DEM Parti'den 12. Yargı Paketi'ne Eleştiri

Son Güncelleme:

DEM Parti, 12. Yargı Paketi'nin adalet krizine çözüm getirmediğini savundu.

Haber: Berfin BAYIR

(TBMM) - DEM Parti, TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşülen 12. Yargı Paketi'ne ilişkin hazırladığı şerhte, teklifin yargı sistemindeki yapısal sorunlara çözüm getirmediğini savundu. Hukuk ve demokrasi ilişkisinin yeniden inşa edilmesi gerektiği belirtilen şerhte teklifin, "adalet krizini görmezden gelen ve hukuku biçimsel düzenlemelerden ibaret gören bir anlayışın ürünü" olduğu ifade edildi.

DEM Parti, bu hafta TBMM Genel Kurulu'nda görüşmelerine başlanması beklenen ve kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"ne ilişkin şerh hazırladı.  Teklifin Türkiye'deki "adalet krizi"ne çözüm üretmediğini savunulan şerhte, Türkiye'de yaşanan hukuk krizinin temelinde hukuk ile demokrasi ilişkisinin yanlış kurulmasının yattığı belirtilerek, "Tüm Cumhuriyet tarihini kateden bir gerçeklik olarak hukukun iktidar aracı şeklinde işlevlendirilmesi adalet krizlerinin başlıca sebeplerinden birini oluşturmaktadır. Bir başka ifadeyle, hukukun anti-demokratik yapılanması adaleti zayıflatan temel faktörlerden biri durumundadır" denildi.

"TÜRKİYE'DE HUKUK SİSTEMİNİN İÇİNDE BULUNDUĞU KRİZ İÇ İÇE GEÇMİŞ KÖKLÜ SORUNLARDAN BESLENMEKTEDİR"

Hukukun ancak geniş katılımlı bir kamuoyu ve irade oluşturma sürecinden doğduğu ölçüde meşruiyet kazanabileceği vurgulanan şerhte, "Toplumsal etkileşime dayanmaksızın yalnızca idari güçle yaratılan ve uygulanan hukuk, bir baskı ve rıza üretim aracına dönüşerek döngüsel meşruiyet krizleri yaratır. Nitekim toplumun karar alma süreçlerine gerçek anlamda dahil edilmediği her hukuki düzenleme, biçimsel geçerliliğe sahip olsa bile toplumsal meşruiyetten yoksun kalmaktadır" ifadelerine yer verildi.

Şerhte, mevcut hükümet tarafından hazırlanan yargı reformu paketlerinin ve adalet strateji belgelerinin de aynı anlayışla hazırlandığı öne sürülerek, "Toplumsal iradeye dayanmaması sebebiyle toplumun güncel ihtiyaçları ve beklentilerini karşılama yeteneği bulunmayan bu paketlerin bir örneği de 12. Yargı Paketi'dir. 'Yargının etkin ve verimli işlemesi' ifadesiyle çerçevelenen teklif; İcra ve İflas Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, İdari Yargılama Usulü Kanunu başta olmak üzere pek çok temel kanunda değişiklik öngörmektedir. Ancak söz konusu düzenlemelerin mevcut adalet krizine çözüm öngörmediği açıktır" değerlendirmesi yapıldı.

Türkiye'de yaşanan hukuk krizinin teknik düzenlemelerle çözülemeyeceği savunulan şerhte, "Türkiye'de hukuk sisteminin içinde bulunduğu kriz, münferit aksaklıkların ötesinde, iç içe geçmiş köklü sorunlardan beslenmektedir. Bu sorunların en köklü boyutlarından biri hukukun üstünlüğünde öne çıkmaktadır" denildi.

Yargıya duyulan güvensizliğin yapısal sorunlardan kaynaklandığı belirtilen şerhte, "Yargıya duyulan güvensizlik, bu yapısal sorunun en somut toplumsal tezahürüdür. Daha çarpıcı olanı şudur: Yargının işleyişine ilişkin kamuoyunda oluşan yaygın güvensizlik duygusu ve toplumda güçlü bir şekilde kendisini hissettiren adalet arayışı ve beklentisi, yargının özgürlükleri koruma ve adalet dağıtma işlevini gereği gibi yerine getirememesinden beslenmektedir. Bu işlev kaybının temelinde ise siyasal iktidarın hukuku hakimiyet aracı olarak kullanması olgusu yatmaktadır" ifadeleri kullanıldı.

"ARALIKSIZ REFORM SÖYLEMİ, ARALIKSIZ TAMİR İHTİYACINI GİZLEYEMEZ"

DEM Parti, şerhte iktidarın "aralıksız reform" söylemini de eleştirerek, bugüne kadar hazırlanan yargı paketlerinin yeni haklar tanıyan ve yargısal güvenceleri güçlendiren düzenlemeler olmadığını vurguladı. Şerhte, "Bu durum, önceki yargı paketlerinin yarattığı sorunu tamir etmeye çalışan; Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümleri yeniden yazan ve her defasında başka bir hukuki boşluğu geleceğe bırakan parçalı bir yasama düzenine işaret etmektedir. Her yeni pakette kaçınılmaz olarak önceki paketin ve iktidarın getirdiği düzenlemelerin açığı kapatılmaya çalışılmakta, fakat aynı zamanda bir sonraki paketin gerekçesi de üretilmektedir" denildi.

Şerhte, Anayasa Mahkemesinin norm denetimine ilişkin istatistiklere de yer verilerek, 3 Kasım 2002 sonrasında verilen iptal kararlarının önceki dönemlere göre belirgin biçimde arttığı ifade edildi.

DEM Parti, bu verilerin anayasal aykırılıkların münferit teknik hatalardan değil, süreklilik kazanan bir yasama anlayışından kaynaklandığını öne sürerek, "Bu veriler, Anayasa'ya aykırı düzenlemelerin münferit bir dikkatsizlikten veya teknik hatadan kaynaklanmadığını; aksine, iktidarın süreklilik kazanan ve bilinçli bir yönetim tercihine dönüşen hukuka aykırı yasama pratiğini ortaya koymaktadır" değerlendirmesinde bulundu.

"30 MADDELİK PAKETİN ÜÇTE BİRİ AYM İPTAL KARARLARI NEDENİYLE HAZIRLANDI"

DEM Parti, 12. Yargı Paketi'nin toplam 30 maddeden oluştuğunu, bunların 10'unun doğrudan Anayasa Mahkemesinin iptal kararları sonrasında hazırlandığını belirtti.

Şerhte, "Böylece 30 maddelik paketin tam üçte biri doğrudan, üçte birinden fazlası ise doğrudan veya bağlantılı biçimde Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının sonuçlarını gidermek üzere hazırlanmıştır. Bu durum tek başına paketin gerçek niteliğini ortaya koymaktadır. Bir teklifin üç temel ayağından birinin, önce yapılan düzenlemelerin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinden oluşması; 'reform iradesinin' başarısını değil, anayasal sınırlar içinde kanun yapma konusundaki süreklileşmiş başarısızlığı göstermektedir" ifadelerine yer verildi.

Şerhte, teklif hazırlanırken etki analizi yapılmadığı ve milletvekillerine yalnızca iki günlük inceleme süresi tanındığı da belirtilerek, "Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği çok sayıda düzenlemeyi içeren teklif, Meclis görüşmelerinden önce kurumsal bir Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilmemiştir. Yani birçok maddesi Anayasa'ya aykırılıklar nedeniyle hazırlanan bir paketin kendisi, yeni anayasal sorunlar doğurup doğurmayacağı incelenmeden kanunlaştırılmak istenmektedir" değerlendirmesi yapıldı.

Şerhin bu bölümünde, 12. Yargı Paketi'nin gerçek anlamda bir reform paketi olmadığı vurgulanarak, "Bu şartlarda yapılan şey, anayasal düzeni güçlendiren nitelikli bir reform değil; yürütmenin biriktirdiği anayasal kusurların Meclis eliyle periyodik bakımının yapılmasıdır. Toplumun adalet beklentileri ertelenirken, Meclis'in zamanı iktidarın daha önce yaptığı bilinçli hukuki yanlışları düzeltmek için kullanılmaktadır" ifadeleri kullanıldı.

"YURTTAŞIN ALACAĞI VE AVUKATIN VEKALET ÜCRETİ GECİKTİRİLECEK"

Şerhte, teklifin 1'inci maddesiyle yargı mercilerince idare aleyhine hükmedilen para alacakları, vekalet ücretleri ve yargılama giderlerine ilişkin ilamların icraya konulmasından önce idareye yazılı başvuru yapılmasının zorunlu hale getirildiği belirtilerek, bunun hak sahipleri açısından yeni bir bekleme süreci doğuracağı savunuldu.

DEM Parti şerhinde, "Bu düzenleme ile bir yandan yurttaşların dava yoluyla tescil edilmiş alacakları ile avukatların vekalet ücretlerinin tahsili geciktirilmekte; diğer yandan avukatların icra vekalet ücreti engellenmektedir" denildi. Düzenlemenin Anayasa'nın mülkiyet hakkı, eşitlik ilkesi ve mahkeme kararlarının uygulanmasına ilişkin hükümlerine aykırı olduğu ileri sürülen şerhte, "İdareye bir ay boyunca ödeme yapmama hakkı tanıyan teklif maddesi, idarenin bu yükümlülüğünü ertelemesini hukuk sistematiği içinde meşrulaştırmaktadır. Yine eldeki düzenleme yurttaşla idare arasında eşitsizliğe yol açmaktadır" ifadelerine yer verildi.

"TEK HAKİM UYGULAMASI GENİŞLETİLİYOR"

Teklifin 5'inci maddesine ilişkin değerlendirmede ise idare ve vergi mahkemelerinde tek hakimle görülecek davaların kapsamının genişletildiği belirtilerek, bunun idari yargıdaki heyet halinde yargılama güvencesini zayıflatacağı savunuldu. Şerhte, "İdari yargıda yurttaşın korunmasına ilişkin misyonun gereklerinden biri, yargılamanın kolektif ve çoğulcu bir değerlendirme süreciyle yürütülmesidir. Heyetle yargılama ilkesi, tek bir hakimin yetersiz bilgisini, olası baskı veya etkisini ve bireysel önyargısını dengeleyecek kurumsal bir güvence işlevi görmektedir. Madde ile getirilmek istenen düzenleme sonrası birçok dava bakımından bu güvence ortadan kaldırılmaktadır" denildi.

"TEMYİZ HAKKI ANAYASAL GÜVENCEYE UYGUN GENİŞLETİLMELİ"

DEM Parti, teklifin 7'nci maddesinin bazı yönleriyle olumlu düzenlemeler içerdiğini ancak Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının gereklerini tam olarak karşılamadığını savundu. Şerhte, "Teklif ise yalnızca belirli hallerde temyiz yolunu açmakta, buna karşılık çeşitli istisnalar öngörerek bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla tesis ettiği çok sayıda hükmü Danıştay denetimi dışında bırakmaktadır. Bu yönüyle düzenleme, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının ortaya koyduğu anayasal sorunu bütünüyle gidermemekte, temyiz hakkını sınırlı bir şekilde genişletmektedir" değerlendirmesi yapıldı.

DEM Parti, bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden hüküm kurduğu bütün kararların temyiz incelemesine tabi tutulması gerektiğini vurguladı.

"ADLİ TIP KURUMU'NUN YAPISI YENİDEN ELE ALINMALI"

Şerhte, teklifin 8'inci maddesiyle Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulu başkan ve üyelerinin atanma usulünün kanun düzeyine taşındığı belirtilirken, düzenlemenin kurumun yapısal sorunlarını çözmediği kaydedildi.

DEM Parti, özellikle ağır hasta mahpuslara ilişkin raporların yaşam hakkı bakımından doğrudan sonuç doğurduğunu belirterek, "Adli Tıp Kurumu, özellikle ağır hasta mahpusların ceza infaz kurumlarında kalıp kalamayacaklarına ilişkin değerlendirmelerde fiilen tek ve merkezi bilirkişilik kurumu haline gelmiştir. Kurum tarafından düzenlenen raporlar, ağır hastalık, ileri yaş, engellilik veya kişinin yaşamını tek başına sürdürememesi gibi durumlarda infazın ertelenmesi ya da devamı bakımından belirleyici sonuçlar doğurmaktadır" ifadelerine yer verdi.

Şerhte, Adli Tıp Kurumu'nun yapısının bağımsız uzmanlar, üniversiteler ve meslek örgütlerinin katılımıyla yeniden ele alınması gerektiği savunularak, "İnfaz rejimi, ağır hastalığı bulunan mahpuslar bakımından fiilen ömür boyu ceza infazının veya ceza infaz kurumunda ölümün gerekçesine dönüştürülemez. Adli Tıp Kurumunun yapısı ve işleyişi de bu çerçevede yaşam hakkını önceleyen, bağımsız ve bilimsel güvenceleri sağlayan bir anlayışla yeniden düzenlenmelidir" denildi.

"YARGININ TEMEL SORUNLARINA ÇÖZÜM ÜRETMİYOR"

Şerhte, teklifin 10'uncu maddesiyle hakim ve savcıların bilirkişiye başvurmasına ilişkin disiplin hükümlerinin kapsamının genişletildiği belirtilirken, düzenlemenin yargının yapısal sorunlarına çözüm getirmediği vurgulandı. DEM Parti, "Esas sorun, hakim ve savcıların hangi hallerde bilirkişiye başvurduğu değil; Anayasa'ya, kanunlara, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı uygulamalar karşısında etkili bir hesap verebilirlik ve disiplin mekanizmasının işletilmemesidir" değerlendirmesinde bulundu.

Şerhte, "Son yıllarda yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin ciddi tartışmalar yaşanırken, binlerce kişi hakkında delil yeterliliği tartışmalı soruşturmalar yürütülmüş, uzun tutukluluk uygulamaları olağan hale gelmiş ve birçok siyasi davada yargının tarafsızlığı kamuoyu nezdinde sorgulanmıştır. Önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile Kobani Kumpas Davası tutukluları hakkında verilen kararlar ve HDP hakkında açılan kapatma davası, bu tartışmaların en belirgin örnekleri arasında yer almaktadır" ifadelerine yer verildi.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasının hukuk devleti ilkesinin en ağır ihlallerinden biri olduğu savunulan şerhte, bu kararları uygulamayan yargı mensupları hakkında etkili disiplin süreçlerinin işletilmediği ileri sürüldü.

"GENETİK VERİLER DEVLET ARŞİVİNE DÖNÜŞTÜRÜLEMEZ"

Teklifin 14'üncü maddesiyle genetik verilerin saklanmasına ilişkin düzenlemeyi de değerlendiren DEM Parti, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararına rağmen temel sorunların giderilmediğine işaret etti. Şerhte, "Düzenleme bazı hukuki boşlukları gidermekle birlikte, Anayasa Mahkemesinin belirlediği ölçütleri bütünüyle karşılamamaktadır. Derhal imha halleri dışında kalan bütün durumlar; kişinin mağdur, tanık, üçüncü kişi, şüpheli veya sanık olması, suçun türü ve ağırlığı, kararın niteliği ve kişinin yaşı gözetilmeksizin yirmi yıllık tek bir saklama süresine bağlanmaktadır" denildi.

Genetik verilerin farklı soruşturmalarda kullanılmasına da itiraz edilen şerhte, "Türkiye'de özellikle çatışmalı süreçte kaybedilenlerin, kimliği belirlenemeyen cenazelerin ve toplu mezarlardan çıkarılan kalıntıların kimliklendirilmesi için ailelerden genetik örnekler alınmaktadır. Yakınına, cenazesine ve hakikate ulaşmak amacıyla örnek veren bir kişinin genetik verisinin ilgisiz ceza soruşturmalarında kullanılabilmesi ihtimali, devlete duyulan güvensizliği derinleştirir ve ailelerin kimliklendirme süreçlerine katılmasını engelleyebilir" ifadelerine yer verildi.

Şerhte, "Genetik verilerin AYM kararına aykırı şekilde devletin arşivine dönüştürülmesi kabul edilemez. Kayıp yakınlarının hakikate ulaşma, cenazelerine erişme ve yas tutma hakkı ile kişilerin özel hayatının korunması birlikte güvence altına alınmalıdır" değerlendirmesi yapıldı.

DİJİTAL KİŞİSEL VERİLERE İLİŞKİN ELEŞTİRİ

Teklifteki dijital kişisel verilere ilişkin düzenlemelerin de Anayasa Mahkemesi'nin ortaya koyduğu ölçütleri karşılamadığı ileri sürülen şerhte, arama ve el koyma sonucu elde edilen dijital verilerin saklanması, silinmesi ve işlenmesine ilişkin temel güvencelerin yeterince düzenlenmediği ifade edildi. DEM Parti, kişisel verilerin korunmasının temel hak ve özgürlükler kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, veri sahiplerinin haklarını güvence altına alan açık düzenlemeler yapılmasını istedi.

NOTERLİK DÜZENLEMELERİNE ELEŞTİRİ

Teklifte noterlik işlemlerine ilişkin öngörülen değişikliklerin de değerlendirildiği şerhte, düzenlemelerin uygulamada doğabilecek sorunları gidermeye yeterli olmadığı savunuldu. DEM Parti, noterlik sisteminde yapılacak değişikliklerin hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini güçlendirecek şekilde ele alınması gerektiğini belirtti.

Kaynak: ANKA