Bakanlar Kurulu Toplantısı

Son Güncelleme:

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Arınç: (2) "HSYK'nın kendi kanununu ihmal ederek değil bilerek görmezden gelerek yaptığı çalışmanın mutlaka bir karşılığının olması gerekir" "HSYK mahkemelere talimat vermek ve kendi görevini çiğnemek suretiyle büyük bir hata yapmıştır.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, "Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK), kendi kanununu ihmal ederek değil bilerek görmezden gelerek yaptığı çalışmanın mutlaka bir karşılığının olması gerekir" dedi.


Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.


"Adli Kolluk Yönetmeliğine ilişkin Danıştay kararının ardından yeni bir yasal düzenleme hazırlığı yapılıp yapılmadığı" sorusu üzerine Arınç, bunun geçen hafta yaşanan ve çok büyük bir eleştiriyle karşılanan bir durum olduğunu belirtti.


Adli Kolluk Yönetmeliği'nin İçişleri ve Adalet Bakanlığının iştirakiyle bazı konularda değiştirildiğini ve Resmi Gazete'de yayımlandığını bildiren Bülent Arınç, bununla ilgili Barolar Birliği ile bir iki kuruluşun Danıştayda yürütmeyi durdurma talepli dava açtığını ve yönetmelik değişikliğinin iptalini istediklerini anımsattı.


Konunun hukuki olduğunu bildiren Arınç, şunları söyledi:


"Elbette Danıştay konuyu inceleyecek ve bu konunun yasalara uygunluğunu denetleyecekti. Verilecek kararı da hepimiz saygıyla karşılayacaktık. Ancak beklenmedik bir gelişme oldu. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) karardan bir gün önce bir tavır ortaya koydu. HSYK'da belli sayıdaki üyenin yaptığı açıklamayı hepimiz hayretle ve üzüntüyle karşıladık. Sayın Adalet Bakanımızla bir aradaydık, bakan arkadaşlarımızla bir aradaydık. Adalet Bakanımız o gün sabah saatlerinde devir teslim yapmış, öğleden sonra da Milli Güvenlik Kurulu toplantısına katılmıştı.


12 Eylül 2010 referandumuyla yeniden hayat bulan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, kanuna baktığımız zaman, başında Adalet Bakanının bulunduğu bir kurum, böyle bir karar alamaz, böyle bir kararı da açıklayamaz."


-"Korsan bildiri"-


"Anayasa normu var, hukuk normu var, kurallar var" diyen Arınç, Bunun bazıları tarafından korsan bir bildiri olarak nitelendirildiğini belirterek, şöyle devam etti:


"Bazıları da en hafif tabirle bunun yasalara uymadığı şeklinde konuştu. Benim de içinde bulunduğum bazıları da bunun doğrudan yargıya bir müdahale olarak anlaşılması gerektiğini ifade ettiler. Çünkü Adli Kolluk Yönetmeliği davası açılmış, görülmekte olan bir davadır ve Anayasanın 138. maddesine göre görülmekte olan bir dava konusunda hiçbir kurum, kuruluş ve kişi açıklama yapamaz, yönlendiremez, yargıyı baskı altına alamaz. Bu HSYK'nın saygıdeğer üyeleri olsa bile.


Şimdi düşünebiliyor musunuz, geçmişte şikayet ettiğimiz, sonunda da tabanın daha da genişleterek ve demokratik bir noktaya getirmek suretiyle Batı'dan da, Avrupa Birliğinden de tebrikler, taltifler aldığımız bir konuda 5 kişilik Hakimler Savcılar Yüksek Kurulundan, her yaptığı işlemden sıkıntı duyan, üzüntü duyan insanlar, bu üye sayısını 22'ye çıkarılmak suretiyle bir kısmının birinci sınıf hakimler tarafından seçimle gelmesi, bir kısmının da sayısı çok daha az, beli kişi ve kurumların atamasıyla gelmiş olmasını, demokratik tabanının zenginleşmesi olarak görmüşlerdi, şahsen biz de öyle görmüştük. Demek ki farklı düşünceler de ifade edilebilecek, 3 daire halinde çalışabilecekler, itirazlar yapılabilecek vesaire. Demokratikleşme açısından önemli, meslek açısından önemli, meslekte çalışan yargıç ve hakimlerin bağımsızlığı bakımından önemli olarak görmüştük.


Çünkü 5 kişilik HSYK'nın zamanında militan yargıçları desteklediği, çünkü içerisinde bulunanların ifadesi budur, al gülüm ver gülüm şeklinde Yargıtay üyesi olarak seçtikleri insanların kendilerini HSYK üyesi yapmaları karşılığında antidemokratik hangi uygulamaları yaptığını adeta çetelesini tutmuştuk. Bundan kurtulduğumuzu ve demokratik bir yapıya kavuştuğumuzu zannediyorduk. Bu bildiri yayınlanıncaya kadar."


Konuyla ilgili eksiklikler bulunduğunu aktaran Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Eksikler şunlardır:  bir, Adalet Bakanı henüz görevine başlamıştır. Usule göre HSYK'nın kendisini ziyaret etmesi, tebriklerini ve başarı dileklerini sunması gerekir.


İki, HSYK toplanacaksa buna başkan, Adalet Bakanını kastediyorum veya yetki verdiği başkanvekilinin toplantıya çağırması gerekmektedir. Gündem konusunda Sayın Adalet Bakanının da bilgisi olmalıdır.


Bir diğeri, madem ki toplandınız ne karar alırsanız alınız, bu kararı açıklamak da kurulun başkanına düşer. Dolayısıyla hiçbirisini yapmadan basına bir bildirinin sızdırılması, 13 kişiydi zannediyorum, onların katıldığı, 5 üyenin de katılmayıp muhalefet şerhi yazdığı bir bildiriyle karşı karşıya kaldık. Bunu tartışabilirdik ve tartıştık nitekim ama ertesi gün durumdan vazife çıkaran Danıştayın ilgili dairesi 4 üyeye karşılık 1 üyenin muhalefetiyle yürütmeyi durdurma, belki de arkasından esas kararı vermek suretiyle iptal noktasına gidecek."


-"Eski günlerin özlemini çekenlere 'oh' dedirtmiş olabilir"-


Bunun beklenen bir gelişme olduğunu aktaran Bülent Arınç, "İki şekilde karar vereceklerdi. Bir, talebi reddedeceklerdi, 'Yapılan doğrudur' diyeceklerdi. veya talebi kabul edeceklerdi. Bunun için HSYK'nın görevini kötüye kullanmak suretiyle bir yönlendirme yapmasına direnmeleri gerekirdi. Oysa 'sen bir gün önce bunu söyle, arkasından ben de gereğini yapayım' anlamına gelen bir kararla karşılaştık" dedi.


Arınç, şöyle devam etti:


"Danıştayın ilgili dairesini tenzih etmek isterim ama burada karşılaştığımız olay budur. Korsan bir şekilde toplantının yapılması, Adalet Bakanı tarafından yapılacak işlerin baypas edilmek suretiyle ortaya farklı açılardan eleştirebilecek bir karar çıkması ve bunu dayanak yapan dairenin de bir karar tesis etmesi bizi tekrar eski günlerin özlemine çekenlere 'oh' dedirtmiş olabilir. Şimdi böyle bir durum karşısında elbette Sayın Başbakanımızın, elbette Adalet Bakanımızın ve bizlerin, gerçek hukukçuların endişe duyması kaçınılmazdır. Dolayısıyla HSYK'nın kendi kanunu ihmal ederek değil, bilerek görmezden gelerek yaptığı bu çalışmanın mutlaka bir karşılığının olması gerekir."


1961 Anayasasından bu yana 3 güçten bahsedildiğini belirten Arınç, "Eskiden egemenlik kayıtsız şartsız millette ve bunun temsilcileri olan Meclis'teyken, sonradan ihtilaller ve darbeler sonrası, yasama, yürütme ve yargı olarak 3 güç ortaya çıktı. Burada bir itirazımız yok. Yeter ki her güç, her erk, kendi görevini, kendisine Anayasa'da sağlanan imkanları bağımsızlık ve tarafsızlık içinde yerine getirebilsin" değerlendirmesini yaptı.


-"Yargıyı denetleyecek hangi güç var"-


Bülent Arınç, yürütmenin bütün eylem ve işlemlerinin yargısal denetime tabii olduğunu belirterek şunları kaydetti:


"Bizi denetleyenler, her gün nefes alışımızdan altına imza attığımız her karara kadar bunu yapabiliyorlar. Biz denetim hatta yargı denetimi altındayız. Yasama? Yasama da pek çok denetim altında. Önce Cumhurbaşkanına gidiyor, Cumhurbaşkanı gerekirse veto edip tekrar Meclis'e gönderebiliyor. Ama daha sonrası Anayasa Mahkemesini yargısal denetimi var. Anamuhalefet partisi veya 110 milletvekili birleştiğinde Meclis'ten çıkan her kanunu iptal etmek durumunda. Bunu da Anayasa Mahkemesi kararlarında görebiliyoruz. Demek ki yasamanın gücü bile yargısal denetimle sınırlı.


Peki yargıya geldiği zaman onu denetleyecek hangi güç var, hangi kanun var, hangi yargısal denetim imkanı var? Hiçbir şey yok. Gazetelerde boy boy yazılıyor, görevini kötüye kullanan bir HSYK üyesi hakkında ne yapabilirsiniz. Bir sayfa boyunca netice el cevap hiçbir şey yapılamaz.


Yürütmenin ellerinin kollarının, yasamanın ellerinin kollarının üstelik bir de yargısal denetimle bağlandığı bir ülkede yargı gücünün karşısında hiçbir sistematik denetim mekanizması yok ki onun yaptığı yanlışlıklara dikkat çekilebilsin. Bu tartışmayı ayrıca yapacağız ama HSYK mahkemelere talimat vermek ve kendi görevini çiğnemek suretiyle büyük bir hata yapmıştır. Dolayısıyla bu hukuk dışılıkları dikkate alan hükümetimizin elbette bazı yasal çalışmalar için gerekeni yapacağından hiç kimsenin kuşkusu olmaz.


Gerekeni yapmak bizim sadece bir hazırlığımızdır. Şüphesiz  yasama meclisi yapacaktır. Bir kanun değişikliği, bir anayasa değişikliği gerekli olacaksa bugünden bir şey söyleyemem, bunun merkezi yasama meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Onun iradesi bütün iradenin üstündedir. Şu anda Adalet Bakanlığımız sadece bu olayla ilgili değil, mahkeme kapısı önüne çıkıp bildiri dağıtmaya kalkışan savcıların da ne yaptığının, üzeri mühürlü dosyalar olmasına rağmen bunların içindekileri dışarıya servis etmeye çalışanların elbette Türkiye'yi karşı karşıya bırakmak istedikleri kaos tehlikesine karşı görevini kötüye kullananlarla ilgili yargısal ve yasal ne yapılacaksa bütün bunları en kısa zamanda yerine getirecektir."


-Yeniden yargılanma-


"17 Aralık sürecinin ardından Ergenekon ve Balyoz davalarıyla ilgili olarak yeniden yargılamaların yapılabileceği ifade edilmişti. Hatta bugün bazı gazetelerde Genelkurmay Hukuk Müşavirliğinin bir çalışma yaptığı haberleri vardı. Bununla ilgili olarak hem hükümet sözcüsü hem de hukukçu kimliğinize dayanarak neler düşünüyorsunuz? Bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var mı yeniden yargılamalarla ilgili" sorusu üzerine Arınç, basında bir tartışma bulunduğunu, bir arkadaşlarının bir makale yazdığını o makale üzerinden bazı çevrelerin de meseleyi şirazesinden çıkarmak suretiyle tartışmaya aldıklarını belirtti. Arınç, "Bugün zannediyorum kendisi çok etraflı bir açıklama yaptı, bu açıklama bize de geldi. Sayın Akdoğan'ın yaptığı bu açıklamanın üzerine bir kelime bile ilave etmeye gerek yok. Yazıdaki amacının daha sonra saptırılmaya çalışıldığından bahsediyor. O kendisini ilgilendirir" diye konuştu.


Bir hukukçu olarak meseleye baktığında, bu konunu tartışılmadığını, tartışılmaya da değer görülmediğini, bunu hükümetin işi olmadığını aktaran Arınç, şöyle devam etti:


"Benim bildiğim kadarıyla söyleyeyim. Bir defa yeniden muhakeme edilmek, eski tabirle iadeyimuhakemenin şartları vardır. Bu şartlar bitmiş, karara çıkmış, denetimden geçmiş karalar için geçerlidir. Halen yargılaması devam eden mahkemeler konusunda bir iadeyimuhakemeden bahsedilemez. Dolayısıyla bitmiş davalar için şartlar tahakkuk ederse her zaman her an iadeyimuhakeme süreci başlayabilir. Bunu hukukçular bilir, avukatlar bilir, mutlaka ilgili olan herkes bilir.


İkincisi de şüphesiz AB sürecinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gereğince aldığımız ve hukukumuza dercettiğimiz bazı hükümler var. Orada da yeniden yargılamanın yolları belli şartlarla getirilmiştir. O ikisinin dışında bir iadeyimuhakeme sürecini başlatmak veya konuşmak mümkün değildir. O günkü yapısal yani yargı ve yeniden muhakeme, daha doğrusu Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan hususların değiştirilmesi veya farklı bir şekle getirilmesi de söz konusu değildir. Buna yönelik Adalet Bakanlığımızda da bir çalışma yoktur. Yargılamanın iadesi, süreç olarak, hukuksal bir kurum olarak geçmişten bu yana vardır. Şartları tahakkuk ettiğinde ilgililer bu talepte bulunabilirler yoksa günlük olaylarla bağlantı kurularak işte bu sebeple de şimdi yeniden yargılama yapılsın demek sadece bir temenniyi ifade eder, hukuki olması herhalde tartışılır."


- Ankara

Kaynak: AA