Ortadoğu'da Savaşın Yeni Yüzü: Anlamların ve Diplomasinin Mühimmat Olarak Tüketilmesi
Son kırk gün içinde Ortadoğu'da yaşananlar, ateşkes kavramının içinin boşaldığını ve savaşın yeniden yapılandığını gösteriyor. ABD ve İran arasındaki ateşkes, Lübnan'daki bombardımanla geçerliliğini yitiriyor. Savaşın psikolojik ve diplomatik boyutları öne çıkarken, ateşkesin yalnızca bir taktik olarak kullanıldığı vurgulanıyor.
Ortadoğu'da son kırk gün içinde yaşananlar, savaşlarda sadece askerî mühimmatın değil, anlamların, kavramların ve diplomatik imkânların da birer mühimmat gibi harcanıp tüketildiğini ortaya koyuyor. 'Ateşkes' denilen şey artık barışı değil, savaşın yeniden düzenlenmesini ifade ediyor. İran ile ABD arasında sağlanan ateşkes, ilk anda küresel bir felaketin eşiğinden dönüldüğü izlenimini verdi, ancak Lübnan semalarında başlayan bombardıman bu ateşkesin kimin için ve ne kadar geçerli olduğunu çıplak bir şekilde gösterdi.
Asimetrik savaşlarda, teknolojik üstünlüğün kısa sürede çözüm getireceği beklentisi, basit ve ucuz silahların ağır ve pahalı silahlara büyük zararlar verebildiği gerçeğiyle çürüdü. Gazze'de Yasin-105 roketleriyle Merkava tanklarının bertaraf edilmesi, teknolojinin her şeyi belirlediği zannedilen günümüz savaşlarında insan faktörünün önemini vurguladı. İran'a yönelik savaşta da askerî üstünlüğün halkı rejimden koparacağı düşüncesi, tam tersine halkın saldırılar karşısında kenetlenmesiyle yanıldı.
Pakistan'ın arabuluculuğuyla Hürmüz Boğazı'nın açılması karşılığında sağlanan iki haftalık ateşkes, diplomatik bir başarı olarak sunuldu, ancak İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları bu ateşkesin 'seçmeli' olduğunu gösterdi. Ateşkes ilanından saatler sonra başlayan hava saldırıları, yüzlerce can kaybına yol açtı ve bilanço katlanarak arttı. İsrail Genelkurmay Başkanı'nın saldırıların süreceğini açıklaması ve Netanyahu hükümetinin ateşkesin Lübnan'ı kapsamadığını ilan etmesi, savaşın cephelerini ayrıştırma stratejisini ortaya koydu.
ABD Başkanı Trump'ın bu ayrımı teyit etmesi, stratejinin yalnızca İsrail'e ait olmadığını gösteriyor. İran, ateşkes görüşmelerine başladığında bunun tüm cepheleri kapsayacağını varsayarken, ABD ve İsrail sınırlı bir ateşkesi yeterli gördü. Bu durum, diplomasinin savaşın bir taktiği olarak kullanılabileceğini açıkça gösterdi. Gazze'de de benzer şekilde ateşkes, karşı tarafın elini bağlayan bir araca dönüştürülmüştü.
Trump'ın ve diğer yetkililerin açıklamaları, siyasal söylemden gürültüye dönüşüyor; bir gün 'tam ateşkes' denirken ertesi gün anlaşmanın Lübnan'ı kapsamadığı ilan ediliyor. Trump'ın ateşkesi 'daha büyük bir fetih için mola' olarak tanımlaması, barışın bir hedef değil taktik bir aralık olduğunu ifşa ediyor. Bu dil, siyasetin ciddiyetinden uzaklaşıp psikolojik bir teşhir alanına dönüşüyor.
Bugün Ortadoğu'da yaşananlar, sadece bir savaşın değil, aynı zamanda bir dilin ve siyasetin çöküşüdür. Ateşkesin anlamını yitirdiği, diplomasinin taktiğe dönüştüğü, sözün güvenilirliğini kaybettiği bir zeminde hiçbir anlaşma kalıcı değildir. Kısa vadede askerî üstünlük gibi görünen şey, uzun vadede derin bir meşruiyet kaybına dönüşmektedir. ABD ve İsrail sahada güç üretiyor olabilir, ancak aynı anda kendilerini dünyadan tecrit eden bir süreci hızlandırıyorlar. Tarih bize gösteriyor ki, savaşlar cephede kazanılsa bile anlamını kaybeden bir dil üzerinde sürdürülemez. Eğer ateşkes herkes için geçerli değilse, adı konulmamış bir savaşın içindeyiz demektir ve bu savaşın asıl sonucu haritalardan önce anlamların yıkımı olacaktır.