Aile İçi İletişimin Eğitime Etkisi Konulu Konferans Verildi
Burdur Müftülüğü tarafından, Yaz Kur'an Kursları başlaması çerçevesinde "Aile İçi İletişimin Eğitime Etkisi" konulu konferans düzenlenmiştir.
Konferansa konuşmacı olarak Isparta Sağlık Müdürlüğü Aile Hekimi Dr. Hanife AYDIN ile Psikolog Şule TOLA katılmıştır. İl Vaizesi Nazife ALTIN'ın sunumuyla Belediye Konferans ve Sergi Sarayında 27.06.2011 tarihi saat 14.30 da konferansa başlanmıştır. Dr. Hanife AYDIN ve Psikolog Şule TOLA; Evlilikte eşlerle iletişim, Çocuk gelişimi, çocuk gelişiminde eğitim metotları alt başlıklarında konferans verilmiştir. Konuşmacılar, aile içi iletişimin önemini vurgulayarak şu konulara temas etti.
Özellikle aile içerisindeki bireylerin birbirlerine yaklaşım tarzları çocuğun karakteri üzerinde doğrudan etkilidir. İlköğretim çağındaki gençlerin gerek özel yaşamlarında gerekse okul yaşantılarında karşılaştıkları temel problemlerin çoğu aile içerisindeki ilişkilerin bir yansımasıdır. Özgüveni düşük, olumsuz benlik algısı ve davranış bozukluları olan, bunlara bağlı olarak da okul başarısı düşük olan gençlerin, tüm problemlerin kaynağı kendisiymiş gibi gösterilmesinin onlara yapılan bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
Kişilik gelişiminin anne karnına düştüğü ilk andan yaklaşık 6–7 yaşına kadar tamamlandığı ve bu sürecin aile ortamında gerçekleştiği göz önüne alınırsa aile içerisindeki fertlerin birbirileriyle ilişkilerinin önem derecesi ön plana çıkmaktadır. Bir eğitimci penceresinden baktığımda okul başarısında istenilen düzeyde artışın olması ve öğrencilerin potansiyellerini en iyi şekilde kullanabilmeleri için öncelikle aile ortamında sonra da okulda güçlü bir iletişim ağının kurulması gerekir. Aile içerisindeki bireylerin birbirileriyle ilişkilerinde yaşadığı problemlerin kaynağında yeterli iletişim kanallarının olmaması, var olan kanalların da sekteye uğraması ya da tıkalı olması yatmaktadır. Böyle bir ortamda ailedeki fertlerin birbirilerinden beklentilerini bilmeleri ya da duygu ve düşünce paylaşımında bulunmaları olanaksız hale geliyor. Aynı ev içerisinde birbirlerine uzak ve yabancı kalıyorlar. Dolayısıyla aile içerisinde giderilmesi gereken temel ihtiyaçlar ve paylaşılması gereken duygular ve düşünceler karşılanmadan bir boşluk olarak kalıyor. Daha sonraları insanlar bu boşlukları doldurmak için başka arayışlar içerisine giriyorlar.
Aile ortamındaki ilişkilerin niteliğinin etkisi daha çok çocuklarda görülüyor. Hayatı öncelikle ailesinde öğrenmeye çalışan çocukların karşı karşıya kaldıkları veya tanık oldukları bir takım yanlış davranışlar ve modeller öğrenme süreci üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Özellikle çocukluk döneminde öğrenme, gördüklerini taklit etme ya da model alma yoluyla gerçekleşir. Çocuklar ebeveynlerin söylediklerinden çok yaptıklarını yapma eğiliminde olduklarından olumsuz bir takım davranışları kendilerine örnek alabilirler. Örneğin ebeveynlerin sözlü ya da fiziksel tartışmalarına ve kavgalarına şahit olan çocukların bundan etkilenip problemlerini konuşarak çözmek yerine şiddetle ve fiziksel güçle çözme yoluna gittikleri görülmektedir. Bu durumda okuldaki arkadaşlarıyla sık sık kavga halinde olmaları da kaçınılmaz oluyor. İşte ebeveynlerin çocuklarının şiddete meyilli olduklarından şikâyetçi olmaları durumunda, çocukların bunları kendilerinden öğrendikleri ayrıntısını gözden kaçırıyorlar.
Çocuklarında görmek istemedikleri bir takım hareketleri kendileri de yapmayarak veya öğretmek istedikleri bir takım olumlu davranışları da bizzat kendileri uyarak ve model olarak öğretmelidirler. Bunların yanında aile içi ilişkilerde ebeveynlerin çocuklarıyla olan iletişimlerini engelleyen bazı faktörler vardır. Bunların başında çocuğa sürekli öğüt verme, emirler yağdırma, kıyaslama, küçük düşürme, isim takma gibi bir takım yanlış yaklaşımlar geliyor. Bu şekilde yaklaşımlar sergileyen ve çocuklarına sevgilerini açıkça ifade ettiklerinde onların şımaracağını düşünüp bunu onlardan esirgeyen anne babalar, çocukları ile arasında köprü kurmak yerine kalın duvarlar örerler. Bu tarz yaklaşımlar çocuklarda anlaşılmama ve önemsenmeme duygularını yaratır. Bu durumda yine çocuğun benlik algısı, özgüven gibi temel yaşam becerileri olumsuz etkilenir ve çocuk bunların olumsuz yansımasını okuldaki performansında da gösterir. Ailelerin çocuklarına yaklaşımındaki genel tutumlarına baktığımızda bazı sıkıntılar daha görmekteyiz. Anne babalar sevgiye muhtaç olan çocuklara ilgisini sunarken ayarını iyi yapamamaktadır. Yerinde zamanında ve dozunda verilmeyen ilgi yine bir takım olumsuzluklara neden olabilir. Örneğin aşırı ilgi gösteren, çocukları üzerine çok titreyen ailelerin çocuklarında içine kapanma, düşük özgüven gözlenir. Bu ebeveynler çocuklarının kendi hayatlarında söz sahibi olmalarını engellerler. Çocuklarının giydiklerini, yediklerini veya çeşitli araç gereçlerini kendileri seçerek çocuklarını kendi hayat sahnelerinde seyirci koltuklarına oturtarak hayata dokumalarını engellerler. Çocuklarının hayatlarının direksiyonuna kendileri geçerler ve nereye isterlerse çocuklarını oraya doğru sürüklerler. Tabi nereye gittiğini bilmeyen ebeveynlerin vardıkları yer pek memnun edici olmayacaktır. Bunun yanında aşırı ilgisiz ebeveynlerin çocuklarında da gereğinden fazla rahat duyarsız bir görüntü gözlenmektedir. İşte çocuklarının bu durumlarından şikâyetçi olan anne babalar, yine tüm bunların kendi eserleri olduğu gerçeğini gözden kaçırıyorlar.
Anne babalarla çocuklar arasındaki ilişkinin çocukların kişilik gelişimleri ve öğrenmeleri özerinde son derece etkili olduğu görülmektedir. Ancak; çocuklarının ihtiyaçlarını zamanında ve yeteri kadar karşılayabilen onların gelişimlerini destekleyici yaklaşımlarda bulunan ve olumlu bir takım davranışları öğretmek için önce kendisi bunları yapan ve model olabilen anne babalar çocuklarına bir şey bırakabilirler. Diğer türlü çocuklar zorlu yaşamda geriden gelerek yaşamak zorunda bırakılırlar.