Okul Saldırıları ve Erken Seçim Çağrısı
CHP'li Gökhan Günaydın, okul saldırılarına ve erken seçim talebine dikkat çekti.
(TBMM) - TBMM Genel Kurulu'nda konuşan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarına ilişkin, "Şu saatte, başka bir okulumuzda bıçakla dolananların, pompalıyla dolananların, 9 milimetrelik tabancalarına şarjör takanların olmadığından emin miyiz? Maalesef emin değiliz. Yusuf Tekin'in durduğu her gün, durduğu her saniye vatan için, millet için kayıp yıllardır, ihanet yıllarıdır. Ancak mesele Yusuf Tekin meselesi değil, mesele iktidarınızın meselesidir. Erken seçimden kaçıyorsunuz, vatandaşın yüzde 68'i istiyor. Getirin, ara seçim için istifa eden milletvekillerinin istifasını kabul edeceğinizi söyleyin, bu gruptan 55 milletvekili istifasını basacak ve halk sizin boyunuzu ölçecek, boyunuzun ölçüsünü verecek kaçamayacaksınız, sonunda yakalanacaksınız" diye konuştu.
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Genel Kurul, sosyal medyanın 15 yaş altına engellenmesi ve kadınların doğum izninin 16 haftadan toplam 24 haftaya çıkarılmasına ilişkin düzenlemeleri içeren, 12 maddesi kabul edilen Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin ikinci bölümünde yer alan maddelerin görüşmeleri için toplandı.
Görüşmeler öncesinde siyasi partilerin grup başkanvekilleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kaya: Devlet' dediğimiz kavram kendi vatandaşına, kendi işçisine çok şefkatli ve kerim bir şekilde davranmalıdır
Yeni Yol Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Doruk Madencilik'ten 110 işçinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde yaptığı açlık grevinde gözaltına alınmasına ilişkin şöyle konuştu:
"Ülkemiz çok ciddi ekonomik sıkıntılar içerisinde uzun yıllardan beri ve bu ekonomik sıkıntılar hem işverenlerimizi hem de işçilerimizi çok ciddi mağduriyetlere uğratmaktadır. Bu kapsamda, Doruk Madencilik firmasının işçileri de ödenmeyen ücret ve tazminatlarını almak için Eskişehir'den Ankara'ya bir yürüyüş yaptılar ve Enerji Bakanlığı önünde de kendi haklarını aramak için, bir farkındalık oluşturmak için oturma eylemi ve açlık grevine başladılar. Ancak maalesef bu işçi kardeşlerimize yönelik orantısız bir güç kullanılmasını, gözaltı işlemi yapılmasını ve kötü muameleye tabi tutulmasını üzülerek biz de takip etmekteyiz. 'Devlet' dediğimiz kavram kendi vatandaşına, kendi işçisine çok şefkatli ve kerim bir şekilde davranmalıdır. Dolayısıyla buradan İçişleri Bakanı'na bir kez daha seslenmek istiyoruz, orada görev yapan polis memuru arkadaşlarımız da elbette zor şartlarda görev yapıyorlar ama onlara bu tarz sert muameleler yapılmasının talimatını veren her kimse onlarla ilgili gerekli soruşturmaları başlatmalı ve bu işçi kardeşlerimizin belki bizzat İçişleri Bakanı'nın kendisi dinleyerek gönüllerini almalıdır. Çünkü kendi hakkını aramak için ta Eskişehir'den Ankara'ya kadar yollara düşmüş, gecenin sonunda çırılçıplak bir şekilde bir farkındalık oluşturmak için tepkisini ortaya koymuş işçilere devletimizin yapması gereken muamele şefkatle yaklaşmaktır, asla ve asla 100'e yakın işçimizi gözaltına almak olmamalıdır. Bu hususta hem İçişleri Bakanı'na çağrıda bulunuyoruz hem de konunun takipçisi olacağımızı buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz."
Poyraz: Devlet dediğiniz aygıt o faili ifşa etmek ve gereğini yapmakla sorumludur, mesuldür
İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, Gülistan Doku dosyasına ilişkin gelişmelerle ilgili şu ifadelere yer verdi:
"Gülistan Doku konusu günlerdir kamuoyunu meşgul ediyor. Kamuoyunu meşgul edene kadar bir kızımızın, genç bir kızımızın 5 Ocak 2020 tarihinden beri kendisinden haber alınamıyor ve bunun bir cinayet olduğu şüphesi ve iddiaları var. Varsa eğer, umuyor ve diliyoruz ki öyle değildir ama naaşına bile hala ulaşılamamış ve buna ilişkin de dönemin valisi, dönemin başhekimi, dönemin il emniyet müdürüdür, dönemin başsavcısıdır, hepsinin ya duyarsızlığı ya bu sürece ilişkin enfekte eden tavırlarından bahsediliyor. Tabii, bunların hepsi birer iddia henüz ama umuyorum ve diliyorum ki bu iddiaların hepsi sonuna kadar araştırılarak ortaya çıkarılacak. Tabii, bugün bu ülkenin her bir yurttaşının önce canı, güvenliği, mal varlığı dahil olmak üzere özgürlük hakkı yani anayasal yurttaş olarak her birinin halele uğramış hakkının bertaraf edilmesi Türkiye Cumhuriyeti devletinin asli sorumluluğudur. Buna ilişkin, suçun kimin işlediğine, suçun mağdurunun kim olduğuna bakılmaksızın devlet dediğiniz aygıt suçu ortaya çıkartmak ve bununla ilgili gereğini yapmak mecburiyetindedir. Zira hepimiz biliriz ki her cinayetin faili meçhuldür. Devlet dediğiniz aygıt o faili ifşa etmek ve gereğini yapmakla sorumludur, mesuldür."
Kılıç Koçyiğit: Birinci derecede, Hükümet sorumluluk almalıdır
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarına ilişkin konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları kaydetti:
"Bu ülkenin çoklu bir şekilde yaşadığı bu sorunlara çözüm üretmek için bir çocuk bakanlığı kurması gerektiğini söyledik ama bu talebimiz de bu teklifimiz de görmezden gelindi. O nedenle söyleyelim, bu mesele çok katmanlı bir mesele. Meseleyi sadece dijital platformlardaki şiddete indirgeyerek ya da bir araştırma komisyonu kurup 'Bu mesele siyaset üstüdür, gelin, siyaset üstü olarak ele alalım' denilerek işin içinden çıkılamaz. Birinci derecede, Hükümet sorumluluk almalıdır. Yirmi üç yıldır, yirmi dört yıldır bu ülkeyi DEM Parti yönetmiyor, AKP iktidarı yönetiyor, onun Milli Eğitim Bakanı şu anda iş başındadır; tabii ki hesap verecektir, tabii ki sorumludur. Her seferinde bir olay yaşandığında 'Efendim, bu siyaset üstüdür' diyemeyiz; tam da siyasete ilişkindir. Siyaset ne için yapılır? Toplum için yapılır. Siyaset, olayları engellemek için, faciaları önlemek için, katliamları önlemek için yapılır. Siyaset, sağduyulu muhalefetin çağrılarına kulak vererek 'Bizi niye uyarıyorlar, neden uyarıyorlar, ne diyorlar?' denilerek yapılır. Bütün muhalefete sesinizi kapatacaksınız, topluma kulağınızı kapatacaksınız, STK'lere, sendikalara kulağınızı kapatacaksınız, sonra katliamlar yaşandığında da 'Bu işi siyasetin malzemesi yapmayalım.' Biz, zaten siyasete malzeme yapmıyoruz; biz, siyasetin çözüm üretmesi gerektiğini söylüyoruz. Çözüm üretmenin ilk yolu da sorumluluk makamında oturanların dönüp 'Sorumluyuz' demesidir. Ya, bir kişi istifa etmez mi ya. 10 insanımız katledilmiş. Yaşamını yitiren çocuğu da dahil edelim, o da bu ülkenin evladıydı; bu karanlığa hangi nedenle itildi, bu katliamı yapmasına sebep olan nedenler nedir? Aile ihmali, kurumsal ihmal, okulun ihmali, psikososyal destek yoksunluğu; nedir sorun? Bunları konuşmayacak mıyız? Bunların sorumluluğu kimde? Biz de mi? Biz, burada binlerce defa uyarı yapıyoruz."
Günaydın: Şu saatte, başka bir okulumuzda pompalıyla dolananların olmadığından emin miyiz?
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarına ilişkin, "Şu saatte, başka bir okulumuzda bıçakla dolananların, pompalıyla dolananların, 9 milimetrelik tabancalarına şarjör takanların olmadığından emin miyiz? Maalesef emin değiliz. Bakın, kaç tane önerge vermişiz? Burada önergeler, önergeler. Atasım geliyor bunları, atasım. Ne yapmışız size? Yalnızca Aralıkta, bütçe görüşmelerinde 75 bin hemşire -okul sağlığıyla alakalı- 100 bin temizlik görevlisi, 65 bin güvenlik görevlisi verelim okullara demişiz, hesap etmişiz maliyetini, 224,6 milyar TL. Öğretmenlere bir maaş ikramiye verelim demişiz, 156 milyar lira. Öğrencilere bir kap sıcak öğle yemeği verelim demişiz, 252 milyar lira. 100 bin öğretmen atayalım demişiz, bunların toplamı 633 milyar lira. Ne demişsiniz? 'Cık, olmaz' Sebep ne? 'Para yok.' Öyle mi? Bunların toplamı 633 milyar TL beyler. Siz 2 trilyon 770 milyar lirayı bu sene faize yatırmıyor musunuz?" diye sordu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in durduğu her gün, her saniyenin vatan ve millet için kayıp yıllar olacağını söyleyen Günaydın, "Ancak mesele Yusuf Tekin meselesi değil, mesele iktidarınızın meselesidir. Nasıl ki burada durdurduğunuz madencileri gözaltına aldıysanız, nasıl ki bugün hak arayan, 'demokrasi' diye bağıran herkese biber gazıyla müdahale ediyorsanız ben size söyleyeyim, erken seçimden kaçıyorsunuz, vatandaşın yüzde 68'i istiyor. Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse vatandaşın yüzde 68'i istiyor... Ara seçimden kaçıyorsunuz, ara seçim bir zorunluluk. Getirin, ara seçim tarihini açıklayın. Getirin, ara seçim için istifa eden milletvekillerinin istifasını kabul edeceğinizi söyleyin, bu gruptan 55 milletvekili istifasını basacak ve halk sizin boyunuzu ölçecek, boyunuzun ölçüsünü verecek kaçamayacaksınız, sonunda yakalanacaksınız" ifadelerini kullandı.
Akbaşoğlu: Biz özgürlükleri kısıtlayıcı bir yaklaşım içerisinde değil, çocukların gerçekten hem maddi hem manevi gelişimini geliştirmenin peşindeyiz
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarının "dijital bozgunculuktan" meydana geldiğini söyleyen AK Parti Grup Başkanvekili Muhammed Emin Akbaşoğlu, şöyle konuştu:
"Buna dair bu dijital bozgunculuğa feda edilecek tek bir yavrumuz dahi olamaz. Bu ülkenin bütün çocukları bizim çocuklarımızdır, onlarla ilgili her türlü tedbirin alınmasına dair sağlam irademizi inşallah hem Hükümetçe hem Meclisçe ortaya koymak için buradayız. Bugün de buna dair bir araştırma önergesiyle bu konuların mutlaka önlenmesine dair, ilgili tedbirlerin gözden geçirilmesine dair ortaklaşa irademizi hep beraber ortaya koyacağız. Biz bu konuda asla ve kata yasaklayıcı, özgürlükleri kısıtlayıcı bir yaklaşım içerisinde değil, koruyucu, düzenleyici ve bu konuda ailenin, annenin, babanın, çocukların gerçekten hem maddi hem manevi gelişimini sıhhatli bir şekilde geliştirmenin peşindeyiz. Geçtiğimiz hafta görüştüğümüz kanun da tam da buna dairdir. Bugün ve yarın da inşallah 15 yaşını doldurmamış çocuklarımızın, gençlerimizin dijital mecralarla ilgili yanlış etkileşimlerinin ortadan kaldırılmasına dönük düzenlemeleri, önleyici tedbirleri hayata geçirmek için Genel Kurul görüşmelerine devam edeceğiz. Bu konuda attığımız adımların asla çarpıtılmaması lazım, meseleyi başka yerlere çekmemek lazım. Bizim derdimiz yasaklamak değil, korumaktır, düzenleme getirmektir. Bizim amacımız özgürlükleri kısıtlamak değil, çocuklarımızın, gençlerimizin, toplumumuzun geleceğini güvence altına almaktır. Aileyi güçlendirmek, çocuğu korumak ve toplumu sağlıklı tutmak siyaset üstü bir sorumluluktur. Bu mesele ideolojik bir tartışmayı değil, vicdani ve ahlaki sorumluluğu ve duruşu beraberinde taşıyan bir konudur. Bu konuda da hepimizin duyarlılık göstermesi bu sorumluluğun bir gereğidir."