Rızvanoğlu'ndan HSK Kararına Eleştiri
CHP’li Rızvanoğlu, HSK'nın çevre davalarında ihtisaslaşma kararının adil yargıya tehdit olduğunu belirtti.
(ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, Hakimler Savcılar Kurulu'nun (HSK) çevre ve kamu varlığına ilişkin davaların belirli ihtisaslaşmış idare mahkemelerinde görülmesine ilişkin kararını değerlendirdi. Rızvanoğlu, "Eğer bu mahkemeler, çevreyi ve kamu yararını koruyan bağımsız yargı organları olarak değil de iktidarın çevreyi tahrip eden ve rant yaratan projelerinin önünü açacak kadrolarla şekillendirilirse, bu durum adil yargılanma ilkesi açısından ciddi endişeler doğuracaktır" dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, HSK'nın 5 Mart'ta Resmi Gazete'de yayımlanan kararıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Perşembe günü Resmi Gazete'de yayımlanan HSK kararıyla, bazı çevre ve kamu varlığı davalarının belirli idare mahkemelerinde ihtisaslaşmış şekilde görülmesi yönünde bir düzenleme yapılmıştır. Bu mahkemelerde özellikle ÇED kararlarına karşı açılan davalar, acele kamulaştırma işlemleri, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları ve Turizmi Teşvik Kanunu kapsamındaki satış, tahsis ve kiralama işlemlerine ilişkin davalar görülecektir."
"Çevre davalarında ihtisaslaşma, doğru kurgulandığında doğa için önemli bir güvence olabilir"
Yargıda belirli alanlarda ihtisaslaşma, teknik ve karmaşık davaların daha sağlıklı incelenmesi açısından ilkesel olarak önemlidir. Nitekim Cumhuriyet Halk Partisi de geçmişte çevre davalarının daha nitelikli şekilde ele alınabilmesi için çevre mahkemelerinin kurulması yönünde öneriler sunmuştur. Çevre davalarında ihtisaslaşma, doğru kurgulandığında doğa için önemli bir güvence olabilir. Bu mahkemelerin amacı doğanın ve yaşam alanlarının pürüzsüz şekilde teslim edilmesi değil, İkizdere gibi örneklerde gördüğümüz doğa tahribatını geç olmadan durdurmak ve vatandaşların anayasal çevre hakkına erişimini kolaylaştırmak olmalıdır.
Ancak Türkiye'de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda ciddi tartışmaların yaşandığı bir dönemde, bu tür bir ihtisaslaşmanın nasıl uygulanacağı büyük önem taşımaktadır. Eğer bu mahkemeler, çevreyi ve kamu yararını koruyan bağımsız yargı organları olarak değil de, iktidarın çevreyi tahrip eden ve rant yaratan projelerinin önünü açacak kadrolarla şekillendirilirse, bu durum adil yargılanma ilkesi açısından ciddi endişeler doğuracaktır.
"Doğayı koruması gereken yargı mekanizmaları çevreyi tahrip eden projelerin önündeki hukuki engelleri kaldıran bir araca dönüştürülmemeli"
Nitekim Danıştay'da bu tür dosyaları inceleyen Danıştay 4. Dairesi'nin mevcut pratiği, bu kaygıları güçlendiren örnekler barındırmaktadır. Yerel mahkemelerin çevre lehine verdiği iptal kararlarının şirketler lehine bozulduğu; hatta kimi zaman teknik konulara ilişkin bilirkişi raporlarına dayanan kararların, yeni bir bilirkişi incelemesine gerek duyulmadan değiştirilebildiği görülmektedir. Bu nedenle çevre davalarında ihtisaslaşma tartışılırken temel mesele, yargının bağımsızlığı ve kamu yararının korunmasıdır. Doğayı, ormanları, suyu ve yaşam alanlarını koruması gereken yargı mekanizmaları; çevreyi tahrip eden projelerin önündeki hukuki engelleri kaldıran bir araca dönüştürülmemelidir."