Tahşiyecilere Kumpas" İddianamesi (7)
"Tahşiye soruşturması"nda kumpas kurup usulsüzlükler yaptığı iddia edilen Paralel Devlet Yapılanması'na yönelik iddianamede, "Örgütün kullanmış olduğu bazı yasa dışı yöntemler vardır ki bunlar söz konusu şahsı hem madden hem de manen bitirmeye, yok etmeye yönelik eylemlerdir.
"Tahşiye soruşturması"nda kumpas kurup usulsüzlükler yaptığı iddia edilen Paralel Devlet Yapılanması'na yönelik iddianamede, "Örgütün kullanmış olduğu bazı yasa dışı yöntemler vardır ki bunlar söz konusu şahsı hem madden hem de manen bitirmeye, yok etmeye yönelik eylemlerdir. Bu yöntemlerle şahıs, aile, sosyal ve iş hayatında yıpratılarak itibarsızlaştırmakta, kişi bu iftiraların/saldırıların kimden geldiğini bilse de direnememekte, belli bir süre sonra istifa etmekte ya da örgütün istemiş olduğu davranışları sergilemek zorunda kalmaktadır" denildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nca hazırlanan 398 sayfalık iddianamede, "Örgütün baskı oluşturması" başlığı altında verilen değerlendirmede, örgütün son yıllarda adeta bir "Korku imparatorluğu" oluşturmayı başardığı ve bu sürecin birinci aşamasında, yayınlanan ya da yayınlanacak olan ses kayıtlarının kamuoyunda gündem oluşturan yazarlar tarafından geniş kitlelere "iddia" şeklinde ana hatlarıyla duyurulduğu, ikinci aşamada ise şahıslar tarafından ortaya atılan bu iddiaların, özellikle belirli basın yayın kuruluşları aracılığı ile haberleştirilerek, ülke genelinde tartışılır hale getirildiği, üçüncü aşamada da konuya ilişkin bilinçaltı algısı oluşturulmuş kitlelere yönelik, "mevcut hükümet aleyhine tepkiselliğin arttırılması", "kitlelerin harekete geçirilmesi", "devlet kurumlarının ve bürokrasinin yıpratılması" gayeleri ile sosyal medya ve basın yayın organları üzerinden algı operasyonlarının yapıldığı kaydedildi.
İddianamede, 17-25 Aralık sürecinde de bu yöntemlerle hükümeti devirmeye yönelik tamamen organize bir strateji izlendiği, FETÖ/PDY'nin kendisinden olmayanlara karşı kullandığı çok sayıda illegal yöntemin olduğu, bunların şahsın işinden, ailevi yaşantısına, kişisel zaaflarından, toplumsal konumuna göre şekillenmekte ve çeşitlilik göstermekte olduğu aktarıldı.
Örgütün, kamuda uygulanan genel illegal yöntemlerini ise kendilerinden olmayan çalışana mobbing uygulanması, terfi ettirilmemesi, stratejik görevlere getirilmemesi, meslekten ihraca varan disiplin cezaları verilmesi, istem dışı tayin edilmesi, hak edildiği halde ödüllendirilmemesi, yurt dışında eğitim imkanlarından faydalandırılmaması gibi sıralamanın mümkün olabileceği bildirilen iddianamede, "Ancak örgütün kullanmış olduğu bazı yasa dışı yöntemler vardır ki bunlar söz konusu şahsı hem madden hem de manen bitirmeye, yok etmeye yönelik eylemlerdir. Bu yöntemlerle şahıs, aile, sosyal ve iş hayatında yıpratılarak itibarsızlaştırmakta, kişi bu iftiraların/saldırıların kimden geldiğini bilse de direnememekte, belli bir süre sonra istifa etmekte ya da örgütün istemiş olduğu davranışları sergilemek zorunda kalmaktadır. Bu suçların bir kısmı örgütün legal uzantıları ile koordineli olarak yürütülen planlı çalışmalardır" denildi.
Örgütün, güvenlik birimleri ya da stratejik kurumlardaki uzantıları vasıtasıyla illegal yöntemlerle temin edilen ve üzerinde oynanmış çeşitli dijital verileri kamuoyuna sunduğu belirtilen iddianamede, örgütün siyasi baskı kurma yöntemleri anlatıldı.
İddianamede, örgütün siyasetle ilişkisi "faydacı" ve hatta "fırsatçı" temelde olup; öncelikle siyaset ve kurumları üzerinde etkili olarak kadrolaşmanın önünü açmayı, elemanlarını etkili konumlara taşımayı, onların korunup kollanmasını sağlamayı hedeflediği belirtilerek, bu konuda şu değerlendirmelere yer verildi:
"Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus da örgütün taşeronluğunu yaptığı politikaları devlete hakim kılmak istemesidir. Başta uyuşturucu, terör ve Kürt sorunu olmak üzere; iç güvenlik, dış politika, uluslararası güvenlik, bölgesel ve küresel ilişkiler, uluslararası kuruluşlar, ekonomi, eğitim vb. konularda kendi alternatif politikalarını üretip, bunların devlet ya da hükümet politikası haline gelmesini sağlamaya çalışmaktadır. Siyasi ve sosyal konularda kendi düşünce ekseni etrafında bir kamuoyu oluşturmak, tüm toplumu hedef alıp kendi anlayışınca terbiye etmek, karar alıcı ve politikacıları etkilemek amaçlarıyla özel olarak yetiştirilmiş ve medyada, televizyon programlarında ön plana çıkartılmış çok sayıda akademisyen ve gazeteci, FETÖ/PDY mensubu olarak ulusal ve uluslararası politikalara yön verebilmek adına başta algı operasyonu olmak üzere her türlü yolu denemektedir."
"Medya ve Psikolojik Harekat - Propaganda Araçları"
İddianamede, FETÖ/PDY'nin son dönemde, devletin gizli bilgilerini, gizli toplantılarını gizli telefon görüşmelerini, devlet kademelerindeki kendi unsurları vasıtasıyla her türlü yolu meşru sayan bir anlayışla ele geçirip montajladıkları anlatılarak, " Twitter, Facebook, Youtube gibi sosyal paylaşım sitelerinde yayınlayarak devleti ve hükümeti, itibarsızlaştırmak suretiyle casusluk faaliyeti içerisine girdiği görülmüştür. Öyle ki devletin en mahrem bilgileri dahi medyaya servis edilebilmektedir. Örgüt özellikle yasadışı dinlemeler esnasında elde ettiği ses kayıtlarını, medya organları vasıtasıyla iddia şeklinde kamuoyuna ana hatları ile duyurmakta, ülke genelinde tartışılır hale gelen iddiaların özel bir kurgu ile sunumunu yapmakta ve hükümet aleyhine tepkiselliğin artırılmasını, devlet kurumları ve bürokrasinin yıpratılmasını hedeflemektedir" denildi.
"28 Şubat ve 1980 askeri müdahalesi"
Örgütün bu tavrının yeni olmadığı 28 Şubat sürecinde de anti demokratik girişimlerin örgütün medya organlarınca desteklendiği ve dönemin hükümetini devirmeyi hedefleyen yayınların yapıldığı savunulan iddianamede, şu ifadeler kullanıldı:
"Yine 1980 askeri müdahalesinin hemen ardından, şüpheli Gülen, Sızıntı dergisinde yayınlanan yazısını 'Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz' diyerek sonlandırmıştır. Sonuçta kamuoyunda; bütün bunların, devletin ortadan kaldırılmasına, ele geçirilmesine, anayasal düzenin cebren değiştirilerek yok edilmesine, hükümeti iş yapamaz hale getirmeye ve devirmeye yönelik belirli bir strateji doğrultusunda gelen talimatlar üzerine yapıldığı, bu uğurda her türlü baskı, cebir vb. tarzda hareketlerin de örgüt tarafından meşru görüldüğü anlaşılmıştır."
"Örgütün, Dershaneleri, Evleri ve Yurtları"
Örgütün önemli bir ayağını öğrencilerin oluşturduğunu, bu öğrencilerin, toplumun çeşitli kesimlerinden özellikle de kırsal bölgelerden şehirlere gelen fakir aile çocuklarından oluştuğuna dikkat çekilen iddianamede, örgütün, okul ve dershanelere yönelmesinin temel amacının PDY'ye öncülük edebilecek ve zamanla kadrolarında yer alabilecek zeki kişileri yetiştirmek olduğu vurgulanarak, bugün gelinen noktada; yıllardır her dile getirildiğinde reddedilmeye çalışılan ve tepki gösterilen, "F. Gülen ve örgütünün amacının, açtıkları okulları sayesinde Türkiye'de ve çevre ülkelerde bir yönetici sınıfı oluşturmak" iddiasının doğrulandığının görüldüğü anlatıldı.
Örgütle ilk karşılaşmaların genellikle dershanelerde ya da benzeri eğitim kurumlarında olduğu, öğrencilerin belirli bir okula yerleştirilmek isteniyorsa, sınavlara birkaç ay kala gruplar halinde farklı yurtlara çıkarıldığı ve bu grupların, daha sonra daha küçük gruplara ayrıldığına işaret edilen iddianamede, "Mülki idare, Emniyet, TSK ve Yargı gibi stratejik kurumlar için hazırlanacak öğrenciler, daha özel şartlarda seçilip, özel şartlarda hazırlanmaktadır. Bunlar özellikle dörder kişilik gruplar halinde hazırlanmakta ve bunların mümkün olduğunca diğerleriyle teması sınırlanmaktadır. Bunlara hücre tipi yapılanma modeli uygulanmakta; askeri okullara, Polis Akademisi ve Polis Koleji'ne sokulacak öğrenciler, kesinlikle kendi dershanelerine gerçek isimleri ile kayıt edilmemektedir, Bu öğrencilere sınav soruları sınavlardan önceden verilir. Buna örgüt jargonunda 'Fetih okutmak' denir. 'Fetih okutmak', sınavda çıkacak soruların öğrencilere okutulup ezberletilmesi demektir" değerlendirmesinde bulunuldu.
İddianamede, örgütün özellikle hukuk fakültelerinde okuyan öğrencilere top sakal bıraktırıp, küpe taktırarak, girecekleri ortamda kimliklerini gizlemeleri için 'stil çalışması' yaptırdıklarının bilindiği anlatılarak, şu görüşlere yer verildi:
"Dershaneler, örgütün adeta vesayet araçlarıdır. Çocukların ve ailelerin bilgilerinin depolandığı bir veri tabanıdır. Bu yapının, her ilde en az bir okulu olmakla birlikte, aileler çocuklarının etiketlenmesini istemediği için pek fazla göndermemektedirler. Fakat dershaneler için bu ihtimal daha az olduğundan, dershanelerine daha fazla öğrenci gitmekte ve aileleri de bu yapının içine çekebilmektedirler. Dolayısıyla konunun sadece eğitim olmadığı, PDY'nin dershaneler üzerinden çocuklara, ailelere, il ve ilçelere, köylere ulaştığı ve kontrol ettiği anlaşılmaktadır. Bu bağı kopartacak şekilde, dershanelere gerek kalmayan bir sistem getirildiğinde artık PDY'ye ya da benzeri bir yapıya ihtiyaç kalmayacaktır.
PDY 'abilik' ve 'ablalık' müessesesiyle çocukları adeta ailelerinden daha iyi tanır hale gelmekte, gelişimini takip etmekte ve bu çocuklar bahanesiyle ailelerinin evlerine gelip bilgi toplayıp, not etmektedir. Ailenin dini, siyasi, ekonomik, demografik, eğitim, kültürel, etnik vb. durumu o defterlerde kayıtlı olup, adeta aileler fişlenmektedir. Bu şekilde Gülen örgütünün elinde, 'geniş bir demografik arşivin olduğu' bilinmektedir. Sonuçta 'eğitim alanı', örgüt için adeta bir 'ara yüz' konumundadır. Zira eğitim alanı, örgüt açısından üç tip\fonksiyon görmektedir. Her şeyden önce insan kaynağı sağlamakta; ikinci olarak ekonomik kaynak temin etmekte ve üçüncü olarak ise belki her şeyin ötesinde, hareketin meşru gibi görünmesini sağlamaktadır. Üçüncü fonksiyon diğer ikisinden daha önemlidir çünkü eğitim faaliyetleri, diğer gayrimeşru faaliyetleri kamufle etmektedir."
Örgütün mali yapısı
Örgütün mali yapısının, zaman içerisinde örgütlenmesine paralel olarak Türkiye başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde gelir ve gider kalemleri olan, son derece geniş bir ağ haline geldiği ifade edilen iddianamede, bu kapsamda yapılanmanın zaman içerisinde profesyonelleşmiş, bünyesinde bankası, holdingleri, basın yayın kuruluşları, eğitim kurumları, ticari işletmeleri, hastaneleri, STK'ları vb. çok sayıda kurum/kuruluşu olan, milyar dolarla ifade edilen gelir/gider rakamlarına ulaşan dev bir organizasyon haline geldiği belirtildi.
Örgütün, kurumsal gelirleri konusunda herhangi bir sıkıntısının bulunmadığı, "şirket" ya da "anonim şirket" olarak kurulan söz konusu kuruluşların, elde ettikleri kazançları ticaret veya bankacılık üzerinden sisteme soktukları, "vakıflar" adı altında faaliyet gösteren kurum/kuruluşlar için ise vakıflar için tanınan vergi muafiyetlerinden yararlandıkları vurgulanan iddianamede, "Örgütün, sisteme sokulması yönünde sıkıntı çektiği gelir grubu, "himmet" adı altında toplanan paralardır. Örgüt bu sorunu, topladığı parayı, kendisine bağlılığı konusunda şüphe duymadığı ve güvendiği mutemet tayin ettiği iş adamları üzerinden aşmakta, toplanan paralar, belirlenen iş adamlarına verilerek yakalandığında kendi parası adı altında legalleştirilmesini sağlamaktır. Bu sayede zaten maddi durumu yerinde olan iş adamı gerektiğinde o parayı kendi parasıymış gibi bankaya yatırabilmekte, hem de örgütün o parayla ilgisi olduğuna dair resmiyete dökülebilecek bir sorun ortadan kaldırılmaktadır" ifadelerine yer verildi.
İddianamede, örgütün şahıslardan topladığı parayı sorunsuz bir şekilde sisteme sokma yöntemlerinden birinin de kamuya yararlı dernek statüsünde bulunan "Kimse Yok mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği" gibi dernekler olduğu anlatıldı.
(Sürecek)