İBB Spor Kulübü Başkanı Keleş: Onurumuzu özgürlüğümüze tercih ettik
İBB davasında tutuklu yargılanan Fatih Keleş, savunmasında etkin pişmanlığa zorlandığını, ailesi üzerinden baskı gördüğünü, iftira atmadıklarını ve onuru özgürlüğe tercih ettiklerini söyledi, tüm suçlamaları reddetti.
Haber: Esra TOKAT
(İSTANBUL) - İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik davada tutuklu yargılanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, etkin pişmanlığa zorlandığını ifade ederek, "Benim, ağabeyim Zafer'in, oğlum Mustafa'nın, yeğenim Murat'ın ve emekçi Hüseyin'in ortak bir özelliğimiz var; kimseye iftira atmadık. Bizim suçumuz akraba olmak, yol arkadaşı olmak, emeğiyle çalışmak ve iftira atmamaksa bilinmelidir ki biz onurumuzu özgürlüğümüze tercih ettik. Adalet er ya da geç tecelli eder. Biz başımız dik, alnımız açık şekilde o günü bekliyoruz" dedi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu 414 sanıklı İBB Davası'nın görülmesine İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda devam edildi.
Davada "örgüt yöneticiliği" ile suçlanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in savunması alındı.
Keleş, savunmasında hakkındaki suçlamaların tamamını reddetti. Gözaltına alındığı günden itibaren hukuksuzluklarla karşı karşıya kaldığını savunan Keleş, cezaevinde etkin pişmanlıktan yararlanması yönünde baskı gördüğünü, bunu kabul etmediği için ailesinin hedef alındığını ifade etti.
"ÜÇ SORUŞTURMA SAVCISI BENİMLE 'SOHBET' ADI ALTINDA GÖRÜŞTÜ"
Keleş, etkin pişmanlığa zorlandığını kaydederek, "İstanbul Adliyesi'nde üç soruşturma savcısı benimle 'sohbet' adı altında görüştü. Soruşturmada 'ikinci adam' olduğum, akrabalarımın da risk altında bulunduğu ve etkin pişmanlıktan yararlanmamın benim için doğru olacağı yönünde ifadeler kullanıldı. Ben kimseye iftira atamayacağımı, kimsenin günahını alamayacağımı açıkça söyledim. Bekledikleri yanıtı alamayınca beni tekrar cezaevine gönderdiler" dedi.
Keleş, bunun ardından ailesinin hedef alındığını belirterek, önce ağabeyi Zafer Keleş'in, ardından oğlu Mustafa Keleş ile yeğeni Murat Keleş'in tutuklandığını söyledi. Daha sonra başka dosyada etkin pişmanlıktan yararlanan bir kişinin avukatının cezaevine gelerek kendisine teklif götürdüğünü belirten Keleş, "Savcılığın istediği bazı şeyleri anlatmam halinde serbest kalabileceğimi, en azından aile bireylerimin serbest kalacağını söylediler. Ben de kimseye iftira atamayacağımı söyleyerek bu teklifleri reddettim" dedi.
Keleş, daha sonra yeniden ziyaret edildiğini, Aziz İhsan Aktaş'a yönelik suikast planıyla ilişkilendirileceği yönünde baskı kurulmaya çalışıldığını iddia etti.
"BİR BABAYA EVLADI ÜZERİNDEN BASKI YAPILDI"
Ailesinin özgürlüğü üzerinden baskı kurulmaya çalışıldığını belirten Keleş, "Ben sadece tutuklu değildim, tutuklu bir evladın babasıydım. Bana yalnızca kendi hürriyetimle değil, oğlumun ve yakınlarımın özgürlüğü üzerinden seçim yaptırılmak istendi. Bir babaya oğlunun özgürlüğü karşılığında susması ya da konuşması dayatılıyorsa burada adalet değil, vicdan imtihanı vardır" dedi.
Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin beyanlarına tepki gösteren Keleş, "Benim, ağabeyim Zafer'in, oğlum Mustafa'nın, yeğenim Murat'ın ve emekçi Hüseyin'in ortak bir özelliğimiz var: Kimseye iftira atmadık. Bizim suçumuz akraba olmak, yol arkadaşı olmak, emekle çalışmak ve iftira atmamaksa bilinmelidir ki biz onurumuzu özgürlüğümüze tercih ettik" diye konuştu.
"İDDİANAMEDE DELİLDEN ÇOK SÖYLEM VAR"
Savunmasını hazırlayabilmesi için yeterli imkan tanınmadığını söyleyen Keleş, yaklaşık 4 bin sayfalık iddianameyi cezaevinde yalnızca yaklaşık 10 saat inceleyebildiğini belirtti.
Keleş, "İddianamede delilden çok söylem, hukuktan çok algı olduğunu görüyorum. Tutukluluğumun 16. ayında ilk kez mahkeme huzurunda ifade verebiliyorum" dedi. İddianamede kendisinin Ekrem İmamoğlu'nun liderliğinde kurulduğu iddia edilen suç örgütünün yöneticilerinden biri ve "gizli kasası" olarak gösterildiğini belirten Keleş, bu suçlamaları kabul etmedi.
"TÖB-DER'İN KURUCULARINDAN, BİR CUMHURİYET AYDINININ EVLADIYIM"
Keleş, savunmasının bir bölümünde ailesinin geçmişini anlatarak, çocukluğundan itibaren sivil toplum ve sporun içinde yetiştiğini söyledi ve şöyle devam etti:
"Babam, Türkiye'nin aydınlanma tarihine damga vurmuş, dönemin en büyük ve en etkili, ilerici öğretmen örgütlenmesi olan TÖB-DER'in kurucularındandı. Hayatını eğitime, bilime ve memleketin muasır medeniyet seviyesine ulaşmasına adamış bir cumhuriyet aydınının evladı olarak siyasi kimliğim ve CHP sevgim babamdan miras kalmıştır. Bu sarsılmaz inançla, CHP'ye üye oldum ve o günden beri bu büyük ailenin bir parçası olmaktan onur duyuyorum. Partimizin her kademesinde siyasi faaliyet yürüttüm. Yeri geldi sandık başında nöbet tuttum, yeri geldi müşahitlere sandviç taşıdım, yeri geldiğinde pankart astım, pankart taşıdım, partimizin kampanyalarına, mitinglerine destek verdim."
"BAŞKAN YAPILMADIM, BAŞKAN SEÇİLDİM"
Keleş, iddianamede İBB Spor Kulübü Başkanlığı görevine Ekrem İmamoğlu tarafından getirildiği yönündeki değerlendirmeye de itiraz etti. Hem İBB Meclis Üyeliği'ne hem de Spor Kulübü Başkanlığı'na seçimle geldiğini belirten Keleş, görevlerinin atamayla değil, demokratik süreçlerle belirlendiğini söyledi.
İBB Meclis Üyeliği görevine de halkın oylarıyla seçildiğini belirten Keleş, Spor Kulübü Başkanlığı için yapılan genel kurulda farklı siyasi partilerden üyelerin de oyunu aldığını ifade ederek, "Ben herhangi bir kişinin iradesiyle görevlendirilmedim. Seçmenin ve genel kurulun iradesiyle bu görevlere geldim" dedi.
"KULÜBÜN HARCAMALARINI DÜŞÜRDÜK, SPORTİF BAŞARIYI ARTIRDIK"
Keleş, İBB Spor Kulübü Başkanlığı döneminde kulübün mali yapısını güçlendirdiklerini belirterek, göreve geldiğinde yüksek borç yüküyle karşılaştığını söyledi. Kulübün bütçesinde tasarruf sağladıklarını belirten Keleş, gereksiz harcamaları azaltırken sportif başarıdan taviz vermediklerini ifade etti.
Keleş, şunları söyledi:
"Göreve geldiğimizde kulübün mali yapısını disiplin altına aldık. İsraf niteliğindeki harcamaları azalttık, bütçe dengesini sağladık. Harcamaları düşürürken sportif başarıdan ödün vermedik. Üç bin 500'ün üzerinde amatör sporcumuzla Avrupa ve dünya şampiyonalarında ülkemize yüzlerce madalya kazandırdık."
Son iki olimpiyata toplam 46 sporcu gönderdiklerini belirten Keleş, Tokyo ve Paris Olimpiyatları ile Paralimpik Oyunları'nda toplam 11 madalya elde edildiğini anlattı. İstanbul'un olimpiyat kenti olması hedefi doğrultusunda çalıştıklarını söyleyen Keleş, "Sayın Ekrem İmamoğlu'nun amatör spora verdiği destek sayesinde kulübümüz uluslararası başarılarını artırdı" dedi.
Keleş, İBB Spor Kulübü'nde hiçbir zaman siyasi ayrım gözetmediklerini de belirterek, "Kulübün içine siyaseti sokmadım, başkalarının da sokmasına izin vermedim. Tek ölçümüz liyakat ve spora hizmet oldu" ifadelerini kullandı.
"KAMUSAL GÖREV YAPMANIN KENDİSİ SUÇ UNSURU HALİNE GETİRİLMİŞ OLUR"
Keleş, savcılığın kamu görevlileriyle yürüttüğü resmi temasları "örgütsel ilişki" olarak değerlendirdiğini belirterek, bunun kamu yönetiminin olağan işleyişini suç unsuru haline getirdiğini söyledi. Aynı kurumda görev yapmanın, resmi toplantılara katılmanın ve kamu görevinin gereği olarak kurumsal iletişim kurmanın örgütsel bağ olarak yorumlanamayacağını belirten Keleş, şunları söyledi:
"Resmi görev ilişkisini veya siyasi ilişkileri örgütsel bağ gibi göstermek, kamusal çalışma hayatının olağan işleyişini suç delili saymak anlamına gelir. Eğer aynı kurum içinde görev yapmak, aynı toplantılara katılmak, resmi sıfatla bir araya gelmek 'örgütsel bağ' olarak yorumlanacaksa, bu durumda kamusal görev yapmanın kendisi suç unsuru haline getirilmiş olur. Oysa kamu görevi, doğası gereği kurumsal temas ve ortak çalışma gerektirir. Aynı çatı altında bulunmadan, aynı komisyonlarda görev almadan, aynı meclis toplantılarına katılmadan bu görev nasıl icra edilebilir?"
"MAL VARLIĞIM İNCELENDİĞİNDE GÖREV ÖNCESİ VE SONRASI ARASINDA AÇIKLANAMAYAN BİR ARTIŞ YOK"
Keleş, görev süresi boyunca mal varlığında açıklanamayan herhangi bir artış bulunmadığını kaydederek, kamu görevini hiçbir zaman kişisel kazanç aracı olarak görmediğini söyledi. Mal varlığının uzun yıllara dayanan ticari faaliyetlerinden kaynaklandığını belirten Keleş, şunları ifade etti:
"Görev sürem boyunca edinilmiş mal varlığım incelendiğinde, görev öncesi ve sonrası arasında açıklanamayan hiçbir artış bulunmadığı açıkça görülecektir. Ben kamu görevini kişisel kazanç aracı olarak görmedim, görmem de. Mal varlığımın tamamı uzun yıllara dayanan ticari faaliyetlerimin doğal sonucudur ve kayıt altındadır."
Yaklaşık 40 yıllık ticaret hayatı bulunduğunu anlatan Keleş, sahip olduğu taşınmazların şirket faaliyetleri, ticari kazançları ve kayıtlı gelirleriyle edinildiğini, hakkındaki mali suçlamaların somut delile dayanmadığını savundu. Ayrıca, "Açıklanamayan bir zenginleşme yoktur. Suç geliri yoktur. Örgütsel finansman yoktur. Ceza hukuku varsayıma değil, somut ispata dayanır" dedi.
"MADEM 2 MİLYAR TOPLANDI, PARA NEREDE?"
Keleş, şu ifadeleri kullandı:
"Bu nitelendirme ağır, soyut ve kamuoyu algısı oluşturmaya yönelik bir ifadedir ancak hiçbir somut delille desteklenmemektedir. Öncelikle bir örgütün varlığı iddiasını reddediyorum. Ben kimseden talimat almadım, kimseye talimat vermedim. Hakkımda gerçeğe aykırı etkin pişmanlık beyanları dışında bu sonucu doğuracak hiçbir delil bulunmamaktadır."
Savcılığın, belediye bürokrasisinin kendisine bağlı hareket ettiğini öne sürdüğünü söyleyen Keleş, birçok ismi yakından tanımadığını, bazılarıyla yıllardır görüşmediğini belirtti. İddianamede yer alan "2 milyar dolarlık seçim havuzu" iddiasına da tepki gösteren Keleş, bunun hiçbir somut delile dayanmadığını savundu.
Keleş, şunları söyledi:
"Karşımızda öyle büyük bir tablo çiziliyor ki havada uçuşan milyar dolarlar, gizemli bir sistem... Sayısız suç isnat ediliyor ama en temel soruya cevap verilmiyor: Peki iddia edilen bu para nerededir? Madem bu kadar büyük bir mali kaynak oluşturuldu, bu paranın fiziki varlığı, banka kaydı, somut izi nerede?"
Duruşma Keleş'in savunmasının alınmasıyla devam ediyor.