Kemal Burkay'dan Önemli Açıklamalar
31 yıl aradan sonra Türkiye'ye dönen yazar Kemal Burkay temaslarını başkentte sürdürüyor.
31 yıl aradan sonra Türkiye'ye dönen yazar Kemal Burkay temaslarını başkentte sürdürüyor. Burkay, Ankara'da gazete ve televizyonların temsilcileri ile iftar yemeğinde buluştu. 'Özgürlük ve Barışın Sembolü Hoşgeldiniz' pankartı altında iftar yemeğine katılanlara bir konuşma yapan Kemal Burkay, Kürtçe olarak başladığı konuşmasına Türkçe olarak devam etti. 31 yıldır yurtdışında olduğunu söyleyen Burkay, yurtla ilişkilerinin kopmadığını belirtti. Hükümetin dönüş için gösterdiği çabaları küçümsemediğini kaydeden Burkay, şunları söyledi:
'Başbakan çağrı yaptı, İçişleri Bakanı beni telefonla aradı. Dönüşümde bunların katkıları büyük oldu. Bu görüşmeleri farklı yorumlayanlar oldu. İyi karşılandığım için buna zemin hazırlayanlara teşekkür ediyorum. En zor olanı önyargılardan kurtulmaktır. Einsten'ın dediği gibi, "Önyargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur. ö Türkiye'de bazı kesimlerin hala önyargılı olduklarından, hoşgörülü bir toplum olamadığını söyleyen Burkay, hala güçlü önyargılarımızın olduğunu ve artık ezberleri bozmanın gerektiğini belirtti. Burkay, 'Sorunların çözümü için karşılıklı hoşgörünün çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de bu durum ötekileştirme olarak ifade ediliyor. ö Dedi. Yürek burkan olaylara rağmen ülkenin özellikle Kürt sorununun çözümü konusunda sona gelindiğini söyleyen Burkay, savaş isteyen kesimlerin olduğunu fakat barış isteyenlerin çoğunlukta olduğunu vurguladı.
Salonda bulunan kalabalığa hitap eden Burkay, konuşmasının ardından gazete ve televizyonların temsilcileri ile bir araya gelerek önemli açıklamalarda bulundu. Sorulan sorular üzerine Kemal Burkay'ın gazetecilerle sohbetinden satırbaşları;
Özerklik otonomidir. Otonomonin dünyada birçok örneği vardır. Otonomi ile ülke bölünmez. Otonomi genel olarak bölgesel özerkliktir. Bir bölge varsa sınırlarıda vardır. Özerklik, korkulduğu gibi ülkeye bölecek bir şey değil. Bizim ülkemizde otonomi sanki ayrı bir devlet kuruluyor gibi algılanıyor.
Üniter devletin geçmişten beri tek dil, tek ulus gibi kavramlarına alıştığımız için şimdi bunları tartışmak zor geliyor. Sorunlarda bundan kaynaklanıyor.
Federasyon, özerkliğin ötesinde daha geniş eşitlikçi bir çözüm adresi. Biz federasyonu eşitlikçi bir çözüm olarak görüyoruz.
Ben politikayı sevmedim. Ülkenin sorunları bizi siyasete soktu. Bundan sonra örgütlü siyasete girermiyim bilmiyorum. Bunu kesin olarak söylemek zor.
Kamuoyunda benim barış sürecine hizmet edeceğim gibi bir beklenti var. Bu beklenti belki aşırı ve sembolik bir beklenti. Hazır bir proje ile gelmiş değilim. Geçmiş yıllarda sorunun çözümü ilgili atılan adımları nasıl destekledimse şimdide desteklerim. Bunu zaman gösterecek belki sadece yazar olarak kalırım. Belki de aynı düşünceleri paylaşan insanların biraraya gelmesi için oluşturulması gerek bir blok için yoğun çaba harcarım.
Hayalperest değilim. Güç dengelerini biliyorum. Şimdiden şunu yaparım gibi iddialarım yok. Bunu zaman gösterecek.
BDP ile görüş farklarımız var. Biz şiddetin tümüyle son bulmasından yanayız. BDP'li arkadaşlarda zaman zaman aynı şeyleri dile getiriyorlar. Ama olaylara yaklaşımda bir fark var.
PKK tek taraflı ateşkes yapsa sürece çok yararlı olur. Hem kürt politikasına, hem Türk politikasına hizmet eder.
Ben PKK'yı temsil etmiyorum. Ama gerçekci olanı iki taraflı olarak silahları susturmaktır. Ülkenin ordusu tabi ki silah bırakmaz. Ama belli ateşkes dönemlerinde karşı taraf silah bırakmışsa, silahları susturur. Diyaloğa fırsat verir. Silahların susması ve diyaloğun başlaması hem kürt hem de Türk siyasetini normalleştirecektir.
Kamuoyunu etkileyecek, sarsacak boyutlara varabilen Silvan olayında olduğu gibi olaylara meydan vermek istemiyorsak karşılıklı olarak silahları susturmak lazım.
Sivil siyasette bu duruma katkıda bulunacak STK'lara hükümete şans tanımak lazım.
1993'te Abdullah Öcalan'ın ateşkese ikna edilmesi benim işim değil. Onu Celal Talabani yapmıştır. Ama ben onu destekledim. Celal Talabani o dönemde beni Şam'a davet etmişti. Bana önemli bir konu hakkında görüşmek istediğini söylemişti. Barışçıl bir sese ihtiyaç duyuldu. Bu olumlu birşeydi, Ben o süreci destekledim.
Diyaloğu ve çözüm sürecini Öcalan'ın kişisel durumuna a endekslememek lazım. Bunu yanlış buluyorum. Bir toplumun, bir halkın kaderini bir kişiye endekslememek lazım. Ama Öcalan'ın durumu, bu konudan tümüyle kopuk değim elbette.
Öcalan'ın durumunu da göz önüne almak lazım. PKK'nın silahları bırakması eğer bu sorunun çözümü yönünde önemli bir engeli kaldıracaksa biz bu arkadaşlardan bunu bekleriz.
Öcalan, yakalanıp İmralı'ya götürüldükten sonra, silahları bırakacağız şeklinde açıklama yaptı. Dağda ki komutanlarda buna destek verdi. Fakat o dönemin genelkurmay başkanı ve sivil siyasetçileri bunun önünü tıkadı.
Bazı kesimler kürt sorunun çözülmesini istemedi. Sadece PKK'yı suçlamak haksızlık olur. PKK silah bıraktı ve 2004 yılına kadar silah kullanmadı.
Siyasetin yolunu açmalıyız. Ben KCK davasını yanlış buluyorum. KCK davası yüzünden yargıçları suçlamıyorum. Onlar elinde ki yasaları uyguluyorlar. Ama bu yasaları uygularken kendi düşünceleri de etkili olabiliyor. Bunu çözmek parlamentonun, politikacıların işi.
Dağda kini düze indirmek isterken, düzde kileri tutuklamamalıyız. Bence her iki tarafın adımlar atması lazım.
Habur'da ki karşılama PKK tarafından çok abartıldı. Bir zafer havasına dönüştürüldü. Ortada hiçbir taraf tarafından bir zafer söz konusu değildi.
Silahları susturma konusunda hükümet tarafından bir iyi niyet vardı. Burada bir taraf zafer kazanılmış havası vermemesi gerekirdi. Böyle olunca muhalefet hükümete karşı kötü bir biçimde kullandı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Başbuğ, sert açıklamalarda bulundu. Öyle olunca hükümet ürktü ve geri çekildi. Çok kararlı olamadı. Bence kararlı olmalıydı, ama kolayda değildi.
Şivan gelmek istiyor. Onun durumu biraz daha farklı. Gelmemesi için önünde bir engel yok. Ama kendisi ortamı pek uygun görmüyor. Şuan geldiği zaman rahatça konserini verebilmeli, sert tepkiler görmemeli.
Bana hükümet tarafından somut bir talep olmadı. Ama döndükten sonra sayın Egemen Bağış ve Ertuğrul Günay ile görüştüm. Benim katkıda bulunabileceğime dair bir beklenti var. Onlara teşekkür ederim.