Kahkahanın İlginç Bilimi
Ciddi ortamlarda gülmenin nörolojik sebepleri ve sosyal etkileri üzerine bir değerlendirme.
Hayatımda en çok güldüğüm an, bir kilise ayini sırasında gözüme çarpan, hafiften komik bir şey yüzünden yaşandı.
Buna şahit olan yanımdaki arkadaşım da gülmeye başlayınca duramadık.
Yıllar sonra birine, neyin o kadar komik olduğunu anlatmak istedim ama sanırım anlamak için orada olmak gerekiyordu.
"Kilise kahkahası" olarak da adlandırılan durumu bu kadar komik yapan neydi?
Çoğu insan buna benzer bir deneyim yaşamıştır: Ciddi bir atmosfer. Net bir sessizlik. Başka herhangi bir durumda, sadece gülümsemeye neden olabilecek bir görsel olay.
Ancak böylesi bir durumda kahkahanızı ne kadar bastırmaya çalışırsanız, o kadar kontrol edilemez hale gelir. Başka biri fark ettiğindeyse onu tutmak neredeyse imkansız hale gelir.
Gülmemeye çalışırken ortaya çıkan bu katılma hali, dini ortamlara özgü değildir.
Sessizlik, ciddiyet ve kişinin kendini kontrol etmesi beklenen durumlarda, kontrolsüz kahkahanın hoş karşılanmadığı her ortamda meydana gelebilir.
Bu durum, davranış bozukluğu veya duygusal olgunluk eksikliğinden daha fazlasına karşılık geliyor. Beynin baskı altında nasıl davrandığı hakkında da bize bir şeyler anlatıyor.
Böylesi kahkaha krizlerinin ardındaki bilim şaşırtıcı derecede karmaşıktır.
Aşırı resmi ortamlarda (kilise, mahkeme, cenaze törenleri gibi), beyin aktif bir inhibisyon durumunda çalışıyor.
Bu, beynin aktivitesinin kasıtlı olarak bastırıldığı bir kimyasal süreçtir.
En çok etkilenen bölge, beynin ön kısmındaki düşünme ve karar verme işlevinden sorumlu olan prefrontal kortekstir. Özellikle de medial ve lateral bölgeleri. Bu bölge, sosyal yargı, davranışsal kısıtlama ve duygusal düzene ilişkindir.
Beynin bu kısmı duyguların dışa vurumlarını bastırma işlevi görür.
Kahkahanın kökeni
Gülme eylemi beyindeki tek bir "gülme merkezi" kaynaklı değil, beyin boyunca dağılmış bir ağ sayesinde gerçekleşir.
Dürtü beynin dış bölgelerinde başlar, ancak duygusal itici güç, beynin duygusal işleme merkezi olan limbik sistemdeki daha derin yapılardan gelir.
Limbik sistem, duygularımızı açığa çıkarır, algıladığımız şeylere duygusal anlam yükler. Beynin bu bölümü, kalp atış hızı ve nefes alma gibi otomatik vücut fonksiyonlarını kontrol eden hipotalamusu da içerir.
Beyinde gülme eylemi başladıktan sonra, beyin sapındaki devreler devreye girer ve yüz ifadesi, nefes alma ve ses koordine edilir.
Bu da gülmeyi gönüllü olarak durdurmayı zorlaştırır.
Prefrontal korteks ise normalde bu tepkiyi kontrol eder ve sosyal olarak uygunsuz olduğunda gülmeyi bastırır.
Artan uyarılma veya paylaşımlı sosyal durumlar nedeniyle bu kontrol zayıflayabilir ve gülme otomatik, neredeyse refleksif bir davranış olarak ortaya çıkabilir.
Artık gülme kasıtlı bir eylem olmaktan çıkmıştır.
Başka bir deyişle, gülme isteği ve kendine hakim olma çabası, birbirleriyle rekabet eden beynin farklı bölgelerinden kaynaklanır.
Beklenmedik veya garip bir şey dikkatinizi çektiğinde, duygusal tepkiniz hızlı ve otomatik olarak tetiklenir.
Bunu kontrol etmek çaba gerektirir, enerji tüketir ve özellikle uzun süre kontrolü sürdürmeniz gerekiyorsa da genellikle başarısızlığa mahkumdur.
Ne kadar zorla kontrol etmeye çalışırsanız, tetikleyici zihninizde o kadar aktif kalır. Bastırmak düşünceyi silmez; aksine, onu tekrarlar ve canlı tutar.
Gülmek sadece mizahi durumlara verilen bir tepki değildir. Nörolojik olarak, aynı zamanda düzenleyici bir refleks olarak da işlev görür. Duygusal ve fiziksel gerilimi serbest bırakmanın bir yoludur.
Duyguları sınırlayıcı ortamlarda, sinir sistem çok az kaçış noktası vardır.
Böylesi hallerde, hareket edemezsiniz, konuşamazsınız, pozisyonunuzu fazla değiştiremezsiniz ve rahatsızlığınızı ifade edemezsiniz.
Aynı zamanda, otonom sinir sisteminiz hafifçe aktifleşmiştir. Kalp atış hızınız artmış, nefesiniz sıklaşmıştır.
Bu kombinasyon, duygusal boşalma eşiğini düşürür. Vücudunuz bu gerilimi serbest bırakmaya hazırlanır.
Gülme başladığında, beyin sapındaki otomatik motor yolları aktifleşir ve bunları istekle kolayca durduramazsınız. Bu nedenle, gülme tetiklendiğinde, durdurulamaz gibi hissedilebilir.
Artık gülmeyi "seçmiyorsunuz". Sistem kontrolü ele geçirmiştir ve siz güçsüz durumdasınızdır.
Birçok insan için dönüm noktasıysa, gülmeyi tetikleyen şey değil, çevredekilerin hakinizi fark ettiği andır.
İşte burada sosyal nörobiyoloji devreye giriyor. İnsanlar ince sosyal ipuçlarına karşı çok hassastır. Yüz gerginliği, nefes alışverişindeki değişiklikler, bastırılmış gülümsemeler.
Bu sinyalleri, diğer insanları yorumlamada önemli bir rol oynayan beynin yan tarafındaki ağlar aracılığıyla hızla yorumlarız.
Ayna nöronları da (hem biz hareket ettiğimizde hem de başkalarının hareketlerini gözlemlediğimizde aktifleşen beyin hücreleri) bu sinyalleri yakalamamıza yardımcı olur.
Birlikte gülmek, paylaşılan bir duygusal uyumu temsil eder.
Bu anda iki şey olur: Sizin gülme tepkinizi başkası doğrulamış gibi hissedersiniz ve bireysel ihlal duygusu ortadan kalkar.
Prefrontal kontrol sistemi daha da zayıflar. Gülme eylemi bulaşıcı bir şekilde yayılır.
Bu noktada, orijinal tetikleyici artık önemli değildir. Gülünen şey artık, kontrolü yeniden kazanmaya çalışmanın absürtlüğüdür.
Böylesi anlar genellikle görsel bir şey tarafından tetiklenir, ancak böyle olmak zorunda da değildir.
Yanlış telaffuz edilen bir kelime veya beklenmedik bir ifade de aynı tepkiyi uyandırabilir.
Bununla birlikte, görsel tetikleyiciler özellikle sessiz ortamlarda güçlüdür. Kesintiye uğratılamaz veya gizlenemezler. Beyin, engelleme aktif olduğu sürece bu taze tutar.
"Uygunsuz" kahkaha genellikle kabalık veya çocukça davranış olarak yorumlanır.
Ancak nörolojik açıdan bakıldığında, insan gibi sosyal bir türde uzun süreli duygusal baskılamanın öngörülebilir bir sonucudur.
Beyin, salınım olmadan sürekli baskılanma hali için tasarlanmamıştır.
Baskılama yeterince güçlü olduğunda ve başka biri mevcut olduğunda, kahkaha bir kaçış yolu haline gelir. Bu yüzden durdurulması imkansız gibi görünür.