Çocuk Suçları Komisyonu Mağdur Aileleri Dinledi
TBMM, suça sürüklenen çocuklarla ilgili komisyon toplantısında mağdur ailelerin tanıklıklarını dinledi.
TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu mağdur aileleri dinledi.
TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Durgut, "Bugün burada çok ağır kayıplar ve zor süreçler yaşamış olan siz mağdur yakınlarını dinlemek, yaşananları doğrudan sizlerden duymak ve bu meseleye her yönüyle dikkatle yaklaşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Buradaki varlığınız son derece kıymetlidir. Biz bu komisyon çatısı altında suça sürüklenen çocuklar meselesini yalnızca hukuki ya da idari bir başlık olarak ele almıyoruz. Bu meselenin mağdurları, mağdur yakınları, çocuklar, gençler ve toplumun güven duygusu üzerinde ortaya çıkardığı sonuçların da farkındayız. Bu nedenle, burada dile getirilecek her değerlendirmeyi dikkatle ele almayı, yaşananları bütün yönleriyle anlamaya çalışmayı ve ihtiyaç duyulan alanları açık biçimde tespit etmeyi sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bugün burada dinleyeceğimiz her kişi bizim için yalnızca bir dosyanın tarafı değil, yaşanmış bir sürecin doğrudan tanığı ve bu ülkenin vicdanına seslenen çok önemli bir muhataptır. Değerli aileler, şunu özellikle ifade etmek istiyorum. Bu komisyon, burada paylaşılan her hususu yalnızca dinlemekle yetinmeyecek, yaşananları doğru anlamak, eksiklikleri tespit etmek ve benzer olayların tekrarlanmamasına katkı sunacak; daha etkili, daha adil bir yaklaşımın güçlenmesi için çalışacaktır. Hiçbir cümle kaybınızı telafi edemez, hiçbir karar, hiçbir rapor, hiçbir düzenleme evladınızı geri getiremez; bunu biliyoruz ancak devletin ve toplumun görevi, ortaya çıkan adalet talebini ciddiyetle ele almak, ihmalleri ve eksiklikleri açık bir biçimde değerlendirmek ve benzer acıların tekrarını önlemeye dönük sorumluluğu kararlılıkla taşımaktır" ifadelerini kullandı.
'5-6 YIL SONRA BİZİ ÖLDÜREN KATİLLE KARŞILAŞABİLİR MİYİM?'
Ardından İstanbul Güngören'de, 14 Ocak'ta yan bakma nedeniyle çıkan kavgada hayatını kaybeden 16 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın kardeşi Doruk Çağlayan'ın mektubu okundu. Mektubu Yasama Uzmanı Sezen Civelek Tokgöz okudu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:
"Merhaba, ben Doruk Çağlayan; maalesef, artık adını duyunca herkesin hüzünlendiği Atlas Çağlayan'ın ikiziyim. Birlikte doğduğum kan bağım, can bağım ikizim artık hayatta değil. Bu mektubu yazmak benim için çok zor. Bebekliğimi hatırlamıyorum ama ailemin anlattığı her hikayeyi birlikte dinlerdik. Biraz büyüdük, ana sınıfına birlikte gittik. Bizi herkes 'Atlas Doruk' diye tanırdı. İlkokul, ortaokul ve lise 1'e kadar aynı sınıftaydık. Biz kardeşten öteydik; bir gün bile konuşmadığımız, birbirimizi görmediğimiz bir hayat yaşamadık ta ki o korkunç güne kadar. Lise 2'de okullarımızı ayırdık. Atlas sağlıkçı olmak istediğine karar verdi, ben ise henüz mesleğime karar veremedim. Okuldan çıktığımda önce eve ben gelirdim, sonra da Atlas evin kapısını iki defa çalardı ve annem sofraya üç tabak koyardı. Biz çok mutlu bir aileydik, eskiden her futbol maçına birlikte giderdik, her kahvaltıya birlikte oturup şakalaşırdık, her tatile birlikte giderdik. Annem her şeyden iki tane alırdı. Ben size ne anlatayım? Atlas benim ikizimdi, hiçbir zaman ayrılacağımızı düşünmedim. Tam 75 gün önce caminin çay bahçesindeydik, Atlas yanımıza gelmek için annemi beklemişti; sanki vedalaşmak istemişti. Biz kafede otururken yanımıza sonradan geldi, hepimiz telefonlarımızla ilgileniyorduk her zamanki gibi. Arkadaşlarımızdan biri o katille 'Ne bakıyorsun?' diyaloğuna girdiler, kafe sahibi de 'Kavganızı dışarıda yapın' diyerek bizi dışarıya yönlendirdi. Tam çıkarken Atlas'a seslendim, hissettim bir şey olacağını biliyor musunuz ama Atlas beni duymadı, ne olacağını tahmin bile edemedi. Biz o kadar temiz düşünüyorduk ki aklımıza böylesi korkunç bir şey gelmedi. Anlatmak istemiyorum gerçekten ama bilin ki ben orada canımı kaybettim. 'Ambulans, Ambulans' diye çığlıklar atıp kendimi yerlere attım. Atlas can verirken canımın nasıl acıdığını kelimelerle keşke ifade edebilsem ama karşılığı yok. Hastanede yalvardım. 'Kurtarın kardeşimi' diye ama canice kalbinden bıçaklanmıştı. Sonra 'Atlas'ı kaybettik' dedi doktor. Dünyam yıkıldı, hayat durdu, ben de öldüm o an. Hayallerimiz vardı, artık hiçbirinin anlamı kalmadı. Artık Atlas yok ve ben onu çok özlüyorum, artık Atlas yok ve ben kendimi çok yalnız hissediyorum, artık Atlas yok ve ben şimdi ne düşünüyorum, biliyor musunuz? 5-6 yıl sonra bizi öldüren katille bir sokakta karşılaşır mıyım?"
'ACI DOLU BİR SÜREÇ YAŞADIK'
Esenler'de yaşadığı apartmanın önünde etrafı kirletip gürültü yapan kişilerle yaşadığı tartışma sonucu kalbinden bıçaklanarak öldürülen Abdurrahman Balcı'nın annesi Zeynep Balcı söz aldı. Yaşanan olayı hatırlatan Balcı, "Ben onlardan çok oğlumdan bahsetmek istiyorum ve gerçekten yaşadığımız acı dolu süreçten bahsetmek istiyorum. Sayın Savcımız bunların hepsinin tutuklanmasını istediği halde maalesef 6'sından sadece 1'i yakalanıyor, o da kendisi teslim oluyor. Katilin bizzat kendisi ve geri kalan hepsini hakim salıveriliyor. Çok ağır bir süreç yaşadık, tehditler aldık. Size oğlum Abdurrahman Balcı'yı göstereyim. Şu güzel evlada bakın, bir de buna bakın. Sayın milletvekilleri; ben asil, siz vekil. Siz benim vekilimsiniz, ben size vekalet verdim. Vicdanlara konulsun eller ve bu 2 kişinin arasındaki farka bakın. Hangisi çocuk, hangisi temiz, akıllı uslu, vatansever, vatanperver, namuslu, şerefli, namusuyla, haysiyetiyle yaşayan kim? Buradaki tehditlerden bir tanesi, diyor ki, 'Gerekirse bir gençlik daha yakarız.' 17 yaşındaki 'SSÇ' dediğimiz kavramın şemsiyesi altında barınan şahsa bakın. Bugün Abdurrahman gitti, ertesi gün Atlas Çağlayan gitti; başka bir gün başka bir çocuk gidecek, her gün bunun ardı arkası kesilmeyecek ve biz bunun arkasında kimler var, kimler yok, bunların hepsinin ortaya çıkarılmasını istiyoruz" dedi.
'ZULMEN ÖLDÜRÜLEN ÇOCUKLARIMIZIN 'ZULÜM ŞEHİDİ' OLARAK ANILMASINI İSTİYORUM'
Balcı ardından komisyondan şunları talep etti;
"18 yaş altındaki failler için bir talebimiz var; işledikleri suçun gerçek bedeli ödenmelidir. Yani işlediği suçun cinsi neyse ve hangi suçu işlediyse onun bedelini ödemek zorundadır. Bedelini ödemediği suçun arkasına sığınıp ertesi gün veya bir sonraki yıl ne yapacak? Daha fazla suça karışacağı kanaatindeyiz. Caydırıcılığı olmayan bir sistemin arkasına sığınıyor bunlar, caydırıcı olmayan bu sistemin kökten değişmesini istiyoruz çünkü zaten bizim çocuklarımız toprak altında, evlatlarımızın hakkı ne olacak onu sormak istiyorum. SSÇ'leri korumak adı altındaki bu kanunu, çocukları korumak için uygulanan bu kanunu anladım da peki, toprak altında yatan çocuklarımızın hakkı ne olacak onu sormak istiyorum. Cezası kesinleşmiş faillerin çalıştırılmasını istiyoruz. Sadece kapalı alanda durması yetersizdir çünkü ceza yalnızca özgürlükten mahrum bırakmak değil aynı zamanda sorumluluk duygusunu ve topluma karşı borcunu da öğretmemiz gerekir. Devletimizden de şunu talep ediyorum, manevi bir taleptir bu, zulmen öldürülen çocuklarımızın 'zulüm şehidi' olarak anılmasını ve kabirlerinde ay yıldızlı bayrağımızın dalgalanmasını istiyorum; gayet makul bir istek bu."
'18 YAŞ ALTI VAKALARA DUYGUSAL YAKLAŞMAMIZ LAZIM'
Bağcılar'da 18 yaşından küçük 3 kişinin darbettiği çocuğu kurtarmak için çıkan arbede de bıçaklanan Oğuzhan Çöpür konuştu. Olayı yeniden aktaran Çöpür, "Ben 27 yaşındayım ve bir kere bile karakola gitmiş değilim. Babam her zaman bize şunu öğretti, 'Her zaman iyinin yanında olacaksın' dedi. Şunu göstereyim isterseniz burada tek başına 10 çocuğun arasına giriyorum. Bunun sebebi şu; SSÇ mağdurlarından bir tane çocuk olmasın istedim ancak ben mağdur oldum ve size şöyle söylemek istiyorum. 18 yaş altı bu vakalara insanların duygusal olarak yaklaşması lazım, kanun olarak değil. Örnek veriyorum; siz milletvekili ve üye şeklinde değil de anne ve baba olarak yaklaşmanız lazım. Böyle yaklaşıldığında her türlü kazanmış olacağız. Siz küçük bir toplumu kazanmaya çalışıyorsunuz. Elbette bu de mantıklı ama bir yandan çok büyük bir kesimi kaybediyorsunuz" değerlendirmesinde bulundu.
'8 SAAT BOYUNCA KARDEŞİMİ ARADIK'
Edirne'de lise bahçesinde 30 bıçak darbesiyle öldürülen Gülden Coni'nin ablası Nurhan Alüzrek, kardeşinin olay esnasında aldığı darbeleri sıralayarak, "Polis memurları da kolluk kuvvetleri de aynı şekilde bize söyledi, 'O kadar cesur bir kız yetiştirmişsiniz ki almış olduğu darbelere rağmen bıçağı bir şekilde eliyle tutmuş. Eli parçalanmasına rağmen o bıçağı bırakmamış ve kendini savunmuş bir kardeşin var.' Kesinlikle buradadır ve eminim beni dinliyordur. Sonrasında kardeşimi katlettikten sonra çantasında bulunan kardeşimin telefonunu alıyor, 400 lira parasına bile muhtaç olan bir katil. Sonrasında 3 dakika içerisinde kanlı eşyalarıyla eve gidiyor, o an teyzesi ve kardeşi evdeymiş. Direkt aile suç delillerini yok ediyor, babası suç aletini nehre atıyor, kanlı çamaşırları yıkanıyor. 3 dakika sonra evde olmasına rağmen ailesi kardeşime bir ambulans çağırsaydı, bir müdahale etseydi belki kardeşim şu an yanımızda olacaktı. Hiçbir şekilde müdahale etmiyorlar ve kardeşimin cesedi tam 8 saat boyunca orada kalıyor. Okul bahçesindeki o soğuk betonda ve biz 8 saat bütün Edirne'yi sokak sokak tek başımıza aradık. Kaybolduktan tam yarım saat sonra biz kolluk kuvvetlerine başvurduk, kayıp ilanı verdik. Kolluk kuvvetleri de bize soru sordu, dedi ki, 'Ne kadardır kayıp?' Biz yarım saat, 40 dakikadır kayıp deyince tabii ki de bizi ciddiye almadılar. Tabii biz kendimiz araştırma yapıyoruz, arkadaşlarını arıyoruz. Sonrasında bir arkadaşı 'Abla, böyle bir çocuk var, hani peşini bırakacağım' diye gitti, bana söylemişti geceden' deyince bizim haberimiz oluyor ve kolluk kuvvetlerine direkt bunu ifade etmemize rağmen sadece katili telefonla arıyorlar. Hiçbir şekilde eve gidip, evden almak ya da direkt müdahale etme gibi bir durum olmadı ve biz 8 saat bekledik, kardeşimi aradık ve 8 saat sonra acılı haber geldi bize" ifadelerini kullandı.
'SİZ ŞİMDİ BUNA NASIL ÇOCUK DİYEBİLİRSİNİZ'
Ardından Atlas Çağlayan'ın annesi Gülhan Ünlü konuştu. Ünlü, olay gününde yaşadıklarını anlatarak, "Biz o gece Atlas'ı kaybettik ama bu grup aslında içeride Atlas'ı katletmek için planlar yapmışlar ifadelerde de var, kamera kayıtlarında da var. Zaten o akşam 'Kavga çıkartalım' diye kendi aralarında konuşmuşlar, katil bunu zaten açıkça dile getirmiş. Şimdi, ben 'çocuk' diyemiyorum bunlara yani benim çocuğumu katleden 15 yaşında da olsa, 13 yaşında da olsa, 12 yaşında da olsa eline o bıçağı alıp sokağa çıkana, orada o planı yapana 'Sen de çocuksun, senin de bir geleceğin olsun' diyemiyorum, demek de istemiyorum. Benim çocuğum çocuk değil miydi? Benim çocuğum sağlıkçı olmak istiyordu, belki birçoğunuzu tedavi edecekti benim çocuğum. Şimdi, Atlas'ın telefonuna bakıyoruz, katilin telefonuna bakıyoruz; Atlas'ın telefonunda hep iyi şeyler, hep olması gerektiği, yaşının gerektirdiği şeyler, hatta yaşının gerektirdiğinden fazla iyi şeyler var. Katilin telefonuna bakıyoruz, elinde silah, tehdit, TikTok hesaplarında 'Öyle de yaparız, böyle de yaparız, bu hayatı biz.' Siz şimdi buna nasıl çocuk diyebilirsiniz? Nasıl çocuk diyebiliriz ki biz buna? Çocuk gibi nasıl yargılayabiliriz? Yavrum benim daha 16 yaşındaydı, 17 yaşında bile değildi, 17 yaşını görmedi, benim çocuğum genç olmadı ya. Genç olmadı, olamayacak! Gidiyorum, bir mezar taşıyla konuşuyorum ya. 5 yıl sonra yanımızdan geçecek, diyecek ki, 'Yattım, çıktım.' Nasıl kabul edebiliriz biz bunu? Biz bununla nasıl yaşayabiliriz? Ben sadece duygularımı biraz anlatmak istedim size ama katilin de yaşının olduğunu düşünmüyorum, asla da kabul etmiyorum bunu. Bence 30 yaşında var olan katil de bir can alıyor, 15 yaşında olan katil de can alıyor, bence bunların birbirinden hiç farkı yok. Ben çocuk diye adlandıramıyorum" diye konuştu.