"Casusluk" Davasında İlk Duruşma... Ekrem İmamoğlu: "Millet Kararını Yine Sandıkta Verecektir.

Son Güncelleme:

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "casusluk" iddiasıyla açılan davada, "Millet kararını vermiştir. Yine verecektir. İster altı ay sonra, ister bir yıl sonra, ister iki yıl sonra… Ama bu millet kararını yine sandıkta verecektir. Ve siz bu kararı ne korkuyla değiştirebilirsiniz ne de iftirayla silebilirsiniz" dedi. İmamoğlu, "Recep Tayyip Erdoğan’a da Devlet Bahçeli’ye de Türkiye’deki bütün siyasi partilere de sesleniyorum, bu ülkenin devleti de bayrağı da milleti de hiç kimsenin kişisel mülkü değildir. İnsanların ailelerine, onuruna, itibarına saldırarak siyaset yapılmaz" diye konuştu.

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) - CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "casusluk" iddiasıyla açılan davada, "Millet kararını vermiştir. Yine verecektir. İster altı ay sonra, ister bir yıl sonra, ister iki yıl sonra… Ama bu millet kararını yine sandıkta verecektir. Ve siz bu kararı ne korkuyla değiştirebilirsiniz ne de iftirayla silebilirsiniz" dedi. İmamoğlu, "Recep Tayyip Erdoğan'a da Devlet Bahçeli'ye de Türkiye'deki bütün siyasi partilere de sesleniyorum, bu ülkenin devleti de bayrağı da milleti de hiç kimsenin kişisel mülkü değildir. İnsanların ailelerine, onuruna, itibarına saldırarak siyaset yapılmaz" diye konuştu.

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün'ün "siyasal casusluk" iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılıyor.

Duruşmada savunma yapan Ekrem İmamoğlu, İBB Başkanı seçildikten sonra yaptığı teşekkür ziyaretleri kapsamında memleketine gittiğini hatırlatarak, "Karadeniz'de yüz binleri sokağa döken o demokrasi şöleninden, o demokrasi tutkusundan ve onun simgesi haline gelen Ekrem İmamoğlu'ndan şimdi 'vatan haini' çıkarmaya çalışıyorlar. Buradan açıkça söylüyorum:  'Vatan haini', 'cani', 'casus' sözlerini o iddianameye yazanlara bu ifadeleri aynen iade ediyorum. Ve inanıyorum ki yaradan hepimize gerçeği gösterecek" dedi.

İddianamede, "Devlet sırları kullanılarak seçmen iradesi yönlendirildi" denildiğini aktaran Ekrem İmamoğlu, "Hangi devlet sırrı? Nerede elde edilmiş? Yok. Hangi yöntemle ele geçirilmiş? Yok. Hangi tarihte gerçekleşmiş? Yok. Hangi yabancı devlete aktarılmış? O da yok. Ortada tek bir somut delil yok. Ama birilerine 'talimat geldiği' için bir şeyler yazılmış olsun isteniyor. İz bırakmaya çalışıyorlar. Kalmaz. Çünkü hukuk sistemi yerle bir edilmiştir Sayın Başkan" ifadelerini kullandı.

"İDDİALARIN MESNETSİZ OLDUĞU BİLİRKİŞİ İNCELEMESİYLE ORTAYA KONMUŞTUR"

İmamoğlu, bugün toplumun çok büyük çoğunluğunun adalete güvenmediğini, insanların, kararların adil olacağına inanmadığını belirterek, şöyle konuştu:

"Benim feryadım yalnızca burada yargılanan birkaç kişi için değildir. Benim feryadım millet içindir. Yargı içindir. Adalet sistemi içindir. Kaldı ki teknik raporlar zaten bütün gerçeği ortaya koymuştur. Bilirkişi raporlarında açıkça belirtiliyor:  Söz konusu veri sızıntılarının benim görev dönemimden çok önceye, hatta 2009 yılına kadar uzanan eski veri ihlallerinden kaynaklandığı ifade edilmektedir. Yani bu dosyada ileri sürülen teknik iddiaların tamamının mesnetsiz olduğu, kasıtlı yorumlarla oluşturulduğu ve gerçeği yansıtmadığı bizzat bilirkişi incelemeleriyle ortaya konmuştur. Buna rağmen hala aynı iftiraların sürdürülmesi, bunun hukuki değil, siyasi bir operasyon olduğunun en net göstergesidir."

Şimdi de sözde suç diye önüme ne koyuyorlar biliyor musunuz? 31 Mart seçimlerini kazanıp mazbatayı aldıktan bir gün sonra, yani 18 Nisan 2019 tarihinde, veri tabanlarının yedeklenerek muhafaza altına alınması için verdiğim talimatı suç unsuru gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa gerçek çok açık. Ben o talimatı verdiğim gün, İstanbul 4. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Dolayısıyla talimat zaten uygulanmadı. Hatta ben de oluşan tartışmaların esas mücadeleyi gölgelemesini istemediğim için 22 Nisan 2019 tarihinde talimatımı geri çektim. Daha sonra mahkeme 2 Mayıs 2019 tarihinde karar vererek işlemin bütün sonuçlarıyla ortadan kalktığını ve davanın konusuz kaldığını hükme bağladı. Dahası da var. O dönemin İçişleri Bakanlığı bile bu konuda soruşturma izni verilmemesi yönünde karar verdi. Yani hukuken konu tamamen kapanmıştı.

"O DÖNEM SADECE 18 GÜN GÖREV YAPTIM"

Ama daha önemli bir mesele var Sayın Başkan. Ben o dönemde sadece 18 gün görev yaptım. 18 gün. Ve o 18 gün boyunca bir tek kişiyi bile değiştirmedim. Bakınız bunu özellikle söylüyorum, ne genel sekreteri değiştirdim ne genel sekreter yardımcısını ne daire başkanını ne müdürü, hiç kimseyi. Sadece özel kalem müdürlüğüne geçici görevlendirmeyle bir arkadaşımı aldım. O kadar. Hatta siyasi arkadaşlarım bana, 'Başkan niye atama yapmıyorsun?' diye sordular. Ben de onlara şunu söyledim:  'Ben kötü niyeti görüyorum. Bunlar seçimi iptal edecek.' Ve gerçekten de öyle oldu. Şimdi bana dönüp bu suçlamaları yöneltiyorlar. Madem suç işlendiğini iddia ediyorsunuz, o dönemde görevde bulunan bürokratlara neden işlem yapmıyorsunuz? Genel Sekreter Hayri Baraçlı, bugün başka görevlerde, Genel Sekreter Yardımcısı Adil Karaismailoğlu, Bakanlık yaptı. Bilgi İşlem Daire Başkanı Selim Karabulut, hatta kendisi çıkıp 'Canımı veririm, verimi vermem' dedi. Benim talimat verdiğimi iddia ettikleri dönemde görevde olan insanlar bunlar. Madem suç var, çağırın onları da ifade versinler. Ama yapmazlar. Çünkü mesele hukuk değil. Ben o insanlarla çalıştım. Toplantılar yaptım. Saatlerce brifing aldım. Sorular soruyorum… Cevap vermiyorlar. Neden? Çünkü kafaları önde, talimat bekliyorlar. Ben birkaç kez aynı şeyi yaşadım:  'Arkadaşlar neden cevap vermiyorsunuz?' diye sormak zorunda kaldım. Çünkü bazıları belediyeyi milletin kurumu değil, siyasi mülkü zannediyor. Oysa belediye milletindir."

Ekrem İmamoğlu, 2024 seçimlerinden önce kendi yöneticilerine, "Kaybedeceğimizi düşünmüyorum ama kaybedebiliriz. Eğer kaybedersek bir gün içinde bütün görevi eksiksiz devredecek şekilde hazırlık yapacaksınız. Kalmanız istenirse kalıp hizmet edeceksiniz. Çünkü devlet terbiyesi bunu gerektirir. Demokrasi ahlakı bunu gerektirir. Kurumlar kişilerin değil, milletindir" dediğini aktardı.

"MİT KONUŞSUN; İMAMOĞLU İLE İLGİLİ TEK BİR SOMUT DELİL GÖSTERSİNLER"

İmamoğlu, şunları kaydetti:

"İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı olarak açık çağrı yapıyorum, ortada gerçekten bir casusluk faaliyeti varsa, çıksınlar milletin önüne tek bir somut belge koysunlar. Tek bir belge. Milli İstihbarat Teşkilatı dahil ilgili bütün kurumlar konuşsun. Ekrem İmamoğlu ile ilgili tek bir somut delil göstersinler. Yıllardır manşetlerle algı üretiyorlar. İnsanların aileleriyle, çocuklarıyla uğraşıyorlar."

Basını da zor durumda bırakıyorlar. Allah'tan hala gerçeği göstermeye çalışan birkaç namuslu mecra var. Ben burada saklanmıyorum ki.

Kaçmıyorum ki. Ellerinde ne varsa ortaya koysunlar. Niye yargıyı milletin gözünün önünde bu kadar itibarsız hale getiriyorsunuz? İddianameye bakıyorsunuz… İçerik yok. Somut delil yok. Ama hukuki değeri olmayan yorumlarla siyasi casusluk suçunu zorla genişletmeye çalışıyorlar. Metin ilerledikçe hukuki ciddiyet değil; tutarsızlık, zorlama ve vasatlık büyüyor. Siyasi casusluk gibi son derece ağır ve teknik bir suçlama, bu derece delilsiz bir metinle kurulamaz, kurulmamalıdır. Elbette hukuki çerçeveyi avukatlarım ayrıntılı biçimde anlatacaktır. Ama şunu açıkça ifade etmek zorundayım:  Bu dili kullanan savcılık makamı hukuki değil, siyasi bir motivasyonla hareket etmektedir. Üstelik sadece siyasi değil, aynı zamanda menfaat odaklı bir motivasyonla hareket etmektedir."

"MADEM ÖYLE DÖNEMİN YETKİLİLERİNİ ÇAĞIRIN"

Bir bilginin devlet sırrı niteliği taşıyıp taşımadığını değerlendirmenin teknik uzmanlık, kurumsal inceleme, somut veri gerektirdiğini ifade eden İmamoğlu, şöyle devam etti:

"Ama ne yapmışlar? Hiçbir uzman kuruma başvurmadan, hiçbir teknik rapora dayanmadan, hiçbir somut tespit ortaya koymadan, kendi siyasi yorumlarıyla bazı bilgilerin 'devlet sırrı' olduğuna karar vermişler. Madem öyle, o dönemin yetkililerini çağırın. Bir kişiyi bile çağırmadılar. Eğer orada CHP'li bürokratlar olsaydı, bugün burada herkes hakkında işlem yapılmış olurdu. Ama yapmıyorlar. Çünkü mesele hukuk değil. Bu yaklaşım siyasidir. Menfaat odaklıdır. Devlet kurumlarını yıpratan bir anlayıştır. Bakınız, bugün önümüzde duran iddianame yalnızca hukuki bir skandal değildir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurumsal ciddiyetine zarar veren ağır bir sorumsuzluktur. Devletin kurumlarını, istihbarat kapasitesini, Milli güvenlik kavramını böylesine dayanaksız, ciddiyetsiz ve itibarsızlaştırıcı bir metinle tartışmalı hale getirmişlerdir. Bu büyük bir suçtur. Bu nedenle bu iddianameyi hazırlayanlar, sevk edenler, koordine edenler, dönemin başsavcısından ilgili başsavcı vekiline, soruşturmayı yürüten savcılardan sürece dahil olan herkese kadar hukuk önünde hesap vermelidir. Hem de gecikmeden. Çünkü bir daha kimse böyle bir kötülüğü yapamasın diye."

"TELEVİZYONDA SON DAKİKA GEÇTİ, 'CASUSLUK SORUŞTURMASI' BİR BAKTIM BENİM İSMİM DE VAR"

Ekrem İmamoğlu, 20 Haziran günü 12 metrekarelik hücresinde televizyondan kurultay kararını takip ettiği sırada son dakika haberlerini gördüğünü belirterek, şunları söyledi:

"Son dakika'geçti, 'Casusluk soruşturması…' Önce güldüm. Sonra kendime güldüm. Bir baktım benim ismim de var. Gerçekten şaka gibi. Bir süre sonra bize tebligat geldi. 'Yarın saat 11'de Çağlayan Adliyesi'nde ifade vereceksiniz.' Akşam gardiyanlar geldi, 'Sabah 6'da çıkacaksınız.' Dedim ki, 'Niye 6'da çıkıyorum? Bana 11'de ifade denildi.' 'Savcılık böyle bildirdi' dediler. 'Gelmem' dedim. 'Zorla götürürüz' dediler. 'O zaman sürükleyerek götürürsünüz' dedim. Sonra saat değişti. Sabah 9'da çıktık. 10'da adliyedeydik. Bizi eksi 7. kata indirdiler. Ve tam 8 saat beklettiler. Sekiz saat boyunca avukatlarımla görüşmek istedim. Tartıştım. Bağırdım. Çağırdım. En sonunda kısa süreli görüşmeye izin verdiler. Sonra savcı karşısına çıktık. Karşımızdaki tavır sanki düşmanmışız gibi. Gerçekten insanın onurunu kıran bir süreç yaşatıldı. Ve bu artık bir yöntem haline geldi:  Cuma operasyonu yap. İnsanları topla. Vatan Caddesi'ne götür. Günlerce beklet. Pazar gecesi tutukla. Ben bunu yaşadım. 19 Mart sürecinden itibaren yaşadım. Çarşamba alındım. Perşembe… Cuma… Cumartesi… Pazar… Beş gün boyunca insanlar bekletildi. Niye? Çünkü amaç hukuk değil. Aşağılama. İnsanların onurunu kırmak. Biz savcılık katına çıktığımızda bile düşmanca bir tavırla karşılaştık. İfadelerimizi verdik. Yine aşağı indirildik. Saatlerce bekletildik. Gece yarısı mahkemeye çıkarıldık. Tutuklama kararı gece 2'de açıklandı. Sabaha karşı yeniden Silivri'ye getirildik. Ve dışarıda binlerce polis vardı. Bütün bunlar bir hukuk devleti görüntüsü değil, güç gösterisi görüntüsüydü."

"BÜYÜK SALON YAPILMASIYLA ÖVÜNÜYORLAR"

Yan tarafta bir tane büyük salon yapıyorlar. Büyük salon yapılmasıyla övünüyorlar. Sanki büyük salonlardan adalet çıkmış gibi. Ben açık söylüyorum:  Eğer bu salonlarla övünülecekse, o zaman Sayın Cumhurbaşkanı ile Adalet Bakanı birlikte gelip açılış yapsınlar. Çünkü bu görüntü doğru bir görüntü değildir. Daha önce bu salonda birkaç kez duruşmaya geldim. Her seferinde büyük salon verilmemesi için kıyamet kopardılar.

Şimdi ise başka türlü davranıyorlar. Demek ki mesele güvenlik değil. Mesele tamamen siyasi gösteri. Kafa bu Sayın Başkan, Sayın Heyet. Ama şunu söyleyeyim:  Bir gün siz de bu düzenin mağduru olabilirsiniz. Bugün sırtını gizli tanığa, iftiracıya, etkin pişmanlığa ve yandaş medyaya dayayan bu anlayış; yarın size de yer bırakmaz. Bakacaksınız, iftiracı gelecek yanında on korumayla… Çakarlı araçlarla… Yandaş medya mensupları devlet protokolü gibi ağırlanacak… Ama yargının gerçek sahiplerine yer kalmayacak.

"YÜCE TÜRK YARGISINI BU HALE DÜŞÜREN ANLAYIŞLA SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİM"

Ben, yüce Türk yargısını bu hale düşüren anlayışla sonuna kadar mücadele edeceğim. Bakınız, aynı bütçeyle neler yapılabiliyor biliyor musunuz? Bir hafta önce Bahçelievler'de açılan projeyi gördüm. 700 araçlık otopark… 23 Nisan Milli Egemenlik Stadı… Kreş… Spor tesisleri…

İSMEK kursları… Ders atölyeleri… Bir ilçeye nefes olacak yatırımlar.

Şimdi soruyorum:  Milletin parası bunlara mı harcanmalı, yoksa devasa duruşma salonlarıyla siyasi gösteriler yapılmasına mı? Bu insanlar neden normal adliyelerde yargılanmıyor? Niye insanlar toplama kampı görüntüsü veren alanlarda toplanıyor? Bakınız Sayın Başkan; Eğer bu iddianame mantığıyla tutuklama yapılacaksa, bu ülkede milyonlarca insanın tutuklanması gerekir. Eğer yandaki İBB davasındaki gibi iddianameler yazılacaksa; Türkiye'de tutuksuz bürokrat kalmaz, Tutuksuz siyasetçi kalmaz. Bu mu demokrasi? Bu mu seçim? Bu mu sandık? Buradan özellikle sesleniyorum:  'Biraz da iktidara yanaşalım, biraz idare edelim' diyenlere sesleniyorum. Geçin bunları. Kalıcı olan tek şey milletin iradesidir. Ben de sonuna kadar milletin iradesinin yanında duracağım. Buradan çok açık uyarıda bulunuyorum. Recep Tayyip Erdoğan'a da Devlet Bahçeli'ye de Türkiye'deki bütün siyasi partilere de sesleniyorum: Bu ülkenin devleti de bayrağı da milleti de hiç kimsenin kişisel mülkü değildir. Bugün yürütülen bu süreçler Türkiye'nin temel hukuk düzenini zedelemektedir. Devletin kurumlarını itibarsızlaştırmaktadır. İnsanların ailelerine, onuruna, itibarına saldırarak siyaset yapılmaz. Bir siyasi partiyi hedef alarak, bir genel başkanı türlü şantaj süreçleriyle baskı altına almaya çalışarak, casusluk davaları üreterek seçim kazanılmaz."

Bu ülkede iktidarın ancak sandıkta kazanılacağını, seçimin ya sandıkta kazanılacağını ya da sandıkta kaybedileceğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, savunmasını, "Millet kararını vermiştir. Yine verecektir. İster altı ay sonra, ister bir yıl sonra, ister iki yıl sonra… Ama bu millet kararını yine sandıkta verecektir. Ve siz bu kararı ne korkuyla değiştirebilirsiniz ne de iftirayla silebilirsiniz. Ben buradayım. Mücadelemi veriyorum. Milletimin bana verdiği yetkinin de sandığa atılan milyonlarca oyun da sonuna kadar arkasındayım. Bu insanları tahliye edin. Ayıptır. Yazıktır. Günahtır. Bu iddianamelere imza atanlar, bu süreçleri yönetenler; devletin kurumlarına zarar vermiştir. Ve hukuk önünde bunun hesabını vermek zorundadırlar" diyerek tamamladı.

(BİTTİ)

Kaynak: ANKA