Tcmb Finansal İstikrar Raporu Açıklandı
Rapordan: "2013 yılı ikinci çeyreğinden itibaren küresel para politikalarına ilişkin artan belirsizlikler, Türkiye'nin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları yaşanması...
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Finansal İstikrar Raporu'na göre, 2013 yılı ikinci çeyreğinden itibaren küresel para politikalarına ilişkin artan belirsizlikler, Türkiye'nin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları yaşanmasına neden oldu.
Merkez Bankası tarafından yılda iki kez yayımlanan "Finansal İstikrar Raporu'nun" ikincisi yayımlandı.
Raporun "Ulusal Ekonomik Görünüm" başlıklı kısımında, 2013 yılının ikinci çeyreğinde iktisadi faaliyet yılın ilk çeyreğine kıyasla daha olumlu bir görünüm sergiledi. İç tüketimdeki canlanma ve altın ticaretindeki baz etkisi cari işlemler açığının bir miktar bozulmasına neden oldu. Mayıs ayından sonra küresel finansal piyasalarda artan oynaklık, Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde sermaye akımları ve döviz kurlarında dalgalanmaya yol açtı.
2013 yılı ikinci çeyreğinden itibaren küresel para politikalarına ilişkin artan belirsizlikler, Türkiye'nin de içinde olduğu gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları yaşanmasına
neden oldu.
Son dönemde finansal koşullarda yaşanan sıkılaşmanın gelecek dönemde krediler ve cari açıktaki artışı sınırlayacağı tahmin edildi. Mayıs ayından temmuz ayına kadar geçen sürede, finans ve finans dışı sektörlerin dış borçlanmalarında herhangi bir sorun yaşanmamasına rağmen Türkiye'den 10 milyar dolara yakın sermaye çıkışı olduğu görüldü.
Ancak, Fed'in varlık alım programının azaltılacağına ilişkin beklentilerin ötelenmesi ile küresel risk iştahının toparlanma eğilimine girmesi, sermaye akımlarının yeniden artışa geçmesini sağladı. Türkiye'ye yönelik portföy akımlarında yaşanan bu oynaklığın, 2011 yılında Avrupa krizi sırasında yaşanan oynaklıktan daha fazla olduğu görüldü.
Cari işlemler açığının, ulusal ekonominin sermaye hareketlerine karşı duyarlılığını artırmakta olduğu kaydedilen raporda, şunlar kaydedildi:
"2013 yılının ilk çeyreğinden itibaren yurt içi talepteki canlanmaya bağlı olarak artan ithalat talebi ile cari işlemler açığında bir miktar bozulma görülse de, bu bozulmada altın ticareti önemli rol oynamıştır. Bundan sonraki dönemde ılımlı bir artış sergilemesi beklenen yurt içi talep ve kredilerin ithalat artışını sınırlayabileceği değerlendirilmektedir. Ayrıca, Avro Bölgesi iktisadi faaliyetine dair iyileşme işaretleri de ihracata yönelik olumlu beklentileri desteklemektedir. Bu gelişmeler ışığında altın hariç cari işlemler açığındaki düzelmenin önümüzdeki dönemde devam etmesi beklenmektedir. Cari işlemler açığının finansmanında, portföy akımları dışındaki unsurların önemli bir değişim göstermemiş olması,
finansmana ilişkin endişeleri azaltmaktadır."
Küresel para politikalarına ilişkin belirsizliklerin artması döviz kurları dahil tüm finansal varlıkların yeniden fiyatlanmasına yol açtı. 2011 yılının ortalarından itibaren kademeli bir
yükseliş sergileyen reel efektif döviz kuru, 2013 yılının Mayıs ayından sonra yaşanan nominal kur gelişmeleri ile değer kaybetti. Eylül ayında ise küresel finansal piyasalarda endişeleri
azaltan gelişmelerin öne çıkması ile reel efektif döviz kurundaki değer kaybının hafiflediği görüldü.
Raporda, reel efektif döviz kurunda Mayıs ayından sonra gözlenen gelişimin ekonomideki dengelenme sürecine katkı sağlayacağı belirtildi.
Rapora göre gelişmekte olan ülkelerin risk görünümlerinin göreli bozulmaya uğraması kurlardaki oynaklığı artırdı. Cari açık veren gelişmekte olan ülke para birimleri arasında bir süredir en
düşük kur oynaklığına sahip olan Türk Lirası, mayıs ayı sonrasında düşük oynaklık seviyesinden uzaklaşmaya başladı.
Türkiye'nin dış finansmana olan duyarlılığı, ima edilen kur oynaklığının görece daha fazla yükselmesinde etkili olurken, aynı dönemde en çok değer kaybeden diğer dört gelişmekte olan ülke para birimleri ile karşılaştırıldığında, Türk Lirası'nın en düşük oynaklığa sahip olduğu görüldü.
"2013 yılının ikinci çeyreğinde iktisadi faaliyet ivme kazanmıştır"
Rapora göre, 2013 yılının ikinci çeyreğinde iktisadi faaliyet ivme kazandı. Yılın ilk çeyreğindeki güçlü artışın ardından ikinci çeyrekte nihai talep bir önceki çeyreğe göre sınırlı bir artış sergiledi. Özel kesimin yatırım ve tüketim talebinin çeyreklik bazda ılımlı arttığı, ilk çeyrek büyümesinde önemli rol oynayan kamu talebinin ise düşüş kaydettiği görüldü. Diğer yandan ikinci çeyrek büyümesine en önemli katkı stok değişiminden geldi.
İthalat talebinin hızlı artışı sonrasında net dış ticaret büyümeye negatif katkı sağlarken, son dönem gerçekleşmeleri ile birlikte değerlendirildiğinde yılın ikinci yarısında net ihracatın büyümeye katkısının artacağının tahmin edildiği belirtilen raporda, şunlar ifade edildi:
"Kamu borç stoku göstergelerindeki iyileşme eğilimi bütçe performansındaki olumlu seyre paralel devam etmektedir. 2013 yılında vergi ve vergi dışı gelirlerde kaydedilen yüksek oranlı artışlar bütçe performansındaki olumlu görünümün temel belirleyicisi olmuştur. Bütçe performansındaki iyileşme neticesinde kamu borç stoku göstergelerinde 2010 yılında başlayan iyileşme eğilimi 2013 yılında da devam etmiştir Anılan gelişmelere koşut olarak iç borç çevirme oranları yıl genelinde yüzde 100'ün altında seyretmeye devam etmiştir. Kamu maliyesindeki olumlu görünümün devamı ve kamu borç stokunun seviyesi ile faiz ve kur hareketlerine karşı hassasiyetinin sınırlı olması makro ekonomik istikrar ile bilançolarında önemli tutarlarda DİBS taşıyan bankacılık sistemimizin istikrarı açısından önem arz etmektedir."
Finansal varlıkların yeniden fiyatlanma sürecinde, ABD tahvil faizleri ve gelişmekte olan ülkelerin risk primlerindeki yükselişe dayalı olarak yurt içindeki faizlerde hızlı bir yükseliş yaşandı. Not artırımlarının desteği ile tarihi düşük seviyelerine gerileyen DİBS faizleri, mayıs ayı sonrasındaki dalgalanmada diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla daha fazla yükseldi. TCMB'nin öngörülebilirliği artırıcı adımları ve küresel risk iştahının toparlanmasına bağlı olarak tahvil faizlerindeki oynaklık sonraki dönemde bir miktar gerilese de mayıs ayı öncesi seviyelerin üzerinde kaldı.
Tahvil piyasasında yabancı yatırımcıların yoğun olarak satış yaptığı dönemde işlem hacimleri özellikle iki yıl vadeli tahvilde önemli ölçüde düştü, buna bağlı olarak tahvil faizlerinde sert hareketler görüldü. Temmuz ayından sonra işlem hacimleri bir miktar toparlanmış olsa da tahvil piyasası dalgalanma öncesindeki derinliğine ulaşamadı.
Raporda, dalgalanma sonrasında yataylaşan DİBS verim eğrisinin yakın zamanda yeniden normalleştiğinin görüldüğü belirtildi.
- İstanbul