Tüsiad Başkanı Boyner(2): 'Orta Gelirli Ülke' Tuzağına Düşmeyelim

Son Güncelleme:

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, Türkiye'nin bugün alacağı kararlarla dünya ekonomisindeki birinci sınıf ekonomilerden birisine sahip olmakla "orta gelirli ülke" tuzağına düşmek arasında tercihini ortaya koymuş olacağını söyledi Türk...

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, Türkiye'nin bugün alacağı kararlarla dünya ekonomisindeki birinci sınıf ekonomilerden birisine sahip olmakla "orta gelirli ülke" tuzağına düşmek arasında tercihini ortaya koymuş olacağını söyledi Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, Türkiye'nin bugün alacağı kararlarla dünya ekonomisindeki birinci sınıf ekonomilerden birisine sahip olmakla "orta gelirli ülke" tuzağına düşmek arasında tercihini ortaya koymuş olacağını söyledi.


TÜSİAD'ın 42.seçimli Olağan Genel Kurulu'nda konuşan Boyner, Türkiye ekonomisinin küresel krizin ilk sadmesini atlattıktan sonra, yüksek bir büyüme performansı gösterdiğini ve Türkiye'nin uluslararası sistemde yükselen profiline önemli bir katkı sağlandığını söyleyen Boyner, şu sıralarda ekonomide gözlemledikleri uyarı sinyallerinin ekonomi yönetiminin dikkatinden de kaçmadığına emin oldukları mesajını verdi.


Bu işaretlerin doğrultusunda risk alma konusunda ve makro politikaların oluşturulmasında, ekonomi yönetiminin her zaman sergilediği gerçekçiliği ve kararlılığıyla yeni bir rota çizeceğine de inandıklarını dile getiren Boyner, "Biliyoruz ki, geçmiş başarılar, krizin yeni bir küresel ekonomi yapılanmasına doğru evrildiği sırada başarının garantisi olamıyor. Önümüzde zorlu, güç kararların verilmesini ve alınan kararların çelik gibi bir iradeyle uygulanmasını gerektiren bir dönem olduğu kanısındayız" dedi.


-"FARKLILAŞALIM"-


Türkiye bugün alacağı kararlarla dünya ekonomisindeki birinci sınıf ekonomilerden birisine sahip olmakla "orta gelirli ülke" tuzağına düşmek arasında tercihini ortaya koymuş olacağına işaret eden Boyner, "Yıllardan beri hedefimiz Türkiye'nin 'orta halli', 'orta demokrasili' bir ülke konumuna kilitlenmemesini sağlamak oldu. Çalışmalarımızı hep bu hedefi gözeterek tasarladık ve uygulamaya geçirdik" dedi. TÜSİAD'ın bir kurum olarak tahayyül etiklerini hayata geçirmenin yolu kanımca şu üç konuya odaklanmaktan geçtiğini belirten Boyner, bunları beşeri sermayenin niteliği, ürün yelpazesini Türkiye'yi farklılaştırarak, sıradanlıktan çıkartacak bir düzeye getirilmesi ve bölgesel kalkınma olarak sıraladı.


-"EĞİTİM REFORMU GEREKLİ"-


Bu kapsamda beşeri sermayenin niteliğinde eğitim konusunun ön plana çıktığını belirten Boyner, "Biliyorum bazıları açısından bu konu "eğitim şart" denerek neredeyse sulandırılan bir hale geldi. Ancak ortalama 6 yıl okula gidilen yani ortaokuldan terklerin ortalamayı oluşturduğu bir ülkede yaşadığımız gerçeğini göz ardı edemeyiz. Üstelik maalesef bu eğitimin niteliği düşük. Sormaya, sorgulamaya, yaratıcı düşünmeye prim vermeyen bir yapıya sahip. Oysa bu sistemden çıkan bireyler giderek daha fazla inisiyatif, değerlendirme, bilgiye dayalı refleks sahibi olmayı gerektiren iş ve mesleklerle karşılaşacaklar. Eğitim sisteminin gerek bireysel gelişimi, gerekse verimli, rekabetçi, yaratıcı, etkili olma özelliklerini kazandıracak şekilde işlemesi gerekiyor. Dünyada da gelecek yılların ayrıştırıcı unsuru eğitimin niteliği olacak. Türkiye'nin bugünkü eğitim halleriyle orta-gelir seviyesini aşması mümkün değildir" dedi.


-"İHRACATIMIZ 'GÜDÜK' KALMASIN"-


Türkiye'nin ürün yelpazesinin farklılaştırılması konusunda ise Boyner, yalnızca teknolojiyi ödüllendiren bir ihracat yapısının sürdürülebilir büyüklükleri taşıyabileceğini, her yıl ihracat rekoru kırmanın işin en zor tarafı olmadığını vurgulayarak, "Rekorları kırabiliriz ama eğer ihracatımızın mal kompozisyonu sıradansa, büyümeye yapacağı katkı da göreli olarak güdük kalır. Güdüklük, orta halli ülke olmayı kader haline getirmek demektir. Hükümetten beklentimiz, bu üretim modeli değişikliği anlayışını daha somut, izlenebilir bir politika ile desteklemesi. Yani, teşvik politikasını, teknoloji kullanımını, seçimini, yenilikçiliği ödüllendirecek şekilde kurgulamasıdır" dedi.


Bölgesel Kalkınma konusunda ise, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana geçen yaklaşık 90 senede Türkiye coğrafyasında gözlenen kalkınmışlığın farkının, hep çok yüksek olduğunu söyleyen Boyner, bu durumun sadece sürdürülebilir kalkınmanın önünde bir engel olmakla kalmadığını, arzu edilen iç barışın sağlanamamasına katkı yapan unsurlardan birisi haline geldiğini vurguladı. Bu konudaki eleştirilerden kendilerinin de payına düşenlerin mutlaka olduğunu dile getiren Boyner, "Onları üstlenelim. Ancak, bölgesel kalkınma olgusunu giderek daha derinlemesine düşünmek zorundayız. Bu mesele belli ölçülerde çözülmeden elde edilecek büyüme oranları, ilk 10'da olalım veya olmayalım, toplumsal huzuru ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamayacaktır" dedi.


-"DİNK DAVASI KAMUOYUNU ŞOK ETTİ"-


Konuşmasında Hrant Dink cinayetine de değinen Boyner, mahkeme kararının vicdanları sızlattığını ve kamuoyunu şok ettiğini belirtti. Boyner, "Bu toprakların ve toplumun sevdalısı bir vatansever olan Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink tam beş yıl önce bugün kurucusu olduğu gazetesinin önünde katledildi. Aradan geçen zaman zarfında örtbas etme çabaları ortaya çıkarılmasına, eldeki delillere ve bulunan bağlantılara rağmen bu cinayetin gerisindeki asıl sorumlulara erişmek mümkün olmadı. İki gün önce açıklanan mahkeme kararları ise duyarlı kamuoyunu şoka soktu, vicdanları sızlattı. Bir yandan bu kararlara doğru ilerlenirken, diğer yandan cinayetin arka plan bağlantılarını, bazı görevlilerin cinayetin işlenmesindeki ya da önlenmemesindeki sorumluluklarını ortaya çıkaran bir gazeteci deşifre ettiğini sandığı yasadışı örgütlenmenin parçası olduğu iddiasıyla tutuklandı. Hrant Dink davası bir gazetecinin öldürülmesinden daha büyük anlamlar taşıyan temsili bir olay. Bu davanın seyri, alınan kararlar, Dink'in avukatlarının her aşamada gerçeğe ulaşmak için dişleriyle tırnaklarıyla mücadele etmek zorunda bırakılması, davanın adil bir sonuca ulaşmasını sağlamak için getirdikleri taleplerin geri çevrilmesi neredeyse sistematik diyebileceğimiz özellikler taşıyor" dedi.


-"HUKUK HEPİMİZE GEREKLİ"-


Bu davanın akışında öne çıkan konunun, en somut haliyle Türkiye'de adalete olan inancın sarsılması, hukuk anlayışının zaafları olduğunu söyleyen Boyner, Dink cinayetine ve onun davasının seyrine dönüp, göz ucuyla bakmamış olanların bile, kamuoyunda dikkat çeken başka birçok davada adalet mekanizmasının işleyişini sorgulamak zorunda kaldıklarını kaydetti. Masumiyet karinesinin, delillerin sağlam dayanakları bulunması, tutukluluğun istisnai bir hal sayılması konularında şikayetlerin çığ gibi büyüdüğüne dikkati çeken Boyner, "Bir zamanlar "olur böyle şeyler, kurunun yanında yaş da yanabilir' diye düşünenler ateş ocağa düştüğünde yargıda usulün önemini daha iyi kavramak zorunda kaldılar. Bu olgular ışığında hukukun üstünlüğü, yargının işleyişi ve adalet duygusunun zedelenmemesi konularında ciddi adımlar atmamız gerektiğine inanıyorum. Kıssadan hisse, çok sıradan da gelse, hukukun hepimize gerekli olduğudur. Eğer Türkiye kendi büyük iddialarının altında ezilmeyecekse o zaman önündeki belki de en önemli hedef gerçek anlamıyla bir hukuk devleti olmayı başarmaktır" dedi.(ANKA/SON)


(HMD/ÖMR) - İstanbul

Kaynak: ANKA