Pentagon ve Silikon Vadisi'nin Yapay Zeka İşbirliği
Mehmet Akif Ezerbolatoğlu, yapay zekanın Pentagon ile teknoloji şirketleri arasındaki etkisini ele aldı.
Küme Teknoloji Politikaları Programı Araştırmacısı Mehmet Akif Ezerbolatoğlu, Pentagon ile Silikon Vadisi arasında derinleşen yapay zeka işbirliğinin güvenlik ve etik boyutunu AA Analiz için kaleme aldı.
***
Pentagon'un yapay zeka alanında büyük teknoloji şirketleriyle yaptığı anlaşmalar, son zamanlarda kamuoyu tarafından daha sıkı takip edilmeye başlandı. Bu ayın başında Pentagon'un Google, OpenAI, Microsoft, Amazon Web Services, Nvidia, SpaceX ve Reflection gibi şirketlerle teknolojilerinin gizli askeri ağlarda kullanılması için anlaşmalar yapıldığını duyurmasına ek olarak Meta'nın da ortakları arasında bulunduğu Scale AI ile yapılan anlaşmanın değerini 100 milyon dolardan 500 milyon dolara çıkardığını duyurması dikkati çekti.
Yeni güvenlik-teknoloji düzeni
Tüm bunlar, ABD'nin uzun süredir tahkim etmeye çalıştığı teknoloji-savunma ekosisteminin yeni safhasına işaret ediyor. Burada esas belirleyici olan ise bugün Pentagon ile Silikon Vadisi arasında giderek kurumsallaşan karşılıklı bağımlılık ilişkisinin ortaya çıkması. Devlet, özel sektörün geliştirdiği yapay zeka, bulut bilişim, yarı iletken, uydu ve veri işleme kapasitesini güvenlik mimarisine entegre etmeye çalışırken teknoloji şirketleri de savunma bütçeleri, stratejik erişim imkanları ve devletin sağladığı meşruiyet üzerinden kendi konumlarını güçlendiriyor. Bu nedenle son dönemde yapılan anlaşmalar, münferit tedarik adımlarından ziyade, kamu ile özel sektörün birbirini beslediği yeni güvenlik-teknoloji düzeninin parçası olarak okunmalı. Nitekim Silikon Vadisi'nin önemli aktörlerinin, ABD güvenlik nizamıyla çalışmaya daha açık ve istekli hale gelmesi, yapay zekanın hem ticari rekabetin hem de askeri kapasite üretiminin merkezine yerleştiğini gösteriyor.
Bu dönüşümün seyrini anlamak bakımından Project Maven, kritik bir ara durak olarak öne çıkıyor. İlk etapta dron görüntülerini yapay zeka desteğiyle analiz etmek için kurgulanan proje, zamanla tam teşekküllü veri toplama projesine dönüştü. Google'ın Pentagon'un ortağı olarak bu projeye dahil olması, 2018'de şirket içinde ciddi tepkilere yol açmıştı. Çalışanların itirazları ve istifalar sonrasında Google, sözleşmeyi yenilememe kararı almıştı. Google yerine projenin büyük bir parçası haline gelen şirket ise Palantir oldu. O dönemde büyük teknoloji şirketleri, askeri projelerle kurdukları ilişkiyi daha temkinli ve mesafeli bir çerçevede sunma ihtiyacı hissediyordu. Bugün ise bu tablo, belirgin biçimde değişmiş durumda. Yapay zeka, artık tekil bir proje ya da sınırlı bir tedarik ilişkisi olmaktan çıkarak ABD güvenlik mimarisinin merkezine yerleşen ve Silikon Vadisi'nin başlıca aktörlerini aynı hatta toplayan daha merkezi, daha kapsamlı ve daha kurumsal bir sürecin taşıyıcısına dönüşüyor.
Silikon Vadisi-Pentagon işbirliğinin merkezindeki kurumlardan biri, CDAO (Chief Digital and Artificial Intelligence Office) idi. Temmuz 2025'te Anthropic, Google, OpenAI ve xAI'ya ulusal güvenlik misyonlarına yönelik ajan tabanlı yapay zeka iş akışları geliştirmeleri için her biri 200 milyon dolara kadar çıkabilecek sözleşmeler verilmesi, CDAO'nun öne çıktığı önemli adımlarından biriydi ancak yeni yapılan anlaşmaların daha kritik eşik teşkil ettiği söylenebilir. Bu anlaşmalar, Pentagon'un AI Acceleration Strategy ve GenAI.mil genişlemesi kapsamında yapay zeka kabiliyetlerini gizli IL6 ve IL7 ortamlarına taşımayı hedefliyor. Bu bağlamda yapay zeka sistemleri, hassas devlet verileriyle çalışabilecekleri gizli ağlara taşınarak istihbarat analizi, veri sentezi, planlama, karar destek mekanizmaları ve muharip unsurların günlük iş akışları içinde kullanılabilecek operasyonel araçlara dönüştürülüyor. Bu yönüyle süreç, yapay zekanın Pentagon bürokrasisinde yardımcı bir teknoloji olmaktan çıkıp askeri karar alma ve uygulama süreçlerinin altyapısal bileşeni haline geldiğini gösteriyor. CDAO, bu dönüşümde Pentagon'un veri ve yapay zeka ölçeklendirme ofisi olarak merkezi rol üstleniyor.
Değer söyleminden güvenlik söylemine
Mevzunun bir diğer boyutu da ABD Başkanı Donald Trump döneminde teknoloji elitleri, savunma bürokrasisi ve ulusal güvenlik söylemi arasında daha yakın bir hat kuruluyor olması. Bu girişimlerin arkasında Çin başta olmak üzere rakiplere karşı teknolojik ve askeri üstünlüğü muhafaza etme isteği bulunuyor. Pentagon açısından yapay zeka, karar alma hızını artıran, belirsizliği azaltan ve rakibe karşı stratejik avantaj sağlayabilecek altyapı olarak görülüyor.
Fakat bu durum ciddi bir gerilime yol açmakta. Google, OpenAI ve benzeri şirketler, kendilerini uzun yıllar boyunca şeffaflık, sorumlu teknoloji, insanlığın ortak faydası gibi kavramları merkeze alan anlatılarla meşrulaştırdı. Askeri anlaşmalar söz konusu olduğunda bu evrenselci teknoloji dilini koruyabilmek pek mümkün gözükmüyor. Bu nedenle şirket çalışanları olmak üzere birçok kesimden çeşitli tepkiler yükseldi. Maven Projesi'nden Gazze'de yürütülen soykırımdaki işbirliklerine, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan İran'a yönelik saldırılara kadar pek çok kez şirketler, çalışanları ile karşı karşıya geldi ancak zamanın ruhu, kar istenci ile ulusal güvenliğin ahlaki hassasiyetlere üstün geldiği bir tablo ortaya çıkıyor. Nitekim Google, Maven Projesi'nde çalışan tepkisi nedeniyle sözleşmeyi yenilememişken bugün yapay zekayı askeri amaçlarla kullanmama taahhüdünden resmi olarak caymış durumda. Dolayısıyla değer merkezli teknoloji anlatısının giderek mevzi kaybettiği görülmektedir.
Esasında her yeni askeri teknoloji, etik sorgulamalara konu olmuştur. Dronlar, siber operasyonlar, uydu gözetimi, biyometrik sistemler ve otonom platformlar da benzer soruların muhatabı oldu. Yapay zekayı farklı kılan ise onun silah olmaktan öte karar alma sürecine doğrudan dahil olan hatta tam otomasyon durumunda başat aktör olmasıdır ancak şimdilik tam otomasyon yapay zeka, askeri teknoloji kullanımında ana akım haline gelmedi.
Tüm bu gelişmeleri savaşın tamamen yapay zekaya devredilmesi olarak okumak için oldukça erken. Yapay zeka, savaşın karakterine dair esastan bir değişime en azından şimdilik sebep olmuş değil. Bu süreçte askeri doktrin, insan kapasitesi, siyasi karar alma, sahadaki belirsizlik, istihbarat ve veri kalitesi hala oldukça belirleyici. Değişimi daha çok savaşın icra süratinde görmek mümkün. Karar alma süreçlerinin, normalde haftalar boyunca sürecek olan farklı operasyonların aynı anda icra edilmesine imkan verecek kadar hızlanmasının tesirleri bundan sonra daha çok görülecektir yani karar alma süreçlerinin giderek algoritmikleştiği yadsınamasa da savaş, makinelerin insafına bırakılmış değil. Bu sistemleri kodlayanlar ve anlaşmalar imzalayarak onları savaş için araçsallaştıranlar hala insanlar. Dolayısıyla sorumluluk da hala insanların.
[Mehmet Akif Ezerbolatoğlu, Küme Teknoloji Politikaları Programı Araştırmacısıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.