkiye'nin İstanbul'dan sonra ikinci kez ev sahipliği yapacağı bu zirve, 2025 Lahey Zirvesi'nde kabul edilen, müttefiklerin savunma ve güvenlikle ilişkili harcamalarını 2035 yılına kadar gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5'ine çıkarmasını öngören taahhüdün [3] uygulanma sürecine denk gelmektedir. Bazı uzmanlar bu dönemi "NATO 3.0" olarak kavramsallaştırmaktadır. İran-ABD gerginliği, Hürmüz ve Babül Mendep Boğazlarındaki seyrüsefer riskleri, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Karadeniz'e yönelik artan jeopolitik ilgi, ittifakın güvenlik gündeminde ilk sıralara yerleşmiştir.
NATO'nun tarihsel gelişimi ve kuruluş amacı
NATO'nun tarihi, yalnızca kurumsal bir devamlılığı değil, aynı zamanda güvenlik ortamındaki değişimlere uyum sağlama sürecini ifade eder. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'nın yeniden inşası sürecinde Sovyetler Birliği'nin Doğu Avrupa'daki nüfuz alanını genişletmesi, Amerika Birleşik Devletleri Senatosu'nda 1948'de kabul edilen Vandenberg Kararı ile ABD'nin barış zamanında bir askeri ittifaka taraf olmasının önünü açmıştır [4]. Bu siyasi zemin üzerine 4 Nisan 1949'da Washington'da imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması ile NATO resmen kurulmuştur [5].
1949 Washington Antlaşması ile kurulan NATO'nun amacı; Batı Avrupa'yı Sovyet etkisine karşı korumak, ABD'yi Avrupa güvenliğine kalıcı biçimde bağlamak ve Avrupa'da yeni bir büyük savaşın önüne geçmek olmuştur [6]. NATO'nun savunma felsefesi üç temel prensibe dayanmıştır. Kolektif savunma ilkesine göre, antlaşmanın 5'inci maddesi uyarınca bir üyeye yönelik silahlı saldırı tüm üyelere yapılmış sayılacaktır [7]. Caydırıcılık ilkesine göre, Sovyetler Birliği'nin olası askeri faaliyetleri, ABD'nin nükleer ve konvansiyonel gücüyle engellenecektir. Avrupa güvenliğinin ise ABD'nin stratejik ve askeri desteği olmadan sürdürülebilir olamayacağı kabul edilmiştir.
Kurucu on iki üyenin [8] ardından ittifak, değişen güvenlik ihtiyaçlarına bağlı olarak art arda genişleme dalgaları yaşamıştır [9]. Türkiye ve Yunanistan'ın 1952'de NATO'ya katılımı, bu genişlemenin ilk ve en stratejik adımlarından biri olmuştur. Türkiye'nin Karadeniz, Boğazlar ve Doğu Akdeniz'deki coğrafi konumu, ittifakın güney kanadını Sovyet etkisine karşı doğrudan güçlendirmiştir [10]. Bu katılım aynı zamanda, Türkiye'nin NATO ile ilişkisinde günümüze kadar süregelen bir paradoksun da başlangıcı olmuştur: Türkiye, coğrafi konumu ve askeri kapasitesi nedeniyle ittifak için vazgeçilmez bir müttefik olarak görülürken, zaman zaman Batılı müttefiklerle farklılaşan tehdit algıları nedeniyle ittifak içinde gerilim yaşayan bir aktör olarak da konumlanmıştır [11].
Soğuk Savaş döneminde NATO'nun rolü Sovyet etkisini kısıtlamak ve Batı Avrupa'yı savunmak olmuştur [12]. Bu dönemde ittifakın stratejik yaklaşımı; Sovyet nüfuzunun Avrupa'nın doğu sınırlarında karşılanmasını öngören ileri savunma anlayışı, ABD'nin nükleer şemsiyesiyle Avrupa'nın korunmasını öngören nükleer caydırıcılık, saldırının niteliğine göre konvansiyonel veya nükleer karşılık verme seçeneğini içeren esnek mukabele doktrini ve Avrupa güvenliğinin merkezinde Amerikan kuvvetlerinin sürekli bulunması ilkeleri üzerine kurulmuştur [13]. Bu dönemde NATO'nun esas karakteri "savunma ittifakı" iken, kriz yönetimi veya küresel güvenlik operasyonları henüz ittifakın gündemine gelmemiştir. Nitekim antlaşmanın 5'inci maddesi yalnızca bir kez, 11 Eylül 2001 sonrasında işletilmiş, NATO'nun kuruluş felsefesindeki kolektif savunma ilkesinin ağırlığını da göstermiştir [14].
NATO'nun kuruluş dönemindeki üç temel prensip olan kolektif savunma, caydırıcılık ve transatlantik bağ, ittifakın sonraki yetmiş yedi yıllık dönüşüm sürecinde de sabit unsurlar olarak kalmıştır. NATO'nun güvenlik ortamına ilişkin algısı ve buna bağlı görev tanımları zaman içinde köklü biçimde değişmiş; ancak bu üç temel prensip, ittifakın kurumsal kimliğinin değişmeyen parçasını oluşturmaya devam etmiştir.
NATO'nun güvenlik ortamı çerçevesinde dönüşümünün kronolojik incelenmesi
Soğuk Savaş dönemi: Tehdit algısının netliği
Soğuk Savaş boyunca NATO'nun güvenlik algısı, tek ve belirgin bir aktör olarak kabul edilen Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı etrafında şekillenmiştir. Sovyet jeopolitik baskısının yöneldiği coğrafya açık biçimde belirlenmiş, Avrupa'nın ortasından geçen cephe hattı Doğu ile Batı arasındaki stratejik ayrımı temsil etmiştir. Bu durum, NATO'nun güvenlik politikalarının ve askeri planlamasının Avrupa merkezli bir anlayış üzerine inşa edilmesine zemin hazırlamıştır. Bu dönemde NATO'nun gündeminde kriz yönetimi veya alan dışı güvenlik operasyonları yer almamış; ittifakın tüm kurumsal kapasitesi tek bir senaryoya, yani Sovyet baskısının caydırılmasına ve gerektiğinde cevap verilmesine odaklanmıştır. Dönemin analitik açıdan önemi, sonraki otuz beş yıllık dönüşümün karşılaştırma noktasını oluşturmasıdır. NATO'nun güvenlik algısı ne kadar genişlerse genişlesin, kolektif savunma çekirdeği daima bu döneme referansla değerlendirilmiştir.
Soğuk Savaş sonrası ilk kırılma: 1991 Roma stratejik konsepti
SSCB'nin dağılması NATO için büyük bir kimlik sorunu yaratmıştır. Ana güvenlik endişesinin ortadan kalkmasıyla birlikte "Sovyet nüfuzunun yarattığı güvenlik endişeleri ortadan kalktıysa NATO'ya ihtiyaç var mı?" sorusu gündeme gelmiştir. NATO bu soruya kendisini dönüştürerek cevap vermiştir [15]. Kasım 1991'de kabul edilen Roma Bildirisi ve aynı tarihli Yeni Stratejik Konsept, NATO'nun yalnızca askeri caydırıcılığa dayanan bir yapı olmaktan çıkıp; diyalog, iş birliği ve etkili kolektif savunma üzerine kurulu daha geniş bir güvenlik anlayışına yöneldiğini ortaya koymuştur [16]. 1991 Bildirisi'nde NATO'nun güvenlik politikası, klasik bir düşmana karşı savunmadan ziyade kitle imha silahlarının yayılması, hayati kaynak akışının kesilmesi, terörizm ve sabotaj gibi daha belirsiz risklere odaklanmıştır [17].
Bu dönemin temel sonucu, NATO'nun Soğuk Savaş sonrası dönemde düşmana karşı konumlanan bir askeri ittifaktan, riskleri yöneten ve ortaklıklar geliştiren bir güvenlik örgütüne evrilmeye başlaması olmuştur. Diğer bir ifadeyle NATO, "tehdit ortadan kalkmadı, yalnızca biçim değiştirdi" tezini benimsemiş ve kurumsal varlığını bu tez üzerinden meşrulaştırmıştır.
Soğuk Savaş sonrası NATO genişlemesi, ittifakın en önemli ve en tartışmalı stratejilerinden biri olmuştur [18]. Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri için NATO üyeliği, Rusya'ya karşı bir güvenlik garantisi ve Batı kurumlarıyla bütünleşmeyi ifade etmiştir. NATO, bu genişlemeyi Avrupa'da istikrar alanını genişletmek, eski Doğu Bloku ülkelerini Batı güvenlik mimarisine dahil etmek, demokratik dönüşümü desteklemek ve Avrupa'da yeni bölünme hatlarının oluşmasını önlemek gerekçelerine dayandırmıştır. Rusya ise bu genişlemeyi kendi güvenlik alanına yönelik bir baskı olarak görmüştür. Bu algı farkı, NATO'nun genişlemesini Batı açısından istikrar üreten, Rusya açısından ise stratejik kuşatma tehdidini güçlendiren bir süreç haline getirmiştir. Bu çelişki, 2014 ve 2022'de somutlaşacak gerilimin erken dönem temelini oluşturmuştur.
1999 Washington Zirvesi: Kriz yönetimi ve alan dışı operasyonlar
1999 Washington Zirvesi, aynı zamanda NATO'nun ellinci yıl dönümüne denk gelmesi nedeniyle de sembolik bir öneme sahiptir [19]. Bu zirvede kabul edilen Stratejik Konsept, NATO'nun yalnızca üyelerin topraklarını savunmakla sınırlı kalmayacağını; krizleri önleme, kriz yönetimi ve gerektiğinde krizlere müdahale etme kapasitesini de geliştireceğini açıkça vurgulamıştır [20]. Bu dönemde NATO'nun karşılaştığı en önemli sınama Bosna ve Kosova krizleri olmuş; ittifak, Balkanlar'da Avrupa güvenliğini tehdit eden krizlere müdahil olarak kendisini "alan dışı kriz yönetimi aktörü" olarak konumlandırmıştır [21]. Bu dönüşümün önemi, NATO'nun görevini yalnızca ittifak topraklarına yönelik saldırıları caydırmaktan, Avrupa güvenlik düzenini istikrarsızlaştırabilecek krizlere müdahale etmeye doğru genişletmiş olmasıdır.
11 Eylül sonrası: Terörizm ve küresel kriz yönetimi
11 Eylül 2001 saldırıları NATO tarihinde özel bir yere sahiptir, zira İttifak tarihinde 5'inci madde ilk kez bu saldırılardan sonra işletilmiştir [22]. Ancak bu kez tehdit, klasik bir devlet saldırısı değil, devlet dışı bir aktör olarak terör örgütü kaynaklı saldırı olmuştur. Bu gelişme NATO'nun tehdit algısını önemli ölçüde genişletmiş; terörizm, başarısız devletler, radikalleşme, kitle imha silahlarının yayılması ve enerji güvenliği NATO gündeminde daha fazla yer almaya başlamıştır. Afganistan görevi, NATO'nun Avrupa-Atlantik alanı dışındaki en büyük operasyonel tecrübesi olmuş; bu süreç ittifaka önemli askeri ve siyasi deneyimler kazandırırken, içeride de bir tartışmayı tetiklemiştir [23]. Bu tartışma, NATO'nun küresel kriz yönetimi yapan bir örgüt mü olması gerektiği, yoksa asli görevi olan Avrupa-Atlantik savunmasına mı dönmesi gerektiği sorusu etrafında şekillenmiş ve özellikle 2014 sonrasında Rusya'nın yeniden sahneye çıkmasıyla güncelliğini korumuştur.
2010 Lizbon stratejik konsepti: Üç temel görev
2010 Lizbon Zirvesi, NATO'nun Soğuk Savaş sonrası geniş güvenlik anlayışını kurumsallaştıran önemli bir dönüm noktasıdır [24]. 2010 Stratejik Konsepti'nde kolektif savunma, kriz yönetimi ve işbirliğine dayalı güvenlik NATO'nun üç temel görevi olarak tanımlanmıştır [25]. Kolektif savunma ile geleneksel 5'inci madde güvenliği, kriz yönetimi ile ittifak toprakları dışındaki krizlere müdahale, işbirliğine dayalı güvenlik ile ortak ülkelerle ilişkiler, kapasite geliştirme ve siyasi diyalog amaçlanmıştır. Bu üçüncü görev kapsamında, 1994'te kurulan Barış İçin Ortaklık, 1997'de kurulan Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi ve 2004'te kurulan İstanbul İşbirliği Girişimi [26] gibi mekanizmaların etkinliği hedeflenmiştir. Bu dönemde NATO, Rusya'yı doğrudan düşman olarak tanımlamamış, daha çok iş birliği yapılabilecek bir aktör olarak görmüştür; ancak bu yaklaşım, dört yıl sonra Kırım krizi ile büyük ölçüde sarsılmıştır [27].
2014 Galler Zirvesi: Kırım krizi ve kolektif savunmaya dönüş
2014'te Rusya'nın Kırım'ı sınırlarına dahil etmesi, NATO için Soğuk Savaş sonrası dönemin fiilen sona erdiğini gösteren ilk büyük kırılma olmuştur. Galler Zirvesi'nde NATO, güvenlik ortamının ciddi biçimde değiştiğini kabul etmiş ve ittifakın yeni tehditlere hızlı ve kararlı biçimde cevap verebilmesini sağlayacak Hazırlık Eylem Planı'nı (Readiness Action Plan) onaylamıştır [28]. Bu plan kapsamında NATO, doğu kanadındaki askeri varlığını güçlendirmiş, hazırlık seviyesini artırmış, Baltık ve Polonya hattını önceliklendirmiş ve savunma harcamalarında gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 2'si hedefini yeniden teyit etmiştir [29]. 2014, NATO'nun "kriz yönetimi ağırlıklı" döneminden yeniden "kolektif savunma ve caydırıcılık" dönemine dönüşünün başlangıç noktası olmuştur.
2016 Varşova Zirvesi: İleri mevcudiyet ve somut caydırıcılık
2016 Varşova Zirvesi'nde NATO, doğu kanadında güçlendirilmiş ileri mevcudiyet (enhanced Forward Presence) yaklaşımını benimsemiş; bu kapsamda Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya'da çok uluslu muharip taburlar konuşlandırılmıştır [30]. Aynı zirvede Karadeniz'de uyarlanmış ileri mevcudiyet (tailored Forward Presence) çerçevesinde, Montrö Sözleşmesi'ne uyumlu biçimde hava polisliği ve deniz unsurlarının dönemsel varlığının artırılmasına karar verilmiştir [31]. Bu adımlarla NATO, ileri savunmayı güçlendirmeyi, doğu kanadında görünür askeri varlık oluşturmayı ve caydırıcılığı sembolik olmaktan çıkarıp sahada somutlaştırmayı hedeflemiştir.
2020-2021 dönemi: NATO 2030 ve dayanıklılık odaklı vizyon
2020 yılında Covid-19 salgını nedeniyle fiziki bir zirve gerçekleştirilememiş, ancak ittifakın geleceğin güvenlik ortamına uyum sağlamasına yönelik çalışmalar kesintisiz sürmüştür [32]. Bu kapsamda hazırlanan "NATO 2030: Birleşik Yeni Bir Çağ İçin" raporu, NATO'nun yalnızca kolektif savunmaya değil; dayanıklılık, kritik altyapıların korunması, teknolojik rekabet, savunma sanayii/tedarik zinciri güvenliği ve toplumsal direnç unsurlarına da odaklanan genişletilmiş bir güvenlik anlayışının temel çerçevesini ortaya koymuştur [33]. 2021 Brüksel Zirvesi'nde bu vizyon somutlaştırılmış; NATO, Rusya'yı önemli bir tehdit olarak görmeye devam ederken Çin'i de daha açık biçimde gündemine almış, ayrıca kritik altyapının kötü niyetli hibrit ve siber faaliyetlere karşı korunmasında ulusal makamları destekleme kapasitesini geliştireceğini belirtmiştir [34]. Bu süreçlerin somut çıktıları, sonraki zirvelerde kabul edilen Yeni Kuvvet Modeli ve bölgesel savunma planları ile yüksek hazırlıklı kuvvet yapıları olmuştur [35]. Bu dönemde tehdit artık yalnızca tank, uçak ve füzelerle sınırlı görülmemiş; enerji hatları, deniz altı kabloları, limanlar, havaalanları, iletişim sistemleri ve tedarik zincirleri de güvenlik gündeminin merkezine taşınmıştır.
2022 Madrid Zirvesi: Rusya yeniden "en önemli ve doğrudan tehdit"
2022 Madrid Zirvesi, NATO'nun son dönemdeki en önemli stratejik kırılmalarından biri olmuştur. Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı harekat, NATO'nun güvenlik algısını kökten değiştirmiştir [36]. 2022 Stratejik Konsepti'nde Rusya, müttefiklerin güvenliği ve Avrupa-Atlantik bölgesinin barış ve istikrarı için "en önemli ve doğrudan tehdit" olarak tanımlanmıştır [37]. Aynı konseptte NATO'nun üç temel görevi yeniden ifade edilmiş; bu kez sıralama caydırıcılık ve savunma, kriz önleme ve yönetimi, iş birliğine dayalı güvenlik şeklinde değiştirilerek caydırıcılık önceliğin merkezine yerleştirilmiştir. 2010'da NATO daha iyimser bir güvenlik ortamından söz ederken, 2022'de savaş, stratejik rekabet, hibrit tehditler, siber saldırılar ve büyük güç rekabetinin yeniden merkeze alınması, NATO'nun tehdit algısındaki köklü değişimi açıkça göstermektedir [38]. Bu nedenle 2022 Madrid Zirvesi, NATO'nun Soğuk Savaş sonrası geniş güvenlik anlayışını tamamen terk etmeden, kolektif savunma ve caydırıcılığı yeniden ittifakın merkezine yerleştirdiği zirve olarak değerlendirilebilir.
NATO'nun sorumluluk bölgesi Pasifik olmadığı gibi, ittifakın kendisi de bir Pasifik örgütü olmamıştır. Ancak Çin artık NATO'nun stratejik belgelerinde açıkça yer almaktadır. 2022 Stratejik Konsepti, Çin'i doğrudan askeri düşman olarak değil, ittifakın çıkarları, güvenliği ve değerleri açısından sistemik bir meydan okuma olarak tanımlamaktadır [39]. Çin'in NATO açısından etkisi; teknolojik rekabet, kritik altyapılar, siber güvenlik, uzay sistemleri, tedarik zincirleri ve savunma sanayii bağımlılıkları gibi alanlarda kendini göstermektedir. Çin, NATO için yalnızca doğrudan bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda ABD'nin dikkatini ve kaynaklarını Avrupa'dan Hint-Pasifik'e yönelten temel stratejik faktör olmuştur. Bu nedenle Çin'in yükselişi, Avrupa güvenliğini dolaylı biçimde de etkilemektedir.
2023 Vilnius Zirvesi: Kritik sualtı altyapısının korunması
Eylül 2022'de Baltık Denizi'ndeki Nord Stream boru hatlarında meydana gelen patlamaların ardından gerçekleştirilen ilk zirve olan 2023 Vilnius Zirvesi'nde NATO, Rusya-Ukrayna Savaşı sırasında enerji altyapılarının hedef alınmasına ve kritik altyapıların korunmasına özel bir vurgu yapmıştır [40]. Vilnius Zirvesi Bildirisi'nde NATO, müttefiklerin kritik altyapılarının güvenliğini artırmak ve sabotajlara karşı dayanıklılığı geliştirmek amacıyla yeni koordinasyon mekanizmalarının güçlendirileceğini belirtmiş; bu çerçevede NATO Deniz Komutanlığı bünyesinde Kritik Sualtı Altyapısının Güvenliği için Deniz Merkezi kurulmuştur [41]. Bu gelişme NATO'ya, bir ülkeyi zayıflatmak için artık fiziksel sınırı tanklarla geçmenin gerekmediğini; deniz altındaki enerji boru hatları, internet kabloları, elektrik şebekeleri, limanlar, havaalanları, uydu sistemleri ve veri merkezlerinin de stratejik hedefler haline geldiğini göstermiştir.
2025 Lahey Zirvesi: Yüzde 5 hedefi ve uzun vadeli tehdit algısı
25 Haziran 2025'te gerçekleştirilen Lahey Zirvesi'nde NATO, Rusya'nın Avrupa-Atlantik güvenliği için uzun vadeli bir tehdit oluşturduğunu ve terörizmin kalıcı bir tehdit olmaya devam ettiğini belirtmiştir. Bu çerçevede müttefikler, 2035 yılına kadar savunma ve güvenlikle ilişkili harcamalarını gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5'ine çıkarma taahhüdünde bulunmuştur [42]. Bu hedef, çekirdek savunma harcamaları için yüzde 3,5 ve savunmayla bağlantılı geniş kapsamlı güvenlik harcamaları için yüzde 1,5 olmak üzere iki ayrı bileşene ayrılmıştır. ABD Kongresi Araştırma Servisi verilerine göre, 2014'te yalnızca üç müttefik yüzde 2 hedefini karşılarken, 2024 itibarıyla bu sayı yirmi üçe yükselmiştir; bu eğilim, yüzde 5 hedefinin -iddialı olmakla birlikte- tamamen gerçekçilikten uzak olmadığını göstermektedir [43]. Bu karar, NATO'nun oluşturmaya çalıştığı yeni rolünü çok net biçimde ortaya koymaktadır: Artık temel soru yalnızca "hangi ülke tehdit oluşturuyor?" değil, bu tehditlere karşı sürdürülebilir askeri kapasitenin, savunma sanayii üretiminin, altyapı dayanıklılığının ve siyasi iradenin nasıl inşa edileceğidir.
ABD'nin Avrupa güvenliğine katkısının azalması ve Avrupa'nın artan sorumluluğu
NATO'nun bugünkü en kritik tartışmalarından biri, ABD'nin Avrupa güvenliğine olan katkısının geleceğidir. ABD hala NATO'nun en önemli askeri gücü olmakla birlikte, Washington'un stratejik öncelikleri değişmektedir. ABD bugün genel olarak üç alanda baskı altındadır: Çin ile büyük güç rekabeti, Hint-Pasifik'te askeri denge ihtiyacı ve iç politikada yük paylaşımı tartışmaları. Bu durum, ABD'nin Avrupa güvenlik sisteminden tamamen ayrılmasını gerektirmese de Avrupa'nın kendi güvenliği için artık daha fazla askeri, mali ve endüstriyel sorumluluk almasını zorunlu kılmaktadır.
NATO'nun geleceği, ABD'nin ittifaktan çekilip çekilmeyeceğinden ziyade, Avrupa'nın ABD desteği azaldığında caydırıcılığı hangi ölçüde sürdürebileceğine bağlıdır. Avrupa ülkeleri uzun süre güvenliklerini büyük ölçüde ABD garantisine dayandırmış; ancak Rusya-Ukrayna Savaşı ve ABD'nin Hint-Pasifik önceliği, Avrupa'yı yeni bir gerçeklikle karşı karşıya bırakmıştır. Avrupa artık savunma harcamaları, mühimmat üretimi, hava ve füze savunması, lojistik, siber dayanıklılık ve savunma sanayii kapasitesi alanlarında daha fazla sorumluluk almak zorundadır. Bu nedenle NATO'nun yeni rolü yalnızca askeri planlama değil, aynı zamanda Avrupa'nın savunma kapasitesini yeniden inşa etmesidir [44].
Avrupa güvenliğinde NATO ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki giderek daha önemli hale gelmektedir. NATO askeri savunma ve caydırıcılığın merkezinde yer alırken, AB ekonomik kapasite, yaptırımlar, savunma sanayii fonları, enerji güvenliği ve sivil dayanıklılık alanlarında önemli araçlara sahiptir [45]. İki kurum arasında tam bir ikame ilişkisi bulunmamaktadır; AB, NATO'nun yerini alamayacağı gibi, NATO da AB'nin ekonomik ve düzenleyici araçlarını tek başına üretemeyecektir [46]. Bu noktada bazı yapısal sorunlar da ortaya çıkmaktadır: AB üyeleri arasında tehdit algıları farklılaşabilmekte, savunma sanayii çıkarları rekabet yaratabilmekte ve NATO üyesi olup AB üyesi olmayan ülkeler AB savunma girişimlerinin dışında kalabilmektedir. Türkiye açısından bu durum özellikle önemlidir; çünkü Türkiye, NATO'nun en güçlü askeri kapasitelerinden birine sahip olmasına rağmen AB savunma girişimlerinin dışında bırakıldığında, Avrupa güvenlik mimarisinde yapısal bir verimsizlik ortaya çıkmaktadır.
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın NATO'ya etkisi
Rusya-Ukrayna Savaşı, NATO'nun güvenlik anlayışı ve savunma politikalarındaki dönüşümü hızlandıran en önemli güncel gelişmelerden biri olmuştur. Söz konusu çatışma, ittifakı Avrupa güvenlik mimarisine ilişkin temel varsayımlarını yeniden değerlendirmeye yöneltmiştir. Bu süreçte, Avrupa'da büyük ölçekli konvansiyonel kara savaşının tamamen ortadan kalkmadığı görülmüş; mühimmat stokları, hava savunma sistemleri, insansız platformlar ve elektronik harp kabiliyetlerinin modern savaşın temel unsurları olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra, savunma sanayiinin üretim kapasitesinin caydırıcılığın ayrılmaz bir bileşeni olduğu anlaşılmış, siyasi dayanışma ve kamuoyu desteğinin ise askeri yardım kadar stratejik önem taşıdığı görülmüştür. Ayrıca hibrit tehditler, enerji alanındaki baskı araçları ve dezenformasyon faaliyetlerinin çağdaş savaşın bütünleşik unsurları haline geldiği açık biçimde ortaya konmuştur. Bu nedenle, NATO'nun caydırıcılığı artık yalnızca asker veya platform sayısıyla ölçülmemekte; üretim hızı, stok seviyesi, tedarik zinciri güvenliği ve teknolojik adaptasyon da caydırıcılığın belirleyici unsurları arasına girmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı, NATO'ya modern caydırıcılığın yalnızca ileri konuşlu birliklerle değil, sürdürülebilir savunma sanayii, mühimmat üretimi, lojistik derinlik ve siyasi dayanıklılıkla mümkün olabileceğini göstermiştir.
NATO'nun günümüze kadar geçirdiği dönüşüm özetle şu şekilde tasvir edilebilir: 1949-1991 döneminde NATO, Sovyet nüfuzuna karşı klasik bir kolektif savunma birliği olmuştur. 1991 sonrasında ittifak; işbirliği, ortaklık ve kriz yönetimi boyutlarını geliştirmiştir. 1999 Washington Zirvesi ile kriz yönetimi ve alan dışı operasyonlar daha belirgin hale gelmiştir. 11 Eylül sonrasında terörizm ve küresel güvenlik tehditleri NATO gündemine girmiş; 2010 Lizbon Stratejik Konsepti, kolektif savunma, kriz yönetimi ve iş birliğine dayalı güvenliği üç temel görev olarak tanımlamıştır. 2014'te yaşanan Kırım krizi NATO'yu yeniden kolektif savunmaya yöneltmiş, 2022 Madrid Zirvesi ise Rusya'yı doğrudan tehdit olarak tanımlayarak caydırıcılık ve savunmayı tekrar merkeze almıştır. Günümüzde NATO, ABD'nin Avrupa güvenliğine katkısının göreli azalması, Çin'in yükselişi, Rusya'nın bölgesel politikaları ve hibrit riskler nedeniyle Avrupa'nın daha fazla sorumluluk üstlendiği yeni bir döneme girmektedir.
Bu dönüşüm, klasik anlamda bir ittifakın görev genişlemesinden daha fazlasını ifade etmektedir. Avrupa-Atlantik güvenliğinin artık yalnızca askeri güçle değil; siyasi birlik, savunma sanayii kapasitesi, teknolojik üstünlük, toplumsal dayanıklılık ve müttefikler arası güven temelinde sürdürülebileceği anlaşılmaktadır [47]. NATO'nun Soğuk Savaş sonrası dönüşümünde "tehdit" kavramı uzun süre doğrudan düşman anlamında değil, daha çok risk, istikrarsızlık ve meydan okuma anlamında kullanılmıştır. Ancak 2014'ten sonra Rusya yeniden tehdit odağına alınmış, 2022'den itibaren ise resmen "en önemli ve doğrudan tehdit" olarak tanımlanmıştır. Akademik literatürde bu dönüşüm, realist ve liberal kuramsalcı perspektiflerin farklı biçimlerde açıkladığı, ancak her iki yaklaşımın da NATO'nun varlığını sürdürme kapasitesinin temelde uyum yeteneğinden kaynaklandığı konusunda hemfikir olduğu bir süreç olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak NATO'nun değişen rolü, kolektif savunmadan vazgeçmek anlamına değil, aksine kolektif savunmayı mümkün kılan askeri, teknolojik, endüstriyel ve toplumsal dayanıklılık unsurlarını ittifakın görev alanına entegre etmek anlamına gelmektedir. Bu rol, yıllar içinde farklı tehdit algılarının yol açtığı farklı güvenlik tanımlarının -Lizbon'daki "üç temel görev", Vilnius'taki kritik altyapı vurgusu, Madrid'deki Rusya tehdidi- günümüzde Avrupa'nın artan savunma sorumluluğuyla birleştiği şeklinde okunmalıdır.
NATO'nun değişen rolüne karşın deniz harekat alanında değişim ihtiyacı
Üçüncü bölümde incelenen kronolojik dönüşüm, büyük ölçüde NATO'nun siyasi ve stratejik belgeleri düzeyinde gerçekleşmiştir. Ancak bu dönüşümün askeri-harekat alanına, özellikle deniz boyutuna yansıması, ittifakın güvenilirliği açısından en az siyasi belgeler kadar belirleyicidir. NATO'nun en yüksek düzeyli askeri komutanı olan Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı (SACEUR) Orgeneral Alexus G. Grynkewich, sorumluluk sahasının büyük kısmını oluşturan deniz alanının ittifakın refahı ve güvenliği açısından taşıdığı önemi vurgulamakta; personel, harbe hazırlık ile yeni teknoloji ve inovasyonun NATO faaliyet ve harekatlarına entegrasyonunu öncelikli konular olarak tanımlamaktadır. NATO askeri kanadının önceliği caydırıcılık, harbe hazırlık ve teknoloji/inovasyon, insansız sistemlerin deniz unsurlarına entegrasyonu ile Karadeniz'deki faaliyetlerin normal seviyeye dönmesi gibi hususlara dayanmaktadır.
Askeri kanadın değerlendirmesine göre, Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Rusya Deniz Kuvvetleri unsurları kendi asli operasyonel sahaları dışında da harekat icra etmek zorunda kalmıştır. Bu durum Rusya'nın harekat devamlılığında zafiyet yaratarak finansal, teçhizat ve teşkilat yönünden idame problemlerine yol açmıştır. Rusya'nın 2026'da Karadeniz ve Hazar filolarının mevcut durumunu idame ettirmeye ve diğer filolara uzun menzilli angajman desteği vermeye odaklanması, Akdeniz filosunun ise diğer filolardan aldığı destekle sancak gösterme faaliyetlerine devam etmesi beklenmektedir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümleri, Tartus Deniz Üssü'ne yönelik kullanım kısıtları ve uygulanan yaptırımların yarattığı personel eksikliği göz önüne alındığında, Rusya'nın 2026'da deniz ulaştırma yollarının korunması, denizaltı karakol faaliyetleri ve yeni silah sistemlerinin denenmesi konularına ağırlık vermeye devam edeceği değerlendirilmektedir.
NATO Daimi Deniz Kuvvetlerinin (SNF) tarihi, yapısı ve güncel Sorunları
NATO'nun müttefik ülke deniz unsurlarıyla daimi olarak teşkil ettiği görev grupları olan Daimi Deniz Kuvvetleri ilk kez 1967-1968 döneminde STANAVFORLANT adıyla hayata geçirildiği tarihten itibaren değişen güvenlik ortamının etkisiyle önemli yapısal değişimler geçirmiştir [48]. Soğuk Savaş sonrası dönemde, özellikle 1990'lı yıllarda, SNF'nin bölgesel odağının zayıflaması ve müttefiklerin kuvvet katkılarının yıllar içinde azalması, yapının etkinliğini sınırlamıştır [49]. Avrupa Birliği (AB) bünyesinde icra edilmeye başlanan paralel deniz harekatları da siyasi tercihler nedeniyle SNF'ye yapılan kuvvet katkısını daha da azaltmıştır.
Coğrafya, tehdit algısı ve teknolojideki değişim, Rusya'nın Kırım'ı ilhak ettiği 2014'den sonra ittifakın deniz gücü değerlendirmesini doğrudan etkileyen faktörler olarak ortaya çıkmış; bu gelişme SNF'nin yapısının yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacını gündeme getirmiştir [50]. Akademik ve askeri tartışmalarda SNF'nin geleceğine ilişkin üç temel seçenek öne çıkmaktadır: SNF'yi Soğuk Savaş dönemindeki güçlü yapısına yeniden döndürmek (restore), SNF'yi tamamen farklı bir yapıyla değiştirmek (replace) veya mevcut yapıyı günümüz ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemek (reform). Bu üç seçenek arasında, kuvvet katkısındaki yapısal yetersizlikleri gideren ve birlikte çalışabilirlik sorunlarını çözen "yeniden düzenlemek" yaklaşımı hem maliyet hem de uygulanabilirlik açısından en gerçekçi seçenek olarak değerlendirilmektedir.
Kuvvet sayısındaki yetersizlikler ve üye ülkelerin milli öncelikleri kapsamında öne çıkan kısıtlar, NATO perspektifinden bakıldığında SNF faaliyetlerinin icrasını sınırlamaktadır. Örneğin, bir yıl önceden belirlenen SNF faaliyet takvimi, sahadaki güncel gerçeklerle örtüşmemektedir. Bu nedenle NATO, SNF faaliyetlerinin zaman alan onay süreçlerinden ziyade daha esnek bir çerçeveye kavuşturulmasını talep etmektedir [51]. Birlikte çalışabilirlik kapsamında ihtiyaç duyulan veri bağlantısı ve uydu haberleşme sistemlerinin (Link 22/16, NSWAN, SATCOM gibi) bazı gemilerde yetersiz kalması ve insansız sistemlerin yarattığı tehdide karşı koyma konusundaki teknik eksiklikler de öne çıkan sorunlar arasındadır. Bu güçlüklerin azaltılabilmesi için SNF bünyesinde bir Deniz Hava Görev Grubu kurulması ve 2029'a kadar tam operasyonel bir İnsansız Sistemler Görev Grubu'nun hayata geçirilmesi, ayrıca gemi sınıf ve tipi bazında özel görev gruplarının (hücumbot görev grubu, devriye gemisi görev grubu gibi) teşkil edilmesi ihtiyacı değerlendirilmektedir [52].
İnsansız sistemlere geçiş: TF-X, MUS konsepti ve sahadaki tecrübeler
NATO'da insansız sistemlerin harekat faaliyetlerinde kullanılması amacıyla başlatılan ve Şubat 2025'ten itibaren devam eden deneme faaliyetleri kapsamındaki İnsansız Görev Kuvveti (Task Force X) girişiminden edinilen tecrübeler, NATO'nun bu alanda dört temel konuya odaklanması gerektiğini ortaya koymuştur. Bunlar, insansız sistemler aracılığıyla denizde durumsal farkındalık sağlanması, verinin füzyonu dijital birlikte çalışabilirlik ve standardizasyon, uygulanacak angajman kurallarının netleştirilmesi ve insansız sistemlerin hukuki statüsü ile bu sistemleri kullanacak personelin eğitimi olarak tanımlanabilir [53]. "İnsansız sistemlerin NATO harekat, faaliyet ve görevlerine tam olarak entegre edilmesi" hedefi doğrultusunda, NATO Deniz Komutanlığı bünyesinde Deniz İnsansız Sistemleri (Maritime Unmanned Systems - MUS) konsepti hazırlık çalışmaları sürdürülmektedir. Bu konsept çerçevesinde, tamamen insansız sistemlerden oluşacak bir Deniz Daimi Görev Grubu oluşturulması hedeflenerek 2026 yılı içinde NATO sorumluluk sahası dahilinde farklı TF-X faaliyetlerinin icra edilmesi planlanmaktadır [54].
Barış zamanında insansız sualtı araçlarının kullanımı, niyetin bilinmemesi nedeniyle Rusya ile gerginliği artırma riski taşımaktadır. Bu riski azaltmak amacıyla karasularında harekat icra edilmesi yaklaşımı Baltık Denizi'nde uygulanmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti'nin Pasifik'teki insansız sistem kullanım pratiklerinin incelenmesi, neyin kabul edilebilir neyin edilemez olduğuna dair fikir oluşturulmasına katkı sağlayabilecek; insansız sistemlere insanlı platformlarla refakat edilmesi de bu konudaki riski azaltacak bir tedbir olarak değerlendirilmektedir. Bu husus, Karadeniz'de insansız sistemlerin kullanımı bakımından Türkiye'yi de yakından ilgilendirmektedir: İnsansız deniz araçlarının, Montrö Sözleşmesi'nin ruhuna uygun olarak savaş gemisi statüsünde kabul edilmesine yönelik yaklaşım, bu sistemlerin Karadeniz'de yalnızca karasularında kullanılması ilkesiyle de güçlendirilebilir.
NATO'nun en kapsamlı tatbikatlarından biri olan STEADFAST DART 26 kapsamında, Şubat 2026'da Baltık Denizi'ne intikal eden Türk Deniz Görev Kuvveti olmuştur. TCG Anadolu, TCG Derya, TCG İstanbul ve TCG Oruçreis gemilerinden oluşan ve yaklaşık 8 bin kilometrelik bir intikal icra eden görev kuvveti sahada bu alandaki en somut örneklerden birini oluşturmuştur [55]. Tatbikat kapsamında TCG Anadolu'dan TB-3 insansız hava aracının (İHA) ilk kez canlı atış icra etmesi, gemiden insansız hava aracı harekatı kabiliyetinin sahada doğrulanması açısından önem taşımaktadır [56]. Bu performans, Türkiye'nin Temmuz 2025-Haziran 2026 döneminde ilk kez Müttefik Amfibi Görev Kuvveti Komutanlığı (CATF) ve Kara Görev Kuvveti Komutanlığı (CLF) sorumluluğunu üstlenmiş olmasıyla da örtüşmektedir [57]. Ayrıca Mart-Nisan 2026'da Karadeniz'de icra edilen Sea Shield 2026 tatbikatına on üç ülkeden kırk sekiz gemi ve yirmi insansız sistemin katılması, bölgedeki çok uluslu deniz iş birliğinin somut bir göstergesi olmuştur [58].
Karadeniz, Montrö Sözleşmesi ve Türkiye'nin konumu
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1936'dan bu yana Karadeniz'in güvenlik mimarisini düzenleyen ve Türkiye'ye Boğazlar üzerinde münhasır bir denetim yetkisi tanıyan temel hukuki çerçevedir. [59] Sözleşme, savaş halinde Türkiye'nin taraf olmadığı bir çatışmada savaşan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini kısıtlama yetkisini Türkiye'ye vermektedir [60]. Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik harekatının ardından Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin ilgili hükümlerini işleterek Karadeniz'e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini kapatmıştır. Bu karar, Karadeniz'deki deniz harekat ortamını doğrudan şekillendiren bir adım olmuştur [61].
NATO'nun Karadeniz Görev Kuvveti CTF Black'e ilişkin olarak, NATO'nun bölgedeki en güçlü ve en uzun kıyı şeridine sahip müttefiki ve aynı zamanda Karadeniz'e giriş çıkışı kontrol eden Türk boğazlarına sahip ülke olarak Türkiye'de CTF Black komutanlığının daimi olarak konuşlandırılmasına yönelik diplomatik ve politik düzeydeki çabaların artırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Romanya'nın NATO'nun Karadeniz'deki faaliyetlerinin yeniden canlandırılmasına yönelik talepleri karşısında NATO makamlarınca değerlendirilen seçenekler arasında, MCM Black unsurlarından denizde durumsal farkındalık amacıyla daha fazla yararlanılması, bu unsurlar tarafından Gürcistan'a NATO harici liman ziyaretleri düzenlenmesi ve Karadeniz'de icra edilecek insansız sistem faaliyetlerinin CTF Black komutasında yürütülmesi yer almaktadır.
Türkiye, SNF'ye en yüksek düzeyde kuvvet katkısı sağlayan müttefiklerin başında gelmektedir. Bu nedenle, SNF'nin yaşadığı kuvvet katkısı sorununun, daha fazla katkı sağlayan ülkeleri ödüllendiren bir teşvik mekanizmasıyla çözülebileceği değerlendirilmektedir. Türkiye, NATO'nun sıklıkla vurguladığı Karadeniz'deki genel güvenlik durumuna ilişkin olarak bölgesel sahiplik ilkesini benimsemektedir. Ayrıca, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın etkilerinin Karadeniz'e ve kıyıdaş ülkelere yayılmasının önlenmesinde bölgesel inisiyatifler ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin tutarlı uygulanması belirleyici rol oynamaktadır. Bununla birlikte, askeri amaçlarla kullanılan insansız deniz araçlarının hukuki statüsündeki belirsizlikler ve otonomi, yetki ve sorumluluk konularında yeterli düzenleme bulunmaması nedeniyle, insansız sistemlerin NATO harekat ve faaliyetlerine tam entegrasyonundan ziyade, öncelikli olarak insanlı-insansız sistemlerin hibrit biçimde kullanılmasının daha uygun bir yaklaşım olacağı değerlendirilmektedir.
Geleceğe yönelik öngörü: Ankara Zirvesi sonrası olası değişimler
Temmuz 2026'da Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, ittifakın "Değişen Rol" temasını taşıması bakımından sembolik olduğu kadar, NATO'nun kurumsal dönüşümünün geldiği aşamayı somutlaştırması bakımından da önem taşımaktadır. Bahse konu zirve, "NATO 3.0" olarak kavramsallaştırılmaktadır. Bu çerçeve, NATO'nun 1.0 döneminin Soğuk Savaş'taki klasik kolektif savunma ittifakına, 2.0 döneminin Soğuk Savaş sonrası kriz yönetimi ve ortaklık eksenli genişlemiş güvenlik anlayışına karşılık geldiğini, 3.0 döneminin ise Avrupa'nın kendi savunmasında daha fazla sorumluluk üstlendiği, ABD'nin küresel önceliklerini yeniden dengelediği bir döneme işaret ettiğini öne sürmektedir [62]. Zirve öncesi stratejik gündemi şekillendiren gelişmeler arasında İran-ABD gerginliği ve Hürmüz ile Babül Mendep Boğazlarındaki seyrüsefer güvenliği endişeleri yer almakta; bu gelişmeler, NATO'nun coğrafi ilgi alanının Avrupa-Atlantik çerçevenin ötesine taşan boyutlarını gündeme getirmektedir.
Ankara Zirvesi'nin temel sınavı, 2025 Lahey Zirvesi'nde kabul edilen yüzde 5 GSYH hedefinin siyasi bir taahhütten somut askeri kabiliyete dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir. Yapılan analizlere göre, müttefiklerin harcama oranlarını artırması tek başına yeterli değildir. Asıl belirleyici olan, bu kaynakların müşterek tedarik, birlikte çalışabilirlik ve üretim kapasitesi artışına ne ölçüde dönüştürülebildiğidir. Bu bağlamda Avrupa müttefiklerinin, kriz anında yalnızca ABD desteğini bekleyen değil, krizin ilk aşamasında bizzat müdahale edebilen bir kapasiteye geçişi "ilk müdahale eden" rolü zirvenin gündem maddelerinden birini oluşturmaktadır [63].
Savunma sanayii ve üretim kapasitesi boyutu
Yeni güvenlik ortamında NATO'nun karşı karşıya olduğu en kritik yapısal sorun alanlarından biri savunma sanayii kapasitesidir. Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını sınırlamış, ordu mevcutlarını azaltmış ve mühimmat stoklarını düşük seviyelerde tutmuştur; Rusya-Ukrayna Savaşı ise bu yaklaşımın sürdürülebilir olmadığını açık biçimde ortaya koymuştur. Modern savaşın yüksek mühimmat tüketimi, sürekli bakım ihtiyacı, hızlı üretim kapasitesi ve teknolojik yenilenme gerektirmesi nedeniyle, savunma sanayii artık NATO'nun caydırıcılık anlayışının ikincil değil merkezi bir unsuru haline gelmiştir. Bu çerçevede ittifak için öne çıkan başlıklar arasında ortak tedarik mekanizmalarının geliştirilmesi, mühimmat üretim kapasitesinin artırılması, hava savunma sistemlerinin yaygınlaştırılması, insansız sistemlere yatırımın derinleştirilmesi, siber ve uzay kabiliyetlerinin güçlendirilmesi ile kritik teknolojilerde dışa bağımlılığın azaltılması yer almaktadır. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, savunma sanayii kapasitesinin ittifakın caydırıcılık gücünün belirleyici unsurlarından biri olduğunu özellikle vurgulamaktadır [64].
Bu bağlamda Türk savunma sanayii, NATO içi tartışmalarda sıklıkla atıf yapılan bir örnek konumuna gelmiştir. 2025 yılında Türkiye'nin savunma ve havacılık ihracatı yaklaşık 10,5 milyar dolara ulaşarak tarihi bir rekor kırmış ve Türkiye, dünya savunma sanayii ihracatçıları sıralamasında 11. sıraya yükselmiştir. Bu performans; insansız hava araçları, deniz platformları, füze sistemleri ve elektronik harp kabiliyetleri gibi alanlarda kazanılan yerli üretim ve ihracat kapasitesinin somut bir göstergesi olarak değerlendirilmekte, Ankara Zirvesi'nin savunma sanayii gündem maddesi kapsamında Türkiye'nin model alınabilecek bir ekosistem örneği sunduğu öne sürülmektedir [65].
Zirvenin diğer önemli gündem maddelerinden biri, müttefikler arasındaki siyasi birliğin yeniden teyit edilmesidir. ABD, Kanada ve bazı Avrupalı müttefikler arasında savunma harcamaları, Ukrayna'ya verilecek desteğin niteliği ve finansman yöntemleri konusunda zaman zaman farklılaşan yaklaşımlar gözlemlenmektedir. Bu nedenle zirvenin önemli işlevlerinden biri, ittifakın kolektif kararlılığını kamuoyuna ve potansiyel rakiplere karşı yeniden teyit etmek olacaktır. NATO'nun tarihsel tecrübesi, ittifak içi görüş ayrılıklarının zirve süreçlerinde sıklıkla ortaya çıktığını, ancak bu ayrılıkların büyük ölçüde nihai bildirge metinlerinde uzlaşıyla çözüldüğünü göstermektedir. Dolayısıyla Ankara Zirvesi'nde de benzer bir uzlaşı arayışının öne çıkması beklenmektedir.
Güney kanat ve Türkiye'nin rolü
Zirvenin Ankara'da gerçekleştirilecek olması, NATO'nun gündeminde Karadeniz, Doğu Akdeniz, Orta Doğu, enerji güvenliği ve düzensiz göç gibi güney kanat meselelerinin daha belirgin bir yer tutmasına yol açacaktır. NATO'nun güney kanadına ilişkin akademik değerlendirmeler, 2022 Madrid Zirvesi sonrasında ittifakın dikkatinin büyük ölçüde Rusya merkezli doğu kanadına yoğunlaştığını, ancak güney kanattaki istikrarsızlık kaynaklarının ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır [66]. Bu bağlamda Türkiye'nin coğrafi konumu ve operasyonel kapasitesi, NATO'nun güney kanat güvenliği açısından merkezi bir rol üstlenmesini sağlamaktadır.
Türkiye-NATO ilişkisi, akademik literatürde sıklıkla "Türkiye paradoksu" olarak adlandırılan bir dinamikle tanımlanmaktadır: Türkiye, ittifakın en güçlü askeri kapasitelerinden birine ve en uzun kıyı şeridine sahip olmasına rağmen, S-400 hava savunma sistemi tedariki nedeniyle yaşanan kriz ve Kıbrıs sorunu gibi konular, müttefikler arası güven ilişkisinde zaman zaman gerilim yaratabilmektedir. Bu paradoks, Türkiye'nin tarihsel olarak değişken tehdit algıları ile NATO'nun kolektif karar alma mekanizmaları arasındaki yapısal gerilimden kaynaklanmaktadır. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Türkiye'nin Karadeniz'deki operasyonel rolü ve savunma sanayii kapasitesi, bu gerilimi büyük ölçüde dengeleyen bir unsur olarak öne çıkmaktadır [67]. Türkiye'nin Avrupa Birliği savunma girişimlerinin dışında bırakılması da, NATO üyesi olup AB üyesi olmayan bir müttefikin ittifak içi konumunu karmaşıklaştıran yapısal bir sorun alanı olarak değerlendirilmektedir.
NATO'nun yeni rolü: Savunma ittifakından dayanıklılık mimarisine
Günümüzde NATO, yalnızca dış saldırıya karşı askeri savunma sağlayan bir ittifak olmaktan çıkmış; askeri, teknolojik, endüstriyel, siber, ekonomik ve toplumsal dayanıklılığı bütüncül biçimde örgütleyen geniş kapsamlı bir güvenlik mimarisine dönüşmüştür. Bu dönüşümün arkasında yatan temel etkenler arasında tehditlerin artık yalnızca askeri nitelikte olmaması, savaş ile barış arasındaki sınırın bulanıklaşması, hibrit saldırılar ve siber operasyonların günlük güvenlik gündeminin parçası haline gelmesi ile enerji, gıda, teknoloji ve tedarik zincirlerinin güvenlik konusuna dönüşmesi sayılabilir. Ayrıca, savunma sanayii kapasitesinin caydırıcılığın ayrılmaz bir parçası haline gelmesi ve ABD'nin Avrupa güvenliğine katkısının koşulsuz ve sınırsız olarak görülmemesi de bu dönüşümü şekillendiren önemli etkenler arasında yer almaktadır. Bu çerçevede NATO'nun güncel görevi, yalnızca bir saldırı durumunda karşılık vermek veya caydırıcılık sağlamak değil; aynı zamanda savaşı önlemek amacıyla müttefik toplumların hem devlet hem toplum düzeyinde dayanıklılık kapasitesini artırmaktır.
Ankara Zirvesi'nin NATO'nun temel görevlerinde köklü bir değişiklik yaratması beklenmemektedir. Zirve teması olarak "NATO'nun Değişen Rolü" başlığının seçilmesi, bunun yerine ittifakın mevcut dönüşüm sürecinin pekiştirilmesi ve somutlaştırılmasına işaret etmektedir. Bu çerçevede zirvenin öne çıkan gündem maddeleri arasında Avrupa'nın savunmada daha fazla sorumluluk üstlenmesi, savunma sanayii ve üretim kapasitesinin artırılması, Ukrayna'ya yönelik uzun vadeli destek mekanizmalarının netleştirilmesi, ittifak içi siyasi birliğin yeniden teyidi ve güney kanadının özellikle Türkiye'nin rolünün güçlendirilmesi yer almaktadır. Zirvenin Türkiye'de gerçekleştirilecek olması, hem Türk savunma sanayii ekosisteminin model olarak öne çıkarılması hem de Türkiye'nin AB kaynaklı dolaylı sorun alanları ile NATO'ya özgü ikili meselelerin ele alınması için elverişli bir diplomatik zemin sunmaktadır [68].
Sonuç olarak Ankara Zirvesi sonrasında NATO'nun geleceğine ilişkin asıl tartışma, ittifakın neyi savunacağından ziyade, bunu hangi kaynaklarla, hangi endüstriyel kapasiteyle ve hangi yük paylaşım modeliyle sürdürebileceği etrafında şekillenecektir.
Sonuç ve Değerlendirme
NATO'nun Soğuk Savaş sonrası tehdit algısı, belirli bir düşmana karşı klasik savunmadan; terörizm, kriz yönetimi, hibrit tehditler, kritik altyapı güvenliği ve büyük güç rekabetini eş zamanlı kapsayan çok boyutlu bir güvenlik anlayışına evrilmiştir. Bununla birlikte, Rusya'nın 2014'ten itibaren artan aktif bölgesel politikaları ve 2022'de Ukrayna'ya yönelik başlattığı kapsamlı harekatı, ittifakı yeniden kolektif savunma ve caydırıcılık eksenine döndürmüştür; ancak bu kez caydırıcılık yalnızca askeri kuvvet konuşlandırmasıyla değil, Ukrayna'ya verilen destek, kritik altyapı koruması, savunma sanayii üretim kapasitesi ve toplumsal dayanıklılık unsurlarıyla birlikte yürütülmektedir.
2023 Vilnius Zirvesi'nde kritik sualtı altyapısının korunmasına yapılan vurgu, bu dönüşümün somut bir göstergesidir: NATO'ya, bir ülkeyi zayıflatmak için artık fiziksel sınırı tanklarla geçmenin gerekli olmadığı; denizaltı enerji boru hatları, internet kabloları, elektrik şebekeleri, limanlar, havaalanları, uydu sistemleri ve veri merkezlerinin de stratejik hedefler haline geldiği açıkça gösterilmiştir. Bu çerçevede NATO'nun güvenlik anlayışı, toprak bütünlüğü savunmasından toplumsal dayanıklılığa (from territorial defence to societal resilience) doğru genişleyen bir eksende ilerlemektedir. İttifakın görevi artık yalnızca bir saldırının sınırı geçmesini engellemek değil, enerji akışının, dijital bağlantının, deniz ticaretinin, kritik altyapıların ve savunma sanayii üretiminin sürekliliğini güvence altına almaktır.
Bu çalışmada 1991 Roma'dan 2025 Lahey'e kronolojik dönüşüm süreci incelenmiştir. Bu dönüşüm NATO'nun değişen rolü, ortaya çıkmış tamamen yeni bir rol değil; yıllar içinde farklı tehdit algılarının yol açtığı farklı güvenlik tanımlarının (Lizbon'daki üç temel görev, Vilnius'taki kritik altyapı vurgusu, Madrid'deki Rusya tehdidi tanımı gibi) günümüzde Avrupa'nın artan savunma sorumluluğuyla birleştiği, güçlendirilmiş bir çatı rolü olduğunu göstermektedir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ele alınan deniz boyutundaki bulgular, bu siyasi-stratejik dönüşümün askeri-harekat alanına yansımasının henüz tamamlanmamış bir süreç olduğunu; SNF'nin yapısal sorunları, insansız sistemlere geçişteki hukuki ve teknik belirsizlikler ile Karadeniz'deki kuvvet konuşlandırma tartışmalarının, NATO'nun siyasi düzeydeki dönüşüm hızına henüz tam olarak yetişemediğini ortaya koymaktadır.
Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, ülkenin Karadeniz'deki coğrafi konumu, Montrö Sözleşmesi'nden kaynaklanan münhasır yetkisi, SNF'ye sağladığı yüksek düzeyli kuvvet katkısı ve büyüyen savunma sanayii kapasitesi, Türkiye'yi NATO'nun değişen rolünün hem askeri harekat hem de endüstriyel boyutlarında merkezi bir aktör konumuna taşımaktadır. Temmuz 2026 Ankara Zirvesi, bu çok boyutlu konumun NATO gündeminde daha görünür hale gelmesi açısından önemli bir fırsat penceresi sunmaktadır. Sonuç olarak, NATO'nun değişen rolü kolektif savunmadan vazgeçmek anlamına gelmemekte; aksine, kolektif savunmayı mümkün kılan askeri, teknolojik, endüstriyel ve toplumsal dayanıklılık unsurlarını ittifakın görev alanına kalıcı biçimde entegre etmek anlamına gelmektedir.
Tablo 1- NATO'nun Tehdit Algısı ve Hareket Tarzındaki Dönüşüm
| Dönem | Tehdit | NATO'nun Hareket Tarzı |
| Soğuk Savaş Dönemi | Konvansiyonel silahlar Nükleer kuvvetler | Kolektif savunma Nükleer caydırıcılık İleri konuşlanma |
| 1990-2014 | Terörizm Bölgesel krizler Başarısız devletler Kitle imha silahlarının yayılması | Kriz yönetimi Ortaklıklar Alan dışı operasyonlar |
| 2014 2022 | Rusya'nın revizyonist politikaları Hibrit savaş Siber saldırılar Dezenformasyon | Doğu kanadının güçlendirilmesi İleri mevcudiyet (eFP/tFP) Hazırlık seviyesinin artırılması |
| 2022 - 2026 | Rusya (en önemli ve doğrudan tehdit) Çin'in sistemik meydan okuması Kritik altyapılara yönelik sabotajlar Siber saldırılar Uzay sistemlerine yönelik tehditler Enerji güvenliği riskleri Tedarik zinciri kırılganlıkları | Ukrayna'nın desteklenmesi Kritik altyapı koruması (Vilnius/sualtı altyapısı) Dayanıklılık (resilience) Savunma sanayii kapasitesinin artırılması Yeni bölgesel savunma planları |
| 2026 sonrası | Rusya'nın uzun vadeli/kalıcı tehdidinin sürmesi (Lahey 2025 tespiti) Güney kanatta istikrarsızlık (İran-ABD gerginliği, Hürmüz Boğazı) Grönland/Arktik'e yönelik jeopolitik gerginlik Kritik sualtı altyapısına yönelik sabotaj ve hibrit tehditlerin sürekliliği İnsansız sistemlerin yarattığı yeni harekat ve hukuki belirsizlikler Savunma sanayii üretim kapasitesi yetersizliği Müttefikler arası yük paylaşımında siyasi uyum riski | Ankara Zirvesi: "NATO'nun Değişen Rolü" (NATO 3.0) %5 GSYH hedefinin (%3,5 çekirdek + %1,5 geniş kapsam) somut kabiliyete dönüştürülmesi Avrupa'nın "ilk müdahale eden" rolüne geçişi Savunma sanayii/ üretim kapasitesinin merkezi önceliğe alınması Güney kanadın ve Türkiye'nin rolünün güçlendirilmesi Deniz boyutunda SNF reformu ve insansız sistem entegrasyonu (MUS/TF-X) Toplumsal dayanıklılık (societal resilience) mimarisinin kurumsallaşması İttifak içi siyasi birliğin yeniden teyidi |
Tablo 2 - NATO Tehdit Algısı ve Hareket Tarzlarının Dönemsel Değişimi
| Dönem | Resmi tehdit/risk algısı | NATO'nun Reaksiyonu |
| 1991 | Klasik Sovyet tehdidi yerine belirsiz riskler, KİS, terörizm, sabotaj, kaynak akışı | Diyalog, iş birliği, ortaklık, esnek savunma |
| 1999 | Bölgesel krizler, terörizm, organize suç, istikrarsızlık | Kriz yönetimi, Balkan müdahaleleri, alan dışı görevler |
| 2001 | Terörizm merkezi tehdit | 5. madde, Afganistan, terörle mücadele |
| 2010 | Terörizm, siber, füze tehdidi, enerji güvenliği, KİS | Üç temel görev: kolektif savunma, kriz yönetimi, iş birliğine dayalı güvenlik |
| 2014 | Rusya'nın aktif bölgesel politikaları, hibrit savaş | Readiness Action Plan, doğu kanadının güçlendirilmesi |
| 2016 | Rusya'ya karşı önlem ihtiyacı | Enhanced Forward Presence, Tailored Forward Presence |
| 2020-2021 | Kritik altyapı, siber, hibrit | Dayanıklılık ve altyapı koruma |
| 2022 | Rusya en önemli ve doğrudan tehdit; terörizm asimetrik tehdit; Çin sistemik meydan okuma | Yeni stratejik konsept, savunma planları, Ukrayna desteği |
| 2025 | Rusya uzun vadeli tehdit, terörizm kalıcı tehdit, tehditlerin küresel ve bağlantılı olarak alınması | Savunma harcamalarının artırılması, üretim kapasitesi, kritik altyapı ve caydırıcılık |
Kaynakça
[1] "A short history of NATO", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/about-us/nato-history/a-short-history-of-nato (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[2] Tarık Oğuzlu, "NATO'nun Dönüşümü ve Geleceği", Uluslararası İlişkiler/ Güvenlik Stratejileri Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 40, ss. 8-18.
[3] "The Hague Summit Declaration", North Atlantic Treaty Organization, 25 Haziran 2025, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2025/06/25/the-hague-summit-declaration (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[4] Lawrance A. Kaplan, "The United States and the Origins of NATO 1946-1949", The Review of Politics, Nisan 1969, Cilt: 31, Sayı: 2, ss. 210-222.
[5] "North Atlantic Treaty Organization (NATO), 1949", U.S. Department of State, Office of the Historian, https://history.state.gov/milestones/1945-1952/nato (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[6] "The North Atlantic Treaty – Article 3", North Atlantic Treaty Organization, Washington D.C., Nisan, 4, 1949, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/1949/04/04/the-north-atlantic-treaty (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[7] "The North Atlantic Treaty – Article 5", North Atlantic Treaty Organization, Washington D.C., Nisan, 4, 1949, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/1949/04/04/the-north-atlantic-treaty (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[8] ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, Norveç, İzlanda, Portekiz ve İtalya.
[9] "NATO member countries", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/about-us/organization/nato-member-countries (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[10]Ali Mammadov, "NATO's Turkey Paradox", Modern War Institute at West Point, June 8, 2026, https://mwi.westpoint.edu/natos-turkey-paradox/ (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[11] Ibid.
[12] "Founding Treaty", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/about-us/organization/founding-treaty (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[13] "Collective Defence and Article 5", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/what-we-do/introduction-to-nato/collective-defence-and-article-5 (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[14] "A Short History of NATO", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/about-us/nato-history/a-short-history-of-nato (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[15] "Rome Declaration on Peace and Cooperation", North Atlantic Treaty Organization, 8 Kasım 1991, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/1991/11/08/declaration-on-peace-and-cooperation (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[16] "The Alliance's New Strategic Concept (1991)", North Atlantic Treaty Organization, 8 Kasım 1991, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/1991/11/08/the-alliances-new-strategic-concept-1991 (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[17] "The Alliance's New Strategic Concept (1991)" - Madde 9-12.
[18] "Enlargement and Article 10", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/what-we-do/partnerships-and-cooperation/enlargement-and-article-10#: ~: text=Since%201949%2C%20NATO's%20membership%20has,and%20Herzegovina%2C%20Georgia%20and%20Ukraine (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[19] "The Washington Declaration", North Atlantic Treaty Organization, 23 Nisan 1999, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/1999/04/23/the-washington-declaration (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[20] "The Alliance's Strategic Concept (1999)", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/1999/04/24/the-alliances-strategic-concept-1999 (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[21] "NATO's role in Kosovo", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/what-we-do/operations-and-missions/natos-role-in-kosovo#: ~: text=NATO%20has%20been%20leading%20a,and%20stability%20in%20the%20area. (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[22] "Collective Defence and Article 5".
[23] "NATO and Afghanistan", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/what-we-do/operations-and-missions/nato-and-afghanistan (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[24] "Lisbon Summit Declaration", North Atlantic Treaty Organization, 20 Kasım 2010, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2010/11/20/lisbon-summit-declaration (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[25] "Active Engagement, Modern Defence: Strategic Concept 2010", North Atlantic Treaty Organization, 19 Kasım 2010, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2010/11/19/active-engagement-modern-defence (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[26] Erman Tatlıoğlu, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, Nobel Akademik Yayıncılık, Ocak 2026, 414 s.
[27] "NATO Strategic Concepts Compared", UK Parliament, House of Commons Library, Briefing Paper CBP-9573, (Erişim Tarihi: 20 Haziran 2026).
[28] "Wales Summit Declaration", North Atlantic Treaty Organization, 5 Eylül 2014, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2014/09/05/wales-summit-declaration (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[29] "Wales Summit Declaration - Readiness Action Plan"
[30] "Warsaw Summit Communiqué", North Atlantic Treaty Organization, 9 Temmuz 2016, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2016/07/09/warsaw-summit-communique (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[31] "Warsaw Summit Communiqué, 2016, paragraf 40, Enhanced Forward Presence ve Tailored Forward Presence"
[32] "NATO 2030: United for a New Era - Analysis and Recommendations", NATO Defense College Tardy Digest, 25 Kasım 2020, 66 s.
[33] "NATO presents the Agenda for 2030", European Comission, 9 Haziran 2021, https://ec.europa.eu/newsroom/cipr/items/713800/en (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[34] "Brussels Summit Communiqué", North Atlantic Treaty Organization, 14 Haziran 2021, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2021/06/14/brussels-summit-communique (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[35] "NATO Force Model", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/what-we-do/deterrence-and-defence/nato-force-model (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[36] "Madrid Summit Declaration", North Atlantic Treaty Organization, 29 Haziran 2022, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2022/06/29/madrid-summit-declaration (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[37] "NATO 2022 Strategic Concept – Article 8", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/strategic-concepts/nato-2022-strategic-concept (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[38] "Comparing NATO's 2010 and 2022 Strategic Concepts", VOA News, https://www.voanews.com/a/new-nato-strategic-concept-targets-russia-china/6638598.html (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[39] "NATO 2022 Strategic Concept – Article 13", North Atlantic Treaty Organization, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/strategic-concepts/nato-2022-strategic-concept (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[40] "Vilnius Summit Communiqué", North Atlantic Treaty Organization, 11 Temmuz 2023, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2023/07/11/vilnius-summit-communique (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[41] Christian Bueger, "NATO's Maritime Centre for the Security of Critical Undersea Infrastructure", Center for Maritime Strategy, 19 Ocak 2024, https://centerformaritimestrategy.org/publications/natos-contribution-to-critical-maritime-infrastructure-protection/ (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[42] "The Hague Summit Declaration", (Madde 3 - savunma harcamalarının 2035'e kadar GSYH'nin yüzde 5'ine çıkarılması taahhüdü) North Atlantic Treaty Organization, 25 Haziran 2025, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2025/06/25/the-hague-summit-declaration (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[43] "NATO's June 2025 Summit in The Hague", (2014'te yalnızca üç müttefikin yüzde 2 hedefini karşıladığı, 2024'te bu sayının 23'e çıktığı verisi), U.S. Congress, Congressional Research Service, IN12566, https://www.congress.gov/crs_external_products/IN/PDF/IN12566/IN12566.3.pdf (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[44] Erman Tatlıoğlu, Dökümanlar Işığında AB Savunma Politikaları, Nobel Akademik Yayıncılık, Mart 2026, 806 s.
[45] Luis Simon, "Thinking about NATO-EU relations in wartime", Real Instituto Elcano, 31 Mayıs 2024, https://www.realinstitutoelcano.org/en/analyses/thinking-about-nato-eu-relations-in-wartime/ (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[46] "Joint Declaration on EU-NATO Cooperation", North Atlantic Treaty Organization, 10 Ocak 2023, https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2023/01/10/joint-declaration-on-eu-nato-cooperation (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[47] Elie Perot, "The return to collective defence: navigating the politics of allied war planning within NATO", International Affairs, November 2025, Cilt: 101, Sayı: 6, ss. 2129-2147.
[48]Joshua Tallis, "NATO's Maritime Vigilance: Optimizing the Standing Naval Force for the Future," War on the Rocks, 15 Aralık 2022, https://warontherocks.com/natos-maritime-vigilance-optimizing-the-standing-naval-force-for-the-future/ (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[49] "Standing NATO Maritime Group One (SNMG1)", North Atlantic Treaty Organization, https://mc.nato.int/snmg1 (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[50] "NATO's Maritime Vigilance".
[51] Ibid.
[52] "NATO Maritime Command (MARCOM)", (Daimi Deniz Görev Grupları harekat planlama süreçleri), North Atlantic Treaty Organization, https://mc.nato.int (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[53] "NATO's Task Force X: Charting a Course for Autonomous Maritime Dominance", NATO's Strategic Warfare Development Command, https://www.act.nato.int/article/nato-tfx-maritime-dominance/ (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[54] "NATO Maritime Command, Maritime Unmanned Systems (MUS)", North Atlantic Treaty Organization, https://mc.nato.int/missions/exercises/dynamic-messenger (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[55] Tayfun Ozberk, "Turkish Navy Demonstrates New Capabilities in Baltic During NATO's Steadfast Dart 2026", NavalNews, 21 Şubat 2026, https://www.navalnews.com/naval-news/2026/02/turkish-navy-demonstrates-new-capabilities-in-baltic-during-natos-steadfast-dart-2026/ (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[56] "Türkiye's Bayraktar TB3 armed drone scores hits in NATO Steadfast Dart drill", Türkiye Today, 15 Şubat 2026, https://www.turkiyetoday.com/nation/turkiyes-bayraktar-tb3-armed-drone-scores-hits-in-nato-steadfast-dart-drill-3214560's=1 (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[57] "Turkish Naval Forces to Assume NATO CATF/CLF Duties within the Allied Reaction Force", T.C. Milli Savunma Bakanlığı, https://www.msb.gov.tr/SlaytHaber/8b11fbf3980c49048f95d9f406f7ce6e (Erişim Tarihi: 21 Haziran 2026).
[58] "NATO Sea Shield 2026 and Black Sea Strategic Environment", SpecialEurasia, https://www.specialeurasia.com/2026/03/24/nato-sea-shield-2026-black-sea/ (Erişim Tarihi: 22 Haziran 2026).
[59] Alpaslan Ozerdem, "What the Montreux Convention is, and what it means for the Ukraine war", The Conversation, https://theconversation.com/what-the-montreux-convention-is-and-what-it-means-for-the-ukraine-war-178136 (Erişim Tarihi: 22 Haziran 2026).
[60] Erman Tatlioglu, "Bezopasnost' Chernomorskogo Regiona: Konventsiya Montryo", Kazachestvo, no. 65 (8), 2022, pp. 42-52.
[61] Heather Mongilio, "Turkey Closes Bosphorus, Dardanelles Straits to Warships", U.S. Naval Institute, 28 Şubat 2022, https://news.usni.org/2022/02/28/turkey-closes-bosphorus-dardanelles-straits-to-warships (Erişim Tarihi: 22 Haziran 2026).
[62] Jonathan Burchell, "NATO at Ankara: NATO 3.0 in Practice", Center for Strategic&International Studies, 9 Haziran 2026, https://www.csis.org/analysis/nato-ankara-summit-nato-30-practice (Erişim Tarihi: 22 Haziran 2026).
[63] Ibid.
[64] Erman Tatlıoğlu, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Türkiye ziyareti: Değişen stratejik dengeler", Anadolu Ajansı, 23 Nisan 2026, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/nato-genel-sekreteri-mark-ruttenin-turkiye-ziyareti-degisen-stratejik-dengeler/3915469 (Erişim Tarihi: 22 Haziran 2026).
[65] Başak Berber, "Türk Savunma Sanayii İhracatı 2025: 10.56 Milyar Dolar", SavunmaSanayiST, 3 Ocak 2026, https://www.savunmasanayist.com/abd-ozel-kuvvetleri-venezuela-lideri-maduroyu-derdest-etti/ (Erişim Tarihi: 22 Haziran 2026).
[66] Giampaolo Di Paola, "After the Ukraine War, NATO's Southern Flank Will Matter Even More", Italian Institute for International Political Studies, 27 Haziran 2022, https://www.ispionline.it/en/publication/after-ukraine-war-natos-southern-flank-will-matter-even-more-35575 (Erişim Tarihi: 22 Haziran 2026).
[67]Ali Mammadov, "NATO's Turkey Paradox".
[68] "Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma" Konulu Konferansa Katılarak Konuşma Yaptı", TC Milli Savunma Bakanlığı, 9 Nisan 2026, https://www.msb.gov.tr/SlaytHaber/2dff96bb530c4b49891f25485da11743 (Erişim Tarihi: 22 Haziran 2026).
[Dr. Erman Tatlıoğlu, bağımsız araştırmacıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.