İbb Davası'nda 27. Gün...Mehmet Pehlivan: "Beni Kızımdan Ayrı Tutmanızın Ek Gerekçesi Nedir?"
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik 414 sanıklı İBB Davası'nın 27. gününde, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunması tamamlandı. Pehlivan, "Hakkımda adli kontrol tedbirlerinin yetersiz oluşuna ilişkin neden bir karar kurmuyorsunuz? Delilleri karartma şüphem olduğunu söylüyorsunuz ama hangi delilleri karartacağımı yazmıyorsunuz. Beni kızımdan ayrı tutmanızın ek gerekçesi nedir?" diye sordu. Avukat Pehlivan, "Siyasi iktidar, yargı ve medya üçgeninde üzerimize atılan onlarca okla uğraşmaktan yılmadık, yılmayacağız da. O yüzden bilmeliler ki ve bilmelisiniz ki hukukta ısrar etmekten, avukatlık yapmaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz" dedi.
Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) - İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik 414 sanıklı İBB Davası'nın 27. gününde, Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'ın savunması tamamlandı. Pehlivan, "Hakkımda adli kontrol tedbirlerinin yetersiz oluşuna ilişkin neden bir karar kurmuyorsunuz? Delilleri karartma şüphem olduğunu söylüyorsunuz ama hangi delilleri karartacağımı yazmıyorsunuz. Beni kızımdan ayrı tutmanızın ek gerekçesi nedir?" diye sordu. Avukat Pehlivan, "Siyasi iktidar, yargı ve medya üçgeninde üzerimize atılan onlarca okla uğraşmaktan yılmadık, yılmayacağız da. O yüzden bilmeliler ki ve bilmelisiniz ki hukukta ısrar etmekten, avukatlık yapmaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz" dedi.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 27. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.
Duruşmada, İmamoğlu'nun tutuklu yargılanan avukatı Mehmet Pehlivan, geçen hafta çarşamba günü başladığı savunmasını tamamladı. Pehlivan, "Bu noktaya kadar, iktidarın yargı eliyle yürüttüğü bir operasyonun tarihini, amaçlarını ve araçlarını en basit haliyle sizlere özetlemeye çalıştım. Belki beni dinlerken içinizden, 'Yahu bu adam neden kendisinden hiç bahsetmeyen tanıkların, kendisiyle ilgisi olmayan suçlamaların izahını yapmaya çalışıyor? Bu devasa kurguya neden bu kadar yüksek sesle itiraz ediyor?' diye sormuşsunuzdur. Bunun cevabını ben vereyim, sözlerime avukat olduğumu söyleyerek başlamıştım, savunmama da bir avukat olarak devam ettim. Bu devasa kurguya bu kadar yüksek sesle itiraz ettim çünkü örgüt ve etkin pişmanlık meseleleri hakikaten beni de ilgilendiren konulardır" diye konuştu.
"Hukukçular, sizi ilgilendiren meseleler hakkında niçin suskunsunuz?"
Avukatlık faaliyetleri de dahil kendisine dair merak edilen birçok şeyi açıkladığını düşündüğünü söyleyen Pehlivan, "Konuşmam bittikten sonra bu hukuk katliamına sessiz kalan meslektaşlarıma dair bir şeyi merak edeceğim" dedi. Bu merakını, İtalyan filozof Agamben'in, "Hukukçular, sizi ilgilendiren meseleler hakkında niçin suskunsunuz?" sözünü ödünç alarak soracağını ifade eden Mehmet Pehlivan, şunları kaydetti:
"Avukatlıkta savunma hakkından bahsetmek için karşımızda aynı dili konuşabildiğimiz muhataplara ihtiyacımız var. Sizlerle aynı dili konuştuğumuzdan emin olmak istiyoruz Sayın Başkan. Hukuk okuryazarlığının pek var olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Savunma hakkının suça iştirak olarak değerlendirildiği, avukat düşmanı bir sosyoloji yokmuş gibi yapamayız. Evet, avukat düşmanı bir sosyoloji var ama başından beri hissettiğim, gördüğüm dayanışma, burada gördüğüm meslektaşlarım gösteriyor ki avukat düşmanı sosyoloji çoğunlukta değil, kazanmış hiç değil. Tarihsel ve siyasal olarak savunma iki şekilde duyulabilir Sayın Başkanım. İlki, az önce bahsettiğim sosyoloji için, o hukuk nosyonundan bihaber olan, avukat düşmanı sosyoloji için duyulacaktır. O kişiler için avukatlığın tarihi bir itirafname olarak duyulabilir, suçluluk ile özdeşleştirilebilir. Ama ikincisi, yani derdimizi anlatabileceğimiz insanlar, aynı bağlamda kalabileceğimiz insanlar, ilerlemek istediğimiz insanlar... Hala 'Hukukun temel ilkeleri herkes içindir' diyebilenler, hala 'Savunma hakkı herkes içindir' diyebilenler... Avukat ile müvekkili arasındaki ayrımı yapabilecek zihinlerden söz ediyorum. Söylediklerim onlar için anlamlı olacaktır. Sayın Başkan, benzer derslerden geçip benzer okullardan mezun olan sizlerle konuşmak çok daha kolay olmalıydı. Sizin ikinci insan tipine giren; yani avukatlığı başlı başına suç olarak görmeyen, hukukun temel ilkelerinde uzlaştığımız insanlar, yargıçlar, savcılar olduğunuzu bilmek istiyorum. Buna inanmak istiyorum. Ne var ki emin değilim. Size kolay gelecekse, 'Bu avukatlar zaten hakim, savcı sevmez' diyerek beni şahsi olarak suçlayabilirsiniz. Evet, emin değilim dedim. Çünkü müvekkilin lehine en iyi savunmayı yapmak şeklinde bir iddianame düzenlendi ve siz bu iddianameyi kabul ettiniz, beni tutuklu yargılıyorsunuz. Yani size dair şüphelerim... Maalesef soru-cevap yapmıyoruz, biliyorum ama size kendi içinizde bir soru sordurmayı umuyorum. Hukuk, savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı gibi konularda hemfikir miyiz? Beni meslektaşınız olarak görüyor musunuz? Yoksa bana bakarken sizin de aklınızdan o ilk insan tipi, yani avukat düşmanı insanların aklından geçenler mi geçiyor? Beni suçla özdeşleştiriyor musunuz? Benim avukatlık mesleğim suça iştirak miydi?"
"Yargının üç sacayağından biri olduğu söylenen ama sürekli olarak kırılmaya çalışılan o ayak..."
Sayın Başkan, suçlunun, teröristin, katilin, hainin, muhalifin avukatı olduğu için linç edilen avukatların ülkesiyiz. Yargının üç sacayağından biri olduğu söylenen ama sürekli olarak kırılmaya çalışılan o ayak olmak, mesleğin ilk gününden beri bildiğimiz, şahitlik ettiğimiz bir şey. Sadece müvekkil tercihinden ötürü suçlanan, yargılanan avukatlık, ülkemizin bildiği bir şey, bilmediği bir şey değil. Onlarca toplumsal olayla ilgili bir sosyal medya taraması yapın. Avukatlık yapan meslektaşlarımızın en sıradan beyanlarının bile nasıl linçlere maruz kaldığını göreceksiniz.
Hukuk eğitimini yasak saymaktan ibaret gören bir toplumda sıradan insanı anlayabiliyorum ve sizlerin ilk kategoriye giren insanlar olmadığınızı bilmek istiyorum. Bunu düşünüyorum ve buna inanmak istiyorum. Evet, tarihsel olarak sapkının, hainin, aykırının savunulmasıyla suçlanan avukatlarla meslektaşım. Bugün de bu nedenle Avukat Mehmet Pehlivan olarak, sadece suçlu ilan edip ortadan kaldırmaya çalıştıkları hasmın avukatı olduğum için karşınızdayım.
"Azeri iş insanının avukatı olsaydım sizin karşınızda olmazdım"
Ben Sayın İmamoğlu'nun avukatı olmasaydım bugün karşınızda olmazdım. Örnek veriyorum; Azeri iş insanının avukatı olsaydım sizin karşınızda olmazdım. Hakkımızda yürütülen subjektif hukuk katliamının imzacısı olanların, göreve gelir gelmez ilk saldırdığı grubun avukatlar olması gaftan mı ibaret? Sayın Başkan, evet, biz avukatlar için hava karanlık görünüyor. Üzerimize yağan oklarla birlikte karanlıkta bir kavga vermemiz bekleniyor. Bizim kavgamız bundan başkası değildir, budur. Sonuna kadar da avukatlık... Bizim kavgamız bundan ibaret. Bunu bugün yan yana durduğum müvekkillerime, meslektaşlarıma bir borç olarak görüyorum ben. O yüzden saatlerce bu itirazı ediyorum."
"Bildiğimiz gibi avukatlık yapmaya devam ediyoruz, edeceğiz de"
Avukat Pehlivan, insanlık tarihi boyunca savunmanın, devletin kontrolsüz otoritesi karşısında hukuksuz bir operasyon olmasını engelleyen en temel mekanizma olduğunu, savunmanın, insanın kendisinden katbekat güçlü bir otoriteyle karşı karşıya kaldığı anda duyduğu en eski endişelerle ortaya çıktığını anlattı.
Savunmanın, yargılamaya sonradan eklemlenmiş teknik bir pozisyon değil, asli bir mekanizma olduğunu vurgulayan Pehlivan, şöyle devam etti:
"Avukatlık üzerine düşünürken, konuşurken, tartışırken ve eylerken ontolojik bir olguyu tespit etmek zorundayız, avukatlık, çatışmanın var olduğu durumlarda karşı durma zorunluluğudur. Tüm tartışma da aslında ontolojik bir meseleden kaynaklanır. Sayın Başkan, eğer tüm bunları planlayanlar yalnızca yargılayıp cezalandırmak istemiyorlarsa aynı zamanda onları kırmak, korkuya ve yılgınlığa boğmak, 'vatan haini, casus, devlet düşmanı' gibi yapıştırabilecekleri hangi sıfat varsa hepsiyle etiketlemek ve kamuoyunun önüne böyle çıkarmak istiyorlar. Elbette böyle insanların savunma hakkı da olmamalıdır, elbette uysal bir avukatlık pratiğiyle bu kişilerin işleri kolaylaştırılmalıdır. Bu soruşturmayı kurgulayanlara yönelik politik suçlamalar yöneltirken şahıslarından bağımsız konuşuyorum. Durduğumuz yerin tarihsel bir devamlılık arz ettiğini anlatmaya çalışıyorum; hem onların hem bizlerin hem sizlerin. Neden tarihsel devamlılık arz ettiğini çok kısa açıklamak isterim: İlyada'da Nestor, Agamemnon'a şöyle der Sayın Heyet: 'Yasaları Zeus verdi senin eline, halkı yönetesin, çekip çeviresin diye.' Evet, yargıçların, iddia makamının kökeni devletlidir. Zeus başyargıçtır; hükmü günahıyla, sevabıyla o verir. Kral ise Zeus'un adamıdır, yargı yetkisi de haliyle ondadır. Archon Basileus kavramı Sayın Heyet, kral-yargıç unvanına sahip olanlarla birlikte aslında yargıçların kökeni krallara dayanmaktadır, yani devletlidir yargıçlar."
"Avukatsızlık özlemi, Engizisyon'dan kalma bir mirastır"
Yargının hukuk dışına çıktığı her an, tarihsellikleri yargıçları siyasal alana, iktidar saflarına doğru itiyordur. Biz avukatlar ise meydanlarda halkı savunmanın tarihselliğiyle bu mücadeleye devam ediyoruz. Aramızdan devletli meslektaşlarımızın çıktığı olmuştur ama mesleğimiz hiçbir zaman bağımsızlığını kurban etmedi ne yargıçlara ne de Olimpos'taki tanrılara. Biz de o mirasla bugün durduğumuz yerde, bildiğimiz gibi avukatlık yapmaya devam ediyoruz, edeceğiz de. Avukatlara dair bugün yürütülen sistematik saldırıların, aslında avukatın hiç olmaması dileğinin, "tarihin en vahşi hukuksuzluk dönemlerinden kalma karanlık bir bakiyesidir. Cezaevi görüşlerine sınırlandırmaya dönük hazırlıklar yapılırken, bunun çok da uyuluyormuş gibi AİHM kararlarına dayandırılması niyeti perdelemiyor. Avukatsızlık özlemi, Engizisyon'dan kalma bir mirastır. Gerçek bir müdafinin varlığı, sistem için her zaman en büyük tehlikedir. Bu nedenle savunma, bu çağda yalnızca etkisizleştirilmemiş ahlaken de itibarsızlaştırılmıştır. Savunan kişi suç ortağı gibi görülmüştür. Engizisyonu bugün lanetlemek konforlu bir hareket gibi görünebilir Sayın Heyet. Ancak beynimiz kıyas ve analiz için gelişmiş durumda. Gerçekten bugünü, bu yargılamayı, tüm bu usulleri, tüm bu pratikleri Engizisyon'dan farklı görüyor musunuz? Gerçekten avukatlara 'sapkının ortağı sapkın' diye kızgın bir demirle damga vurmuyorsunuz diye kendinizi iyi mi hissediyorsunuz? Bize sorarsanız, başından beri anlattıklarıma da bakarsak, kendinizi iyi hissetmemelisiniz.
"Sadece avukatlık yaptığı için kim tutuklanır?"
Kapatılmış bir avukat olarak karşınızda bulunuyorum. Kapatılma sebebimin sadece avukatlık olduğuna dair çok iyi şahitlerim var, delillerim var. Birçoğu burada; meslektaşlarım, baro başkanları, hocalarım... Her biri burada. Hepsi size kapatılmamın nedeninin avukatlık olduğuna dair şahitlik edebilirler. Soru bu ya; sadece avukatlık yaptığı için kim tutuklanır? Ülkemizin yakın tarihi bu sorunun cevaplarını içinde barındırıyor. Hatta daha fazlasını söyleyeyim; sadece avukatlık yaptığı için öldürülen meslektaşlarım da var. Bu soru da abes gelebilir değil mi? 'Sadece avukatlık yaptığı için kim öldürülüyor?' Öldürülüyor ama; haciz mahallinde birçok avukat meslektaşımız öldürüldü. Onlar sadece avukatlık yaptığı için öldürülmediler mi? Yani avukatlık yaptığı için öldürülen bir yerde, avukatlık yaptığı için tutuklanmak mı abes geliyor?
Antik Yunan'da, Roma'da, Engizisyon'da, Fransız Devrimi'nde, Nazi rejiminde; tarihin her anında 'hayır' diyen meslektaşlarım var. Hiçbir zulüm, baskı, işkence, kapatılma, mesleğimizi nasıl yapacağımıza dair bir sınır inşa edemeyecektir Sayın Heyet. Avukatlar her zulüm gününde durmaları gerektiği yerde durdu, tarihe de isimlerini böyle kaydetti. Bize zulüm tarihinin bakiyesini mi dayatıyorlar? 'Ya bu işi bizim istediğimiz gibi yapın ya da tadın bakalım bu zulmü' mü diyorlar? Bizim cevabımız nettir Sayın Heyet: Antik Çağ ilkelliğine karşı herkesin eşit savunma hakkı; Orta Çağ zihniyetine karşı hukuk ve sınır tanımayan savunma; Nazizm'e karşı hukuk ve özgürlükte ısrar; yargı eliyle işlenen suçlara karşı adaleti ve hakikati savunma... Bizim cevabımız budur, bundan başkası değildir.
"Hukukta ısrar etmekten, avukatlık yapmaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz"
Sayın Heyet, esasen birileri diyor ki: 'Biz siyasi hasmımıza karşı yargı yoluyla sınırsız suç işleyeceğiz.' Bu suçu işleme heveslilerinin karşısında duran, engel olan tek şey, cübbeleriyle karşılarında dikilen avukatlar; ondan gayrısı yok. Ben ve meslektaşlarım şu an için onların suçlarına yetişme imkanı bulamadık ama siyasi iktidar, yargı ve medya üçgeninde üzerimize atılan onlarca okla uğraşmaktan da yılmadık, yılmayacağız da. O yüzden bilmeliler ki ve bilmelisiniz ki hukukta ısrar etmekten, avukatlık yapmaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz. Ben, buradaki, dışarıdaki, başka adliyelerdeki ve hapishanelerdeki avukatlar; siyasi iktidar rahatsız olduğu için müvekkillerini sapkın, hain, yurtsuz ilan etmeyecekler Sayın Başkan. Savunma susmadı, hiç de susmayacak."
Pehlivan'dan "kuyu tipi hapishane" tepkisi
Avukat Pehlivan, kendisi gibi bazı tutukluların, tutukluluk halini, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlarla aynı koşullarda, yüksek güvenlikli hapishanede geçirdiğini söyledi.
Kendisinin de Çorlu'da yüksek güvenlikli hapishanede kaldığını anlatan Mehmet Pehlivan, "'kuyu tipi hapishane' deniyor ya hiç duydunuz mu kuyu tipi hapishaneyi Sayın Başkan? Beş metrekare avlusunu 13 metre çevreleyen duvarlar var. Yani güneş en dik zamanda, temmuz ayında bile avluda zemine düşmüyor, sadece duvara yaslanıyor. Etrafındaki o uzun duvarlar nedeniyle kendinizi hep kuyunun dibinde hissediyorsunuz. Akşam olduğunda da o kuyunun kapağı kapatılmış gibi hissediyorsunuz. Yani güneşten yararlanma imkanınız, güneşin en çok ve en dik açıyla geldiği yerde bile yalnızca duvardan nasiplenerek günde sadece bir saat Sayın Başkan. O etki size kuyu hissiyatı verdiği için oraya da kuyu tipi hapishane deniyor. Ben orada kalıyorum. Bu salonda orada kalan, kuyu tipi hapishanede kalan dört tutukluyuz, ben, Murat Ongun, Elçin Karaloğlu ve Hüseyin Köksal. Ben öyle bir yerden geliyorum" ifadelerini kullandı.
"Leblebi, çekirdek gibi tutuklama kararı veren kimselerin cezaevini staj etmeleri zorunlu. O kadar iddialıyım"
Savunmasının başında savcıya, "Kapatılmanın nasıl bir şey olduğunu empatiyle tahlil edemezsiniz" dediğini aktaran Pehlivan, hukuk icracılarının, avukatların, hakimlerin, savcıların, bunu bir süreliğine staj etmelerinin çok da kötü bir fikir olmadığını düşündüğünü dile getirdi. Pehlivan, şunları kaydetti:
"Mesela bir meslektaşınız bizim olduğumuz bloka geldi. Sadece 60 saat kaldı. 60 saat boyunca biz uyuyamadık. Murat ağabeyin iki yan hücresine geldi. Aynı koridordaydık. 60 saat boyunca biz uyuyamadık. Niye biliyor musunuz Sayın Başkan? Savcı bey bunalıma girdi. Kendine bir şey yapacağı korkusuyla infaz memurları hücresinin kapısında 60 saat boyunca bekledi ve onunla konuştular. Tutuklu savcı bey kendine zarar vermesin diye. En sonunda dayanamadılar, kamerayla izlenen, 7/24 kamerayla izlenen ve tek kişinin kalmayacağı, kendisine tırnak içinde 'alışılmış bir kapatılan kişi' refakat etsin dendi. O yüzden tahlil edemezsiniz."
Yani, leblebi, çekirdek gibi tutuklama kararı veren kimselerin bunu staj etmeleri zorunlu. O kadar iddialıyım. İnanın karar adaletinin ülkede hızla nasıl değişeceğini ve bu değişikliğin sadece vatandaşlara değil, mesleği icra eden bizler ve sizler açısından bile nasıl fayda sağlayacağını bilseniz uyuyamazsınız."
Cezaevinin, üzerine güzelleme yapılacak, romantik hikayeler yazılacak bir yer olmadığını belirten Pehlivan, "Cezaevinin sadece bir gününün güzel olduğunu düşünüyorum, o da tahliye günü. Henüz deneyimlemek nasip olmadı ama zannediyorum ki cezaevinin en güzel günü o gündür" dedi.
"Kızımdan ayrı geçirdiğim günü tahlil edebileceğiniz, tazmin edebileceğiniz bir para yok"
Buradaki tutuklu insanların yargılamanın sonunda beraat etmeleri halinde bunun karşılığının, "bir kısım tazminat, cüzi bir miktar ve bir pardon" olacağını dile getiren Pehlivan, şöyle konuştu:
"İnanın benim kızımdan ayrı geçirdiğim günü tahlil edebileceğiniz, tazmin edebileceğiniz bir para yok. Yok yani. Bu devletin kasasında da yok, en zengin devletin kasasında da yok. Zaten bunlar devletin aleyhine... Ölüm, yaşamın en büyük kaprisidir. Kapatılmak da benim kapatılmam da buradaki birçok insanın kapatılması da bir kaprisin sonucudur Sayın Başkan, Sayın Savcı. Bunu ben, siz, bu salondaki hepimiz çok iyi biliyoruzdur. İnanın öyledir. Sayın Başkan, geçen çarşamba günü heyetinizi ima yoluyla itham ettiğim gerekçesiyle sözü nazikçe kestiniz ve bir açıklama yaptınız. Ben de açık cevabımı verdim. Anlıyorum ki heyetinizi ima yoluyla itham edersem bana cevap veriyorsunuz. Normal şartlarda öyle bir usulünüz yok, sanıklara cevap vermiyorsunuz. Bu genel uygulamanız öyle değil. Ben de aslında bir strateji gereği ve biraz da bundan fırsattan istifade ederek, sizi zan altında bırakarak soru sormak istiyorum. Heyetiniz tutuklamalarla ilgili yeterli ve ilgili gerekçe yazmıyor Sayın Başkan. AYM'deki meslektaşlarımız, meslektaşlarınız, tutuklulukta gerekçesizlik sorunuyla ilgili yüzlerce karar veriyorlar. Onlar neden o emeği verip bu kararları yazıyorlar? Yani Anayasa 36, 141, CMK 100 neden var? Bu milletvekilleri bunu neden taslaklara sundular, neden kabul ettiler? Uygulanmasın diye mi bu yasa açıkçası? Hocalarımız bunları bize neden anlattı?"
"Hakkımız olanı niye yalvararak istiyoruz sizden?"
Mehmet Pehlivan, hakkında adli kontrol tedbirlerinin yetersiz oluşuna ilişkin neden bir karar kurulmadığını, gerekçe yazılmadığını sorarak, şunları söyledi:
"Karartacağım deliller varsa bunları niye toplamıyorsunuz Sayın Başkan? Serbest 300 sanık hakkındaki deliller toplandı ama benim ve bu salondaki arkadaşlar hakkındaki deliller toplanmadı. Bunları neden somutlaştırmıyorsunuz? Kaçma şüphesinden bahsediyorsunuz. Diğer 300 sanığa nazaran benim kaçma şüphemi somutlaştıran şeyin ne olduğunu niye yazmıyorsunuz? ve kaçmamız, mevcut konjonktürde aslında tam da istenilen bir propaganda aracı olmaz mı sizce? Sayın Başkan, daha açık söyleyeyim ve daha açık sorayım, beni kızımdan ayrı tutmanızın ek gerekçesi nedir? Kızım bana açık görüşte okul arkadaşının babasının adıyla seslendi, ona 'baba' diyor. Buna dair ek gerekçeyi niye yazmıyorsunuz? Hakkımız olanı niye yalvararak istiyoruz sizden? Hem kendi açımdan istiyorum bunu hem bu salondaki arkadaşlar açısından istiyorum. Yani 300 sanığa nazaran istediğimizin fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Hakkımızı istiyoruz. ve bunu heyetinizi itham ederek etmek istiyorum. Belki bir açıklama yaparsınız."
Pehlivan, savunmasını tamamladı. Duruşmaya bir saat ara verildi.