Birleşik Krallık Ticaret ve Yatırım Zirvesi

Son Güncelleme:

Hazine Müsteşarı Çanakcı: "Bankacılık sektörünün birçok ülkede önemli sorunlar yaşadığı ve kamu maliyesi üzerinde ciddi yük oluşturduğu bu dönemde Türkiye bankacılık sektörü uluslararası yatırımcıların ilgisini çekmeye devam ediyor" "Küresel Finans Merkezleri Endeksi'ne İstanbul ilk defa 2009 yılında girdi ve 72. sırada yer aldı.

Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakcı, bankacılık sektörünün birçok ülkede önemli sorunlar yaşadığı ve kamu maliyesi üzerinde ciddi yük oluşturduğu bu dönemde Türkiye bankacılık sektörünün uluslararası yatırımcıların ilgisini çekmeye devam ettiğini söyledi.


İbrahim Çanakcı, "Birleşik Krallık Ticaret ve Yatırım Zirvesi"nin ikinci gün programının açılışında yaptığı konuşmada, zirvenin altyapı, teknoloji ve finans alanlarında İngiltere ve Türkiye arasındaki iş birliğinin daha da derinleşmesine vesile olması temennisinde bulundu.


Finans sektörünün Türkiye'nin son 12 yıllık dönemde gerçekleştirdiği köklü yapısal dönüşümün en belirgin olarak yaşandığı alan olduğunu belirten Çanakcı, 2001 krizi sonrasında bankacılık sektöründe çok kapsamlı finansal ve operasyonel yeniden yapılanmaya gidildiğini ve sektörün gözetim ve denetim altyapısının uluslararası en iyi uygulamalar seviyesine yükseltildiğini ifade etti.


Atılan adımlar sayesinde Türk bankacılık sektörünün önemli ölçüde güçlendiğini ve mali piyasalardaki dalgalanmalar ile iç ve dış şoklara karşı ciddi dayanıklılık kazandığını vurgulayan Çanakcı, güçlü bankacılık sektörünün 2007-2008 küresel krizinde ve sonrasında Türkiye'yi pozitif ayrıştıran ve küresel krizin ülke ekonomisi üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasını sağlayan en önemli unsur olduğunu söyledi.


Çanakçı, bankacılık sektörünün birçok ülkede önemli sorunlar yaşadığı ve kamu maliyesi üzerinde ciddi yük oluşturduğu bu dönemde Türkiye bankacılık sektörünün uluslararası yatırımcıların ilgisini çekmeye devam ettiğini dile getirerek, Türkiye'nin bu dönemde bankacılık sektörüne kaynak aktarmak ve özel bir destek sağlamak durumunda kalmayan nadir ülkelerden biri olduğunu kaydetti.


Bankacılık sektörünün sağlamlığını daha da artıracak uluslararası standartların uygulanması konusundaki çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Çanakcı, "Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Basel III düzenlemelerine ilişkin mevzuat çalışmalarını tamamlamış ve kamuoyunun görüşüne açmıştır. Sermaye yeterliliği konusundaki düzenlemelerimiz Basel III standartlarına uygun olarak değiştirilmiş ve bu yılın başından itibaren de yürürlüğe girmiştir. Yine Basel III kapsamında ele alınan ve önemli bir konu olan likidite riskine ilişkin düzenlemeler konusunda halihazırda Türkiye'nin uluslararası uygulamanın önünde ve çok ilerisindedir" diye konuştu.



"İstanbul, uluslararası finans merkezi olma yolunda sürekli ilerleme halinde"



Çanakcı, Türkiye'de finans sektörüne yönelik vizyonun 2009 yılında İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesiyle somut bir hale getirildiğini belirterek, şunları kaydetti:


"Bu proje kapsamında İstanbul'un her türlü finansal aracın ihraç edilebildiği, güçlü fiziki, beşeri ve teknolojik altyapıya sahip, etkin bir biçimde denetlenen, şeffaf bir finansal merkez haline getirilmesini hedefledik. Bu proje kapsamında 8 ana alanda 71 somut eylem belirledik. Bugün itibariyle 71 somut eylemin 36 tanesi tamamen hayata geçirilmiştir. Projenin tamamlanma oranı yüzde 70'leri geçmiştir. Özellikle son 2 yıllık dönemde İstanbul Finans Merkezi projesi kapsamında sadece geleneksel bankacılık sektörünün değil, sermaye piyasalarının, banka dışı finansal sektörün ve faizsiz finansman sisteminin Türkiye'de çok daha hızlı gelişimini sağlayacak önemli adımlar attık."


Hazine Müsteşarlığı'nın 2012 yılında hem yurt dışında hem de yurt içinde ilk kira sertifikası ihracını gerçekleştirdiğini ve bu ihraçlara devam ettiklerini anlatan Çanakcı, benzer şekilde özel sektörün de kira sertifikası ihraçlarına ivme kazandırdığını söyledi.


Dünya Bankası Küresel İslami Finans Geliştirme Merkezi'nin 2013 yılı ekim ayında Borsa İstanbul yerleşkesinde hizmete açıldığını hatırlatan Çanakcı, Dünya Bankası'nın İslami finans çalışmalarını küresel ölçekte bu merkez aracılığıyla yürüteceğine dikkati çekti.


Çanakcı, finans sektörünün geniş bir yelpazede gelişmesini ve derinleşmesini sağlayan bu adımlar sayesinde İstanbul'un uluslararası finans merkezi olma yolunda sürekli ilerleme halinde olduğunu dile getirdi.


Küresel Finans Merkezleri Endeksi'ne İstanbul'un ilk defa 2009 yılında girdiğini ve 72. sırada yer aldığını aktaran Çanakcı, geçen kısa süre içinde ciddi bir ilerleme kaydedilerek İstanbul'un bu yılın mart ayı itibariyle bu endekste 47. sırada yükseldiğini söyledi.


Çanakcı, elde ettikleri ilerlemeleri yeterli görmediklerini ve Türkiye finans sektöründe ciddi bir potansiyel ve fırsat bulunduğunu belirterek, "Birleşik Krallık, finans sektöründeki potansiyelimize ulaşma ve fırsatları en üst düzeyde değerlendirme çabalarımıza önemli katkı sağlamaktadır. İstanbul'un uluslararası bir finans merkezine dönüştürülmesine yönelik çalışmalar Türkiye-Birleşik Krallık Ekonomik ve Ticaret Ortaklık Komitesi'nin (JETCO) ana çalışma alanlarından biridir. Yine Birleşik Krallığın finans alanında en önemli sektör kuruluşu olan The City UK, İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesine ve finana alanında Türkiye ile Birleşik Krallık ortak çalışmalarına önemli destek sağlamaktadır" diye konuştu.


Türkiye'nin finans sektöründeki iç düzenlemelerini uluslararası en iyi uygulamalara yaklaştırmak ve daha ötesine taşıma motivasyonun arttığını dile getiren Çanakcı, Birleşik Krallığın finans alanındaki birikim ve tecrübelerinden azami ölçüde faydalanmayı umduklarını da sözlerine ekledi.


Londra Finans Merkezi Belediye Başkanı Fiona Woolf, İstanbul'un bölgesel finans merkezi olmasına ve genel olarak Türkiye'nin gelişmesine yardımcı olmak istediklerini belirterek, bunun hem İngiltere hem de Türkiye açısından faydalı olacağını söyledi.


Londra'nın küresel bir iş ve finans merkezi olmasının ardında yatan nedenleri anlatan Woolf, "Türkiye ve İngiltere birbirlerine katkı sunabilir, ayrıca ortaklıklar kurarak başka pazarlara da destek çıkabilir. Sizinle çalışmayı sabırsızlıkla bekliyoruz" dedi.



"Türkiye'nin geleceği teknolojiye dayanıyor"



Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel ise konuşmasında ülkeler ve bireyler için teknolojinin önemi hakkında değerlendirmelerde bulundu.


Teknolojinin getirdiği faydalara değinen Süel, mobil iletişimde son yıllarda yaşanan gelişime işaret etti. Süel, mobilin son yıllarda farklı bir şekle büründüğüne işaret ederek, şunları anlattı:


"Buna mobil geniş bant diyoruz. İnternetle insanlar birbirine bağlanıyor. Geleceğe baktığımızda her şeyin mobil şekilde birbirine bağlanacağını görüyoruz. Bina, dönüşüm sistemleri, makineler, hatta sağlık takip sistemleri bile birbirine bağlı olacak. 2020 yılında 50 milyar makinenin birbiriyle sim kart aracılığı ile bağlı olacağı tahmin ediliyor. Buna M2M (makineler arası iletişim) diyoruz. Dünyada sadece insanlar değil artık makineler de birbirine bağlanıyor. Bu potansiyel, yarattığı sinerjiyle dünya genelinde iş yapış şekillerini, yaşam tarzını etkileyecek. Teknoloji öyle bir güce sahip ki her sektöre yatay olarak değiyor, teknolojinin çarpan etkisi var."


Türkiye'de teknoloji alanında büyük potansiyelinin olduğunu, ileriye gitmesi için büyük bir coşkunun bulunduğunu dile getiren Süel, Vodafone Türkiye olarak kendilerinin de teknoloji üzerine odaklanarak büyümek istediklerini anlattı.


Süel, şirket olarak yeni stratejileri konusunda katılımcıları bilgilendirerek, teknoloji yatırımı olmadan gelişimin sağlanamayacağına işaret etti. En önemlisinin altyapı yatırımı olduğuna dikkati çeken Süel, "O yüzden biz yatırım önceliklerimizi belirledik ve ülke genelinde fibere yatırım yapmaya başladık. Kaliteli yüksek kapasiteye sahip hizmetleri bugün ve gelecekte, bireyler ve işletmeler için sunmak istiyoruz" dedi.


Bir diğer odak noktalarının da müşteriler olduğunu vurgulayan Süel, müşteriye yakın olmanın ve müşteriye yatırım yapmanın gerekliliğini dile getirerek, bunun sadece reklamlarla değil, müşteri hizmetleriyle de yapılması gerektiğini söyledi.


Müşteriye yatırımın aynı zamanda bir sosyal sorumluluk olduğu yorumunda bulunan Süel, Güneydoğu'da açtıkları merkezlerle, Türkiye'deki az gelişmiş ve az kalkınmış bölgelerde istihdam yarattıklarını ve bundan gurur duyduklarını anlattı.


Süel 3G teknolojisinin bireylere getirdiği iletişim avantajlarından da bahsetti. 3G teknolojisinin mesafeleri ortadan kaldırdığını, uzak yaşayan ailelerin birbiriyle bu teknoloji sayesinde çok rahat görüşebildiklerini aktardı.


Bu kapsamda akıllı telefon penetrasyonunun gün geçtikçe arttığını ifade eden Süel, telekomünikasyon gelirleri içinde de payın arttığını, gelecekte mobil teknolojinin payının seste değil veride gözüktüğünü anlattı.


Süel, mobil teknolojinin sadece bireylerin iletişim ihtiyaçlarını karşılamakla kalmadığını, sosyal kalkınma içinde olanak yarattığını belirterek, mobil teknolojinin sosyal ve ekonomik fırsatlar yarattığına dikkati çekti.


Ekonomik kalkınmada kadınlarda bulunan potansiyelin ve bunun geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Süel, İngiltere Başbakanı'nın "İngiltere'nin geleceği teknolojiye dayanmaktadır" sözüne atıfta bulunarak, Türkiye'nin teknoloji politikasının da buna paralel olduğunu söyledi. - İstanbul

Kaynak: AA