"Siyasi Belirsizlik Mart 2014 Seçimlerinden Sonra Azaldı"
OECD, Türkiye'de siyasi belirsizliğin Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra azaldığını bildirdi.
OECD Türkiye'de siyasi belirsizliğin Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra azaldığını bildirdi.
-SİYASİ BELİRSİZLİK YEREL SEÇİMLERDEN SONRA AZALDI-
OECD raporunda yukarı yönlü beklentiler sayılırken "AB'de ya da ABD'de toparlanma beklenenden hızlı gerçekleşirse, ihracat artışı daha güçlü, ekonominin yeniden dengeye kavuşması daha belirgin olacak. Böylesi bir senaryodan avantaj sağlamak için son dönemlerde rekabetten kaynaklanan kazanımları korumak yaşamsal. Siyasi belirsizlik, iç taleple uluslararası güveni farz edilenden çok artırmış olabilecek Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra azaldı" saptaması yapıldı.
-SİYASİ VE BÖLGESEL OLANLAR DAHİL RİSKLER...-
OECD raporunun "Büyümenin hızlanacağı tahmin ediliyor" başlıklı bölümünde şöyle denildi:
"-Büyüme son dönemlerde yavaşladı ancak hızlanması bekleniyor. Sıkı finansal koşullar ekonomik etkinliği düzenledi ancak iş alemi ve tüketici güveni ve sanayi üretimi gibi yüksek frekanslı göstergeler iç talepte bir canlanmaya işaret etti. Son dönemdeki bazı değerlenmelere karşın ihracat piyasası büyümesinde bir hızlanmayla birleşen daha zayıf bir para birimi, ihracatı destekleyebilir, ekonominin yeniden dengelenmesine yardımcı olabilir ve cari işlemler açığını düşürebilir. Yine de cari işlemler açığı artı vadesi gelen brüt dış borçların 2014'te de büyük kalacağı tahmin ediliyor. Bununla birlikte bugüne değin borç finansal piyasa gerilimleri dönemleri sırasında bile kolayca çevrildi. Genel GSYH artışının, 2015'te yüzde 4'ler dolayında hızlanmadan önce, 2014'te hafifçe "yüzde 3.5' civarına düşeceği tahmin ediliyor."
Raporda temel aşağı yönlü risklerin, ABD'deki parasal normalleşme sırasında yaşanacağı tahmin edilen, yenilenmiş küresel finansal piyasa çalkantıları ve iç siyasi gerilimlerle bağlantılı olduğu belirtildi. Bu risklerin gerçekleşmesi halinde yatırımcı ve tüketici güveninin olumsuz etkileneceği, risk priminin daha da artacağı ve dış fonlamada tansiyonun iç talep üzerindeki istenmeyen etkiler göstererek yükseleceği ifade edildi.
Finansal kesim hala güçlü görünse de özel sektördeki hızı borç ödeme çabalarının döviz yükümlülüklerinin de katkısıyla bir basınç oluşturduğu kaydedildi.
Sonuçta finansal istikrarın sermaye akışlarının yavaşlaması, fonlama maliyetlerinin önemli ölçüde artışı ya da paranın hızlı değer kaybıyla tehlikeye girebileceği belirtilen raporda böylesine senaryolardan kaçınmak için güven ve kredibilitenin korunmasının can alıcı nokta olduğu bildirildi.
Rusya ve Ukrayna ile bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde jeopolitik risklerin yoğunlaşması halinde zayıflayan ihracatın büyümeyi olumsuz etkileyebileceğine değinilen raporda "Nihai olarak Avro bölgesinde yenilenen tansiyon finansal piyasaları ve güveni yeniden huzursuz kılabilir, Türkiye'yi hem ticari hem de finansal bağlantıları itibarıyla yaralayabilir" denildi.
2013 OVP'de bütçe açığı ve kamu borcunda öngörülen azaltmaların, büyüme potansiyelinin altında bir yaklaşımla mali duruşta bir sıkılaştırmayı ima ettiği belirtilen raporda "Tedbirli bir mali duruş, şu anki seçim dönemi ve siyasi gerilimler bağlamında kredibilite ve güveni korumaya yardımcı olabilir. Aşağı yönlü risklerin gerçekleşmesi örneğin, sermaye akışında ani duruş şeklinde olursa, isteğe bağlı teşviklerden yararlanılabilir" denildi.
Küresel finansal krizden güçlü biçimde geri döndükten sonra Türkiye'nin geçen iki yılda potansiyelinin altında bir büyüme dönemine girdiğini belirten OECD, "Türkiye'de 2013'ün ortaları ile 2014'ün ilk yarısı arasındaki riskleri, (ABD'deki) daralmayla ilgili finansal çalkantı resmetti. İzleyen ve içteki siyasi gerilimle ağırlaşan finansal stres Türkiye için diğer bazı yükselen ülkelerden daha büyük oldu. ABD'de para politikası teşvikleri geri çekilirken sermaye akışlarında ani duruş dâhil riskler, yüksek kalmaya devam edecek. Bu risklerin gerçekleşmesi durumunda GSYH artışı ve finansal istikrar tehlikeye girebilir" dedi.