CHP'den Sağlık Reformu Vurgusu

Son Güncelleme:

CHP'li Pala, sağlık alanında hazırlanan hükümet programının seçim sonrası hızla uygulanacağını belirtti.

HABER: GÜLARA SUBAŞI

(TBMM) - CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, mutlak butlan kararının ardından Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'nin (CAO) çalışmalarını sürdürdüğünü belirterek sağlık alanında hazırladıkları hükümet programının iktidar değişikliğinin ardından hızla uygulanabilecek düzeyde olduğunu söyledi. Pala, "Yarın seçim olsa, sonraki hafta bu söylediklerimizi hayata geçirebiliriz" diye konuştu.

Pala, son kurultayda oybirliğiyle kabul edilen ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi'ni kurumsallaştıran düzenlemenin yürürlükten kalkmadığını, CAO'nun görevine devam ettiğini belirterek CAO Sağlık Politikaları Kurulu üyeleriyle birlikte bugün TBMM'de gazetecilerle bir araya geldi. Pala'ya kurul üyeleri Prof. Dr. Sinan Adıyaman, Prof. Dr. Murat Arslan, CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, CHP Ankara Milletvekili Aylin Yaman, Hüseyin Özkahraman ve Arman Üney de eşlik etti.

Pala, bu toplantının üdzenlenmesinin iki önemli nedeni olduğunu belirterek şunları söyledi:

"Bir tanesi bugüne kadar ne yaptığımızı ana hatlarıyla sizinle paylaşmak istiyoruz. İkincisi de bu süreç devam ediyor. CAO Sağlık Politika Kurulu olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunu size söylemek istedik. En önemli kurulma gerekçemiz cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bir hükümet kurulduğu anda, o hükümet programının ortaya konmasıydı. Bugüne kadar yaptığımız çalışmaları, CHP'nin son kurultayında kabul edilen, parti tüzüğünde yer alan sağlık programına sadık kalarak ama bunu ayrıntılandırarak ete kemiğe büründürmekti amacımız. Yani cumhurbaşkanlığı seçimi bittikten sonra Sağlık Bakanlığı'nın ne yapacağını sistematize eden bir yaklaşımı benimseyerek çalışmalarımızı sürdürdük."

ŞEHİR HASTANELERİ

Türkiye'deki mevcut sağlık sisteminin ihtiyaçlara yanıt vermediği konusunda sanırım bir görüş birliğimiz var. Çünkü gelinen noktada AK Parti'nin 2003 yılında açıkladığı ve halen yürürlükte olan sağlığı ticarileştiren, adına da 'sağlıkta dönüşüm programı' denilen program, ihtiyaçlara yanıt vermiyor. Bir ülkede bir sağlık sistemi kurguluyorsanız temel iki amacınızın yurttaşların yaşadığı süreyi uzatmak ve o süre içerisinde sağlıklı geçirdiği zaman dilimini uzatmak olması gerekir. Oysa sağlıkla ilgili temel göstergelere baktığımızda, Türkiye'de ortalama ömrün OECD ülkelerinden de Avrupa Birliği (AB) ortalamasından da Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi ortalamasından da aşağıda olduğunu görüyoruz. Ayrıca çok ciddi eşitsizlikler var. Sağlık bütçesinin dağıtımında ciddi problemler var. 18 şehir hastanesi, Sağlık Bakanlığı bütçesinin yüzde 10'unu aldığı için neredeyse bütçeyi rehin almış durumda. Bence bir utanç vesikasıdır. Sağlık Bakanlığı, sağlık yatırımı yapabilmek için elindeki 126 taşınmazı satılığa çıkarmış durumdadır. Oysa bu 126 taşınmazın satılması halinde elde edilecek gelir, bu 18 şehir hastanesine aktarılan yıllık gelirin tutarını bile karşılamıyor. Çünkü yılda 136 milyar liralık bir aktarımdan söz ediyoruz.

SAĞLIK SİSTEMİNİN ÜÇ PROBLEMİ

Ayrıca sağlık emek gücü, bir süreç olarak ele alınmıyor. Sağlıkta şiddet çok önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Sağlık Bakanlığı'nın resmi rakamlarına göre, geçen yıl her gün 50 beyaz kod vakası kayıtlara geçmiş. Bunlardan 8'i fiziksel şiddet içeriyor. Bu yıl Türk Tabipleri Birliği (TTB) toplantısında sunulan makalelere bakılacak olursa, aslında sağlıkta şiddet vakalarının yalnızca üçte birinin kayıtlara geçtiği de düşünülecek olursa, sorunun ne kadar vahim bir sorun olduğu görülebilir. Türkiye'de sağlık sisteminin üç özelliğini söylemem gerekir. Birincisi; OECD ülkeleri arasında nüfus başına en düşük hekim ve hemşire sayısıyla yürümekte olan sistem. İkincisi; gayrisafi yurt içi hasıladan en düşük pay ayrılarak hizmet sunulan bir sistem, ki Türkiye'de 2002 yılında sağlığa gayrisafi yurt içi hasıladan daha yüksek bir pay ayrılıyordu. Üçüncüsü; çok yüksek sayıda hekime başvuran yurttaş sayımız var. OECD ülkelerinde ortalama bir yurttaş, yılda altı defa hekime başvururken biz de bu sayı bunun iki katın üstünde, 12'yi geçtik ve Sağlık Bakanlığı bunu daha da arttırmaya çalışıyor. Oysa daha fazla hekime başvurmanın, daha fazla tomografi çektirmenin, daha fazla MR çektirmenin ne ömrü uzatması söz konusu ülkemizde ne de o ömür içerisinde geçen zamanı uzatması. Dolayısıyla AKP tarafından benimsenen bu üç özellik, Türkiye'de ortadan kaldırılmadıkça iyi bir sağlık sistemine erişmek mümkün değil."

SAĞLIK POLİTİKA KURULUNUN ÇALIŞMALARI

Pala, sağlık sisteminin sorunlarını masaya yatırıp, bunların nasıl çözebileceğine ilişkin çalışmalar yürüttüklerini ifade etti. Bu kapsamda veteriner hekimlerin toplum sağlığındaki rolü, nadir hastalıklar, sağlık hizmeti kaynaklı zararlarlar ve hasta haklarıyla ilgili çalıştayları buna örnek gösteren Pala, bu çalıştaylarda konunun bütün paydaşlarının görüşlerini aldıklarını ve CHP kurultayında kabul edilen parti programındaki ilke ve değerlere sadık kalarak bir hükümet programı hazırlamaya çalıştıklarını belirtti.

Sağlıktaki eşitsizlikleri çok önemsediklerini belirten Pala, "Bir kitap hazırladık. Bu kitap Türkiye'deki 81 ili, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'ndan açıklanan verilere dayanarak sıralıyor. Hepsi için il kartları oluşturduk. Örneğin buraya göre, Türkiye'de sağlık endeksinde en iyi durumda olan il Ankara. Hatta Ankara'nın bazı göstergeleri, Avrupa'daki bazı ülkelerin göstergelerinden bile daha iyi. Bu arada Ankara bu kadar iyi derken zaman zaman kamu hastanelerinde yatak bulmak bile sorunlu. En geride olan da Muş. Ama son beş ile baktığımızda, Güneydoğu Anadolu'daki illerin peşi sıra sıralandığını görebiliriz. Bu arada bir sağlık yapı grubumuz var. Sağlık Bakanlığı'na özgü sağlık yapılarının nasıl olması gerektiğine ilişkin çalışmalar yürütüyor. Bir şehir hastaneleri grubumuz var, Şehir hastanelerini yakından izliyor" diye konuştu.

Pala, 126 taşınmazın satılmasına ilişkin iki Cumhurbaşkanlığı kararına karşı, Danıştay'da yürütmenin durdurulması ve iptal davaları açtıklarını belirtti.

CHP'NİN SAĞLIK VAATLERİ

Pala, CHP iktidarında kurulacak sağlık sistemine ilişkin ise şunları söyledi:

"İlk olarak sağlık sistemindeki paradigmayı değiştirmek zorundayız. Yani ticareti yapılabilen bir meta olmaktan sağlığı çıkartıp en temel insan hakkı olarak ele aldığımız bir perspektifi hayata geçirmek istiyoruz. Bunun için de sağlığa erişimin önündeki bütün engellerin kaldıran, finansmanını ağırlıklı olarak kamu bütçesinden sağlayan, örgüt yapısında birinci basamağı ve koruyucu hizmetleri odağına alan ama iyi tasarlanmış bir sevk sistemiyle süreci hayata geçiren bir yaklaşım sergileyeceğiz. Birinci basamakta adına Halk Sağlığı Merkezleri dediğimiz, yalnızca aile hekimi ve hemşireyle sınırlı olmayan, birinci basamağı ekip olarak ele alan bir yaklaşımı benimseyeceğiz. Öyle ki örneğin birinci basamak kuruluşlarında ağız ve diş sağlığı hizmetleri de verilecek. Bu bağlamda hemen 10 bin diş hekimi istihdam eden, onlara diş hekimi ünitesi sağlayan bir yapıyı hayata geçireceğiz. Şehir hastaneleri açılırken kapatılan devlet hastanelerini yeniden açacağız ve şehir hastanelerini kamunun üzerinden yük olmaktan çıkaracağız. Sağlık emek gücünü planlama, yetiştirme ve istihdamın birbirini tamamlayan bir bütünlüklü süreç olarak eline alacağımız bir program geliştireceğiz. Performansa dayalı, ek ödeme denilen o ucube sistemi ortadan kaldıracağız. Bunun yerine temel ücreti ön plana çıkartan, insanların kendilerini can güvencesi, iş güvencesi ve gelir güvencesi içerisinde hissedeceği bir yapıyı hayata geçireceğiz."

REFİK SAYDAM HIFZISSIHHA ENSTİTÜSÜ YENİDEN HAYATA GEÇİRİLECEK

Sağlık sisteminin bugün en sıkıntılı yanlarından birisi nüfusa göre az sayıda sağlık çalışanlarının olması. OECD ülkelerinde bütün istihdam içerisinde sağlık ve sosyal hizmetler alanları oranı yüzde 11 civarında. Bizde bu yüzde 6, neredeyse yarısında. Bugüne kadar sağlık sistemi içerisinde çok değerlendirilmeyen ama mutlaka ele almamız gereken bazı konu başlıkları var. Okul sağlığı bunlardan bir tanesi. Her okulda öğrencilerin birinci basamak sağlık hizmetine entegre olacağı bir yapıyı hayata geçiriyoruz. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü'nü tekrar güçlü bir enstitü biçimine dönüştüreceğiz. Bugün maalesef Türkiye'de tek doz insan aşısı üretilemiyor. Çok değil, geçmiş yıllara gidelim. 1928'de kurulan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü 2000'li yılların başına kadar Türkiye'de hem insan aşısı üretiyor hem de bu aşılar 1930'lu yıllardan itibaren Çin başta olmak üzere, diğer ülkelere gönderilebiliyordu. Oysa biliyorsunuz 2011 yılında bu enstitü kapatıldı ve Türkiye tamamen aşıda dışa bağımlı hale geldi. Pandemide bunun ne kadar önemli bir risk oluşturduğunu hep birlikte deneyimledik.

NADİR İLAÇLARA ERİŞİMDE KAMU SORUMLULUĞU ÖN PLANA ÇIKARILACAK

Bu arada MR ve tomografi kullanımında Türkiye birinci sırada. Gereksiz tomografi kullanımı yüzünden insanların sağlığını tehlikeye attığımız bir durum da var. Kanserleşmeyi kolaylaştırıyoruz. Bütün bunlar ortadan kaldırabilmek için sağlıkta teknoloji değerlendirmesi yaklaşımını, birçok ülkede benimsenmiş bir yaklaşımdır, hayata geçireceğimizi söylemek isterim. Bir başka konu eczacılar ve eczaneler. Türkiye'de 30 binin üzerinde eczanede, çok sayıda eczacı meslektaşımız hizmet sunuyor. Ama şu anda birinci basamakla doğrudan bir ilişkileri yok. Dünyanın bazı ülkelerinde başarıyla uygulanan, eczacıların birinci basamaktaki rollerini ortaya koyacak ve onu sistemle eklemleyecek bir yapılanmayı da hayata geçireceğiz. Ne yenilikçi ilaçlara erişilebiliyor ülkede ne de nadir hastalıklarda kullanılan yetim ilaçlara. Son üç yıl içerisinde, Avrupa İlaç Ajansı tarafından ruhsat verilmiş, 66 tane nadir ilaç var. Bunlar yeni ilaçlar ve pek çoğumuzun sürekli başımıza gelen SMA gibi ALS gibi hastalıklarda kullanımı kabul edilmiş, bilimsel sanata dayalı ruhsatlandırılmış ilaçlar. Bu 66 ilaçtan Türkiye'de sadece birine erişilebiliyor. Bu gerçekten kabul edilebilir bir şey değil. Dolayısıyla özellikle nadir hastalıklarla ilgili insanların duygu sömürüsüne de yol açacak birtakım girişimler yerine, kamunun sorumluluğunu ön plana çıkartan bir yaklaşımı benimseyeceğimizi söyleyeyim.

RUH SAĞLIĞI YASASI

Uzun yıllardır rafta bekleyen bir 'Ruh Sağlığı Yasası' var. O yasayı hemen çıkartacak ve toplum ruh sağlığı hizmetlerinin sunulabilmesi için uygun ortamları hazırlayacağız.

Türkiye'de nüfus yaşlanıyor. Şimdi yüzde 11'in üstüne çıktı, 65 yaşın üstündeki nüfus. Fakat nüfus yaşlandıkça özellikle karşımıza çıkan demans, Alzheimer gibi sorunları göz ardı eden bir sağlık sistemi yapısı var. Oysa bunları gündüz ve yatılı bakım evleriyle birlikte ele alacak, yerel yönetimlerle Sağlık Bakanlığı'nın eşgüdüm içerisinde çalışacağı yapılara ihtiyaç var. Kamu burada bir sorumluluk üstlenmek zorundadır. Benzer bir sorun palyatif bakımda yaşanıyor. Türkiye'de palyatif bakım kağıt üzerinde olan ama ihtiyaç duyulduğunda erişebileceğiniz ve kendinizi güvende hissedebileceğiniz bir ortamdan çok uzak. Bazı yurt dışı örneklerde çok net görebileceğiniz gibi, o palyatif bakımda bulunan hastanın ve yakınlarının mahremiyetine saygı gösterecek ortamların sağlanması da Sağlık Bakanlığı'nın sorumluluğunda olmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.

MADDE BAĞIMLILIĞIYLA MÜCADELE

Türkiye'de giderek çok önemli bir halk sağlığı sorunu biçimine dönüşen madde bağımlılığı konusunda da Sağlık Bakanlığı'nın kendisini geri planda bıraktığını görüyoruz. Madde bağımlılığı konusundaki bütün sorumluluğu Sağlık Bakanlığı, Yeşilay'a bırakmış. Yeşilay çok önemli bir kurum ama sorumluluğun Yeşilay'a bırakılması kabul edilemez. Burada sorumluluğun Sağlık Bakanlığı üzerinden, özellikle tedavi, koruma ve rehabilitasyon alanlarında mutlaka alınması gerekir. Bugün sayıları 2 milyona yaklaşan, ki Sağlık Bakanlığı'nın rakamlarına göre bu sayı 1 milyon 750 binin üzerindedir, Türkiye'de bir biçimde madde kullanan insan. Biz bunları eğer bir rehabilitasyon sürecinden geçiremezsek ve özellikle gençleri ve çocukları baş etme mekanizmalarından yoksun bırakarak maddelere gidişlerini engelleyemezsek bu sorun önümüzdeki günlerde daha da artacak. Avrupa veri tabanına göre, atık su analizlerinde İstanbul, Avrupa kentleri içerisinde en fazla metamfetamin kullanılan ilk 20 içerisinde yer aldı. Dolayısıyla bu sorunun ne kadar ağır bir sorun olduğunu çok daha net gösteriyor.

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ÇALIŞMA KOŞULLARI

Bir başka sorun alanı çalışan sağlığı ve güvenliği. Ama yalnız ölümlerle sınırlı olmayan, meslek hastalıkları, işle ilgili hastalıklar konusunda ciddi sorun yaşayan insanlar var. Günümüzde, dünyada meslek hastalığı dendiğinde en öne çıkan kavramlardan bir tanesi iş stresi. Ama Türkiye'de bu konuyu gündeme getirecek bir mekanizma yok. Biz bu konunun, iş kazalarının, meslek hastalıklarının yalnızca Çalışma Bakanlığı'nın uhdesine bırakılmış olmasından ve tazminata dayalı bırakılmış olmasından memnun değiliz, bunu doğru bulmuyoruz. Sağlık Bakanlığı da burada bir işlev üstlenmeli. İlk yapılacak iş, sağlık profesyonellerinin istihdam edilebileceği bir özel kamu kurumu kurulması olmalıdır. Şu anda işverenden, doğrudan maaş alan bir yapının iş cinayetleri raporlarında da gördüğümüz gibi kendi üstüne düşeni yerine getirmesi mümkün değil. Burada kamu özerk bir yapıyla patronların ancak o kurumdan istihdam edebileceği bir düzenlemeyi de hayata geçirmelidir.

Çok önemli başka sorun alanı cezaevlerinde sağlık konusudur. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler, bir yandan kendileriyle ilgili ceza süreçlerini yaşarken öte yandan da sağlık hizmetlerine erişememek nedeniyle ikinci kez cezalandırılmaktadır. Bu insan haklarına aykırıdır. Biz ceza ve tutuk evlerindeki sağlık hizmetlerinin de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmesi gerektiğine ilişkin bir düzenlemeyi yapmak istiyoruz.

Son olarak Adli Tıp Kurumu'ndan söz edeyim. Kendisinin adında tıp geçiyor olmasına rağmen kararları incelendiğinde tıpla ilgisinin çok sınırlı olduğunu sizler de görüyorsunuz. En son Murat Çalık ile ilgili yaşananlar, bu sürecin ne kadar sıkıntılı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Dolayısıyla Adli Tıp Kurumu'nu özerk ve bilimsel çalışan bir kurum biçimine, Adalet Bakanlığı ile birlikte dönüştürmek, bugün için artık zorunludur. Biz de bunun için çalışıyoruz.

"YARIN SEÇİM OLSA HAFTAYA SÖYLEDİKLERİMİZİ HAYATA GEÇİREBİLİRİZ"

Sağlık hizmetleri ülkemizde o kadar kaotik bir yapıya büründürüldü ki en önemli sorunlardan bir tanesi sağlık hizmetlerindeki kalite sıkıntısıdır. Biz, 'Sağlık hizmetine erişim zorlaştı' dediğimizde, Sağlık Bakanı diyor ki 'Olur mu öyle hocam? Biz yılda 12 defa doktora başvuruyoruz. İsveç'te yılda 3 defa gidiyorlar. Bizde sağlık hizmetlerine erişimin önünde hiçbir engel yok.' Doktora başvurup beş dakika içerisinde, üç dakika içerisinde hizmet alıyor olmak, bir sağlık hizmeti almak anlamına gelmiyor. Ayrıca başka bir sorun özellikle hekimlerin sayısının azlığı, sistemden kaynaklanan sorunlar ve çekinik tıp uygulamaları hekimle hasta arasındaki etkileşimi çok azaltmış durumda. Modern tıbbın da böyle bir sorunu var ama ülkemizde hasta ve hekim yabancılaşması çok ciddi bir sorun. Kısa sürede, çok hasta bakma baskısı ve kendisini değersizleştiren, hatta tükenişe sürükleyen bir mesleğin mensubu olarak görmek duygusu, ülkede nitelikli tıp hizmetini ortadan kaldırmıştır. Etkili iletişim açısından sağlık okuryazarlığının çok ciddi bir şekilde arttırılması, kültürel olarak sağlık alanında bir birikim yaratılması ve dil engelinin ortadan kaldırılması büyük önem taşıyor. Biz kuracağımız sistemde burada özellikle yer vermeyi planlıyoruz. Biz sağlığı temel insan hakkı olarak görüyoruz. Bir şey haksa onun önünde hiçbir engelin olmaması gerekir. Bu engelleri ortadan kaldırmak için çaba göstermeye hazırız. Yarın seçim olsun, ondan sonraki hafta bu söylediklerimizi hayata geçirebileceğimiz bir hazırlığımızın varlığını da sizlerle paylaşmış oluyoruz."

"YA BİR YOL BULACAĞIZ YA BİR YOL YAPACAĞIZ"

CHP'li Pala, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını da yanıtladı. Pala, "Partiye yönelik mutlak butlan kararı sonrası, sahada CAO'nun karşılığı nedir?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Örneğin geçen haftalarda Samsun'daydık, bu butlan girişiminden sonra. Bu konuştuklarımızı bir sunum eşliğinde daha kapsamlı anlattığımız toplantıların tümünde, seçim olması halinde bunları yapabilecek bir ekip gözüyle algılandığımızı gördük. Ayrıca siyasetin nereye doğru gideceği konusunda bir tartışma halen sürüyor. Biz süreçte seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel ile birlikte sonuna kadar CHP'de kalmak amacıyla bir çaba içerisindeyiz. Ama olmadı, o zaman dün Genel Başkanımızın söylediği gibi, ya yeni bir yol bulacağız, ya yeni bir yol yapacağız. Bunu yaparken de buradaki kişilerden bağımsız, sistem değiştiğinde, ülkede seçim olduğunda nasıl bir sağlık sisteminin uygulanması gerektiğine ilişkin bir çerçeveyi, bir dokümanı, bir eylem biçimini, bir eylem takvimini hayata geçirmek istiyoruz, hazırlıklı olmak için. Yapmaya çalıştığımız şey budur."

CAO, MUTLAK BUTLAN KARARINDAN SONRA ÇALIŞMALARINA NASIL DEVAM EDECEK?

Pala, "CAO binası kapatıldı, toplantılar Meclis'te devam ediyor. Genel Başkan CAO çalışmalarının nasıl devam etmesini istiyor? Beraber çalıştığınız sendikalarda size yönelik bir tavır söz konusu mu?" sorusunuysa şöyle yanıtladı:

"Ben şu ana kadar mevcut genel merkezle, yani 'Butlancılarla görüşürüz, koşuruz' diyen bir meslek örgütü ya da sendikayla karşılaşmadım. Belki vardır ama ben karşılaşmadım. Bizimle olan iletişimlerinde hiçbir problem yok. Hatta dün, bugün halen bizden randevu isteyen, 'konuşalım' diyen çok sayıda meslek örgütü ve bağımsız arkadaşımız var. Dolayısıyla orada bir sorun yaşamıyoruz. CAO binasından çıktık ama iki şeyin altını çizelim; siz de biliyorsunuz son kurultayda kabul edilen tüzükle ilgili, 'Bu tüzük geçersizdir' anlamına gelecek bir hukuki değerlendirme yok. İkincisi CAO ile ilgili, bizim görevde olmadığımıza ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı yok. Dolayısıyla biz sonuna kadar bu süreci zorlamak kararındayız. Daha sonra adımız değişebilir, kişiler değişebilir. Ama bu sağlıktaki paradigma değişimi değişmesin, mutlaka yerine getirilsin diye biz de bu bir çalışmanın parçası olmaya devam edeceğiz."

Kaynak: ANKA