Sincan Cezaevi önünde en az 8 kadın tutsağın tahliyesinin engellenmesi protesto edildi
Siyasi parti ve sivil toplum örgütü üyeleri, siyasi tutukluların İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla tahliyesinin engellendiği gerekçesiyle Sincan Cezaevi önünde bir araya geldi. Eylemde, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'nde en az 8 kadın tutsağın tahliyesinin engellendiği belirtildi.
(ANKARA) - Bazı siyasi parti, meslek ve sivil toplum örgütü üyeleri, "siyasi tutukluların İdare ve Gözlem Kurulu (İGK) kararlarıyla tahliyelerinin engellendiği" gerekçesiyle Sincan Cezaevi önünde eylem yaptı. Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) adına açıklama yapan yapan Sihan Aydınkaya, "İdare ve Gözlem Kurulları, politik tutsaklar bakımından ikinci bir cezalandırma mekanizmasına dönüşmüştür" dedi. DEM Parti Ankara Milletvekili Heval Bozdağ ise "Mevcut politik süreci dahi göz önüne aldığımızda burada bir iyi niyet göremiyoruz" diye konuştu.
Her hafta düzenlenmesi planlanan eylemlerin ilkine TUHAD-FED, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD), DEM Parti Milletvekili Heval Bozdağ ve partinin Ankara İl Örgütü temsilcileri katıldı.
"Siyasi Tutsakların Tahliyelerinin Engellenmesine Karşı Nöbetteyiz" pankartı açılan eylemde, tahliyeleri engellenen kadın siyasi tutukluların fotoğrafları taşındı. Kitle, "Sincan kadın hapishanesine ses ver", "Siyasi tutsaklar onurumuzdur" ve "Jin, jiyan, azadi" sloganları attı.
"SEKİZ KADIN TUTSAĞIN TAHLİYESİ ENGELLENİYOR"
Basın açıklamasını TUHAD-FED adına okuyan Sihan Aydınkaya, arkadaşlarını tahliye günü karşılamak ve tahliyelerini kutlamak için Sincan Cezaevi önünde bulunmaları gerekirken, tahliyelerin keyfi gerekçelerle engellenmesini protesto etmek amacıyla toplandıklarını söyledi.
Aydınkaya, "2021 yılından bu yana onlarca politik kadın tutsağın tahliyesi, İdare ve Gözlem Kurulları tarafından çeşitli gerekçelerle engellenmiş, koşullu salıverilme hakkından yararlanmak istisnai bir durum haline gelirken, kadın tutsakların büyük çoğunluğu bu hakkı kullanamadan ceza sürelerini tamamlayarak ancak bihakkın tahliye edilebilmiştir" dedi.
Koşullu salıverilmenin yasal bir hak olmaktan çıkarılarak fiilen uygulanmayan bir istisnaya dönüştürüldüğünü belirten Aydınkaya, "Bugün Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'nde en az 8 kadın tutsağın tahliyesi halen engellenmektedir. Nedime Yaklav'ın tahliyesi 6 kez ertelenirken, Hicran Binici ve Nuriye Adet'in 5 kez, Devrim Adet'in 5 kez, Melike Göksü ve Emine Abiş'in 3 kez, Fatma Aslan'ın 3 kez, Zeliha Ustabaş'ın 4 kez ve Pınar Tikit'in 2 kez tahliyesi engellenmiştir" diye konuştu.
"MAHKEME KARARI İDARİ KURUL ELİYLE FİİLEN YENİDEN YAZILIYOR"
"İGK kararlarıyla siyasi tutsakların özgürlüklerinin ellerinden alındığını" savunan Aydınkaya, "bazı tutsakların 20, 25 hatta 30 yılı aşkın süredir cezaevinde tutulduğunu" belirtti. Aydınkaya, şunları söyledi:
"Otuz yılını cezaevinde geçirmiş bir insanın hala 'iyi hal, pişmanlık, kurallara uyum' gibi son derece öznel ve siyasal yoruma açık gerekçelerle özgürlüğünden mahrum bırakılması, hukukla açıklanabilecek bir durum değildir. Bu, mahkeme kararının idari bir kurul eliyle fiilen yeniden yazılmasıdır. İdare ve Gözlem Kurulları, politik tutsaklar bakımından ikinci bir cezalandırma mekanizmasına dönüşmüştür. Mahkemenin verdiği hapis cezası yetmiyor, yıllarca cezaevinde tutulmuş tutsaklar cezalarını tamamlamalarına rağmen bu kez kurul kararlarıyla yeniden cezalandırılıyor."
Aydınkaya, kararların kişinin düşüncelerine, politik kimliğine, tutumuna ve yıllar önce söylediği sözlere dayandırıldığını öne sürerek, "Böylece infazın süresi mahkeme kararıyla belirlenmiş bir ceza olmaktan çıkarılıyor, kurulun keyfi değerlendirmesine bırakılıyor" dedi.
"CEZA ADALET SİSTEMİNİ SORGULUYORUZ"
Sincan Kadın Hapishanesi'nde kadın siyasi tutsakların infazlarının defalarca ertelenmesinin münferit kararlar olarak görülemeyeceğini ifade eden Aydınkaya, "Ortada süreklilik kazanmış bir uygulama vardır. Aynı kurumda, benzer gerekçelerle, benzer sonuçlar üreten bir mekanizmadan söz ediyoruz. Bir kadın otuz yıl cezaevinde tutulduktan sonra hala özgürlüğüne kavuşamıyorsa, burada yalnızca bir kurul kararını tartışmıyoruz, ceza adalet sisteminin kendisini sorguluyoruz" diye konuştu.
"TAHLİYELERİN ENGELLENMESİ CİDDİ BİR ÇELİŞKİ"
Barışın, demokratik siyasetin ve demokratik toplumun konuşulduğu, çatışmanın yerine demokratik çözüm yollarının tartışıldığı bir dönemde politik tutsakların tahliyelerinin keyfi gerekçelerle engellenmesinin ciddi çelişki olduğunu belirten Aydınkaya, şöyle devam etti:
"Bir yandan yeni bir toplumsal ve siyasal dönemin kurulmasından söz edilirken, diğer yandan bu sürecin en temel güven başlıklarından biri olan özgürlükler alanında eski cezalandırma politikalarının sürdürülmesi kabul edilemez. Tahliye hakkı doğmuş politik tutsakların İdare ve Gözlem Kurulları eliyle içeride tutulmaya devam edilmesi, yalnızca bireysel hak ihlali değildir. Aynı zamanda siyasal sürece dair inatla yürütülen provokasyondur. Bizler arkadaşlarımız özgür olana kadar bu hukuksuzluğun takipçisi olacağız."
BOZDAĞ: "BU BİR PİŞMANLIK DAYATMASIDIR"
DEM Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ da cezaevlerindeki hak ihlallerini daha önce de defalarca gündeme getirdiklerini ifade ederek, "Cezaevlerinde bir hukuksuzluk var. Cezaevlerinde hak ihlalleri yaşanıyor. Bugün kadın tutsaklara karşı, dün hasta mahpuslar üzerinden şiddet var. Bu görünür olsun diye defalarca dile getirdik, görüşmeler yaptık. Cezaevi müdürlerine sürekli olarak raporlarımızı ilettik" dedi.
Bozdağ, tahliye edilmesi gereken ve 30 yıl cezaevinde kalan siyasi tutsakların cezalarının defalarca uzatıldığını belirterek, "Bu bir pişmanlık dayatmasıdır. Hangi iyi halden bahsedilir? 30 yıl cezasını çekmiş, cezası bile hukuksuzken 30 yıl cezaevinde ömrünü tüketmiş bir insana bu bir insan hakkı ihlalidir, yaşam hakkı ihlalidir. Bu kabul edilemez" diye konuştu.
"MEVCUT POLİTİK SÜRECİ DAHİ GÖZ ÖNÜNE ALDIĞIMIZDA BİR İYİ NİYET GÖREMİYORUZ"
Bozdağ, siyasi sürece ilişkin değerlendirmesinde ise mevcut yasaların yanı sıra komisyon raporlarının da dikkate alınması gerektiğini belirterek, şunları söyledi:
"Bırakalım süreci, çerçeve yasaları, bırakalım Meclis'ten, komisyondan çıkan raporları bir kenara. Bakınız, uymak zorunda olduğumuz yasalar var. Bu ülkenin bir hukuku var. Anayasa Mahkemesi var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni kıstas alıyor bu hukuk. Ama maalesef ki bir hukuksuzluktur yürüyüp gidiyor. Bu hukuksuzluğun adı iktidarın sistematik politikaları olmuş durumda. Biz bunu kabul etmiyoruz. Buradan iktidara, Adalet Bakanlığı'na sesleniyoruz. Bu zulümdür, haksızlıktır. Kabul edilemez. Hukuku uygulayın. Hukuksuzluklarınıza son verin."
Bozdağ, "Barış ve Demokratik Toplum Süreci" kapsamında Meclis komisyonundan çıkan rapora da dikkati çekerek "Mevcut yasaları bir yana bırakıp, bakınız, mevcut süreci, politik süreci dahi göz önüne aldığımızda burada bir iyi niyet göremiyoruz" dedi.
İdare ve Gözlem Kurulları'na ilişkin düzenlemelerin gözden geçirilmesi gerektiğini savunan Bozdağ, "Burada yapılması gereken en azından komisyon kararlarının, en azından 7. maddesinin bir gözden geçirilerek tekrardan işletilmesidir. Bakınız, orada İdare ve Gözlem Kurulları ile ilgili madde var. Kendiniz söylüyorsunuz. Komisyon raporları oylanıp Meclis'ten yasalar çıktığında çok güçlü çıktı. Arkasında büyük destek var deniliyor. Evet var. Hepimiz destekliyoruz. Ama 7. maddede İdare ve Gözlem Kurulları için oranın yapısına dair olan, dönüştürülmesi gereken, değiştirilmesi gereken, hatta İdare ve Gözlem Kurulları'nın kaldırılmasının gerektiği maddeyi de onaylıyoruz. Siz de onayladınız. O zaman bu hukuksuzluk nedir? Bu kabul edilemez" diye konuştu.