Soma Davası: Adalet Duygusu Zedelendi
301 madencinin hayatını kaybettiği Soma faciasının yargı süreci, 'adalet duygusunu zedeledi'.
Haber: Fatih ÖZKILINÇ Kamera: Özgür ŞENGÜL
(İZMİR) - Soma davası avukatlarından Hatice Aslan Atabay, 301 madencinin yaşamını yitirdiği facianın ardından yürütülen yargı sürecinin "adalet duygusunu zedelediğini" belirterek, "caydırıcı ceza verilmediği için ders çıkarılmadı" değerlendirmesinde bulundu.
Manisa'nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014'te 301 madencinin yaşamını yitirdiği facianın üzerinden 12 yıl geçti, davaya ilişkin hukuki süreç ve verilen kararlar ise tartışılmaya devam ediyor. Soma davası avukatlarından Hatice Aslan Atabay, süreç boyunca verilen yargı kararlarının "caydırıcı olmaktan uzak kaldığını" belirterek, "mağdur yakınlarının yargılamanın dışına itildiğini" savundu.
Faciasının 12'nci yılı dolayısıyla ANKA Haber Ajansı'na değerlendirmelerde bulunan Atabay, facianın bir "iş kazası" değil "katliam" olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"13 Mayıs 2014 tarihinde 301 işçi hayatını kaybetti, 162 işçi de yaralandı. Gerçekten bu aslında topluma atılan bir çığlık gibiydi. Çünkü aynı anda bu kadar işçinin hayatını kaybetmiş olmasını biz bir katliam olarak değerlendiriyoruz. Artık iş kazasından çıkmış ve bir katliama dönüşmüştür. Dava süreci 2015 yılında Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı, uzun bir hukuk mücadelesi verildi. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi'nde üst düzey yöneticiler, Soma Kömürleri AŞ'nin yetkilileri ve yöneticileri de yargılandı. Önce etkin bir kovuşturma yürüyordu. Mahkeme hakimi, iyi yürütüyordu. Gerçekten delilleri topluyordu, keşif heyeti oluşturmuştu. Aileler artık oradan etkili, caydırıcı bir ceza çıkacağına inanmıştı. Çünkü gerçekten o kadar çok ihmal vardı ki ve bunların birçoğu bilirkişi raporuyla tespit edilmişti. Yatırım yapılması gereken, örneğin havalandırmada tespit edilmiş, projelendirilmiş ama yapılmamış bir dizi eksiklik vardı. Göz göre göre üretimi çok hızlı bir şekilde artırmak adına bu katliama sebep olmuşlardı. Bu çok açık bilirkişi raporlarıyla ortaya konulmuştu. Ancak orada ilk defa belki bir iş kazasında Yönetim Kurulu Başkanı da yargılandı. Aslında Soma davasının en büyük kazanımı bu olmuştur. Sonraki olaylarda; Bolu Kartalkaya'da da, Hendek'te benzer katliamlarda artık yönetim kurulu başkanlarının ya da üst düzey yetkililerin de yargılandığını gördük. Aslında bunun önünü Soma açtı."
"YARGISAL SÜREÇ İSTENİLEN GİBİ GİTMEDİ"
Yargılama sürecinde yaşanan hakim değişikliklerinin davanın seyrini etkilediğini öne süren Atabay, "Yargısal süreç istediğimiz gibi gitmedi çünkü Aytaç Hakim, dava devam ederken ve artık karar aşamasına gelinmişken görev yeri değiştirildi. Başka bir hakim atandı. O hakim de en az cezayı Yönetim Kurulu başkanına verdi ve dosya Yargıtay'a gitti. Yargıtay, suçun taksirle değil… Çünkü taksirde ne kadar kişi ölürse ölsün verilecek cezanın bir üst sınırı var ve bu caydırıcı olmuyor esasen. Yargıtay bozdu. 'Olası kastla öldürmeden hüküm kurulmalıydı' dedi ve aslında Soma katliamındaki bu tedbirsizlik, dikkatsizliklerin nelere yol açacağını, nasıl işçilerin yaşamını tehlikeye attığını görerek verdi Yargıtay bu kararı. Ancak Yargıtay kararı daha yerel mahkemeye gelmeden savcılık itirazıyla dosyayı tekrar Yargıtay'a gönderdiler. Başka bir heyet kurdular. Bakanlık bürokratlarından üye eklendi ve karar değiştirildi. Ama değişen kararda bile yine Yönetim Kurulu Başkanına diğer yetkililere yakın bir ceza verilmesi, en azından bilinçli taksirle ceza verilmesi yönünde bir hüküm kuruldu ama çok yetersizdi" ifadelerini kullandı.
"MEVZUAT VAR, DENETİM YOK"
İş güvenliği mevzuatının uygulanmadığını savunan Atabay, denetim eksikliklerinin facianın temel nedenlerinden biri olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"6331 sayılı iş güvenliği yasası 2012 yılında yürürlüğe girdi. İki yıl sonra Soma katliamı gerçekleşti. Çok detaylı bir mevzuat. Gerçekten işverene birçok sorumluluk yüklüyor ama denetimi yok. Ne kamu tarafından denetleniyor ne de özel, iş güvenliği uzmanları da orada öldü. Her şeyi iş güvenliği uzmanının sırtına yükleyemezsiniz. Burada yatırım ve mali sorunlar var. Zaten Yönetim Kurulu Başkanı orada kendini 'Ben mali işlerden sorumluyum' diye savunma yapıyordu ama asıl sorun zaten mali kaynakların ayrılmaması, projelendirilen ve yapılması gerekenlerin yapılmamasıydı. Havalandırma bir maden işeletmesinde ne kadar hayati, orada bir problem olduğu tespit edilmiş, bu revize projeler gerçekleştirilmemiş. Üstüne üstlük sınırsız ve ölçüsüz bir şekilde üretim artırılınca bu katliamın yaşanması hiç tesadüf değildi. Ama o süreç bu şekilde kapandı. Anayasa Mahkemesi'ne de gittik, Yargıtay'a da gittik tekrardan. Oradan da bir ihlal kararı alamadık."
"ADALET DUYGUSU SOMA'DA SARSILDI"
Soma davasının Türkiye'de adalet tartışmalarının sembol davalarından biri haline geldiğini söyleyen Atabay, yargıya müdahale iddialarını da gündeme getirerek şunları kaydetti:
"Adaletin olmadığını en çok karikatürize eden, ortaya koyan dava oydu. İnsanlara 'Adalet var mı?' diye sorduğumuzda bence akla gelebilecek en önemli davalardan biri Soma davasıdır ve bunu toplum da gördü. Orada caydırıcı bir ceza verilmezse hiçbir yerde verilmezdi. Çok sık iş cinayetlerinin yaşandığı bir ülkedeyiz. O yüzden hem ailelerin hem avukatların hem hukukçuların hem toplumun adalet duygusu Soma'da çok sarsıldı. Adil bir karardan bahsedemeyiz. Bir defa doğal hakim ilkesine aykırı bir şekilde hakim değiştirildi. Tam karar verilecekken 'Bir üyemiz hastalandı' diye bizi orada beklettiler. Sonradan Yönetim Kurulu Başkanının kararını değiştirmişler. Bize verilen kararla SEGBİS çelişiyordu, oradan anladık. Son anda değiştirmişlerdi. O yüzden sermaye sınıfını korumak için yapılan yargıya müdahalenin somut şekliydi o. Gerçekten şirketler için insan canını feda etmemek lazım. Tabii ki toprağımızı, ağacımızı da feda etmemek lazım, tereddütsüz. Ama insan yaşamını… İşçiler canı karşılığında, ücret karşılığında değil; gerçekten canı karşılığında ve cüzi ücretlerle çalıştırılmış. Bu hem yaşam hakkı bakımından hem de yargılama esasları, usulleri açısından kabul edilebilecek bir karar değildi. ve asla adil değildi. Zaten bizim bu davayı kapatma sloganımız da bu şekilde: 'Soma davasına tanıklığımız bakidir.' O kadar ihlal oldu ki artık biz tanıklığımızı tecrübe edip aktarıyoruz."
"GÖSTERMELİK CEZALAR"
Kamu görevlilerine yönelik soruşturma sürecinin de etkili yürütülmediğini belirten Atabay, şu ifadeleri kullandı:
"Kamu görevlileriyle ilgili soruşturma arkadan geldi. Çünkü yasada özel olarak kamu görevlileri korunuyor. Bu anlaşılabilir bir şey. Bakanlıklar izin vermediği için ve Danıştay'dan sonuç alınamadığı için soruşturma açılamadı kamu görevlileri hakkında. Ama denetim eksiklikleri çok aşikardı. Belki tespit etseler bu kadar insan ölmeyecekti. Anayasa Mahkemesi buna kayıtsız kalamadı. Anayasa Mahkemesi bir ihlal kararı verdi. Ondan sonra Danıştay'ın kararı ile birlikte bir soruşturma Soma'da başlatıldı. Soma Savcılığı hiçbir mağduru, ölen işçinin yakınlarını davaya dahil etmek istemedi ilk başta. Hiç bize iddianameyi dahi vermediler. Vekalet sunduk, inceleyemedik ta ki ilk duruşmaya kadar gittik ve 'Biz davanın tarafıyız' dedik. Sonra bizi tek tek davaya katılan olarak girdik. Ama nihayetinde bunun ağır ceza mahkemesinde görülmesi gerekiyordu. Ben söylemiyorum, yasa söylüyor. Yasa diyor ki görevi kötüye kullanmada ihmali halde bir kişi ölmüş ya da yaralanmışsa — ki bu kanun gerekçesinde de açıkça var — o zaman bunu ağır cezada sonuçlarıyla birlikte, birden fazla kişinin ölümü ve birden fazla kişinin yaralanması suçu oluşur artık. O açıdan böyle bir davanın açılmasını bekledik. Tıpkı Akhisar Ağır Ceza'da olduğu gibi. Ama görevsizlik kararı verildi, taleplerimiz reddedildi. Sonra bir kısım sanıklara böyle göstermelik cüzi cezalar verildi. Bir kısmı hakkında beraat kararı verildi. Sanıklar elbette ki beraat de edebilir, mahkümiyet de olabilir ama davanın aslında ağır ceza mahkemesinde görülmesi ve doğru bir usulle açılması gerekiyordu."
"MAĞDUR YAKINLARI YARGILAMANIN DIŞINA İTİLDİ"
İstinaf sürecine ilişkin de açıklamalarda bulunan Atabay, Bölge Adliye Mahkemesi kararının mağdur yakınlarını yargılamanın dışına ittiğini söyledi. Atabay, şöyle konuştu:
"Dosya 2026 yılının başında Bölge Adliye Mahkemesi'ne geldi, on günde bir karar verildi. Kararın gerekçesinde ölen işçi yakınlarının ve yaralıların suçtan zarar görmediği, bu nedenle davaya katılamayacağı ve aslında istinafın da geçersiz olduğu yönünde, tamamen suçtan doğrudan zarar gören kişileri, yaşam hakkı ihlal edilenleri yargılamanın dışına itiyor. Bu hem hakkaniyetli yargılama ilkesine aykırı hem adil yargılama ilkesine aykırı. Mahkemeye erişim hakkına dahi aykırı. Bu yönde hem Anayasa Mahkemesi'ne de başvuruda bulunduk. Çünkü mahkeme aynı zamanda zaman aşımı kararı verdi. Birçoğu için artık zaman aşımının dolduğunu, ağır cezada açılmayınca ve suç niteliği itibarıyla zaman aşımına uğramış oldu. Hem zaman aşımı kararı verdi hem de katılanların davaya katılma hakkı olmadığına yönelik karar verdi. Gerçekten çok incitici bir karar. Herkesi, tüm toplumun yaşam hakkını ilgilendiren bir durum. Bir yasa var ama denetimi olmadıktan sonra bunun önemi yok. Bir yasa varsa uygulanmasını mutlaka kamu görevlileri ve devlet denetlemeli. Yargı da bu yargılamalarla ikinci bir denetim görevini üstlenmeli. Ama soruşturma izni zaten kamu görevlisini koruyor. Üstüne üstlük bir Anayasa Mahkemesi kararına rağmen göstermelik yapılan yargılama gerçekten adalet duygularını incitiyor. Yani var mı yok mu zaten hukuki güvenlik tartışılır ama en azından toplumun bu kadar duyarlılıkla takip ettiği toplumsal bir davada biz daha etkili, caydırıcı cezalar beklerdik. Çünkü bu herkesin yaşam hakkını ilgilendiriyor. Belki Bolu'daki olay gerçekleşmezdi. Belki de Hendek'teki veya benzer katliamlar oluşmazdı. Gerçekten toplum buna bakıyor. Siz bir kamu görevlisi olsanız, o görevinizi daha hassasiyetle yapmaya başlarsınız eğer ki bunun soruşturulacağını öğrendiğiniz zaman ya da yargılanacağınızı öğrendiğiniz zaman. Bu kamu denetimini dışarıda bıraktı ama daha da garabet olanı, suçtan doğrudan zarar görenlerin Anayasa Mahkemesi kararına rağmen yargılamanın dışına itilmesi. 'Siz bu davanın tarafı değilsiniz. Bu bir görevi kötüye kullanma suçu, sizi ilgilendirmiyor. Biz bu davayı görürüz kendimiz.' demiş oldular. Özeti bu."
"DERS ALINMADI"
Soma davasının benzer olaylara etkisi olduğunu ancak yeterince caydırıcı sonuç doğurmadığını ifade eden Atabay, "Caydırıcı bir ceza çıkmadığı için maalesef bir ders çıkarılmadı. Ama hiçbir etkisi olmadı mı? Oraya yüzlerce avukat gittik. Gerçekten günlerce aralıksız dava takip ettik. Kararlar sunduk, tartıştık. Gerçekten çok etkili savunmalar yapıldı dava süreci içerisinde. Bunun benzer olaylara etkisinin olduğunu düşünüyorum. Özellikle üst düzey görevliler yargılanmazken akademik çevrelerde de onların yargılanmayacağı, doğrudan işin başında olmadığı, başka işçiler tarafından yürütüldüğü söyleniyordu. Ama burada sermaye yatırmadığınız zaman zaten güvenliği alabilmeniz mümkün değil. O yüzden gerekli yatırımlar yapılmadığı için bu olmuştu ve üst düzey yöneticilerin yargılanması gerekiyordu. O yargılamalar dahi elbette ki benzer olaylardaki soruşturmalara örnek oldu. Ama ne kadar caydırıcı oldu mu, ders alındı mı derseniz bence alınmadı" diye konuştu.